Category Archives: Bilim ve Teknoloji

Korsan film paylaşanın interneti 6 ay yavaşlatılacak

Kültür ve Turizm Bakanlığınca telif haklarına yönelik hazırlanan yasa taslağında, korsan film ve dizileri farklı mecralarda paylaşma eylemlerine “internet yavaşlatma” cezası verilmesi öngörülüyor.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 11. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ültür ve Turizm Bakanlığınca kamuoyunun görüşüne açılan 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda değişiklik yapılmasına yönelik hazırlanan yasa taslağında bulunan cezai yaptırımların nasıl uygulanacağına yönelik detaylar netleşmeye başladı.

Yasa taslağıyla dijital dünyada yaşanan hak ihlallerine yönelik iki önemli tedbirin getirilmesi planlanıyor.

Bu kapsamda, kamuoyunda “internetten film izleyene ceza” olarak algılanan internet yavaşlatma cezası, esasında korsan filmleri izleyen değil, yayan bireysel internet kullanıcılarını kapsıyor. Buna göre, bireysel internet abonelerinin internetten herhangi bir filmi izlemeleri veya indirmeleri, cezai yaptırımların içerisinde yer almayacak. Fakat bir abone, indirdiği filmi “Torrent” gibi dosya paylaşım programları üzerinden yükleyip, farklı kullanıcılarla paylaşıyorsa “internet yavaşlatma” cezasıyla da karşı karşıya kalacak.

Genç neslin bilinçlendirilmesi hedefleniyor

Bakanlıkça taslağın yasalaşması durumunda hayata geçirilecek bu yaptırım, “önce iki defa uyar” prensibine dayanacak.

Yine taslak kapsamında kurulması planlanan “Dijital Telif Hakkı İhlalleriyle Mücadele Merkezleri” tarafından bu tip dosya paylaşımlarında bulunduğu belirlenen bireysel internet aboneleri, iki kez uyarılacak. Kişinin bu eylemlerine devam etmesi durumunda ise internet hızı 6 aya kadar yavaşlatılabilecek.

İki kez uyarıp sonrasında internet yavaşlatma yaptırımının uygulanmasına yönelik bu düzenlemeyle özünde özellikle genç neslin bilinçlendirilmesi hedefleniyor. Düzenlemede iki kez uyarı yapılmasının nedeni ise ihlalde bulunanın internet abonesinden farklı bir kişi olması ihtimaline karşı abonenin gerekli tedbirleri almasına olanak tanımak.

Erişim tamamen engellenebilecek

Dijital alanda getirilmesi planlanan ikinci kritik düzenleme ise ihlalci internet sitelerine erişimin engellemesine yönelik olacak.
AA

Wikipedia, Anayasa Mahemesi’ne başvurdu

İnternet ansiklopedisi Wikipedia, Türkiye’deki erişim engeli kararını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. 29 Nisan’da erişim engeli getirilen Wikipedia, bu kararın iptaline ilişkin olarak Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurmuş ancak başvuru reddedilmişti.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

nternet ansiklopedisi Wikipedia, Türkiye’deki erişim engeli kararını Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. 29 Nisan’da erişim engeli getirilen Wikipedia, bu kararın iptaline ilişkin olarak Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurmuş ancak başvuru reddedilmişti. Erişime engellenen Wikipedia, Türk yargısında hakkını aramayı sürdürüyor.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, Wikipedia’ya ‘Türkiye’yi IŞİD terör örgütüyle aynı zeminde gösteren içeriklerin kaldırılmaması’ nedeniyle erişim engeli getirmişti.

29 Nisan günü sabah saatlerinde BTK tarafından erişim engeli getirilen Wikipedia, kararın iptal edilmesi için Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği’ne başvurmuştu.

Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği, Wikipedia sitesinin bağlı bulunduğu Wikimedia adlı vakfın, Wikipedia’ya erişim engellenmesi kararına yaptığı itirazı ise reddetti

Wikimedia’dan önce engellenme kararına ilk olarak Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak itiraz etmişti.

Akdeniz ve Altıparmak’ın başvurusu sonucunda Wikipedia’nın iki konu başlığı nedeniyle engellendiği ortaya çıkmıştı.

‘Suriye İç Savaşı’na yabancı müdahalesi’ (Foreign involvement in the Syrian Civil War) ve ‘Devlet destekli terörizm’ (State-sponsored terrorism) içerikleri nedeniyle, Wikipedia’ya erişimin engellendiği açıklanmıştı.

Konuyla ilgili açıklama yapan BTK Başkanı Fatih Sayan, “Kimse ‘ben Türk mahkemelerini tanımam’ deme hakkına sahip değil. Yargı kararları uygulanmadan Wikipedia’nın açılması mümkün değil” demişti.

Tarihi yerler sanal gerçeklikle evden ziyaret edilebilecek

Avrupa araştırma projesinden bir grup bilim insanı, zorlu ortamlarda bulunan kültürel sitelerin en doğru şekilde 3 boyutlu kopyalarının nasıl görüntüleneceğini araştırıyor. Bu amaç doğrultusunda tarih öncesi mağarada dron ile test yapıyorlar.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 08. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

vrupa araştırma projesinden bir grup bilim insanı, zorlu ortamlarda bulunan kültürel sitelerin en doğru şekilde 3 boyutlu kopyalarının nasıl görüntüleneceğini araştırıyor. Bu amaç doğrultusunda tarih öncesi mağarada dron ile test yapıyorlar. Böyle karmaşık bir bölgede dron kullanımı zorluklarla dolu olmasına rağmen kolaylıkları da var.

“Belçika’da Skladina mağarasındayız. Tarih öncesi uzmanlarına göre, Neandertal kadınları ve erkekleri, bu mağarayı 1000 asır önce kullanmışlar.”

Araştırmacılar, bu siteyi daha iyi incelemek, korumak ve geliştirmek için modern teknolojinin imkanlarından faydalanmanın yollarını arıyor.

Frederic Bezombes, Mekatronik Mühendisi, Liverpool John Moores Üniversitesi:

“Burası çok özel bir ortam. Mağaranın içinde GPS sinyali yok. GPS olmadan, dronu dengeli uçurmak kolay değil. Uçuşu kontrol ederken çok dikkatli olmalıyız. Yer kameralarıyla yapılan normal bir 3 boyutlu haritalamada her zaman boşluklar olur. Sürekli aynı görüntü açısıyla çalışırken, yukarı tarafı doğru bir şekilde harita haline getiremezsiniz. Ancak geniş açılı kameralarla donanmış bir dronla bu boşlukları tek seferde doldurabiliyoruz.”

Dron, mağaranın her köşesini kaydeden 3 kamera ile donatılmış. Her cisim kendi arkeolojik bağlamında haritalandırılıyor.

Mühendislerle aktif şekilde çalışan arkeologlar için elde edilen resimler umut verici.

Kevin Di Moica, Tarih Öncesi Dönem Uzmanı:

“Sitenin tüm arkeolojik verilerini – görsel olarak zeminden – elde edemeyiz. Ancak, dron sayesinde çekilen resimlerle, arkeolojik kazıların farklı aşamaları boyunca yapılan kesikleri yeniden oluşturabiliriz.”

Görüntü alma sonrası işlemleri dijital 3 boyutlu gösterimlerin geliştirilmesine imkan sağlıyor. Bilim insanları, dronların, kültürel alanların 3 boyutlu modellerini geliştirmek için uygun maliyetli çözümler sunma konusunda gerçekten yararlı olduklarını söylüyor.

Isabelle De Groote, Paleoantropolog, Liverpool John Moores Üniversitesi, DIGIART Proje Koordinatörü:

“Dronlar sayesinde, sitelerin içine bizzat girmenize gerek yok. Çok hassas alanlarda yürümek zorunda kalmadan geniş alanları inceleyebilirsiniz. Ayrıca, çok kısa bir sürede çok daha geniş bir alanı gözlemleyebilirsiniz.”

Bilim insanları bu 3 boyutlu animasyonları, Avrupa kültürel varlıklarını daha iyi tanıtma amaçlı interaktif ağ veritabanları oluşturmak için kullanmak istiyorlar. Bu sebeple, dronları sadece görsel malzeme olarak değil küçük kültürel nesnelerin gelişmiş tarayıcıları olarak da kullanıyorlar.

Frederic Precioso, Bigisayar Uzmanı, Nice Sopya Antipolis Üniversitesi:

“İlk önce 3 boyutlu verileri yakalayacağız. Böylece belli bir kültürel nesnenin belirli özelliklerini ortaya çıkarırız. Bu karakterizasyon ve 3 boyutlu model sayesinde, nesneyi diğer veritabanlarında veya web’de görüntülenen benzerleriyle ilişkilendireceğiz. Nesneler diğer tamamlayıcı bilgilerle, meta verilerle ve multimedya ile zenginleştirilirse, tüm bu bilgileri birbirine bağlayabiliriz.”

Bilim insanlarının nihai amacı, özellikle Skladina Mağarası gibi, erişimi zor ve kısıtlı olan kültürel alanların insanların ziyaretine açılması.

Kevin Di Moica, Tarih Öncesi Dönem Uzmanı:

“İlgilenenler mağarayı arttırılmış gerçeklik gözlükleri ile ziyaret edebilir. Nesneleri ortaya çıkarıldıkları orijinal yerinde görebilirler. Yani sanal gerçeklik insanların sitenin bütününü evlerinden ziyaret etmelerine imkan sağlayacaktır.”

Isabelle De Groote, Paleoantropolog, Liverpool John Moores Üniversitesi:

“Galiba sanal ziyaretçilere farklı bir yere gidecekleri ve yeni şeyler keşfedecekleri hissini gerçek bir ziyaretteki gibi vereceğiz. Asıl mesele kültürel mirasın daha erişilebilir hale getirilmesi, paylaşılması ve herkes tarafından kullanılabilmesidir.”Böyle karmaşık bir bölgede dron kullanımı zorluklarla dolu olmasına rağmen kolaylıkları da var.

euronews

Satürn'ün uydusunda yaşam umudu bulan NASA ekibi: 2030 gibi Enceladus’a yeniden gidebileceğiz

Satürn’ün uydusu ‘Enceladus’ta, buz kütlesinin altında okyanus olduğunu belirleyen NASA ekibinden kıdemli astrobiyolog Dr. Mary Voytek, “Bu çok önemli bir keşif. Eğer Dünya’daki bir okyanustan mikroorganizmalar alıp Enceladus’taki okyanusa atarsak yaşar” dedi. Dr. Hunter Waite ise  "yaşam olup olmadığını anlamak için 2030 gibi "Bu keşfi diğerlerinden ayıran şey, gezegenden uzaya sızan okyanus bulutu"" belirterek, "Bu tarihe kadar kesin bir bilgi edinemeyeceğiz" ifadesini kullandı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 16. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

r. Chris McKay ise, "Atmosfer yok, yüzey buzla kaplı... Yüzeyde hayat mümkün değil, sadece okyanusta mümkün. Bu nedenle kolonileşmek gerçekçi değil. Belki insanlık ileride sadece turistik ziyaretler düzenler" diyor.

Gazete Habertürk'ten Nalan Koçak'ın sorularını yanıtlayan (16 Nisan 2017) NASA ekibinin açıklamaları şöyle:

Satürn’ün uydusu Enceladus’taki keşif neden önemli?

Dr. Hunter Waite: Enceladus’un yüzeyini kaplayan buzun altında dev bir okyanus olduğunu tespit ettik. Daha da önemlisi bu okyanusun içinde hidrotermal bacalar var. Daha önceki araştırmalarımızda bunların ipucunu almıştık ancak son yayımladığımız makalede daha önemli bir bilgi var: bu okyanus “yaşanılabilir” yani yaşamın gelişmesi ve sürmesine uygun biyolojik ortama sahip. Bu ortamda yaşamı besleyebilecek enerji kaynağı (yani besin) var, bu kaynak hidrojen formunda.

Dr. Mary Voytek: Enceladus, üzerinde çalıştığımız okyanus gezegenlerin en küçüklerinden biri. Şöyle anlatayım, eğer Dünya bir futbol topu büyüklüğündeyse, Enceladus golf topu büyüklüğünde... Uydunun üzerindeki okyanustan uzaya doğru su bulutları yükseliyor. Bulutlar birkaç kilometre uzaklığa erişiyor. Biz de Cassini uydusuyla bu bulutları inceledik. Okyanusta pek çok organik madde ve gaz tespit ettik. En önemlilerinden biri yaşam için enerji sağlayan hidrojen... Enerji olmazsa, uyduda sadece su olduğunu ve bunun da yaşam için yeterli ortamı sağlamadığını düşünürdük... Ama enerjiyi bulduk, bu çok önemli bir keşif. Eğer Dünya’daki bir okyanustan mikro organizmalar alıp Enceladus’taki okyanusa atarsak yaşar! Ama bu, henüz yaşam bulduğumuz anlamına gelmiyor.

Dr. Chris McKay: Bu keşfi diğerlerinden ayıran şey, gezegenden uzaya sızan okyanus bulutu. Cassini uzay aracı buluttan örnekler topladı ve örnekleri inceledik. Okyanusun bileşenleri hakkındaki bilgiler zaten artık malumunuz....

Hidrojenin bulunması ne anlama geliyor?

Waite: Hidrojen, mikrop gibi organizmalar için potansiyel bir besin kaynağı. Dünya’dan örnek verecek olursak, mesela hidrotermal kaynakların çevresinde hep metanojenik mikropların var olduğunu biliyoruz.

McKay: Dünya’da yaşamın iki kaynağa ihtiyacı var: biri güneş ışığı (Enceladus’taki yaşam için bu mümkün değil çünkü okyanus kilometrelerce kalınlığındaki buz kütlesinin altında) ve kimyasal reaksiyon. Enceladus’ta ikincisi var, bu da hidrojen sayesinde.

"Okyanus 65 kilometre derinliğinde"

Enceladus’taki okyanusun bileşenleri neler?

Waite: Alkali bir okyanus, PH değeri 8 ila 12 arasında. Suyun içerisinde az miktarda hidrojen, karbondioksit, metan, amonyak ve organik bileşenler var.

Voytek: Okyanus yüzeyin 5-6 kilometre altında. Derinliğinin 65 kilometre civarında olduğunu tahmin ediyoruz. Tuz oranı bizim okyanuslarımıza benzer. Sıcaklıksa donma noktasının sadece birkaç derece üzerinde, yani hayli soğuk. n Okyanusta sıcak sıvı bulundu...

Bu ne anlama geliyor?

Waite: Hidrotermal aktivitenin sonucu ortaya çıkan sıcak sıvı, özellikle de su, okyanustaki yaşam için çok önemli olan mineralleri üretiyor. Özellikle de hidrojeni...

Voytek: Sıcak okyanus sıvısı suyla kaya arasında etkileşim için çok önemli. Bu etkileşim sayesinde yaşamı mümkün kılan mineral ve gazlar ortaya çıkıyor.

Yüzeydeki durumu konuştuk. Peki uydunun atmosferi var mı?

Waite: Maalesef atmosferi yok. Hava boşluğu gibi düşünün... Ve okyanustan uzaya doğru duman şeklinde bir sızıntıdan söz edebiliyoruz.

Voytek: Yüzeydeki sıcaklık yaklaşık -200 derece. Ayrıca yüzey donmuş durumda ve bu nedenle yüzeyde yaşam mümkün görünmüyor.

Peki, “Satürn’ün uydusunda gelişmiş yaşam formları var” diyebilir miyiz?

Waite: Gelişmiş yaşam formlarının bulunması muhtemel değil. Burada daha çok mikroplardan bahsediyoruz. Ama unutmayın, şu ana kadar henüz bir yaşam izine de rastlayamadık.

Voytek: Bence orada yaşam var ama gelişmiş düzeyde değil. Mikrobiyal yaşam seviyesinde.

Yaşam olup olmadığını anlamak ne kadar sürer?

Waite: Çalışmalar kısa süre içinde başlayacak. Ancak 2030 gibi Enceladus’a yeniden gidebileceğiz, bu tarihe kadar kesin bir bilgi edinemeyeceğiz.

McKay: Şu an için önemli olan, uydunun yaşam için uygun bir ortam sağlıyor olması. Yani yaşanabilir bir gezegen. Güneş sistemimiz içindeki hiçbir yer için bu ifadeyi daha önce kullanamıyorduk, yani bu bir ilk...

"İnsanlık ileride sadece turistik ziyaretler düzenler"

Enceladus’un yaşama uygun olduğunu tespit ettiniz. Yaşam olup olmadığını da kısa vadede öğreneceğiz... Peki insanlık gelecekte orada kolonileşebilir mi?

Waite: Bunun olacağını sanmıyorum çünkü uydu çok küçük ve soğuk.

McKay: Atmosfer yok, yüzey buzla kaplı... Yüzeyde hayat mümkün değil, sadece okyanusta mümkün. Bu nedenle kolonileşmek gerçekçi değil. Belki insanlık ileride sadece turistik ziyaretler düzenler.

Peki NASA için bir sonraki adım ne? Enceladus’ta tam olarak ne arayacaksınız?

Waite: Cassini misyonu yani bizim ekibimiz yapabileceği her şeyi yaptı. Yaşamın izlerini -amino asit, yağ asidi ve diğer mikrobiyal besinler- bulmak için yeni bir misyona ihtiyacımız var.

Voytek: Yeni misyon için çalış- malar var. Ama gözlerin çevrileceği bir başka misyonumuz var: Europa... Jüpiter’in uydusu ve tıpkı Enceladus gibi yüzeyinin altında bir okyanusu var. Europa’daki okyanusta da hidrotermal faaliyetin olduğuna inanıyoruz. Yani yaşama uygun bir ortamın..

Twitter, 636 bin hesabı “şiddet ve teröre teşvik” gerekçesiyle askıya aldı

Sosyal medya platformu Twitter, 2015 yılının ortasından 2016 sonuna kadar 636 bin 248 hesabın “şiddet ve teröre teşvik” içeren paylaşımlar nedeniyle askıya alındığını duyurdu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 21. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

witter’da 636 bin hesap, şiddet ve teröre teşvikte bulunduğu gerekçesiyle askıya alındı. Şirketten yapılan “şeffaflık raporu” açıklamasında, sosyal medya üzerinden terör ve şiddeti öven paylaşımlarla mücadele edildiği belirtilerek, şeffaflık gereği de bu faaliyetlere ilişkin bilgi verildiği ifade edildi.

Bu kapsamda geçen yılın ikinci 6 ayında “şiddet ve terörün teşviki” nedeniyle 376 bin 890 hesabın askıya alındığı kaydedilen açıklamada, bu uygulamanın başladığı 2015’in ortasından 31 Aralık 2016’ya kadar toplam 636 bin 248 hesabın askıya alındığı bildirildi.

Raporda, kuruluşa hükümetler ya da diğer kuruluşlardan gelen içerik kaldırma talebi sayılarına da yer verildi.

İLK SIRALARDAYIZ

Buna göre 1 Temmuz-31 Aralık 2016 döneminde içerik kaldırılması için mahkemelerden 894, hükümet ya da diğer kurum ve kuruluşlardan da 5 bin 31 talep alındığı vurgulandı. Terör eylemlerine ilişkin içerik paylaşımlarıyla da mücadele edildiği belirtilen açıklamada, terör saldırıları yaşanan Türkiye ve Fransa’nın içerik kaldırılması için en fazla başvuruyu yapan ülkeler olduğu kaydedildi.

Facebook’a hikayeler özelliği geldi

Mark Zuckerberg’ün sahibi olduğu Instagram, WhatsApp ve Facebook Messenger’ın ardından normal Facebook’ta da hikayeler/snap özelliği geldi.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 15. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

acebook’un ciddi manada gözüne diktiği Snapchat özelliklerini ilk olarak Instagram’a getirmişti. Ardından bu ortamda özellik tutulunca WhatsApp’a bile getiren Facebook, ardından Facebook Messenger’da da Messenger Day adıyla bu özelliği sundu.

Temel olarak Hikayeler özelliğini esas alan Messenger Day’le ‘My Day’ altında anılarınızı günlük olarak paylaşabiliyorsunuz. şu tesadüfe bakın ki bu paylaşımlarının 24 saat sonra siliniyor. Messenger Day’in Snapchat ve Instagram’a göre en büyük farkı paylaşımınızı kimlere yapacağınızı kolayca seçebilmeniz. Gerisi ‘hikaye’lerle aynı.

Paylaşımınızı kimlerin göreceğini seçerken önünüzde iki seçenek bulunuyor. Bunlar ‘Herkes dahil ama… hariç) ve ‘Özel’.

Böylece aile eşrafının görmesinden endişelenilen ‘anılarınızı’ görecek kişileri sınırlayabiliyorsunuz. Messenger Day’de ayrıca yazı, çizim, emoji ekleme, efekt ekleme gibi seçenekler de mevcut.

Kullanımı ise şöyle:

Fotoğrafınızı çektiniz, sonra süslediniz. Ardından fotoğrafın sağ altında yer alan oka basıyorsunuz. Sonra açılan ekranda ‘Gününe ekle’yi (add to your day) seçerek fotoğrafı hikayelerinize ekliyorsunuz. My Day yani Günüm’ün yanında yer alan üç noktaya tıklayarak da hikayenizi kimlerin görebileceğini seçebiliyorsunuz.

Şu anda sadece bazı kullanıcılarda bulunan bu özellik, kısa süre içerisinde iOS ve Android kullanan tüm Facebook kullanıcılarına getirilecek.

NASA Dünya’ya benzeyen 7 yeni gezegen keşfetti

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Güneş Sistemi dışında 7 yeni gezegen keşfetti. Bilim insanları Dünya’dan 40 ışık yılı uzaktaki Trappist-1 isimli yıldızın yörüngesinde bulunan gezegenlerin çapları ve kütleleri bakımından Dünya’ya benzediklerini belirtti.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 23. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

ASA geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı yapacağını duyurmuştu. O gün bugündür toplantıda neyin açıklanacağı merakla bekleniyordu ve sonunda heyecanla beklenen o açıklama geldi.

NASA’nın yaptığı açıklamaya göre tek bir yıldızın etrafında dolanan, Dünya boyutlarında tam 7 adet gezegenin keşfedildiği duyuruldu. Keşfedilen sistem bizden yalnızca 40 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Bizler için bu mesafe bir hayli büyük olsa da, uzayı düşündüğümüzde keşfin arka bahçemizde yapıldığını söyleyebiliriz.

Bu gezegenlerden üçü “yaşanabilir bölge” içinde: “Bu gezegenlerden yeşil renkle gösterilen üçü sıvı suyun yüzeyde toplanabileceği yaşanabilir bölgenin içinde bulunuyor. Aslında uygun atmosfer koşullarıyla bu gezegenlerin herhangi birinde su var olabilir.”

“Exoplanet” olarak adlandırılan gezegenlerin tespit edilmesinde NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu kullanıldı: “Spitzer teleskobuyla çok hassas ölçümler yaptık. Yine Spitzer sayesinde bu gezegenlerden altısının ön ölçümünü yaptık ve bunlardan bir tanesi için yaptığımız ölçüm su açısından zengin bir bileşime sahip olduğunu gösterecek kadar hassas ki bu çok heyecan verici çünkü bu yaşanabilir bölgedeki gezegenlerden biri.”

Bilim insanları Güneş Sistemi dışındaki yıldızların yörüngesinde dolaşan bu gezegenlerin keşfinin evrende dünya dışındaki canlı varlıkların keşfi için önemli bir temel oluşturabileceğini düşünüyor.

Bu videodan 4. sıradaki gezegenin yüzeyinden yıldıza bakabilir, gökyüzüne doğru dönerek diğer 6 gezegeni de görebilirsiniz

Kaynak: euronews

iPhone 10 yaşında: Dünyayı değiştiren telefonun hikâyesi

Bundan tam 10 yıl önce, 9 Ocak 2007’de Steve Jobs ilk kez elinde bir iPhone ile lansman gerçekleştirmişti. Geçen 10 yıl içinde iPhone küresel iletişim alışkanlıklarını değiştirirken, Apple’ı da dünyanın en değerli şirketi haline getirdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 09.01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––


teve bana bunun çok gizli olduğunu ve cihazla ilgili bilgi sızdıranların derhal kovulacağını söyledi. Ecel terleri dökmeye başlamıştım.”

Tony Fadell o gün yanında on yıl önce bugün piyasaya tanıtıldıktan sonra gelmiş geçmiş en başarılı teknoloji ürünü olacak iPhone’un bir prototipini taşıyordu. Fadell uçaktan inerken ceplerini yokladığında, cebinin boş olduğunu fark etti.

O an Fadell’ın aklında tek bir soru bulunuyordu: Bunu Steve’e nasıl söyleyeceğim?

Tony Fadell, aynı zamanda iPod’un manevi babası’ olarak biliniyor.

Fadell benimle konuşurken o günü anlatırken, “Telefonu kaybetmemin nasıl sonuçları olabileceğini canlandırıyordum” dedi. Senaryoların hiç biri iyi sonuçlanmıyordu.

Neyse ki iki saat sonra Fadell’e neyi aradığını bilmeyen görevlilerden beklenen iyi haber geldi.
“Cebimden kayıp koltukların arasına düşmüş.”

Birkaç ay sonra tüm dünya bu küçük cihazın ne olduğunu öğrenecekti. Ancak şimdilik Fadell onu kimsenin görmemesi için cebinde sıkı sıkı tutuyordu.

Altmışların Teknolojik Telefonu

Tony Fadell

Tony Fadell iPod’un manevi babası olarak da biliniyor.

Apple’dan 2010 yılında kendi şirketi Nest’i kurduktan sonra ayrılan Fadell, daha sonra akıllı ev cihazları üreten şirketini Google’ın sahibi olan Alphabet’e sattı. Son olarak da geçtiğimiz yıl, kendi şirketindeki tam zamanlı pozisyonundan ayrıldı.

Bugun iPhone’un 10’uncu doğum günü olarka bilinse de Fadell’e göre efsane telefon 12 buçuk yaşında.

Fadell, Apple’da pek de iyi olmayan işleri değiştiren iPod platformunu başka bir boyutta geliştirmeye bu tarihlerde başlamış.

Oyunları ve video dosyalarını da çalıştırabilir hale geldiğini gören Fadell o an, “Bir dakika, veri ağları da yaygınlaşıyor. Bu ürünü genel kullanım platformu olarak ele almalıyız” diye düşünüyor.
Fadell’e göre iPhone’un sınırları yok saymasını mümkün kılan da böyle sıra dışı bir başlangıçtı.
Microsoft bilgisayarı bir telefona sığdırmaya çalışırken, Apple iPod’u başka bir boyuta taşımaya çalışıyordu.

iPod

Tony Fadell, iPod’un iPhone’a ulaşma yolunda ilk adımlardan birisi olduğunu söylüyor.

Gerçekten de ilk iPhone konsept tasarımlarından birinde iPod’un meşhur dokunmatik çemberinin kullanıcının telefonu kullanması için düşünülmüştü. Ama daha sonra bu fikir kenara atıldı.

Fadell o günleri düşünürken cihazı altmışların çevirmeli telefonlarına benzetmeye başladıklarını hatırlıyor. “Ama işe yaramadı! Kullanımı çok zordu.”

Tesadüf eseri, Apple’ın başka bir departmanı da o dönemde dokunmatik bir Macintosh bilgisayar üstünde çalışmaya başlamıştı.

Fadell o anı şöyle hatırlıyor:

“Tasarladıkları şey bir pinpon masası boyutlarındaydı. Steve bana bu gizli projeyi gösterdikten sonra ‘Senden bunu bir iPod’un içine koymanı istiyorum’ dedi.”

Fadell, Jobs’a böyle bir cihaz üretmenin uzun vadeli bir yatırım olduğunu ve yüksek bir maliyeti olacağı konusunda uyarsa da, Jobs ekibin proje üstünde çalışmaya başlamasını istedi.

“Ürünün planlanan tarihte tamamlanması için binlerce kişinin aynı anda üstünde çalışması gerekiyordu. Sonrasında ise piyasaya sürmek için sadece altı ayımız vardı. Bunu başardık ama hiç de kolay olmadı.”

iPhone lansman

İlk iPhone piyasaya sürüldükten hemen sonra çok sayıda kişinin ilgi odağı olmuştu.

Malmö’deki gizemli olay

Apple’ın harika bir işgücü bulunuyordu, ama hiçbiri daha önce telefon yapmamıştı.

Bu yüzden Fadell ve ekibi telekom uzmanları ile tanışmak ve onların araştırma laboratuarlarını yerinde gözlemlemek üzere bir dünya turnesi tertipledi.

İsveç’in Malmö şehrinde başlayan gezi tatsız bir olayla son buldu.

Tüm gezi boyunca toplanan notlar ve ekipmanlar öğle yemeği sırasında çalındı.

Fadell o günü şöyle anlatıyor:

” Ev sahibimize nerede yemek yiyebileceğimizi sorduk. Yorgun olduğumuz için restoranda yarım saat kadar oyalandık. Yemekten döndüğümüzde arabanın içindeki her şey gitmişti. Bir tek çanta bile bırakmamışlardı. Hepimiz bunun bir kurumsal casusluk vakası olduğuna yemin edebiliriz. Bir telefon ürettiğimizi biliyorlardı”

Ancak soygun bir casusluk vakası bile olsa, çalınanlar içinde kayda değer bir şirket sırrı bulunmuyordu.

Takım dönüş yolunda eşyalarında arkada bıraktı ancak yepyeni fikirlerle ofise döndü.

Bu esnada Apple binasında ateşli bir tartışma başlamak üzereydi.

Klavye fikri kenara atıldı

Tartışmanın konusu ise belliydi: iPhone’un klavyesi olsun mu olmasın mı?

Bu döneme tanıklık eden Fadell, dört ay süren kavganın hiç de hoş olmayan bir süreç olduğunu hatırlıyor.

Aklı dokunmatik ekranda olan Jobs’un ise artık bu konudaki fikirlerine karşı çıkan insanlara tahammülü kalmamıştı. Jobs uzlaşmayı bir kenara bırakıp sert bir mizaç takınmak zorunda kalmıştı.
Fadell, Jobs’ın bir gün telefonda ille de bir klavye olmasını isteyenlere “Bizimle aynı fikirde olana dek bu odaya tekrar giremezsiniz. Eğer bu takımda olmak istemiyorsanız, bu takımda olmayın.” diyerek çıkıştığını hatırlıyor.

Jobs’un bu sert çıkışının ardından ise anlaşmazlık çok uzun sürmemiş.

“Bir kişi odadan atıldıktan sonra diğerleri mesajı aldı ve odadaki tepkiler kesildi.”

Ancak klavye konusu odayı terk etmiş olsa da, iPhone ekibinin aklından hiç bir zaman tamamiyle çıkmadı. Aslına bakarsanız bazıları hala dönemin lider telefonu Blackberry’nin karşısına klavyesiz bir telefonla çıkmanın bir hata olduğunu düşünüyor.

Apple Pencil

Steve Jobs’ın hiç bir zaman istemediği Apple Pencil yeni CEO Tim Cook döneminde piyasaya sürüldü.

Gizli kapılar ardındaki Stylus kalem operasyonu

Fikir ortaya çıktuğu andan itibaren Jobs’un Stylus kalemleri hakkındaki fikri oldukça netti: iPhone’un bir kaleme ihtiyacı yoktu çünkü onu kullanmak için bir parmak yeterli olmalıydı.
Ancak Fadell ona katılmıyordu ve dokunmatik ekran üstünde çalışan ekibe ekranı Stylus kalemle de uyumlu olacak şekilde tasarladıklarını söyledi.

Fadell bu riski alma sebebini şöyle açıklıyor: “Steve her ne kadar sadece bir parmağın telefonu kullanmak için yeterli olması gerektiği konusundaki felsefi argümanlarında ısrarcı olsa da, biz yaptığımızın doğru olduğunu düşünüyorduk. Eninde sonunda Stylus kaleme ihtiyaç duyulacaktı.”
“Bunu Steve’in haberi olmadan gizli kapılar ardından yaptık. Bundan haberi olsa sanırım kafamı koparırdı.”

Gizli çalışmak Jobs’un bilmediklerinin ona zarar vermeyeceğine inanan Apple mühendislerinin zaman zaman başvurdukları yöntemlerden biri. Eğer risk alıp günün sonunda haklı çıkarlarsa tebrikleri kabul edenler de bu mühendisler oluyor.

“iPod’un Mac dışındaki bilgisayarlarla uyumlu olması da buna benzer bir hikayeydi” diyor Fadell.
“Steve, Mac olmayan bilgisayarlara ilgili hiçbir şey yapmak istemiyordu, ancak iPod satışları yavaşladığında kapısını çalıp ona ‘bu arada, biz arka planda bu konu hakkında çalışıyorduk’ dedik.”

“Steve’e iTunes’da bir şarkının fiyatının ne olduğunu sordum. ’99 cent’ dedi. Ona yanılıyorsun dedim. Bir şarkının maliyeti iPod’un maliyeti, şarkının maliyeti ve Mac bilgisayarın maliyetinin toplamından oluşuyor ve bizim Mac’deki pazar payımız ise sadece %1 Steve!” dedim. O an beni anladı.

Her ne kadar Jobs Apple ürünlerinin Windows işletim sisteminde çalışmasına sonradan onay verse de, Stylus kalemlerine duyduğu nefret onunla mezara kadar geldi. Ancak Jobs’ın koltuğunu devralan Tim Cook, Apple Pencil’i 2015 yılında piyasaya sürmeye karar verdi.

Steve Ballmer’ın kahkahaları
steve ballmer

Steve Ballmer iPhone’un iş amaçlı kullanımına uygun olmadığını söylemişti

9 ocak 2007’ye gelirsek.

Yılın Macworld organizasyonunda Steve Jobs’ın açılış konuşmasının sonunda ‘bir şey daha’ derken ne kast ettiğini merak eden Apple hayranları ve haberciler, San Francisco’daki Moscone Center’ı doldurmuştu.

Fadell sahnede tanıtılan prototipin henüz tamamlanmadığını ama konferansın hemen ardından iPhone’dan “Telefonların İsa Peygamberi” olarak bahsedilmeye başlandığını hatırlıyor.

Basında iPhone’un tanıtımında adeta bir tapınma merasimini andırması dalga konusu olurken, Microsoft’un o dönemki CEO’su Steve Ballmer ise iPhone’un e-mail için uygun olmadığını ve iş dünyasının böyle bir telefona ilgi göstermeyeceğini söylerken kahkahalarını tutamıyordu.

Fadell “O zaman biz Ballmer’a gülüyorduk” diyor.

“Blackberry’ye de güldük. Steve ile çalışmak bana şunu öğretti; yeni bir ürün yarattığınızda rakipleriniz ve basın size gülüyorsa, büyük bir şey yapmışsınız demektir.”

O günden bu yana satış rakamı bir milyarı geçen iPhone, Apple’ın da dünyanın en büyük şirketlerinden biri olmasını sağladı.

BBC Türkçe

Çin Ay'ın ''karanlık yüzüne'' gidecek

Çin 2018’de Ay'ın ‘’karanlık yüzü’’ olarak adlandırılan bölgesine bir keşif robotu göndermeyi planladığını açıkladı.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    28.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

in'in Ay misyonu, yörüngede dolaşma, iniş ve geri dönüşü içeriyor. Söz konusu plana göre gönderilecek keşif robotu, Dünya'nın en yakın komşusu Ay'a ‘'yumuşak inişinden'' sonra Ay'ın en çok merak edilen bölgesinin jeolojik yapısını inceleyecek. Keşif robotunun yüzeyden örnek parçalarla geri dönmesi ve Ay'ın nasıl oluştuğuna dair ipuçlarını da beraberinde getirmesi hedefleniyor.

Ay'ın bu gizemli bölgesi her ne kadar ‘'karanlık'' olarak adlandırılsa da bu ifade somut bir gerçeklikle örtüşmüyor. Zira, Ay'ın her iki tarafı da iki haftalık gecenin ardından iki hafta da gündüzü yaşıyor. ‘'Karanlık'' ifadesi ise Ay'ın Dünya'ya göre daha uzak kalan kısmının Ay'a ilk uzay aracı gönderilene dek insanlar tarafından görülemiyor oluşu ve bilinmezlik hissinin getirdiği gizemi temsil ediyor. Ay'ın bu uzak köşesi ilk kez Sovyetler Birliği'nin 1959 yılında Ay'a gönderdiği Luna 3 uzay aracı tarafından görüntülenmişti.

default

Çin'in Ay'ın uzak köşesine planladığı yolculuk bir ilk olmasa da yayınlanan rapor resmi bir hedefe işaret etmesi açısından önem taşıyor.

Uzay güvenlik uzmanı He Qisong, Associated Press (AP) haber ajansına yaptığı açıklamada duyurunun Çin'in muhtemelen hâlihazırda bu hedefe ulaşmak için gerekli temel teknolojiye sahip olduğuna işaret ettiğini ifade etti. Qisong, ‘'Çin asla büyük konuşmaz ve ulaşamayacağı bir hedeften bahsetmez'' diye konuştu.

Nitekim Çin, daha önce de Ay misyonunun parçası olarak uzay aracı Chang'e 3'ten Ay'a bir gezici keşif robotu fırlatmıştı. Jade Rabbit adı verilen robotun Ay'ı keşfi, Çinli uzay meraklıları tarafından ilgiyle izlenmişti.

Mars da Çin'in hedefinde

Öte yandan yayınlanan raporda Çin'in 2020'de Mars'a keşif aracı yollama ve buradan örnek parçalar getirme planı yinelendi. Ayrıca ''Jüpiter ve gezegenlerini incelemek ve güneş sisteminin kökeni ve gelişimi gibi önemli bilimsel konular hakkında araştırmalar yürütülmesinin yanı sıra dünya dışında yaşam olup olmadığının araştırılması'' gibi hedefler de Çin'in uzay gündeminde yer bulan başlıca konular arasında.

DW

Aynı noktadan 6 Dünya dışı sinyal daha tespit edildi

Bu yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı. Geçtiğimiz günlerde bu noktadan 6 adet daha radyo sinyali geldi.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    26.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

u yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı.

Sayısından ziyade gücü dikkat çekiyor

dunyahalleri.com'un Science Alert'tan aktardığı habere göre sadece milisaniyelerle ölçülebilecek kadar kısa süren bu sinyallerin oluşması aslında uzayda alışılmadık bir durum değil.

Hızlı radyo patlamaları (FRB) olarak adlandırılan bu sinyallerden her gün 2 bin kadarının galaksimiz içinde oluştuğu düşünülüyor. Ancak bunların çoğu kısa süreli ve güçsüz sinyaller olduğu için tespit etmemiz kolay olmuyor.

Galaksimizin dışında meydana gelip bize kadar ulaşan sinyaller ise bugüne kadar tespit ettiklerimize göre çok daha güçlü. Tek bir sinyal, Güneş’in bir gün boyunca ürettiği enerjinin tamamı kadar enerji açığa çıkarıyor. Bilimciler bu sinyallerin kaynağı konusunda henüz net bir bilgiye ulaşabilmiş değil.

Kara delik teorisiyle çelişiyor

Daha önceki düşünce FRB sinyallerinin iki nötron yıldızının çarpışması sonucu bir kara deliğin oluşması sırasında açığa çıktığı yönündeydi. Ancak bu açıklama, tek bir noktadan birden fazla sinyal gelemeyeceği anlamına geliyor. Oysa galaksimizin dışındaki bir noktadan gelen sinyaller bugüne kadar 17 kez kaydedildi. Yani mevcut açıklama, bu bilgilerle uyuşmuyor.

Ancak bilimciler bu durumun kara delik oluşumu teorisinin yanlış olduğu anlamına geldiğini düşünmüyor. Daha önce tespit ettiğimiz sinyaller gerçekten nötron yıldızı çarpışmaları sebebiyle oluşuyor olabilir. Galaksimiz dışından gelen sinyallerin kaynağı ise ‘egzotik bir gök cismi’ olabilir. Bu sinyallerin bilinçli varlıklar tarafından özellikle gönderildiği fikrini de değerlendirmek gerekiyor ancak buna dair herhangi bir kanıt yok.

Galaksi dışından gelen FRB sinyallerinin tekrar edebilme yeteneğinin sadece oradaki kaynağa özgü mü olduğu konusunda bilgi edinmek, uzayda tespit edilecek yeni radyo sinyallerinin kaynağını tespit etmek açısından önemli bir rol oynuyor.