Category Archives: Bilim ve Teknoloji

Aynı noktadan 6 Dünya dışı sinyal daha tespit edildi

Bu yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı. Geçtiğimiz günlerde bu noktadan 6 adet daha radyo sinyali geldi.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    26.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

u yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı.

Sayısından ziyade gücü dikkat çekiyor

dunyahalleri.com'un Science Alert'tan aktardığı habere göre sadece milisaniyelerle ölçülebilecek kadar kısa süren bu sinyallerin oluşması aslında uzayda alışılmadık bir durum değil.

Hızlı radyo patlamaları (FRB) olarak adlandırılan bu sinyallerden her gün 2 bin kadarının galaksimiz içinde oluştuğu düşünülüyor. Ancak bunların çoğu kısa süreli ve güçsüz sinyaller olduğu için tespit etmemiz kolay olmuyor.

Galaksimizin dışında meydana gelip bize kadar ulaşan sinyaller ise bugüne kadar tespit ettiklerimize göre çok daha güçlü. Tek bir sinyal, Güneş’in bir gün boyunca ürettiği enerjinin tamamı kadar enerji açığa çıkarıyor. Bilimciler bu sinyallerin kaynağı konusunda henüz net bir bilgiye ulaşabilmiş değil.

Kara delik teorisiyle çelişiyor

Daha önceki düşünce FRB sinyallerinin iki nötron yıldızının çarpışması sonucu bir kara deliğin oluşması sırasında açığa çıktığı yönündeydi. Ancak bu açıklama, tek bir noktadan birden fazla sinyal gelemeyeceği anlamına geliyor. Oysa galaksimizin dışındaki bir noktadan gelen sinyaller bugüne kadar 17 kez kaydedildi. Yani mevcut açıklama, bu bilgilerle uyuşmuyor.

Ancak bilimciler bu durumun kara delik oluşumu teorisinin yanlış olduğu anlamına geldiğini düşünmüyor. Daha önce tespit ettiğimiz sinyaller gerçekten nötron yıldızı çarpışmaları sebebiyle oluşuyor olabilir. Galaksimiz dışından gelen sinyallerin kaynağı ise ‘egzotik bir gök cismi’ olabilir. Bu sinyallerin bilinçli varlıklar tarafından özellikle gönderildiği fikrini de değerlendirmek gerekiyor ancak buna dair herhangi bir kanıt yok.

Galaksi dışından gelen FRB sinyallerinin tekrar edebilme yeteneğinin sadece oradaki kaynağa özgü mü olduğu konusunda bilgi edinmek, uzayda tespit edilecek yeni radyo sinyallerinin kaynağını tespit etmek açısından önemli bir rol oynuyor.

A scientist holding a Petri Dish with Virus and bacteria cells.

“Kemoterapinin etki etmediği kanserli hücrelere tesir eden bileşen” iddiası

European Journal of Medicinal Chemistry’de yer alan makalede, Rus kimya uzmanları ve Amerika’nın Immune Pharmaceuticals şirketinin uzmanlarının, diğer kemoterapi çeşitlerine duyarsız kanser hücrelerini yok etme özelliğine sahip kükürt, hidrokarbon ve azot bileşenlerini buldukları belirtildi.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    29.11.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

oskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’nden Aleksandr Kiselev, “Bu bileşenleri seçmemiz tesadüf değil. Aminotiyazollerin çoğu geniş farmokolojik ve biyolojik etkiye sahipler. Bu yüzden biz bu sınıfa ait bileşenlerin kanser karşıtı etki gösterebileceklerini düşündük” ifadelerini kullandı.

Kiselev ve meslektaşları çalışmalarında, hızlı ve ucuz bir şekilde kanser tedavisinde kullanılacak ilaçların elde edilmesini sağlayacak yeni molekül sentez metodunu anlattılar. Bu metodu kullanarak Rusya’dan kimya uzmanları ve meslektaşları 30 adet ilaç topladılar.

Deney sonuçlarına göre, bu moleküle oksijen ve kükürt elementlerini içeren iki yeni karbonhidrat zincirinin eklenmesi ilaçların etkisini artırdı ve kanser hücrelerinin bölünme sürecini durdurdu. Bu ilaçların kanserle mücadelede kullanılabilecekleri belirtildi.

Araştırmanın gelecek evrelerinde uzmanlar bu bileşenin nasıl etki ettiğini ve bölünen hücreleri nasıl yok ettiklerini araştıracaklar. 

Kobay hayvansız tıbbi araştırmalar artık mümkün!

cucg8xrwaaahwfq11.10.2016

Bu mikroskop görüntüsü, Lüksemburg Üniversitesi’ndeki laboratuvarlarda kök hücrelerden elde edilmiş bir insan beyni dokusu. Bu başarının ardındaki ekip, uygulanan yöntem sayesinde, hayvanları kobay olarak kullanmadan, biyo-tıp alanındaki bilgilerimizin genişleyeceği kanısında. Bu hedefe bilim insanları çok sayıda teoriyi kullanarak ulaşmayı istiyor.

Suni-biyo beyinleri yetiştiren buradaki araştırmacıların tek bir misyonu var.

Parkinson hastalığına# karşı geliştirilen tedaviler üzerindeki yeni yaklaşımları incelemek.

Fakat onlar sadece bununla da yetinmiyor:

Kök Hücre Biyoloğu Jens Schwamborn, Lüksemburg Üniversitesi:
“Bu yaklaşımlar insan kök hücrelerine dayanıyor. Bu hücrelerin birçoğu hastalardan geliyor. Bu yüzden onlar bir şekilde hastalığın kendi özelliklerini de barındırıyor. Umarız bu yeni yaklaşımlar Parkinson hastalığında kullanılan hayvanların yerini almada bize yardımcı olur. Elimizdeki birçok sonuç bu sistemlerin patolojik süreçte hayvanlardan daha gerçekçi olduğunu gösteriyor. Bu sebeple de yeni yaklaşımımızla kobayların kullanımı kaldırılabilir. Ayrıca sadece bununla da kalmayıp bilgi dağarcığımızı genişleterek daha anlamlı sonuçlara da ulaşabiliriz.”

Lüksemburg Üniversitesi ve diğer Avrupa araştırma kurumları laboratuvarlarda hayvanlar üzerindeki testlerin azaltılması ya da kaldırılması için aktif olarak çalışıyor.

Bu alternatif yöntemler temellerini genelde bilgisayar bazlı ve yapay ortamda oluşturulan sistemlerden alıyor.

İtalya’da test edilen bu alternatif metotlar insan güvenliği ön planda tutularak onaydan geçiriliyor.

Şu ana kadar bilim insanları, yapay ortamdaki beyin hücrelerinin zehirli maddelere duyarlı olduğunu onayladı.

Biyolog Francesca Pistollato JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):

“Bu deneyler sayesinde beyin hücrelerinin işleyişini ve nöronların elektrik faaliyetlerini nasıl ilettiğini anlamak mümkün olacak. Ayrıca çevreye zararlı, zehirli maddelerin, tarım ilaçlarının ve zararlı ot öldürücülerin nöronların elektriksel faaliyetleri üzerindeki etkilerini de inceleyebiliyoruz.İnsan hücrelerine dayalı bu sistemler yapay ortamda bu mekanizmaların nasıl çalıştığını anlamamıza imkan tanıyor. Yani bu, nöro-toksikoloji alanındaki hayvan testlerine gerçekten alternatif bir model olabilir.”

Onaylanan çalışmaların yanında Joint Research Centre’daki bilim insanları hayvansız deneylerin gelişmesi ve uygulanmasının kolaylaştırılması için alternatif yaklaşımlara veri tabanı sağlıyor.

 

Biyo-mühendis Maurice Whelan, JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):
“Buradaki tabii ki en önemli şey, taraflar arasındaki diyalog. Teknolojik gelişmenin önüne geçilmemesi için alternatif metotlardaki kalitenin, dayanıklılığın ve güvenilirliğin garantilenmesi üzerinde hep beraber olumlu görüşmeler yapıyoruz.”

Yeniden Lüksemburg’tayız. Bu laboratuvarda yeni kozmetik kremlerin insan cildi üzerindeki etkileri biyo-yapay insan derisi üzerinde test ediliyor.

Tavşanlar da deneylerde kullanılıyor.

ATERA Tepe Yöneticisi Bart De Wever:

“Tavşan derisi insanınkinden çok farklı. İnsan derisini laboratuvarda taklit etmeyi başarmamızdan beri bu durum daha da fazla göze çarptı. Bu gerçekten insan derisi. Onaylama çalışmaları yaparak, bu deriyle hayvan verilerini karşılaştırdığımızda durum daha da netleşiyor. Bu, çok daha güvenilir, kolay üretilebilir ve büyük ihtimalle daha ucuz.”

Katılaşan yasalar ve kobay kullanılmasına dönük toplumsal tepkiler, ucuz ve güvenilir alternatif metotların hızla üretilmesini gerekli kılıyor.

Acaba bu yöntemler kobayların yerini tamamıyla alabilecek mi?

Biyo-mühendis Maurice Whelan, JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):
“Ben buradaki sorunun “acabadan” çok “ne zaman” olduğuna gönülden inanıyorum. Bence birçok cephede çok iyi ilerlemeler kaydediyoruz. Ama yapılacak hala çok iş var. Bu yeni teknolojiler hayvan testlerinin yerini almakla kalmayacak. Aynı zamanda araştırmalarda karşılaşılan yeni engelleri de aşmak için ön ayak olacak.”

Bilim insanlarına göre tıp alanındaki bu yeni araçların kullanılabilmesi için insan güvenliğinin garanti altında tutulması ise en büyük gereklilik.

euronews

 
 

Amerikan şirketinden Mars’ta şehir kurma planı

102503183228.09.2016

ABD’Lİ uzay keşif teknolojileri şirketi SpaceX’in CEO’su Elon Musk, 2018’de Mars’a yapacakları ilk yolculukla birlikte, kızıl gezegende kendi kendine yetebilen bir yerleşimin temellerini atmayı planladıklarını açıkladı.

SpaceX’in kurucusu ve elektrikli araç üreten Tesla Motors ile PayPal’ın kurucu ortaklarından olan, Güney Afrika doğumlu ünlü mucit ve girişimci Elon Musk, en erken 50 yıl içerisinde Mars’ta kendi kendine yetebilen bir koloni kurmayı planladıklarını açıkladı. Uluslararası Astronomi Kongresinde konuşan Musk, insanı ‘gezegenlerarası bir tür’ haline getirmek istediğini söyledi.

Mars biletinin kişi başı 200 bin dolar olacağını öngören Musk, maliyetin bu ücret seviyesine düşürülebilmesi için, halen üzerinde çalıştıkları ‘yeniden kullanılabilir roketler’ gibi bazı teknolojik gelişmelerin zorunlu olduğunu ifade etti.

SpaceX şirketi, hâlihazırda kullanılan Falcon roketlerinden çok daha güçlü olduğu ve farklı türde yakıt kullandığı ifade edilen Raptor roket motorunu kısa süre önce dünyaya tanıtmış, Mars seyahatinde kullanılacak bu gelişmiş roketin testleri, pazartesi günü başarılı bir şekilde gerçekleştirilmişti.

“MARS’TA ÇALIŞACAK ÇOK FAZLA KİŞİYE İHTİYAÇ VAR

Mars’a gidecek uzay gemisinin 42 adet Raptor motorunu aynı anda kullanacağını açıklayan Musk, bazı motorların devre dışı kalması durumunda da geminin görevi başarıyla sürdürebilecek şekilde tasarlanacağını söyledi. İlk aşamada 100 yolcuyu eşyalarıyla birlikte Mars’a taşıyacak bir uzay gemisi inşa etmeyi amaçladıklarını bildiren Elon Musk, başlangıçta çok fazla kişinin Mars’a gitmeye hevesli olmayabileceğini, fakat yeni kurulacak kolonide çok fazla istihdam ihtiyacı olacağını ifade etti. Mars’ta, sıkıştırılmış atmosfere sahip kapalı alanlarda tarım mahsulü yetiştirileceğini de anlatan Musk, uzay gemisi seferlerinin devam edebilmesi adına daha fazla roket yakıtı üretebilmek için kaynak çıkarılmasının önemine işaret etti.

İLK İNSANLI MARS YOLCULUĞU 2024’TE

Mars’a ilk insansız yolculuğu 2018’de yapmak istediklerini söyleyen ünlü girişimci, 2024’te ilk insanın kızıl gezegene gönderilmesinin, 2025’te ise uzay gemisinin kızıl gezegene ulaşmasının planlandığını kaydetti. Elon Musk ayrıca, Dünya ve Mars’ın yörüngelerinin uzay aracı göndermeye ancak her 26 ayda bir uygun konuma gelmesinden dolayı, kendi kendine yetebilen ve ortalama bir milyon kişinin yaşayacağı koloniyi kurmanın 40 ila 100 yıl sürebileceğine işaret etti.

Tıklayın: Mars’a tek yön bilet

Tıklayın: Mars toprağında yetişen ürünler sağlıklı

Tıklayın:Antarktika’da Mars’a yolculuğa nasıl hazırlanılıyor?

Tıklayın: Mars’ta yaşama dair çarpıcı teori: İki uygarlık yaşamış ve nükleer savaşla ölmüşler

Jüpiter’in uydusunda yaşam mümkün mü?

607694main_Kepler22bArtwork_full27.09.2016

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, Jüpiter’in uydusu Europa’da muhtemel su buharlarına rastlandığını duyurdu. Su buharının varlığı doğrulanırsa, bu olası bir yaşam ihtimalini güçlendirebilir.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Jüpiter’in uydusu Europa’da su buharlarına rastlandığını açıkladı.

Hubble Teleskopu tarafından çekilen görüntülerde, Europa’nın buzlarla kaplı güney kutbunda yaklaşık 200 kilometre yukarıda muhtemel su buharının olduğu belirlendi.

Yeni nesil teleskobun 2018’de Hubble’ın yerine geçmesiyle birlikte keşifle ilgili daha fazla detaylı bilgiye ulaşılabilmesi bekleniyor.

NASA ayrıca 2020’nin ortalarında bu uydu yüzeyine yapacağı 40’dan fazla yakın uçuşla buhar ve benzeri maddelerden örnek olmaya çalışılacağını duyurdu.

Daha önce de Cassini uzay mekiği, Satürn’ün uydusu Enceladus’ta yükselen su buharları olduğunu ortaya çıkarmıştı.

euronews

Uzay madenciliğine çok az kaldı

Deep-Space-Industries-Plans-a-2020-Asteroid-Landing-1-630x40016.08.2016

ABD merkezli birçok şirket uzay madenciliği işine el atmaya başladı. Bu alanda güçlü bir şirket olan Deep Space Industries başlangıç tarihi olarak 2020 yılını gösterdi.

Uzay madenciliğinin önde gelen şirketlerinden biri olan Deep Space Industries, ilk maden arama tarihi olarak 2020 yılı için hazırlanıyor. Trilyonlarca dolar olan bu sektörde en büyük paylardan birine sahip olmak istiyor ABD merkezli şirket.

Şirket yöneticilerinin açıklamalarına göre Deep Space Industries her türlü yatırımı yaparak gerek personel gerekse ekipman olarak artık tamamen bu göreve hazır durumda. Yaklaşık 50 kilogramlık ağırlığıyla oldukça hafif bir şekilde üretilen Prospector-1 isimli uzay aracı bu görev için hazırlanıyor.

Asteroid inişinin ardından gök taşlarının kaynağı araştırılıp bir harita hazırlanacak. Prospector-1 isimli cihaz ilk önce madencilik için en uygun bölgeyi araştıracak ve sonra kaynak toplanmaya başlanacak. Şirket şimdilik yolculuk yapılacak Asteroid için birkaç seçenek hazırlamış ve bunlardan birini seçmeyi düşünüyor. Şirket öncelik olarak dünya için yakın olan yerleri düşünüyor.

Bunun yanında Ay özelinde de madencilik yapmak isteyen şirketler bulunuyor. Moon Express isimli şirket 2018 yılında bu işleme başlamayı düşünüyor. Şirketin asıl hedefi Ay dahilinde bulunan ve yaklaşık değeri 16 katrilyon dolar olan madeni toplamak olacak.

Sonuç olarak şimdiki teknolojilerle bu madenleri Dünya içine getirmek imkansız gözükse de uzun vade dahilinde bu şirketler oldukça kazançlı çıkabilirler.

CNN Türk

Bilim insanları robotlara acı çekmeyi öğretecek

160526165019_robot_624x351__nocredit30 Haziran 2016

Almanya’daki bilim insanları robotlara acı hissetmeyi öğretmek için yapay sinir sistemi üzerinde çalışıyor.

Bu çalışma robotlara sistemlerine gelebilecek herhangi bir hasara hızlıca yanıt verebilme şansı verirken, robotlarla çalışan insanları da koruyabilecek.

Bilim insanları sistemi “insan ağrısı araştırmalarına” dayandıracak.

Sistemi test etmek için robot koluna baskı ve ısıyı saptayan parmakucu sensörü yerleştirildi.

Hannover kentinde bulunan Leibniz Üniversitesi’ndeki araştırmacılar robotların “beklenmedik fiziksel durumları ve rahatsızlıkları saptayıp sınıflandırabilecekleri, potansiyel hasarı değerlendirebilecekleri ve gerekli tedbirleri ya da refleksleri başlatabilecekleri” bir sistem geliştirdiklerini açıkladı.

160520161431_pepper_robot_624x351_thinkstock

İnsan beynindeki nöronların acıyı iletmesi gibi yapay nöronlar da bilgiyi aktararak robotların acıyı hafif, orta ve şiddetli şeklinde sınıflandırmasını sağlayacak.

Araştırmacı Johannes Kuehn teknoloji ve bilim dergisi IEEE Spectrum’a yaptığı açıklamada “Acı bizi koruyan bir sistem. Acının kaynağından uzaklaştığımızda yaralanmanın önüne geçeriz” diyor.

Cambridge Üniversitesi’nde robot tekonolojisi uzmanı Prof. Fumiya Iida BBC’ye açıklamasında robotlara çeşitli dürtüleri öğretmenin önemli olduğunu söyledi.

Prof. Iida “Robotların öğrenmesini sağlamak en zor şeylerden biri. Ama oldukça da önemli çünkü bu onları daha akıllı yapıyor” dedi.

Iida “Öğrenmek tamamıyla deneme ve yanılma üzerinedir. Bir çocuk düşmenin acı verdiğini öğrenince yaptığı şeyi daha fazla beceriyle yapmayı öğrenir” diye de ekledi.

BBC Türkçe

Mars toprağında yetişen ürünler sağlıklı

0,,18738969_303,0026 Haziran 2016

Hollandalı bilim insanları, NASA’nın geliştirdiği Mars toprağına benzer toprakta ürün yetiştirmeyi başardı. Test edilen ürünlerde sağlığa zararlı metaller bulunmadı.

Mars’a yapılması planlanan seyahatlerde gezegene ayak basacak olan astronotların gıda sorunu sık sık gündeme geliyor.

Öte yandan, Kızıl Gezegen’e yolculuk temalı filmler de son günlerde oldukça popüler. Özellikle Marslı adlı filmde, karakterin Mars toprağında yetiştirdiği patatesleri yiyerek hayatta kalması, “Mars toprağında ürün yetiştirilip yetiştirilemeyeceği ya da bunların sağlıklı olup olmayacağı” gibi soruları bir kez daha gündeme getirmişti.

Hollandalı bilim insanları bu sorunun yanıtını buldu. Yapılan bir deneyde, Mars toprağına benzer bir toprakta yetiştirilen dört sebze ve tahılın yenmesinin güvenli olduğu tespit edildi.

Wageningen Üniversitesi’nde araştırma ekibi, Mars toprağına benzer toprakta yetişen turp, bezelye, çavdar ve domatesin tehlikeli düzeyde ağır metaller içermediğini gördü.

Ekoloji uzmanı Wieger Wamelink, “Bu çarpıcı sonuçlar çok umut verici. Aslında bu turp, bezelye, çavdar ve domatesleri yiyebiliriz ve tatlarının nasıl olduğunu çok merak ediyorum” dedi.

Gelecekte Mars’a yerleşecek olan kişiler gerekli gıda maddelerini beraberinde götürecek ancak daha sonra hayatta kalabilmek için ürünleri ekip yetiştirmeleri gerekecek.

Toplam 10 ürün yetiştirildi

NASA tarafından Mars koşullarına göre geliştirilen toprağı kullanan bilim insanları 2013 yılından bu yana deney yapıyor ve şu ana dek 10 çeşit ürün yetiştirmeyi başardılar.

Ancak yine de bu ürünlerin Mars toprağındaki kadmiyum ya da bakır gibi ağır metalleri absorbe edip etmeyeceği belli değil.

Şimdi patates de dahil geri kalan 6 ürün üzerindeki testler devam ediyor.

NASA, gelecek 10-15 yıl içinde Mars’a insanlı yolculuk planlıyor.

Mars One projesi kapsamında ise aday seçimleri sürüyor. Geri kalan 100 aday arasından 40 kişi seçilecek.

DW

Yeni gezegenlerde hayat var mı?

0,,17576793_303,004 Mayıs 2016

Gökbilimciler tarafından hayatın olabileceği tahmin edilen üç gezegen keşfedildi. Ancak gezegenlerin yaşanır yer olup olmadığı henüz bilinmiyor.

Belçikalı ve Amerikan gökbilimciler hayatın olabileceği üç gezegen keşfettiler. Gezegenlerin çevresinde döndükleri güneşle aralarındaki mesafenin suyun sıvı halini koruyabilmesine elverişli, yani ne çok sıcak, ne de çok soğuk olduğu tahmin ediliyor. Gezegenlerin kütlesi de dünyanınkinden farklı değil. Kütle, yüzeydeki yerçekimi açısından önem taşıyor.

Keşfedilen gezegenler hayatın olması için gerekli şartlara uygun. Güneşimizin sekizde biri büyüklüğünde ve ısısı çok daha düşük olan cüce bir güneşin çevresinde dönen gezegenlerin merkezle arasındaki uzaklığının canlıların yaşamasına elverişli olduğu belirtiliyor.

0,,18173626_303,00

Kızılötesi teleskopla bulundu

Gezegenler Belçika’nın Liege Üniversitesi’ndeki, Şili La Silla Avrupa Rasathanesi’ne bağlı “Transiting Planets and Planetesimals Small Telescope” (TRAPPIST) teleskopuyla bulundu.

60 santimlik TRAPPIST nispeten küçük kızılötesi teleskop sınıfına dahil. Bu teleskopla, gezegenlerin gölgesinde kalan yıldızların ışık yoğunluğu ölçülebiliyor.

Yıldız solgunlaştıkça gökbilimciler yıldızın çevresinde dönen gezegenlerin kütlesini ve yörüngesini daha iyi tayin edebiliyorlar.

Astronomlar günün birinde güneş sisteminin dışındaki, hayatın olduğu gezegenlerin keşfedilebileceğini umuyorlar. Gökbilimcilerin araştırmalarda elde ettikleri bulgular 2 Mayıs tarihli ‘Nature’ dergisinde yayınlandı

0,,19221497_303,00

Ulaşmak mümkün değil

Üç gezegen kova takımyıldızında ve güneş sistemimizin nispeten yakınlarında bulunuyor. Uzaklığı sadece 39 ışık yılı kadar. Ama bu uzaklığın astronotlar tarafından aşılması mümkün değil. Günümüzün teknolojiyle yapılmış bir uzay gemisinin hayat umut edilen gezegenlere 30 000 yılda varabileceği hesaplanmış. Ancak aradaki mesafe mevcut imkânlarla incelenmelerine ve örneğin atmosferlerinin olup olmadığının tespit edilmesine elverişli sayılıyor.

Araştırmayı yapan heyetin başkanı Michael Gillon ‘Reuters’ ajansına yaptığı açıklamada, “Uzayda hayat arayacaksak, önce bu gezegenleri incelememiz gerekir”, dedi. Çalışmaya katılan Massachusetts Institute of Technology’nin (MIT) astronomi bölümünden Julien de Wit de Fransız haber ajansına (AFP), söz konusu gezegenlerde hayat olup olmadığının ‘kendi kuşakları’ tarafından saptanabileceğini söyledi.De Wit, son keşfin ‘astronomideki büyük ikramiye’ olduğunu belirtti.

0,,18176886_303,00Güneş sistemi aşılabilir mi?

Bilim insanları çok uzak gelecekte güneş sisteminin dışına çıkabilecek uzay araçlarının geliştirilebileceğini ifade ediyorlar. Rus milyarder Yuri Milner, fizikçi Stephen Hawking ve Facebook’un kurucusu Mark Zuckerberg nisan ayı ortalarında yeni nesil uzay araçlarıyla ilgili proje çalışmaları hakkında bilgi vermişti.

Üç vizyoncu minik boyutlardaki bir uzay aracının dünyadan lazerle fırlatılıp ışık hızının beşte biri oranındaki hızla uzaya gönderilebileceğini düşünüyor. Bu durumda güneş sistemimizin en yakınındaki ‘Alpha Centauri’ye 20 yılda ulaşmak mümkün olacak. Uzayda hayat arayanlara bu süre hiç de uzun gelmese gerek.

Deutsche Welle Türkçe →

Üç güneşli gezegen keşfedildi

570237a556593446f4ce12994 Nisan 2016

ABD’deki Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü’nde görevli bilim insanları, üç güneşli yeni bir gezegen keşfetti.

Bilim dergisi The Astronomical Journal’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, yaklaşık 680 ışıkyılı uzakta (1 ışıkyılı = yaklaşık 10 trilyon kilometre) bulunan ve ‘KELT-4Ab’ adı verilen gezegenin büyüklüğü neredeyse Jüpiter kadar. (Dünya’dan 1400 kat büyük). İlk olarak 1973’lerde gözlemlenen KELT-4 sistemiyle ilgili son veriler, ABD’nin Arizona eyaleti ile Güney Afrika’daki KELT yer teleskoplarıyla elde edildi.

En yakın yıldızın etrafında 3 günde dönüyor

Araştırmayı önemli kılan, üç yıldızlı güneş sistemlerine oldukça ender rastlanılması. Aşırı sıcak yüzeyiyle bir gaz devi olan KELT-4Ab, şimdiye kadar gözlemlenen dördüncü üç güneşli gezegen. KELT-4Ab’nin gökyüzünde KELT-4A, B ve C yıldızları parlıyor. Gezegen, kendisine en yakın yıldız KELT-4A’nın etrafındaki yörüngesini 3 günde kat ediyor. Daha uzaktaki KELT-4B ve C yıldızları ise birbirine yakın olan ikili bir sistemi oluşturuyor. Bu iki yıldız, gezegenin etrafındaki tek yörüngelerini 4 bin yılda tamamlıyor.

Araştırmayı yürüten ekibin lideri Jason Eastman, “İkili yıldızlar KELT-4B ve C’nin, gezegeni KELT-A yıldızına yaklaştırdığını, ittiğini düşünüyoruz. Eğer orada, yüzeyde olsaydınız, kalın bir atmosferin yanı sıra, Güneş’in Dünya üzerindeki görünüşünden 40 kat daha büyük bir yıldızı görürdünüz. Diğer iki yıldızı ise Ay kadar parlak ve uzakta görürdünüz” dedi.

Gaia teleskobu incelemeye devam edecek

Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’nın Gaia teleskobu, 2018’de tamamlanacak şimdiki görevinin ardından KELT-4Ab’yi gözlemlemeye başlayacak. Bilim insanları, elde edecekleri veriler ışığında nadir rastlanan çok güneşli gezegenleri ve sistemleri daha iyi anlayabileceklerini düşünüyor.

Son yıllarda birden çok güneşi olan gezegen araştırmaları dikkat çekiyor. California’daki Palomar Gözlemevi’ni kullanan NASA astronomları, geçtiğimiz yıl, Dünya’dan 136 ışık yılı uzakta, dört güneşi olan ’30 Ari b’ gezegenini keşfetmişlerdi.

CNN→