Author Archives: admin

golcuk22.09.2016

Yaz mevsimini sonlandırdığımız ve sonbaharı yavaş yavaş hissetmeye başladığımız günlerde, artık tatilin bize çok uzak olduğunu düşünmeye başlarız. Oysaki sonbaharın bu ılık günlerinde yazın gidilmesinden daha fazla keyif alacağımız, muhteşem güzellikte yerleri var yurdumuzun…

Özellikle sonbahar mevsiminde iklimi, sakinliği ve güzelliğiyle ruhunuzu dinlendirecek olan yerleri sizin için araştırdık…
 
ağva sonbahar ile ilgili görsel sonucu
 
İşte size sararan yapraklarla eşsiz birer manzaraya dönüşen alternatif adresler...
 
 
BÜYÜKADA
 
büyükada gezilecek yerler ile ilgili görsel sonucu
İstanbul’da, ancak İstanbul’un yoğunluğundan uzak Büyükada, sonbaharda adeta romantizm kokar. Yazın akın eden o bunaltıcı kalabalık gitmiş, yerini sadece yerlilerinin yaşadığı mistik bir huzura bırakmıştır. İstanbul’dan uzaklaşmak istemeyenlere Büyükada sonbahar tatili için yerinde bir karar olacaktır.
 
AMASRA  
AMASRA ile ilgili görsel sonucu
Bir doğa harikası olan Amasra, sonbaharda bir başkadır. Özellikle çiftlerin bu mevsimde tercih ettikleri Bartın’ın bu güzel sahil kasabası, yeşilin renk değiştirmeye başladığı ormanları ve lezzetli balıkların yendiği balık lokantalarıyla sizi kendine hayran bırakmaya aday…
 

POLONEZKÖY 

Sonbaharda gidilecek 14 yer

İstanbul’a bağlı Polonezköy temiz, ferah ve rahatlatıcı havası, doğal güzellikleri ve özellikle kirazıyla tanınır. İstanbul’un yanıbaşındaki Polonya’da çok güzel mekanlar ve yemekler de bulabilirsiniz. Cumhuriyet Köyü Polonezköy’den yaklaşIk 10 km. ileride. Bu güzergahta ağaçlar içinde çok güzel oteller, "kendin pişir kendin ye" mekanları, yürüyüş yolları, at binmeyi sevenler için çiftlikler, ormanlar yer alıyor. Yolculuğunuz sIrasında yeşilin her tonunu görebilir, kestane ve ıhlamur ağaçlarının ön planda olduğu Saklıköy’e doğru ilerleyebilirsiniz.

AĞVA

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Bir yanında Yeşilçay, diğer yanında Göksu dereleri ile yeşilin birçok tonunu içinde barındıran Ağva, her ne kadar İstanbul’la iç içe olsa da doğallığından hálá bir şey kaybetmedi. Şehir dışından gelenlerin konaklayabileceği tesislerin de mevcut olduğu bölgede, bisiklet kiralayabilir, yürüyüş parkurlarında terkking yapabilirsiniz. Ağva'da bulunan restorantlar eşsiz lezzetteki yemekleri keşfetmek için oldukça ideal.

YUVACIK 

Sonbaharda gidilecek 14 yer

İzmit sınırları içinde yer alan bölge kendine has yemekleriyle doğa severlere ev sahipliği yapıyor.Yuvacık da akan şelaleler üzerine kurulan masalarda balık yemenin tadına varırken, nehir boyunca yürüyüş keyfi yaşayabilirsiniz.Yemyeşil ormanlarında kuş sesleri arasında huzur bulabileceğiniz mekan İstanbul'a sadece 150 km uzaklıkta.

ABANT 

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Doğanın bütün güzelliklerini içinde barındıran Abant, şehir karmaşasından sıkılıp kaçmak isteyenler için muhteşem bir tatil yöresi. İster aracınızı parkedip faytonla gezmeye başlayın, isterseniz önce yemeğinizi yiyip yürüyüşe çıkın. Ya da kitabınızı alıp göl kenarına yerleşin.Bolu Dağı'na çıkarken yol boyunca et ızgara türü lokanta ve restoranlara sıklıkla rastlanıyor.Bunun yanısıra gölün üzerinde mangalda sucuk ve kırmızı şarap oldukça keyifli. Abant'ta şehit dışından gelenlerin konaklayabileceği tesisler de mevcut.

ALAÇATI 

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Alaçatı yazın en popüler mekanlarından biri. Eylül ayının gelmesiyle birlikte bu güzel Ege kasabası, sakin bir beldeye dönüşüyor. Arnavut kaldırımlı sokaklar, cumbalı taş binalar, yel değirmenleri ve rüzgar güllerinin tadını çıkarmak için sonbahar aylarından daha iyi zaman bulunamaz. Tarihi dokusu talana uğramamış bu şirin kasabada Ege yemeklerinin tadına varabilirsiniz.

ASSOS

Sonbaharda gidilecek 14 yer

3 bin yıllık Assos antik kentinin kalıntılarının bulunduğu Behramkale, tarihi Osmanlı'ya dayanan eski bir köy...Sit alanı ilan edilen Behramkale'nin sokaklarından yürümek insanda sanki yüzyıllar öncesindeymiş hissi uyandırıyor.

Konaklama için köy içindeki otel ve pansiyonları tercih edebilirisiniz. Ege lezzetlerinin tamamını keşfetme imkanı bulabileceğiniz Behramkale'de Hüdavendigar Camii ve köprüsü Behramkala'de görülmesi gereken yerler arasında.

CUNDA

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Eylül ayı Cunda'nın en sakin zamanlarından biri... Temmuz ve ağustosun yoğunluğu yerini muhteşem bir dinginliğe bırakıyor...Adada, talebe göre günün çeşitli saatlerinde düzenlenen tekne turlarına katılarak bilinmeyen güzelliklere yolculuk yapabilirsiniz.Ahtapot salatası, deniz börülcesi, kabak çiçeği dolması ve favam Cunda'da tadına bakmanız gereken lezzetler arasında. Aşıklar Tepesi'ne çıkmadan, ada çayı içmeden, lokma tatlısı yemeden ve bol bol fotoğraf çekmeden Cunda'dan dönmeyin...

EĞİRDİR  

EĞİRDİR ile ilgili görsel sonucu
Isparta sınırları içindeki Eğirdir Gölü'nün manzarası yılın her mevsimi harika. Genelde camgöbeği renginde olan göl, bazı gün ve saatlerde farklı renklere büründüğü için halk arasında yedi renkli olarak anılıyor. Bu bölgede sonbaharın güzelliğini fazlasıyla yaşayabilirsiniz.

KAZ DAĞLARI

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Çanakkale ve Balıkesir sınırları içinde yer alan Kaz Dağları’nın en alçak yeri Edremit Körfezi’nin kuzey kıyıları, en yüksek yeri de 1774 metrelik Karataş Tepesi. Yani bölgeye gittiğinizde hem deniz, hem de orman manzarası bulacaksınız.

Ege’de kışın yaprak döken ağaçların bol olması, sonbaharı rengarenk sevenler için bir avantaj. Tertemiz akan şelalelerin ardında kalan, sarı ve turuncu yapraklarla donanmış ağaçlarla karşılaşmak hoşunuza gidecek. Küçükkuyu, Akçay, Altınoluk ve Güre gibi denize kıyısı olan bölgelerde konaklamanız mümkün.

BOZCAADA

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Sessiz sakin bir tatil arayanlardansanız Bozcada sizin için alternatif bir seçenek olabilir. Adayı bu mevsimde özel kılan Eylül ayındaki bağbozumu şenlikleri. Festivalde ziyaretçiler traktörlere binip, işçilerle birlikte bağlara giderek üzüm toplamanın inceliklerini öğreniyor. En yakın havaalanının 56 km mesafede olduğu adaya, yolculuğun bir kısmı feribotla olmak üzere otobüsle ya da özel arabanızla ulaşabilirsiniz.

bozcaada evleri ile ilgili görsel sonucu

Bozcada'da konaklamak için bağ evleri, konuk evleri ve uygun fiyatlı pansiyonlar mevcut...Hareketli bir gece hayatının aksine, müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebileceğiniz sakin mekanlara sahip olan adada Ege mutfağına özgü yemeklerin tadına bakabilirsiniz. Şarap, domates reçeli, cam objeler, bez bebekler, özel tasarım takılar Bozcaada'da alabileceğiniz ürünler arasında...

GÖKÇEADA

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Türkiye'nin en büyük adalarından biri olan Gökçeada yaz aylarında tatilciler tarafından yoğun ilgi görüyor. İstanbul'a 350 km mesafede bulunan adaya ulaşım Kabatepe'ye kadar karayolu ile sonrasında ise ferbiot ile sağlanıyor.

Adada konaklama için uygun fiyatlı pansiyon ve moteller mevcut. Kaleköy, Tepeköy Çınaraltı, Yıldız Koyu, Marmaros Şelalesi, Mavi Koy, Gizli Lİman, Eski Bademli, Peynir Kayalıkları, Aşıklar Koyu Gökçeada'da görülmesi gereken yerler arasında. Kalaköy'deki kayalıklara oturup gün batımını seyretmeden, oğlak tandır ve kuzu kapamanın tadına bakmadan, sakızlı muhallebi yemeden, dibek kahvesi içmeden Gökçeada'dan dönmeyin...

KAPADOKYA

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Eylül ayının insanı çektiği yerlerin başını Kapadokya çekiyor çünkü sonbahara özgü renkler, peri bacaları ile birleşerek harika manzaralar oluşturuyor. Sabah serinliğinde balonla tur atarak başka hiçbir yerde göremeyeceğiniz bu coğrafyayı kuş bakışı seyretmek, hayattan alınabilecek nadir zevklerden biri.

Sadece bu da değil. Kızıl Çukur’da yürüyüş yapmak, güneşin batışını seyretmek, eski bir Rum mahallesi olan Sinasos ya da şimdiki adıyla Mustafapaşa’da bir yemek yiyip, aralarında Asmalı Konak dizisinin çekildiği Old Greek House’un da bulunduğu tarihi taş evleri görmek de bu gezinin güzel anlarından biri olabilir.

KARAGÖL

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Kaçkarlar’da manzara sarıya dönmeye başladı bile. Türkiye’nin en yüksek dördüncü dağı olan Kaçkarlar, Karadeniz kıyılarından itibaren yükselmeye başlıyor. Görkemli zirveler, şelaleler, berrak göller ve zengin bitki örtüsü ile eşsiz bir sonbahar manzarasını burada yakalayabilirsiniz.

Sislerin ardında kalan dağlarla karşılaşacaksınız. Kaçkarlar’a, Artvin-Yusufeli ve ize-Çamlıhemşin’den ulaşabilirsiniz.

ÇAMLIHEMŞİN

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Karadeniz’in tadını çıkarabileceğiniz bir başka yer de Çamlıhemşin. Rize’ye bağlı ilçe eylül ayında oksijen solumak ve kurak bir yazın ardından suya yakın olmak isteyenlere hitap ediyor.

Sonbaharda sarı ve yeşilin binbir çeşit tonuyla benzersiz bir görüntüye kavuşan ormanların içinde yürümek, trekking yapmak, Ayder Yaylası’nda dolaşmak için çok iyi bir zaman. Bölgede kalınabilecek küçük ve güzel pansiyonlar var. Ayder Yaylası, romatizmaya iyi gelen sıcak su kaplıcalarıyla da ünlü.

MARDİN 

Sonbaharda gidilecek 14 yer

Sonbahar, Mardin’i keşfe çıkmak için harika bir zaman. Tarihi şehrin dar ve yokuşlu ara sokaklarında gezmek, Deyrulzafaran Manastırı’nı görmek, Mardin Çarşısı’nın büyüleyici atmosferinde kaybolmak, Kasımiye Medresesi’nde güneşin batışını seyretmek için ise eylül en iyi ay.

Mardin’e gidenler, doğu mutfağının lezzetlerini de tadabilir. Yemekler arasında mahlep şarabı, kuzu budundan içine badem ve sarımsak doldurularak yapılan dobo ve ekşili erik yahnisini tatmalısınız.

SAFRANBOLU  

Safranbolu ile ilgili görsel sonucu

Sarı mevsimin kendini en iyi hissettirdiği yerlerden biri de Safranbolu… Batı Karadeniz’de bulunan Karabük ilinin güzel ve büyük ilçesi Safranbolu, Osmanlı kent mimarisini yansıtan tarihi evleri, dar taş sokakları, meşhur Safranbolu lokumu ve görülecek çok sayıda güzelliği ile sonbaharda keşfedilmesi gereken yerler arasında…

Alzheimer dalgası kapıda

2016-06-28_09122921.09.2016

Her üç saniyede biri demans hastası oluyor. Bunların üçte ikisi ise Alzheimer’a yakalanıyor. Hastalıktan korunmanın sırlarından biri de kahve olabilir.

Alzheimer dalgası kapıdaHer üç saniyede biri demans hastası oluyor. Bunların üçte ikisi ise Alzheimer’a yakalanıyor. Hastalıktan korunmanın sırlarından biri de kahve olabilir.

Türkiye’de 600 bin “aile” Alzheimer ile mücadele ediyor. Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, gelmekte olan Alzheimerli hasta dalgasına dikkati çekerek, “Hazır değiliz” dedi.

Alzheimer dalgası kapıda

Halen Türkiye nüfusunun yüzde 8,7’sini oluşturan 65 yaş üstünün hızla arttığını belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “Her 100 kişiden beşi, 65 yaşından sonra Alzheimer olacak. Bu hasta sayısında korkunç bir artış demek. Ancak hastalar için bakım evi, evde bakım hizmetleri, hastaneler ve personel hatta biz kendimiz bile hazır değiliz” dedi. Hastalığın kadınlarda erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, 65 yaşın üzerindeki her 6 kadından biri, 11 erkekden de birinin Alzheimer olduğunu söyledi. Mevcut hastaların üçte ikisinin kadın olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, meme kanseri riskinden 2 kat daha fazla” dedi.

coffe alzheimer ile ilgili görsel sonucu

EĞİTİM ALZHEİMER’DEN KORUYOR

Eğitime erken yaşlarda başlayanlarda ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde Alzheimer görülme oranı daha düşük. Derneğin yönetim kurulu üyelerinden Doç. Dr. Barış Topçular, “Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu Wisconsin Üniversitesi Alzheimer Araştırma Merkezi’nin bir çalışmasıyla gösterildi. 211 sağlıklı birey ile 57 bilişsel bozukluğu olan bireyin katıldığı çalışmadaki bulgular, eğitim düzeyi yüksek bireylerde Alzheimer hastalığında rol oynayan amiloid ve TAU proteinlerinin birikiminin, eğitim düzeyi düşük bireylere kıyasla çok daha az olduğunu gösterildi” dedi.

pc games and alzheimer ile ilgili görsel sonucu

BİLGİSAYAR OYUNLARI BEYNİ GENÇ TUTUYOR

Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacı “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de demans gelişme riskini azalttığını kanıtladı. Altı farklı araştırma merkezinden 2 bin 785 katılımcıyla yapılan bir araştırmada bellek, akıl yürütme ile bilgisayarlı bilgi işleme hızı egzersizleri karşılaştırıldı. Doç. Dr. Topçular, “Sadece “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin demans üzerine etkili olduğu görüldü. Bu egzersizler demans gelişme riskini yüzde 33 oranında azaltıyor” dedi.

old people eating breakfast ile ilgili görsel sonucu

KALBE İYİ GELEN, BEYNE DE İYİ GELİYOR

Akdeniz tipi diyetle beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olanlarda demans gelişme riskinin de daha düşük olduğunu belirten Doç. Dr. Topçular, “Bunlarda, Alzheimer hastalarında görülen amiloid ve tau proteinlerinin beyindeki birikiminin çok daha az olduğu belirlendi. Çok yeni araştırmalar günlük meyve tüketiminin(günde iki porsiyon) Alzheimer’a yakalanma riskini azaltığını gösterdi” dedi.

pc games and alzheimer ile ilgili görsel sonucu

SOSYALLEŞİN, KAHVE İÇİN

Aktif sosyal yaşam ve kahve de Alzheimer riskini azaltıyor. Derneğin yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, “Günde 1-2 bardak arasında kahve tüketenlerde Alzheimer riskinin azaldığı gözlendi. Türk kahvesi olarak 3-4 fincan öneriyoruz. Buna karşılık 3 bardak ve üstü kahve tüketenlerde bu olumlu etki ortadan kalkıyor” dedi. Bilgiç, kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde hayvan deneyleri bulunduğunu hatırlattı.

coffe alzheimer ile ilgili görsel sonucu

KAHVE İÇİN, BEDEN VE BEYNİNİZİ ÇALIŞTIRIN

Alzheimer riskini azaltmak için özetle şu önerilerde bulundu:

* Bilgisayarlı oynanan “bilgi işleme hızı” egzersizleri yapın.
* Akdeniz tipi diyetle beslenin. Sadece kalbinize değil, beyninize de iyi gelir.
* Düzenli fiziksel egzersiz yapın. Her gün 15-20 dakika yürümek bile yeterli.
* Sosyal hayatın içinde kalın.
* Kahve ve kakaonun da koruyucu etkisi var. Günde 3-4 fincan Türk kahvesi (diğerlerinden günde 1-2 kupa) için. Yanında küçük birer parça siyah çikolatayla da kakao alabilirsiniz.

Mesude Erşan/mersan@hurriyet.com.tr

Yaban hayvanları için ‘eko viyadük’

320818h102416.08.2016

Yaban hayvanlarının rahat geçişlerini sağlamak için otoyollar üzerinde tasarlanan İsveç’in ilk ‘eko viyadük’ inşaatına başlandı.

Danimarka’daki başarılı uygulamanın ardından, İsveç’in güneyinde Kungsbacka yakınlarında doğal parkın içinden geçen E6 otoyolunun üzerinde yapımına başlanan eko viyadük ile yaban hayvanlarının trafik kazalarında yaralanma ve ölümlerinin azaltılması amaçlanıyor.

2018 yılında tamamlanması planlanan eko viyadük konusunda konuşan Kara Yolları Çevre Uzmanı Mats Lindqvist yapımına başlanan viyadük ile karayolu ağında yaban hayvanı kazalarının nasıl geliştiğini araştırmayı amaçladıklarını, viyadük üzerinde ilk anda tasarladıkları bitki örtüsünü ileride nasıl geliştirebileceklerini göreceklerini söyledi.

Danimarka’nın Silkeborg bölgesinde bulunan eko viyadük üzerinden ise son yılda 3 bin 500 yaban hayvanının geçtiği tahmin ediliyor. Bunların arasında 2 bin dolayında tavşan ile onlarca tilki, porsuk, karaca ve ala geyiğin de bulunduğu belirtildi.

Uzay madenciliğine çok az kaldı

Deep-Space-Industries-Plans-a-2020-Asteroid-Landing-1-630x40016.08.2016

ABD merkezli birçok şirket uzay madenciliği işine el atmaya başladı. Bu alanda güçlü bir şirket olan Deep Space Industries başlangıç tarihi olarak 2020 yılını gösterdi.

Uzay madenciliğinin önde gelen şirketlerinden biri olan Deep Space Industries, ilk maden arama tarihi olarak 2020 yılı için hazırlanıyor. Trilyonlarca dolar olan bu sektörde en büyük paylardan birine sahip olmak istiyor ABD merkezli şirket.

Şirket yöneticilerinin açıklamalarına göre Deep Space Industries her türlü yatırımı yaparak gerek personel gerekse ekipman olarak artık tamamen bu göreve hazır durumda. Yaklaşık 50 kilogramlık ağırlığıyla oldukça hafif bir şekilde üretilen Prospector-1 isimli uzay aracı bu görev için hazırlanıyor.

Asteroid inişinin ardından gök taşlarının kaynağı araştırılıp bir harita hazırlanacak. Prospector-1 isimli cihaz ilk önce madencilik için en uygun bölgeyi araştıracak ve sonra kaynak toplanmaya başlanacak. Şirket şimdilik yolculuk yapılacak Asteroid için birkaç seçenek hazırlamış ve bunlardan birini seçmeyi düşünüyor. Şirket öncelik olarak dünya için yakın olan yerleri düşünüyor.

Bunun yanında Ay özelinde de madencilik yapmak isteyen şirketler bulunuyor. Moon Express isimli şirket 2018 yılında bu işleme başlamayı düşünüyor. Şirketin asıl hedefi Ay dahilinde bulunan ve yaklaşık değeri 16 katrilyon dolar olan madeni toplamak olacak.

Sonuç olarak şimdiki teknolojilerle bu madenleri Dünya içine getirmek imkansız gözükse de uzun vade dahilinde bu şirketler oldukça kazançlı çıkabilirler.

CNN Türk

Yaşadığım kaygı mı, korku mu?

burn-out-sophrologie-1080x675

Kaygılı olmanın istek ve performans açısından faydalı olduğu bilinse de uzmanlar, aşırıya varan durumlarda kişinin tedavi edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kaygı ve korkunun karıştırıldığına da dikkat çeken uzmanlara göre bu ikisini ayrıştırmak bireylerin ruhsal süreçlerinin farkına varmaları açısından önemli.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, toplumda kaygı ve korkunun karıştırıldığını ifade ederek, “Kaygı, belirsiz ve uzun süreçlidir. Korkunun ise, kaynağı belli ve kısa süreçlidir. Bu ikisini ayrıştırmak bireylerin ruhsal süreçlerinin farkına varmaları açısından önemlidir” dedi.

Normal düzeyde kaygı hissetmenin istek duyma, motive olma ve karar verme gibi süreçleri harekete geçirdiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, kaygının hiç olmaması ya da olması gerekenden fazla olması durumunda ise olumsuz sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Çetin, şöyle konuştu:

“Kaygı, istek, motivasyon ve performansı bir zincir olarak düşünebiliriz. Kaygı olmazsa, isteğimiz olmaz ve istediğimiz şeye karşı motivasyonumuz olmaz. Bu da bizim performansımızı olumsuz etkiler. Bireyde kaygı çok yüksekse verim sağlanamaz. Bu durum da performansa olumsuz şekilde yansır.”

14678-ThinkstockPhotos-178445186.1200w.tn

Stres olumsuz düşünceleri tetikleyebilir

Kaygıyı bireyin iç ya da dış dünyasından gelen uyaranlarla karşılaştığında gösterdiği tepki olarak tarif eden Çetin, bu tepkilerin, bedensel ve duygusal gibi zihinsel de olabileceğini söyledi. Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, “İnsanların geçmiş yaşantıları, yetiştirilme tarzı ve kişiliklerine yönelik negatif-pozitif düşünceleri vardır. Strese maruz kalınan durumlarda bu olumsuz düşünceler tetiklenebilir” dedi.

Toplumsal olayların, olaya şahit olanları ve yakınlarını kaybedenleri etkilemekle birlikte toplumun genelinde de kaygıya neden olabileceğini dile getiren Çetin, “Genelde travmatik durumlar yaşayan bireylerin anormal davrandıkları düşünülmektedir. Unutmayın ki verdiğiniz tepkiler normal insanların anormal durumlar karşısında verdiği tepkilerdir. Bu nedenle siz değil, maruz kaldığınız durum anormaldir. Ancak eğer kaygı azalmıyor hatta artarak sürüyor ve günlük hayatı zorlaştırıyorsa bir uzmandan destek alınması gerekir” dedi.

Fueling-Your-Anxiety1

Kaygının belirtileri neler?

Zihinsel belirtiler; olumsuz düşünceleri ve tüm felaket senaryolarını içerir. Birey dikkatini toplamakta zorluk yaşar. Dalgınlık ve unutkanlık gibi durumlar yaşanır.

Fizyolojik belirtiler; kalp atışlarında hızlanma, terleme, titreme, uyuşma, karıncalanma, ateş, kas gerginlikleri, hızlı nefes alıp verme, yüz kızarması, baş dönmesi, baş ağrısı, idrar kaçırma, erken boşalma gibi sorunlar gözlemlenebilir.

Duygusal belirtiler; sinirlilik, endişe, kontrol kaybı yaşanıyor gibi hissetme, heyecan, çaresizlik, karamsarlık, umutsuzluk ve yetersizlik gibi durumlar görülür.

Group of friends jumping at beach, silhouette

Kaygıyı hafifletmek için ne yapmalı?

  • Sosyal bağlarınızı koparmayın.
  • Gerçekleştirebileceğiniz sorumluluklar alın.
  • Yalnız kalmamaya özen gösterin.
  • Sıkıntılarınızı paylaşın.
  • Rahatlatıcı ve hoşlandığınız aktivitelere yönelin.
  • Gerçekçi ve olumlu düşüncelere odaklanın.
  • Zihin ve vücudunuzu gözlemlemekte aşırıya kaçmayın.
  • Kaygılardan kaçmak, yok saymak yerine kademeli olarak onunla yüzleşin.
  • Başarısızlıklarınıza değil başarılarınıza ve elinizdeki değerlere odaklanın.
  • Kendinize gerçekçi hedefler koyun.
  • Tükettiğiniz besinlerin kaygıyı artırıcı olmamasına dikkat edin. Örneğin; kafein maddesini aşırı tüketmeyin.

İklim değişikliğine karşı ağaç klonlama

1000x563_33964412.08.2016

Amerika Birleşik Devletleri’nin California eyaleti yeryüzündeki en büyük ve en yaşlı sekoya ağaçlarına ev sahipliği yapıyor. Bu ağaçların bazılarının yaşı 3 bin yılı ve boyu da 100 metreyi buluyor.

Antik Ağaç Arşivcileri tarafından organize edilen 12 kişilik uzman ve tırmanıcılardan oluşan bir grup, bu ağaçların genetik örneklerini toplamak için gönüllü oldu.

Grup üyeleri klonlanan ağaçların ormana dikilmesinin iklim değişikliği ile mücadeleye katkısı olacağını savunuyor.

Projeyi başlatan Tim Smit: 

“Bu büyük ağaçların dünya genelinde ormanlara yeniden dikilmesinin iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması çalışmalarının önemli bir bileşeni olduğunu düşünüyorum.”

Dev sekoya ağaçları 100 metre boyuna, 7 veya 8 metre genişliğine kadar büyüyebiliyor. Bu da iklim değişikliğine neden olan karbondioksit gibi sera gazlarını emme noktasında bu ağaçları daha elverişli hale getiriyor.

Kuraklığa, hastalıklara ve hatta yangınlara bile dayanabilen sekoyalar 3 bin yıl yaşayabiliyorlar.

Antik Ağaç Arşiv Müdürü Jacop Milarch: 

“İklim değişikliği, küresel ısınma ve bunun gibi şeylere karşı direnç noktasında bu ağacın genetiğinde özel bir şeyler olduğunu düşündük. Eğer bu ağaç 3 bin yıl yaşıyorsa genetiğinde özel bir durum olmalı dedik.”

Ağaçlara tırmanan Jim Clark genç dallardan bazı ipuçları topluyor.

Bu ürünler daha sonra besin açısından yüksek kaplara ekilecekleri Michigan’daki laboratuvara gönderiliyor.

Antik Ağaç Arşiv Klonlama uzmanı Jim Clark:

“Burada sekoya ağacının en tepe noktasından budayarak aldığımız örnekler mevcut. Bu materyalleri ip ucu elde edebilmek için topladık.”

Ağaçlardan alınan örnekler kök salmaları için nemlendirilmiş ve derecesi ayarlanmış morumsu florasan ışığı altında büyüyorlar. Ancak şartların sıkı şekilde kontrol edilmesine karşın çoğu yeşeremiyor.

Kök salmayı başaranlar ise ormana nakledilmeden önce kapalı yerde birkaç yıl boyunca dikkatli şekilde bakılmak zorunda.

Antik Ağaç Arşiv Klonlama uzmanı Jim Clark:

“3 bin yılık bir ağaçtan gelen dokunun kök salması biyolojik bir mucize ve şimdi 3 bin yıllık bir ağacın minyatürü elimizde bulunuyor. Genetik aynı, değişmiyor. Bu küçük ince ağaç genetik olarak anne ağaçla aynı özellikleri taşıyor.”

California’da bulunan Berkeley Üniversitesi Biyoloji Profesörü Todd Dawson ise bu girişime şüphe ile yaklaşıyor.

Dawson’a göre kolonlanarak yeniden dikilen ve sayısı belli olan ağaçların küresel ısınmayı yavaşlatacağı çok net değil.

Amerikalı profesör daha çok yağmur ormanlarının korunması ve fosil yakıtlarının kullanımının azaltılmasından yana.

Biyolojist Todd Dawson:

“İklim değişikliği dünya tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar hızlanmış durumda. Bu nedenle hızlı çözümler bulmak durumundayız. Yavaş büyüyen ağaçlar da Dünya’nın şimdiki değişim hızına ayak uyduramayabilir.”

Ancak bu büyük ağaçların korunması ve dikilmesinde taraflar arasında bir tartışma bulunmuyor. Ayrıca bu doğa uzmanları için bir şey yapmamaksa seçenek değil.

Ekip bu yılın sonlarına doğru yaklaşık bin sekoya ağacını büyüme şanslarının en yüksek olduğu serin ve nemli Batı Amerika’daki Oregon bölgesine dikecek.

Biyolojistler şimdiye değin 170 ayrı türü klonladıklarını ve 300 bin klonun dünya genelinde toprakla buluştuğunu belirtiyor.

euronews

Kemik yoğunluğunuzu arttırın Osteoporozu önleyin!

salud-nutricion-huesos-alimentacion_saludable-calcio_ELFIMA20151019_0004_10
Osteoporoz yani kemik erimesi çoğunlukla ileri yaşta ve kadınlarda özellikle menopozdan sonra sıklıkla görülen bir hastalık. Peki kemik yoğunluğu nasıl arttırılır?

Ancak erken yaşta önlem almak kemik yoğunluğunu zirveye taşımak kemik erimesinin önlenmesi açısından hayati önem taşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kolay kırılmadan sorumlu tutulan osteoporoz, kadınları ilgilendiren bir sorun olarak görülse de erkeklerde de ileri yaşlarda sıklıkla görülüyor.

Günümüz koşullarında özellikle kapalı mekan çalışanlarda, güneşle teması olmayanlarda, gıdalarla yeterli kalsiyum alamayanlarda; kemik problemlerinin çok daha erken yaşlarda başladığını söyleyen Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ “Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar kolay olur” diyor.

30 yaşından sonra kemik yıkıma başlar

Kemiğin önemli işlevleri arasında, vücut bütünlüğü ve yapısını sağlama, organları koruma, kasların tutunmasını sağlama ve kalsiyum başta olmak üzere mineral deposu olması mevcuttur. Kemik sürekli yenilenen bir organdır ve yıkılıp yerine yenisi yapılır. Gençken yeni kemik yapımı yıkımdan daha hızlıdır kitlesini artırma yönünde bir denge mevcuttur. Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar mümkün olabilir.

Fazla tuz kalsiyum kaybı yapıyor

Genetik, kuşkusuz hastalıklara meyilde çok önemli bir belirleyicidir. Çevresel etmenler, düzeltilebilir olmaları nedeniyle çok önemlidir. Beslenmede yeterli kalsiyum alımı, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve buna yönelik yeterli gün ışığı maruziyeti, bunun mümkün olmadığı durumlarda D vitamini desteği, egzersiz, yüksek tuzlu beslenmeden kaçınma, dengeli beslenme, potasyum içerikli meyve sebze tüketimleri, sigara ve alkolden uzak durma kazanılması gereken yaşam alışkanlıklarıdır ve bu alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazanılması, korunma adına oldukça önemlidir. Yoğun tuz tüketimi de kemik sağlığını olumsuz etkiler. Diyette alınan tuz miktarının fazlalığı, idrar kalsiyumunun geri emilimini bozup kalsiyum kaybına neden olur. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hazır gıdaların tüketiminin artışı, tuz tüketimini de artırmıştır.

Kemik sağlığımızı olumsuz etkileyen faktörler

• Dengesiz beslenme, yetersiz kalsiyum, magnezyum, potasyum alımı

• Hareketsizlik

• Gün ışığından yeterli yararlanamama

• Sigara ve alkol kullanımı

• Cinsiyet, düşük vücut kitle indeksi ve yaş

• Beyaz ırk

• Ailede osteoporoz öyküsü

• Hormonel sorunlar (yüksek tiroid ve paratiroid hormon düzeyleri, kadında estrojen, erkekte testosteron eksikliği, yüksek kortizol salgısına neden olan Cushing hastalığı..)

• Yeme bozuklukları, anoreksiya nevroza, bulumia, kilo verdirmeye yönelik yapılan bariatrik cerrahiler, Celiac hastalığı gibi malabsorbsiyona neden olan barsak hastalıkları

• Kronik böbrek yetmezliği, transplantasyon

• İlaçlar: Uzun süreli kortikosteroid içerikli ilaç kullanımı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar, bazı antidepresanlar (SSRI), mide asit salgısını azaltmaya yönelik verilen proton pomapa inhibitörleri, aromataz inhibitörleri…

Kemik açısından olumsuz sonuçları bilinen ilaçları uzun süre kullanmak zorunda olan hastalar için koruma protokolleri uygulanmalı ve kemik yoğunluğu periyodik izlenmelidir.

Gençleşmek için 11 besin

10-healthy-eating-habits-most-people-don-39-t-know-knowledge-sharing-ghjth
İnsan ömrü uzadıkça tıp bilimi sadece hastalıkların tedavisi ile değil aynı zamanda daha uzun ve kaliteli yaşamın kapılarını aralayan formüllerle ilgilenmeye başladı. Ömür uzadıkça insanların ortak meraklarından biri nasıl genç kalabilecekleri oldu.

Genç kalmak ve yavaş yaşlanmanın formülü ise çok eski zamanlarda Hipokrat tarafından verilmişti: “Besinler ilacınız olsun.” İşte size Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber’den gençleşmek için sofralarınızda yer vereceğiniz ilaç gibi 11 besin ve tarifler.

BALIK

Balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin vücutta birçok kronik hastalığın ortaya çıkmasına yol açan inflamasyon (yangı, iltihap) durumunu azalttığı uzun zamandan beri bilinen bilimsel bir gerçek. Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda kendimizi daha mutlu ve enerjik hissetmemizi sağlıyor. Yeterli omega-3 yağ asidi tüketenlerin kilo yönetiminde daha başarılı oldukları da biliniyor.

BRASSİCA SEBZELERİ

Karnabahar, brokoli, Brüksel lahanası, lahana ve mor lahana gibi sebzeler içerdikleri izotiyosiyanatlar ile özellikle kolon, akciğer, pankreas, prostat ve mide kanserlerine karşı koruma sağlarlar. Brassica sebzelerinden maksimum fayda elde etmek için haşlamak yerine buharda pişirmeyi tercih etmelisiniz.

KÜÇÜK KIRMIZI MEYVELER

Böğürtlen, ahududu, yabanmersini gibi küçük kırmızı-mor meyveler içerdikleri antioksidanlarla yaşlanmayı geciktirici etki gösteriyorlar. Besinlerin anti-aging etkilerini gösteren Dünya’da geçerli ORAC puanlandırma sisteminde ilk sıralarda yerlerini alıyorlar.

ZEYTİNYAĞI

İçerdiği tekli doymamış yağ asitlerinin ve bazı antioksidan öğelerin kalp sağlığını korumaya ve geliştirmeye yardımcı olduğu uzun zamandan beri biliniyor. Bazı bilimsel çalışmalar kimi kanser türlerine karşı da koruma sağladığından bahsediyor. Zeytinyağı anti-aging etkili ve sağlıklı bir gıda olsa da 1 tatlı kaşığı 50 kalori içeriyor. Bu nedenle de tüketim miktarı konusunda dikkatli davranmakta fayda var.

KAKAO

Panamalılar arasında kalp hastalıklarının en düşük görüldüğü Kunalılar incelendiğinde diğer Panamalılardan farklarının kakao içeceklerini sıklıkta tükettikleri olduğu fark edildi. Bilim adamlarının bu konuda yaptıkları araştırmalar sonucunda kakaonun kalp hastalıkları, demans ve tip 2 diyabete yakalanma riskini azalttığı belirlendi. Kakaonun damarları koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir.

SÜLFÜR İÇEREN SEBZELER

Soğan ve sarımsak gibi sebzelerin içerdikleri sülfürlü birleşiklerin anti-aging etkisi olduğu biliniyor. Anti-aging etkileri bakımından sıralandıklarında kuru sarımsak başı çekiyor. Onu taze sarımsak, kuru soğan, taze soğan ve pırasa takip ediyor.

TURUNCU SEBZELER

Havuç, bal kabağı ve tatlı patates gibi sebzelere turuncu rengi veren beta-karoten güçlü bir antioksidan. Özellikle deri bütünlüğü ve göz sağlığı açısından da önem taşıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar kalp ve kemik sağlığını korumakta önemli olduğunu göstermiştir.

ZERDEÇAL

Son yıllarda üzerine yapılan bilimsel çalışmaların giderek arttığı baharatlardan biri olan zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin antioksidanının Alzheimer’a karşı koruma sağladığı düşünülmektedir. Yine diyabetin ilk alarmı olan insülin direncini kırmaya yardımcı olduğuna dair bilimsel çalışmalar vardır.

DOMATES

İçerdiği laykopen ile prostat kanserine yakalanma riskini azalttığı biliniyor. Laykopen aynı zamanda güneş ışınlarına karşı derimizi koruma altına alıyor ve kollojen adı verilen ve kaybı ile cildimizin yaşlandığı maddenin yıkımını azaltıyor.

KARPUZ

Birçok insan çok şekerli olduğunu düşündüğünden tehlikeli olduğunu zannetse de karpuz içerdiği sitrulin ile bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu toksin öğelerden arındırıyor.

AVOKADO

Yağ içeriği yüksek olan bir meyve olan avokadoda bulunan yağlar kalp sağlığı açısından oldukça önemli ve gerekli. Avokado aynı zamanda yüksek protein içeren diyetler sonucunda vücutta oluşan asit durumunu dengelemek konusunda da yardımcı. Yine yapılan bilimsel çalışmalar avokadonun yanında tüketildiği besinin vücutta daha etkin kullanılmasına yardımcı olduğunu gösteriyor. Avokado antioksidan etkili E vitamininden de zengin.

GENÇLEŞTİREN SOMON

MALZEMELER (2 KİŞİLİK)

2 adet somon fileto, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 adet mor soğan, 4 diş sarımsak, 1 adet avokado, 1 büyük boy domates, karabiber, tuz, ½ limonun suyu, 1 küçük boy brokoli, 1 küçük boy karnabahar, 10 adet Brüksel Lahanası

YAPILIŞI: İki yemek kaşığı zeytinyağı, tuz ve karabiberi harmanlayın. Somon filetoları içerisinde gezdirin. Tavada çevirerek pişirin. Soğanı ve sarımsakları soyun ve çentin. Domatesleri küp küp doğrayın. Avokadoyu ortadan bölün, çekirdeğini çıkarın. İçini kaşık yardımı ile bir kaba alıp çatalla iyice ezin. Limon suyu, karabiber ve tuz ilave edip iyice karıştırın. İçine soğan, sarımsak ve domatesleri ilave ederek iyice harmanlayın. Karışımı pişen filetoların üzerine paylaştırın. Buharda pişirdiğiniz karnabahar, brokoli ve Brüksel lahanaları ile birlikte servis edin.

TOKSİN ARINDIRAN DOMATES KARPUZ SORBE

MALZEMELER (8 KİŞİLİK)

1.5 su bardağı taze sıkılmış çekirdeksiz domates suyu, ¼ iri karpuz, 2 yemek kaşığı limon suyu, 2 yemek kaşığı bal

YAPILIŞI: Karpuzun çekirdeklerini ayırın ve küp küp doğrayın. Tüm malzemeleri blenderdan geçirin. Buzlukta dondurun. Soğuk servis yapın.

Her gün 1 avuç dut yemek için 9 neden!

mulberry-e1416462660714

İster mor olsun; ister siyah veya beyaz… Dut, antioksidan içeriği çok yüksek olan çok sağlıklı bir meyve. Taze olarak tüketildiği gibi; kurutularak veya pekmezi yapılarak da tüketilen dut tam bir sağlık deposu.

Uzman Diyetisyen İpek Ağca Özger ‘Dut, A vitamini, K vitamini, B grubu vitaminleri, demir, potasyum ve fosfordan zengindir. Dut aynı zamanda antosiyanin, lutein, ksantin ve beta-karoten gibi önemli antioksidanların kaynağıdır’ diyor. Bu özelliğinden dolayı birçok hastalığın tedavisinde ve cilt bakım malzemelerinde kullanılmaktadır. Yaklaşık 1 çay bardağı kadar dut 1 porsiyon meyveye eşittir.

mulberries2

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger dutun faydalarını şöyle sıralıyor;

1.Dut, içerdiği antioksidanlar sayesinde kansere yakalanma riskini azaltır.

2.Dut kan basıncının dengede tutulmasını sağlar, kanın pıhtılaşmasını engeller.

3.Dut kansızlığın giderilmesinde yardımcı olabilir.

4.Kan şekerinin dengelenmesini sağlar.

5.Karaciğer ve böbrekleri toksinlerden arındırır.

6.Soğuk algınlığı ve gribi önlemede etkilidir.

7.Kolesterol seviyesinin dengede tutulmasını sağlar.

8.Bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Antioksidan özelliğinden dolayı cilt sağlığında faydalıdır.

Simit Sigaradan Daha Zararlı!

simit05.08.2016

Glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenen kişilerin, bu tip gıdalarla beslenme oranı düşük olan kişilere göre akciğer kanseri riskinin yüzde 49 daha fazla çıktığı saptandı.

Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi’nden uzmanların yürüttüğü araştırmada, akciğer kanseri teşhisi konulan kişilerin sağlık verileri incelendi.

6494_7b12ac910650805ac1a1a25ef33520ef

Sonuçlara göre; glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenen kişilerin, bu tip gıdalarla beslenme oranı düşük olan kişilere göre akciğer kanseri riskinin yüzde 49 daha fazla çıktığı saptandı.

TMO_pirinc_ithal_edecek (1)

Araştırmayı yürüten uzmanlar, bu yiyecekleri tüketmemenin akciğer kanseri riskini azaltmada oldukça etkili olduğu görüşünde.

Teksas Anderson Üniversitesi Kanser Merkezi uzmanlarından Dr. Stephanie Melkonian “Yaptığımız çalışma yüksek glisemik indeksli gıdalarla beslenenlerin, akciğer kanserine yakalanma riskinin yüzde 49 arttığını ortaya koydu” diye konuştu. Dr. Melkonian, özellikle beyaz ekmek, mısır gevreği, simit ve pirincin zararlı olduğunu vurguladı.

16901

ABD’de bu yıl 150 bin kişinin akciğer kanserinden dolayı hayatını kaybettiğini söyleyen Dr. Melkonian, glisemik indeksi ile akciğer kanseri arasında doğrudan bir ilişkinin olduğunu vurgulayarak “Bin 905 hasta üzerinde çalışma yaptık. Hiç sigara içmeyen kişilerde de akciğer kanserini saptadık. Bu kişilerde yüksek glisemik indeksi vardı ve sigaranın 2 katı kadar etkiliydi. Sigara içen ama düşük glisemik indeksi olanlarda ise kansere yakalanma riski yüzde 31″ ifadelerini kullandı.