Category Archives: Bilim ve Teknoloji

NASA Dünya’ya benzeyen 7 yeni gezegen keşfetti

Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi NASA, Güneş Sistemi dışında 7 yeni gezegen keşfetti. Bilim insanları Dünya’dan 40 ışık yılı uzaktaki Trappist-1 isimli yıldızın yörüngesinde bulunan gezegenlerin çapları ve kütleleri bakımından Dünya’ya benzediklerini belirtti.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 23. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

ASA geçtiğimiz hafta bir basın toplantısı yapacağını duyurmuştu. O gün bugündür toplantıda neyin açıklanacağı merakla bekleniyordu ve sonunda heyecanla beklenen o açıklama geldi.

NASA’nın yaptığı açıklamaya göre tek bir yıldızın etrafında dolanan, Dünya boyutlarında tam 7 adet gezegenin keşfedildiği duyuruldu. Keşfedilen sistem bizden yalnızca 40 ışık yılı uzaklıkta bulunuyor. Bizler için bu mesafe bir hayli büyük olsa da, uzayı düşündüğümüzde keşfin arka bahçemizde yapıldığını söyleyebiliriz.

Bu gezegenlerden üçü “yaşanabilir bölge” içinde: “Bu gezegenlerden yeşil renkle gösterilen üçü sıvı suyun yüzeyde toplanabileceği yaşanabilir bölgenin içinde bulunuyor. Aslında uygun atmosfer koşullarıyla bu gezegenlerin herhangi birinde su var olabilir.”

“Exoplanet” olarak adlandırılan gezegenlerin tespit edilmesinde NASA’nın Spitzer Uzay Teleskobu kullanıldı: “Spitzer teleskobuyla çok hassas ölçümler yaptık. Yine Spitzer sayesinde bu gezegenlerden altısının ön ölçümünü yaptık ve bunlardan bir tanesi için yaptığımız ölçüm su açısından zengin bir bileşime sahip olduğunu gösterecek kadar hassas ki bu çok heyecan verici çünkü bu yaşanabilir bölgedeki gezegenlerden biri.”

Bilim insanları Güneş Sistemi dışındaki yıldızların yörüngesinde dolaşan bu gezegenlerin keşfinin evrende dünya dışındaki canlı varlıkların keşfi için önemli bir temel oluşturabileceğini düşünüyor.

Bu videodan 4. sıradaki gezegenin yüzeyinden yıldıza bakabilir, gökyüzüne doğru dönerek diğer 6 gezegeni de görebilirsiniz

Kaynak: euronews

iPhone 10 yaşında: Dünyayı değiştiren telefonun hikâyesi

Bundan tam 10 yıl önce, 9 Ocak 2007’de Steve Jobs ilk kez elinde bir iPhone ile lansman gerçekleştirmişti. Geçen 10 yıl içinde iPhone küresel iletişim alışkanlıklarını değiştirirken, Apple’ı da dünyanın en değerli şirketi haline getirdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 09.01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––


teve bana bunun çok gizli olduğunu ve cihazla ilgili bilgi sızdıranların derhal kovulacağını söyledi. Ecel terleri dökmeye başlamıştım.”

Tony Fadell o gün yanında on yıl önce bugün piyasaya tanıtıldıktan sonra gelmiş geçmiş en başarılı teknoloji ürünü olacak iPhone’un bir prototipini taşıyordu. Fadell uçaktan inerken ceplerini yokladığında, cebinin boş olduğunu fark etti.

O an Fadell’ın aklında tek bir soru bulunuyordu: Bunu Steve’e nasıl söyleyeceğim?

Tony Fadell, aynı zamanda iPod’un manevi babası’ olarak biliniyor.

Fadell benimle konuşurken o günü anlatırken, “Telefonu kaybetmemin nasıl sonuçları olabileceğini canlandırıyordum” dedi. Senaryoların hiç biri iyi sonuçlanmıyordu.

Neyse ki iki saat sonra Fadell’e neyi aradığını bilmeyen görevlilerden beklenen iyi haber geldi.
“Cebimden kayıp koltukların arasına düşmüş.”

Birkaç ay sonra tüm dünya bu küçük cihazın ne olduğunu öğrenecekti. Ancak şimdilik Fadell onu kimsenin görmemesi için cebinde sıkı sıkı tutuyordu.

Altmışların Teknolojik Telefonu

Tony Fadell

Tony Fadell iPod’un manevi babası olarak da biliniyor.

Apple’dan 2010 yılında kendi şirketi Nest’i kurduktan sonra ayrılan Fadell, daha sonra akıllı ev cihazları üreten şirketini Google’ın sahibi olan Alphabet’e sattı. Son olarak da geçtiğimiz yıl, kendi şirketindeki tam zamanlı pozisyonundan ayrıldı.

Bugun iPhone’un 10’uncu doğum günü olarka bilinse de Fadell’e göre efsane telefon 12 buçuk yaşında.

Fadell, Apple’da pek de iyi olmayan işleri değiştiren iPod platformunu başka bir boyutta geliştirmeye bu tarihlerde başlamış.

Oyunları ve video dosyalarını da çalıştırabilir hale geldiğini gören Fadell o an, “Bir dakika, veri ağları da yaygınlaşıyor. Bu ürünü genel kullanım platformu olarak ele almalıyız” diye düşünüyor.
Fadell’e göre iPhone’un sınırları yok saymasını mümkün kılan da böyle sıra dışı bir başlangıçtı.
Microsoft bilgisayarı bir telefona sığdırmaya çalışırken, Apple iPod’u başka bir boyuta taşımaya çalışıyordu.

iPod

Tony Fadell, iPod’un iPhone’a ulaşma yolunda ilk adımlardan birisi olduğunu söylüyor.

Gerçekten de ilk iPhone konsept tasarımlarından birinde iPod’un meşhur dokunmatik çemberinin kullanıcının telefonu kullanması için düşünülmüştü. Ama daha sonra bu fikir kenara atıldı.

Fadell o günleri düşünürken cihazı altmışların çevirmeli telefonlarına benzetmeye başladıklarını hatırlıyor. “Ama işe yaramadı! Kullanımı çok zordu.”

Tesadüf eseri, Apple’ın başka bir departmanı da o dönemde dokunmatik bir Macintosh bilgisayar üstünde çalışmaya başlamıştı.

Fadell o anı şöyle hatırlıyor:

“Tasarladıkları şey bir pinpon masası boyutlarındaydı. Steve bana bu gizli projeyi gösterdikten sonra ‘Senden bunu bir iPod’un içine koymanı istiyorum’ dedi.”

Fadell, Jobs’a böyle bir cihaz üretmenin uzun vadeli bir yatırım olduğunu ve yüksek bir maliyeti olacağı konusunda uyarsa da, Jobs ekibin proje üstünde çalışmaya başlamasını istedi.

“Ürünün planlanan tarihte tamamlanması için binlerce kişinin aynı anda üstünde çalışması gerekiyordu. Sonrasında ise piyasaya sürmek için sadece altı ayımız vardı. Bunu başardık ama hiç de kolay olmadı.”

iPhone lansman

İlk iPhone piyasaya sürüldükten hemen sonra çok sayıda kişinin ilgi odağı olmuştu.

Malmö’deki gizemli olay

Apple’ın harika bir işgücü bulunuyordu, ama hiçbiri daha önce telefon yapmamıştı.

Bu yüzden Fadell ve ekibi telekom uzmanları ile tanışmak ve onların araştırma laboratuarlarını yerinde gözlemlemek üzere bir dünya turnesi tertipledi.

İsveç’in Malmö şehrinde başlayan gezi tatsız bir olayla son buldu.

Tüm gezi boyunca toplanan notlar ve ekipmanlar öğle yemeği sırasında çalındı.

Fadell o günü şöyle anlatıyor:

” Ev sahibimize nerede yemek yiyebileceğimizi sorduk. Yorgun olduğumuz için restoranda yarım saat kadar oyalandık. Yemekten döndüğümüzde arabanın içindeki her şey gitmişti. Bir tek çanta bile bırakmamışlardı. Hepimiz bunun bir kurumsal casusluk vakası olduğuna yemin edebiliriz. Bir telefon ürettiğimizi biliyorlardı”

Ancak soygun bir casusluk vakası bile olsa, çalınanlar içinde kayda değer bir şirket sırrı bulunmuyordu.

Takım dönüş yolunda eşyalarında arkada bıraktı ancak yepyeni fikirlerle ofise döndü.

Bu esnada Apple binasında ateşli bir tartışma başlamak üzereydi.

Klavye fikri kenara atıldı

Tartışmanın konusu ise belliydi: iPhone’un klavyesi olsun mu olmasın mı?

Bu döneme tanıklık eden Fadell, dört ay süren kavganın hiç de hoş olmayan bir süreç olduğunu hatırlıyor.

Aklı dokunmatik ekranda olan Jobs’un ise artık bu konudaki fikirlerine karşı çıkan insanlara tahammülü kalmamıştı. Jobs uzlaşmayı bir kenara bırakıp sert bir mizaç takınmak zorunda kalmıştı.
Fadell, Jobs’ın bir gün telefonda ille de bir klavye olmasını isteyenlere “Bizimle aynı fikirde olana dek bu odaya tekrar giremezsiniz. Eğer bu takımda olmak istemiyorsanız, bu takımda olmayın.” diyerek çıkıştığını hatırlıyor.

Jobs’un bu sert çıkışının ardından ise anlaşmazlık çok uzun sürmemiş.

“Bir kişi odadan atıldıktan sonra diğerleri mesajı aldı ve odadaki tepkiler kesildi.”

Ancak klavye konusu odayı terk etmiş olsa da, iPhone ekibinin aklından hiç bir zaman tamamiyle çıkmadı. Aslına bakarsanız bazıları hala dönemin lider telefonu Blackberry’nin karşısına klavyesiz bir telefonla çıkmanın bir hata olduğunu düşünüyor.

Apple Pencil

Steve Jobs’ın hiç bir zaman istemediği Apple Pencil yeni CEO Tim Cook döneminde piyasaya sürüldü.

Gizli kapılar ardındaki Stylus kalem operasyonu

Fikir ortaya çıktuğu andan itibaren Jobs’un Stylus kalemleri hakkındaki fikri oldukça netti: iPhone’un bir kaleme ihtiyacı yoktu çünkü onu kullanmak için bir parmak yeterli olmalıydı.
Ancak Fadell ona katılmıyordu ve dokunmatik ekran üstünde çalışan ekibe ekranı Stylus kalemle de uyumlu olacak şekilde tasarladıklarını söyledi.

Fadell bu riski alma sebebini şöyle açıklıyor: “Steve her ne kadar sadece bir parmağın telefonu kullanmak için yeterli olması gerektiği konusundaki felsefi argümanlarında ısrarcı olsa da, biz yaptığımızın doğru olduğunu düşünüyorduk. Eninde sonunda Stylus kaleme ihtiyaç duyulacaktı.”
“Bunu Steve’in haberi olmadan gizli kapılar ardından yaptık. Bundan haberi olsa sanırım kafamı koparırdı.”

Gizli çalışmak Jobs’un bilmediklerinin ona zarar vermeyeceğine inanan Apple mühendislerinin zaman zaman başvurdukları yöntemlerden biri. Eğer risk alıp günün sonunda haklı çıkarlarsa tebrikleri kabul edenler de bu mühendisler oluyor.

“iPod’un Mac dışındaki bilgisayarlarla uyumlu olması da buna benzer bir hikayeydi” diyor Fadell.
“Steve, Mac olmayan bilgisayarlara ilgili hiçbir şey yapmak istemiyordu, ancak iPod satışları yavaşladığında kapısını çalıp ona ‘bu arada, biz arka planda bu konu hakkında çalışıyorduk’ dedik.”

“Steve’e iTunes’da bir şarkının fiyatının ne olduğunu sordum. ’99 cent’ dedi. Ona yanılıyorsun dedim. Bir şarkının maliyeti iPod’un maliyeti, şarkının maliyeti ve Mac bilgisayarın maliyetinin toplamından oluşuyor ve bizim Mac’deki pazar payımız ise sadece %1 Steve!” dedim. O an beni anladı.

Her ne kadar Jobs Apple ürünlerinin Windows işletim sisteminde çalışmasına sonradan onay verse de, Stylus kalemlerine duyduğu nefret onunla mezara kadar geldi. Ancak Jobs’ın koltuğunu devralan Tim Cook, Apple Pencil’i 2015 yılında piyasaya sürmeye karar verdi.

Steve Ballmer’ın kahkahaları
steve ballmer

Steve Ballmer iPhone’un iş amaçlı kullanımına uygun olmadığını söylemişti

9 ocak 2007’ye gelirsek.

Yılın Macworld organizasyonunda Steve Jobs’ın açılış konuşmasının sonunda ‘bir şey daha’ derken ne kast ettiğini merak eden Apple hayranları ve haberciler, San Francisco’daki Moscone Center’ı doldurmuştu.

Fadell sahnede tanıtılan prototipin henüz tamamlanmadığını ama konferansın hemen ardından iPhone’dan “Telefonların İsa Peygamberi” olarak bahsedilmeye başlandığını hatırlıyor.

Basında iPhone’un tanıtımında adeta bir tapınma merasimini andırması dalga konusu olurken, Microsoft’un o dönemki CEO’su Steve Ballmer ise iPhone’un e-mail için uygun olmadığını ve iş dünyasının böyle bir telefona ilgi göstermeyeceğini söylerken kahkahalarını tutamıyordu.

Fadell “O zaman biz Ballmer’a gülüyorduk” diyor.

“Blackberry’ye de güldük. Steve ile çalışmak bana şunu öğretti; yeni bir ürün yarattığınızda rakipleriniz ve basın size gülüyorsa, büyük bir şey yapmışsınız demektir.”

O günden bu yana satış rakamı bir milyarı geçen iPhone, Apple’ın da dünyanın en büyük şirketlerinden biri olmasını sağladı.

BBC Türkçe

Çin Ay'ın ''karanlık yüzüne'' gidecek

Çin 2018’de Ay'ın ‘’karanlık yüzü’’ olarak adlandırılan bölgesine bir keşif robotu göndermeyi planladığını açıkladı.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    28.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

in'in Ay misyonu, yörüngede dolaşma, iniş ve geri dönüşü içeriyor. Söz konusu plana göre gönderilecek keşif robotu, Dünya'nın en yakın komşusu Ay'a ‘'yumuşak inişinden'' sonra Ay'ın en çok merak edilen bölgesinin jeolojik yapısını inceleyecek. Keşif robotunun yüzeyden örnek parçalarla geri dönmesi ve Ay'ın nasıl oluştuğuna dair ipuçlarını da beraberinde getirmesi hedefleniyor.

Ay'ın bu gizemli bölgesi her ne kadar ‘'karanlık'' olarak adlandırılsa da bu ifade somut bir gerçeklikle örtüşmüyor. Zira, Ay'ın her iki tarafı da iki haftalık gecenin ardından iki hafta da gündüzü yaşıyor. ‘'Karanlık'' ifadesi ise Ay'ın Dünya'ya göre daha uzak kalan kısmının Ay'a ilk uzay aracı gönderilene dek insanlar tarafından görülemiyor oluşu ve bilinmezlik hissinin getirdiği gizemi temsil ediyor. Ay'ın bu uzak köşesi ilk kez Sovyetler Birliği'nin 1959 yılında Ay'a gönderdiği Luna 3 uzay aracı tarafından görüntülenmişti.

default

Çin'in Ay'ın uzak köşesine planladığı yolculuk bir ilk olmasa da yayınlanan rapor resmi bir hedefe işaret etmesi açısından önem taşıyor.

Uzay güvenlik uzmanı He Qisong, Associated Press (AP) haber ajansına yaptığı açıklamada duyurunun Çin'in muhtemelen hâlihazırda bu hedefe ulaşmak için gerekli temel teknolojiye sahip olduğuna işaret ettiğini ifade etti. Qisong, ‘'Çin asla büyük konuşmaz ve ulaşamayacağı bir hedeften bahsetmez'' diye konuştu.

Nitekim Çin, daha önce de Ay misyonunun parçası olarak uzay aracı Chang'e 3'ten Ay'a bir gezici keşif robotu fırlatmıştı. Jade Rabbit adı verilen robotun Ay'ı keşfi, Çinli uzay meraklıları tarafından ilgiyle izlenmişti.

Mars da Çin'in hedefinde

Öte yandan yayınlanan raporda Çin'in 2020'de Mars'a keşif aracı yollama ve buradan örnek parçalar getirme planı yinelendi. Ayrıca ''Jüpiter ve gezegenlerini incelemek ve güneş sisteminin kökeni ve gelişimi gibi önemli bilimsel konular hakkında araştırmalar yürütülmesinin yanı sıra dünya dışında yaşam olup olmadığının araştırılması'' gibi hedefler de Çin'in uzay gündeminde yer bulan başlıca konular arasında.

DW

Aynı noktadan 6 Dünya dışı sinyal daha tespit edildi

Bu yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı. Geçtiğimiz günlerde bu noktadan 6 adet daha radyo sinyali geldi.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    26.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

u yılın Mart ayında bilimciler, Samanyolu Galaksisi’nin dışından gelen ve kaynağı bilinmeyen 10 adet radyo sinyali tespit etmişti. Kendi galaksimizin dışından bu tarz sinyalleri ilk kez algıladığımızı belirten bilimciler, sinyallerin kaynağı olarak görünen noktayı inceleme altına almıştı.

Sayısından ziyade gücü dikkat çekiyor

dunyahalleri.com'un Science Alert'tan aktardığı habere göre sadece milisaniyelerle ölçülebilecek kadar kısa süren bu sinyallerin oluşması aslında uzayda alışılmadık bir durum değil.

Hızlı radyo patlamaları (FRB) olarak adlandırılan bu sinyallerden her gün 2 bin kadarının galaksimiz içinde oluştuğu düşünülüyor. Ancak bunların çoğu kısa süreli ve güçsüz sinyaller olduğu için tespit etmemiz kolay olmuyor.

Galaksimizin dışında meydana gelip bize kadar ulaşan sinyaller ise bugüne kadar tespit ettiklerimize göre çok daha güçlü. Tek bir sinyal, Güneş’in bir gün boyunca ürettiği enerjinin tamamı kadar enerji açığa çıkarıyor. Bilimciler bu sinyallerin kaynağı konusunda henüz net bir bilgiye ulaşabilmiş değil.

Kara delik teorisiyle çelişiyor

Daha önceki düşünce FRB sinyallerinin iki nötron yıldızının çarpışması sonucu bir kara deliğin oluşması sırasında açığa çıktığı yönündeydi. Ancak bu açıklama, tek bir noktadan birden fazla sinyal gelemeyeceği anlamına geliyor. Oysa galaksimizin dışındaki bir noktadan gelen sinyaller bugüne kadar 17 kez kaydedildi. Yani mevcut açıklama, bu bilgilerle uyuşmuyor.

Ancak bilimciler bu durumun kara delik oluşumu teorisinin yanlış olduğu anlamına geldiğini düşünmüyor. Daha önce tespit ettiğimiz sinyaller gerçekten nötron yıldızı çarpışmaları sebebiyle oluşuyor olabilir. Galaksimiz dışından gelen sinyallerin kaynağı ise ‘egzotik bir gök cismi’ olabilir. Bu sinyallerin bilinçli varlıklar tarafından özellikle gönderildiği fikrini de değerlendirmek gerekiyor ancak buna dair herhangi bir kanıt yok.

Galaksi dışından gelen FRB sinyallerinin tekrar edebilme yeteneğinin sadece oradaki kaynağa özgü mü olduğu konusunda bilgi edinmek, uzayda tespit edilecek yeni radyo sinyallerinin kaynağını tespit etmek açısından önemli bir rol oynuyor.

A scientist holding a Petri Dish with Virus and bacteria cells.

“Kemoterapinin etki etmediği kanserli hücrelere tesir eden bileşen” iddiası

European Journal of Medicinal Chemistry’de yer alan makalede, Rus kimya uzmanları ve Amerika’nın Immune Pharmaceuticals şirketinin uzmanlarının, diğer kemoterapi çeşitlerine duyarsız kanser hücrelerini yok etme özelliğine sahip kükürt, hidrokarbon ve azot bileşenlerini buldukları belirtildi.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    29.11.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

oskova Fizik ve Teknoloji Enstitüsü’nden Aleksandr Kiselev, “Bu bileşenleri seçmemiz tesadüf değil. Aminotiyazollerin çoğu geniş farmokolojik ve biyolojik etkiye sahipler. Bu yüzden biz bu sınıfa ait bileşenlerin kanser karşıtı etki gösterebileceklerini düşündük” ifadelerini kullandı.

Kiselev ve meslektaşları çalışmalarında, hızlı ve ucuz bir şekilde kanser tedavisinde kullanılacak ilaçların elde edilmesini sağlayacak yeni molekül sentez metodunu anlattılar. Bu metodu kullanarak Rusya’dan kimya uzmanları ve meslektaşları 30 adet ilaç topladılar.

Deney sonuçlarına göre, bu moleküle oksijen ve kükürt elementlerini içeren iki yeni karbonhidrat zincirinin eklenmesi ilaçların etkisini artırdı ve kanser hücrelerinin bölünme sürecini durdurdu. Bu ilaçların kanserle mücadelede kullanılabilecekleri belirtildi.

Araştırmanın gelecek evrelerinde uzmanlar bu bileşenin nasıl etki ettiğini ve bölünen hücreleri nasıl yok ettiklerini araştıracaklar. 

Kobay hayvansız tıbbi araştırmalar artık mümkün!

cucg8xrwaaahwfq11.10.2016

Bu mikroskop görüntüsü, Lüksemburg Üniversitesi’ndeki laboratuvarlarda kök hücrelerden elde edilmiş bir insan beyni dokusu. Bu başarının ardındaki ekip, uygulanan yöntem sayesinde, hayvanları kobay olarak kullanmadan, biyo-tıp alanındaki bilgilerimizin genişleyeceği kanısında. Bu hedefe bilim insanları çok sayıda teoriyi kullanarak ulaşmayı istiyor.

Suni-biyo beyinleri yetiştiren buradaki araştırmacıların tek bir misyonu var.

Parkinson hastalığına# karşı geliştirilen tedaviler üzerindeki yeni yaklaşımları incelemek.

Fakat onlar sadece bununla da yetinmiyor:

Kök Hücre Biyoloğu Jens Schwamborn, Lüksemburg Üniversitesi:
“Bu yaklaşımlar insan kök hücrelerine dayanıyor. Bu hücrelerin birçoğu hastalardan geliyor. Bu yüzden onlar bir şekilde hastalığın kendi özelliklerini de barındırıyor. Umarız bu yeni yaklaşımlar Parkinson hastalığında kullanılan hayvanların yerini almada bize yardımcı olur. Elimizdeki birçok sonuç bu sistemlerin patolojik süreçte hayvanlardan daha gerçekçi olduğunu gösteriyor. Bu sebeple de yeni yaklaşımımızla kobayların kullanımı kaldırılabilir. Ayrıca sadece bununla da kalmayıp bilgi dağarcığımızı genişleterek daha anlamlı sonuçlara da ulaşabiliriz.”

Lüksemburg Üniversitesi ve diğer Avrupa araştırma kurumları laboratuvarlarda hayvanlar üzerindeki testlerin azaltılması ya da kaldırılması için aktif olarak çalışıyor.

Bu alternatif yöntemler temellerini genelde bilgisayar bazlı ve yapay ortamda oluşturulan sistemlerden alıyor.

İtalya’da test edilen bu alternatif metotlar insan güvenliği ön planda tutularak onaydan geçiriliyor.

Şu ana kadar bilim insanları, yapay ortamdaki beyin hücrelerinin zehirli maddelere duyarlı olduğunu onayladı.

Biyolog Francesca Pistollato JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):

“Bu deneyler sayesinde beyin hücrelerinin işleyişini ve nöronların elektrik faaliyetlerini nasıl ilettiğini anlamak mümkün olacak. Ayrıca çevreye zararlı, zehirli maddelerin, tarım ilaçlarının ve zararlı ot öldürücülerin nöronların elektriksel faaliyetleri üzerindeki etkilerini de inceleyebiliyoruz.İnsan hücrelerine dayalı bu sistemler yapay ortamda bu mekanizmaların nasıl çalıştığını anlamamıza imkan tanıyor. Yani bu, nöro-toksikoloji alanındaki hayvan testlerine gerçekten alternatif bir model olabilir.”

Onaylanan çalışmaların yanında Joint Research Centre’daki bilim insanları hayvansız deneylerin gelişmesi ve uygulanmasının kolaylaştırılması için alternatif yaklaşımlara veri tabanı sağlıyor.

 

Biyo-mühendis Maurice Whelan, JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):
“Buradaki tabii ki en önemli şey, taraflar arasındaki diyalog. Teknolojik gelişmenin önüne geçilmemesi için alternatif metotlardaki kalitenin, dayanıklılığın ve güvenilirliğin garantilenmesi üzerinde hep beraber olumlu görüşmeler yapıyoruz.”

Yeniden Lüksemburg’tayız. Bu laboratuvarda yeni kozmetik kremlerin insan cildi üzerindeki etkileri biyo-yapay insan derisi üzerinde test ediliyor.

Tavşanlar da deneylerde kullanılıyor.

ATERA Tepe Yöneticisi Bart De Wever:

“Tavşan derisi insanınkinden çok farklı. İnsan derisini laboratuvarda taklit etmeyi başarmamızdan beri bu durum daha da fazla göze çarptı. Bu gerçekten insan derisi. Onaylama çalışmaları yaparak, bu deriyle hayvan verilerini karşılaştırdığımızda durum daha da netleşiyor. Bu, çok daha güvenilir, kolay üretilebilir ve büyük ihtimalle daha ucuz.”

Katılaşan yasalar ve kobay kullanılmasına dönük toplumsal tepkiler, ucuz ve güvenilir alternatif metotların hızla üretilmesini gerekli kılıyor.

Acaba bu yöntemler kobayların yerini tamamıyla alabilecek mi?

Biyo-mühendis Maurice Whelan, JOINT RESEARCH CENTRE (JRC):
“Ben buradaki sorunun “acabadan” çok “ne zaman” olduğuna gönülden inanıyorum. Bence birçok cephede çok iyi ilerlemeler kaydediyoruz. Ama yapılacak hala çok iş var. Bu yeni teknolojiler hayvan testlerinin yerini almakla kalmayacak. Aynı zamanda araştırmalarda karşılaşılan yeni engelleri de aşmak için ön ayak olacak.”

Bilim insanlarına göre tıp alanındaki bu yeni araçların kullanılabilmesi için insan güvenliğinin garanti altında tutulması ise en büyük gereklilik.

euronews

 
 

Amerikan şirketinden Mars’ta şehir kurma planı

102503183228.09.2016

ABD’Lİ uzay keşif teknolojileri şirketi SpaceX’in CEO’su Elon Musk, 2018’de Mars’a yapacakları ilk yolculukla birlikte, kızıl gezegende kendi kendine yetebilen bir yerleşimin temellerini atmayı planladıklarını açıkladı.

SpaceX’in kurucusu ve elektrikli araç üreten Tesla Motors ile PayPal’ın kurucu ortaklarından olan, Güney Afrika doğumlu ünlü mucit ve girişimci Elon Musk, en erken 50 yıl içerisinde Mars’ta kendi kendine yetebilen bir koloni kurmayı planladıklarını açıkladı. Uluslararası Astronomi Kongresinde konuşan Musk, insanı ‘gezegenlerarası bir tür’ haline getirmek istediğini söyledi.

Mars biletinin kişi başı 200 bin dolar olacağını öngören Musk, maliyetin bu ücret seviyesine düşürülebilmesi için, halen üzerinde çalıştıkları ‘yeniden kullanılabilir roketler’ gibi bazı teknolojik gelişmelerin zorunlu olduğunu ifade etti.

SpaceX şirketi, hâlihazırda kullanılan Falcon roketlerinden çok daha güçlü olduğu ve farklı türde yakıt kullandığı ifade edilen Raptor roket motorunu kısa süre önce dünyaya tanıtmış, Mars seyahatinde kullanılacak bu gelişmiş roketin testleri, pazartesi günü başarılı bir şekilde gerçekleştirilmişti.

“MARS’TA ÇALIŞACAK ÇOK FAZLA KİŞİYE İHTİYAÇ VAR

Mars’a gidecek uzay gemisinin 42 adet Raptor motorunu aynı anda kullanacağını açıklayan Musk, bazı motorların devre dışı kalması durumunda da geminin görevi başarıyla sürdürebilecek şekilde tasarlanacağını söyledi. İlk aşamada 100 yolcuyu eşyalarıyla birlikte Mars’a taşıyacak bir uzay gemisi inşa etmeyi amaçladıklarını bildiren Elon Musk, başlangıçta çok fazla kişinin Mars’a gitmeye hevesli olmayabileceğini, fakat yeni kurulacak kolonide çok fazla istihdam ihtiyacı olacağını ifade etti. Mars’ta, sıkıştırılmış atmosfere sahip kapalı alanlarda tarım mahsulü yetiştirileceğini de anlatan Musk, uzay gemisi seferlerinin devam edebilmesi adına daha fazla roket yakıtı üretebilmek için kaynak çıkarılmasının önemine işaret etti.

İLK İNSANLI MARS YOLCULUĞU 2024’TE

Mars’a ilk insansız yolculuğu 2018’de yapmak istediklerini söyleyen ünlü girişimci, 2024’te ilk insanın kızıl gezegene gönderilmesinin, 2025’te ise uzay gemisinin kızıl gezegene ulaşmasının planlandığını kaydetti. Elon Musk ayrıca, Dünya ve Mars’ın yörüngelerinin uzay aracı göndermeye ancak her 26 ayda bir uygun konuma gelmesinden dolayı, kendi kendine yetebilen ve ortalama bir milyon kişinin yaşayacağı koloniyi kurmanın 40 ila 100 yıl sürebileceğine işaret etti.

Tıklayın: Mars’a tek yön bilet

Tıklayın: Mars toprağında yetişen ürünler sağlıklı

Tıklayın:Antarktika’da Mars’a yolculuğa nasıl hazırlanılıyor?

Tıklayın: Mars’ta yaşama dair çarpıcı teori: İki uygarlık yaşamış ve nükleer savaşla ölmüşler

Jüpiter’in uydusunda yaşam mümkün mü?

607694main_Kepler22bArtwork_full27.09.2016

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, Jüpiter’in uydusu Europa’da muhtemel su buharlarına rastlandığını duyurdu. Su buharının varlığı doğrulanırsa, bu olası bir yaşam ihtimalini güçlendirebilir.

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Jüpiter’in uydusu Europa’da su buharlarına rastlandığını açıkladı.

Hubble Teleskopu tarafından çekilen görüntülerde, Europa’nın buzlarla kaplı güney kutbunda yaklaşık 200 kilometre yukarıda muhtemel su buharının olduğu belirlendi.

Yeni nesil teleskobun 2018’de Hubble’ın yerine geçmesiyle birlikte keşifle ilgili daha fazla detaylı bilgiye ulaşılabilmesi bekleniyor.

NASA ayrıca 2020’nin ortalarında bu uydu yüzeyine yapacağı 40’dan fazla yakın uçuşla buhar ve benzeri maddelerden örnek olmaya çalışılacağını duyurdu.

Daha önce de Cassini uzay mekiği, Satürn’ün uydusu Enceladus’ta yükselen su buharları olduğunu ortaya çıkarmıştı.

euronews

Uzay madenciliğine çok az kaldı

Deep-Space-Industries-Plans-a-2020-Asteroid-Landing-1-630x40016.08.2016

ABD merkezli birçok şirket uzay madenciliği işine el atmaya başladı. Bu alanda güçlü bir şirket olan Deep Space Industries başlangıç tarihi olarak 2020 yılını gösterdi.

Uzay madenciliğinin önde gelen şirketlerinden biri olan Deep Space Industries, ilk maden arama tarihi olarak 2020 yılı için hazırlanıyor. Trilyonlarca dolar olan bu sektörde en büyük paylardan birine sahip olmak istiyor ABD merkezli şirket.

Şirket yöneticilerinin açıklamalarına göre Deep Space Industries her türlü yatırımı yaparak gerek personel gerekse ekipman olarak artık tamamen bu göreve hazır durumda. Yaklaşık 50 kilogramlık ağırlığıyla oldukça hafif bir şekilde üretilen Prospector-1 isimli uzay aracı bu görev için hazırlanıyor.

Asteroid inişinin ardından gök taşlarının kaynağı araştırılıp bir harita hazırlanacak. Prospector-1 isimli cihaz ilk önce madencilik için en uygun bölgeyi araştıracak ve sonra kaynak toplanmaya başlanacak. Şirket şimdilik yolculuk yapılacak Asteroid için birkaç seçenek hazırlamış ve bunlardan birini seçmeyi düşünüyor. Şirket öncelik olarak dünya için yakın olan yerleri düşünüyor.

Bunun yanında Ay özelinde de madencilik yapmak isteyen şirketler bulunuyor. Moon Express isimli şirket 2018 yılında bu işleme başlamayı düşünüyor. Şirketin asıl hedefi Ay dahilinde bulunan ve yaklaşık değeri 16 katrilyon dolar olan madeni toplamak olacak.

Sonuç olarak şimdiki teknolojilerle bu madenleri Dünya içine getirmek imkansız gözükse de uzun vade dahilinde bu şirketler oldukça kazançlı çıkabilirler.

CNN Türk

Bilim insanları robotlara acı çekmeyi öğretecek

160526165019_robot_624x351__nocredit30 Haziran 2016

Almanya’daki bilim insanları robotlara acı hissetmeyi öğretmek için yapay sinir sistemi üzerinde çalışıyor.

Bu çalışma robotlara sistemlerine gelebilecek herhangi bir hasara hızlıca yanıt verebilme şansı verirken, robotlarla çalışan insanları da koruyabilecek.

Bilim insanları sistemi “insan ağrısı araştırmalarına” dayandıracak.

Sistemi test etmek için robot koluna baskı ve ısıyı saptayan parmakucu sensörü yerleştirildi.

Hannover kentinde bulunan Leibniz Üniversitesi’ndeki araştırmacılar robotların “beklenmedik fiziksel durumları ve rahatsızlıkları saptayıp sınıflandırabilecekleri, potansiyel hasarı değerlendirebilecekleri ve gerekli tedbirleri ya da refleksleri başlatabilecekleri” bir sistem geliştirdiklerini açıkladı.

160520161431_pepper_robot_624x351_thinkstock

İnsan beynindeki nöronların acıyı iletmesi gibi yapay nöronlar da bilgiyi aktararak robotların acıyı hafif, orta ve şiddetli şeklinde sınıflandırmasını sağlayacak.

Araştırmacı Johannes Kuehn teknoloji ve bilim dergisi IEEE Spectrum’a yaptığı açıklamada “Acı bizi koruyan bir sistem. Acının kaynağından uzaklaştığımızda yaralanmanın önüne geçeriz” diyor.

Cambridge Üniversitesi’nde robot tekonolojisi uzmanı Prof. Fumiya Iida BBC’ye açıklamasında robotlara çeşitli dürtüleri öğretmenin önemli olduğunu söyledi.

Prof. Iida “Robotların öğrenmesini sağlamak en zor şeylerden biri. Ama oldukça da önemli çünkü bu onları daha akıllı yapıyor” dedi.

Iida “Öğrenmek tamamıyla deneme ve yanılma üzerinedir. Bir çocuk düşmenin acı verdiğini öğrenince yaptığı şeyi daha fazla beceriyle yapmayı öğrenir” diye de ekledi.

BBC Türkçe