Category Archives: Bilim ve Teknoloji

Bilim insanları suyun yeni bir halini keşfetti: Aynı anda hem katı hem de sıvı halde bulunuyor

Bilim insanları suyun hem su hem buz özellikleri gösteren bir halinin varlığını doğruladı. Ancak ‘süper iyonik buz’ adı verilen maddeye bilindiği kadarıyla Dünya’da rastlanmıyor. Maddenin Uranüs ve Neptün gibi uzak gezegenlerde bulunduğu tahmin ediliyor.

––––––––––––––––––––––––––– 08 . 02 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

raştırmacılar tarafından 1988 yılında varlığı tahmin edilen ve varlığını ispatlamak için çok sayıda deneyin gerçekleştirildiği süper iyonik buzun (ya da süper iyonik su) varlığı yeni yapılan deneylerle kanıtladı.

 

Uranüs ve Neptün gibi uzak gezegenlerde bulunduğu tahmin edilen madde bu gezegenlerin manyetik alanının neden bu kadar alışılmışın dışında olduğu konusunda bilim insanlarına faydalı bilgiler sağlayabilir.

“Gerçek görüntülerle ispatladık”

Sputnik’te yer alan habere göre, Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı’ndan Dr. Marius Millot, 2 yıl boyunca deneyler gerçekleştirdiklerini ve deney sonuçlarını analiz ettiklerini söyleyerek, “Oldukça zorlu deneyler sonunda elde ettiğimiz veriler ışığında yeni bilgiler edindik. Çalışma sonuçları süper iyonik buzun sadece deneysel kanıtlarla değil aynı zamanda suyun olağanüstü durumlarda gösterdiği davranışla ilgili tahminler sadece simülasyonlarla değil gerçek görüntülerle ispatladı” dedi.

Nature dergisinde yayınlanan makaleye göre, lazerli şok sıkıştırma tekniği kullanan bilim insanları sadece maddenin varlığını ispat etmekle kalmayarak, Neptün ve Uranus gibi gezegenlerin de yapıları hakkındaki tahminleri kanıtladılar.

Süper iyonik buzun yapısı katı ve kararlı çapraz oksijen atomlarının etrafında hareket eden hidrojen atomlarından oluşuyor.

Normal şartlar altında sıvı haldeki suda iki hidrojen atomu ortadaki tek oksijen atomuna V şeklinde bağlı halde bulunuyor ve donduğunda genişleyerek sıvı halden katı hale geçiyor.

Aşırı ısı ve basınç atomlar arasındaki bağı eritiyor

Ancak Lawrence Livermore Ulusal Laboratuvarı ve California Berkeley Üniveristesi’ndeki Dünya ve Gezegen Bilimleri Departmanı’nın yaptığı araştırma tıpkı Uranüs ya da Neptün’de olduğu gibi, daha ekstrem koşullarda, aşırı basınç ve ısının bu atomlar arasındaki bağı erittiğini ortaya koydu.

Araştırma ekibi, 10 ila 20 nanosaniye süren deneyde, iki elmasın arasına yerleştirdikleri buz parçasına, ısı ve basıncı artırmak için lazer ışınına maruz bırakarak, ısısını yaklaşık 5 bin dereceye kadar yükseltip atmosferik basıncın iki katı kadar basınç uygulayarak süper iyonik buzun varlığına dair kanıtlar buldular.

Bu durum hidrojen iyonlarının geçişine izin veriyor ancak aşırı basınç atom yapısını yine de ayakta tutuyor. Bu da suyun aynı anda hem sıvı hem de katı halde olmasına olanak tanıyor.

Bilim insanlarına göre, araştırmanın bir sonraki adımı süper iyonik buzda bulunan oksijen kristallerinin yapısını belirlemek olacak.

NASA’dan heyecanlandıran açıklama! Yaşam belirtileri buldular

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzmanlarının, Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan’ın atmosferinde yaşam belirtisi olabilecek yeni bulgulara ulaştığı belirtildi.

––––––––––––––––––––––––––– 03 . 02 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

merikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) uzmanlarının, Satürn’ün en büyük uydusu olan Titan’ın atmosferinde yaşam belirtisi olabilecek yeni bulgulara ulaştığı belirtildi. Sputnik’in Phys.org’dan aktardığı habere göre, Titan’ın atmosferindeki incelemelerini sürdüren NASA uzmanları, bu uyduda mikroorganizmaların bulunduğunun kanıtı olabilecek maddelere rastladı.

Uzmanlar, Titan’ın yüzeyinin 200 kilometre üzerinde ‘akrilonitril’ (vinil siyanür) denilen ve yaşamın yapı taşı olan hücre mimarisinin oluşumunu sağlayabilecek bir kimyasal bileşen bulunduğunu ortaya çıkardı.

NASA’nın araştırmasına göre ‘akrilonitril’ moleküllerine uydunun güney kutbunda daha yoğun miktarda rastlanırken bu moleküllerin Titan’da hakim olan ortalama eksi 179 derecede damlacıklar halinde oluşarak sıvı metan gazıyla kaplı göllere düşüyor.

Uzmanlar, Titan uydusunun zorlu atmosfer koşullarında canlı yaşamının ortaya çıkmasını sağlayabilecek korumayı sağlayabileceğini de ileri sürdü.

Daha önce sonuçları ‘New Scientist’ dergisinde yayımlanan araştırmada, Gezegen Bilim ve California Teknoloji enstitülerinde görevli bilim adamları Amanda Hendrix ve Yuk Yung, Titan ile ilgili verileri inceleyerek uydunun gelecekte insanoğlunun yaşaması için gerekli çeşitli enerji kaynaklarını barındırdığını ortaya koymuştu.

Johns Hopkins Üniversitesi’nde görevli gezegen bilimci Ralph Lorenz, Titan’ın uzun dönemde Mars’tan sonra insanoğlunun varlığını sürdürebileceği en önemli ikinci yer olacağını kaydetmişti.

 


‘Keşfedilen 7 gezegenden 2’sinde yaşam mümkün’

Gökbilimciler, geçen yıl keşfedilen Dünya büyüklüğündeki 7 gezegenden 2’sinde yaşamın mümkün olabileceğini ortaya koydu.

––––––––––––––––––––––––––– 24. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

merikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’nın geçen yıl Güneş Sistemi dışındaki Trappist-1 yıldızının yörüngesinde Dünya büyüklüğünde 7 gezegen keşfetmesiyle dünya dışında bir yerlerde yaşam olup olmadığını bulmak için hayati bir adım atıldı.

Gezegenlere daha yakından bakan bilim insanları, Trappist-1 yıldız sistemindeki gezegenler ve içlerindeki karmaşık yapıyı modelledi.

NASA’nın açıkladığı 7 yeni gezegen

Her birinde, ısı kaynağı ve su olup olmadığı incelendi.

SU OLABİLİR

Modellenen 7 gezegenin 6’sında, buz ya da sıvı halinde su olabileceği sonucuna varıldı.

Bir sonraki aşama, gezegenlerin yüzeyindeki ısı miktarının anlaşılmasına yönelikti.

ORTALAMA 15 DERECE SICAKLIK

D gezegeninde ortalama ısının 15 derece olduğu hesaplandı. Bu, dünyadaki ortalama sıcaklığa çok yakın.

ANTARKTİKA GİBİ

E gezegenindeki ortalama ısının ise Antarktika’dakine yakın olduğu, bu gezegende de yaşam oluşabileceği hesaplandı.

Yeni keşfedilen TRAPPIST-1 sistemindeki gezegenlerden biri olan TRAPPIST-1f’in olası yüzey görünümü

Bu amaçla gezegenlerin yörüngeleri de modellendi. Yörüngelerin yumurta şeklinde olması ise, detaylı bir modelleme yapmayı zorlaştırdı. Araştırmanın sonucunda, bu gezegenlerden ikisinde yaşanabilir koşullar olabileceği ortaya kondu.

Bu gezegenlerin bizim gelecekteki evimiz olabileceği gibi, Dünya’dakine benzer bir yaşamın varolduğu yeni komşularımız da olabileceği yorumları yapıldı.

Sputnik

Direksiyonsuz, pedalsız araç dönemi başlıyor

Otomobil teknolojisi hızlı ilerleyişini sürdürüyor. Direksiyonu, gaz ve fren pedalları bulunmayan araç 2019’da yollarda olacak.

––––––––––––––––––––––––––– 18. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

tomobil teknolojisi hızlı ilerleyişini sürdürüyor. Direksiyonu, gaz ve fren pedalları bulunmayan araç 2019’da yollarda olacak. Otomotiv sektöründe elektrikli ve sürücüsüz araç modelleriyle başlayan devrim baş döndürücü hızda ilerliyor.

Direksiyon simidi, gaz ve fren pedalları bulunmayan yeni bir araç modeli, 2019 yılında General Motors (GM) tarafından taksi benzeri hizmetlerde kullanılmak üzere ABD’nin bazı bölgelerinde yollarda olacak.

ARAÇ PAYLAŞIM SERVİSİNDE KULLANILACAK

GM otonom araçlar konusundaki çalışmalar için, bu konuda adını duyuran San Francisco merkezli Cruise’u bir süre önce bünyesine katmıştı. 4. nesil otonom araç segmentinde yer alan yeni aracın geliştirilmesinde Cruise’un satın alınmasının önemli bir katkı sağladığı belirtiliyor.

Wired adlı internet sitesinde yer alan habere göre, GM’nin yatırımlarının amacı bu aracı satışa sunmaktan çok araç paylaşım servisinde kullanmak.

Direksiyonu ve pedalları olmadığı için ABD’de mevzuat engeline takılan GM, onay almak üzere gerekli başvuruları yapmış durumda. 

Kaynak: Sputnik

Bilim adamları yeryüzüne düşen göktaşlarında yaşam kaynağı buldu

ABD’deki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nda görevli bir grup bilimcinin, yeryüzüne düşen iki göktaşında su ve karmaşık kimyasal bileşikler bulduğu bildirildi.

––––––––––––––––––––––––––– 13. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

BD’deki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı’nda görevli bir grup bilimcinin, yeryüzüne düşen iki göktaşında su ve karmaşık kimyasal bileşikler bulduğu bildirildi. Phys.org sitesinde yayınlanan araştırma kapsamında gezegen bilimcileri, söz konusu buluşun gezegenimizin yüzeyine düşen uzay cisimlerinin Dünya’da yaşamın doğmasına yol açmış olabileceği tezini ortaya koydu.

Araştırmacılar, Dünya’ya 1998 yılında düşen göktaşlarından aldıkları örneklerdeki kaya tuzu kristallerinin kimyasal içeriğini inceledi. Çekilen röntgen resimleri, kristallerin içinde tuza doymuş su solüsyonu ve Dünya’da biyolojik bakımdan önemli rolleri olan amino asitlere, hidrokarbonlara ve diğer bileşiklere ait organik moleküllerin olduğunu gösterdi.

‘CERES CÜCE GEZEGENİNDE GELİŞTİ’

Dünya dışından gelen bir objede elementlerin bu kombinasyonuna eskilerden bu yana ilk kez rastlandığına dikkat çeken araştırma ekibinden Queenie Chan, “2 milimetre ölçülerindeki mavi tuz kristalleri, aslında yaşamın doğması için gerekli olan organik bileşiklerin ve elementlerin bulunduğu bir depo” diye konuştu.

Bilimcilere göre göktaşlarına ait kristallerdeki moleküller, yaklaşık 4,5 milyar yıl önce belirsiz koşullar altında sentezlendi. Söz konusu süreçlerin Mars ile Jüpiter arasındaki asteroit kuşağında yer alan Ceres cüce gezegeninde geliştiği tahmin ediliyor.

Araştırmayı yapan bilimciler, söz konusu buluşun, ilkel yaşamın Güneş Sistemi’nin başka yerlerinde de var olabileceğini, ayrıca asteroit ya da küçük gezegen parçacıklarıyla gezegenler arasında yolculuk yapmış olabileceğini gösterdiğini düşünüyor.

Stephen Hawking’den depresyon için tavsiye

Katıldığı bir konferansta depresyon hakkında tavsiyelerde bulunan dünyaca ünlü İngiliz fizikçi Stephen Hawking, “Eğer bir kara delikte olduğunuzu düşünüyorsanız pes etmeyin, bir çıkış yolu var” dedi.

––––––––––––––––––––––––––– 09. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

ondra’daki Kraliyet Enstitüsü’nde düzenlenen Reith Konferansı’nda depresyon hakkında konuşan Hawking, kara delikler ile depresyon arasında şiirsel bir paralellik çizdi ve zihinsel sağlık zorluklarından muzdarip olanlar için umut mesajı verdi:

“Bu konferansın verdiği mesaj, kara deliklerin aslında gösterildiği kadar siyah ve bir zamanlar düşünüldüğü gibi ebedi hapishaneler olmadıklarıdır. Her şey, kara delikten dışarıya veya başka bir evrene bile çıkabilir. Dolayısıyla eğer bir kara delikte olduğunuzu düşünüyorsanız, pes etmeyin, bir çıkış yolu var.”

‘HEMEN HER ŞEYDE ÇOK ŞANSLIYDIM’

Hawking ayrıca 400 kişilik kalabalığa başarılarını ve hayatında ne elde ettiğini, özellikle de 1963’te motor nöron hastalığı tanısından bu yana yaşamakla ilgili olarak, “Motor nöron hastalığına yakalanmak talihsiz olsa da, hayatta hemen her şeyde çok şanslıydım” dedi.

Sakatlığının ciddi bir engel oluşturmadığı az sayıdaki alanlardan biri olan teorik fizikte büyüleyici bir zamanda çalıştığı için şanslı olduğunu belirten Hawking, “Yaşam ne kadar zor olursa olsun öfkelenmemek önemlidir” dedi.

Teorik konferansın tamamı 26 Ocak ve 2 Şubat tarihlerinde BBC Radio 4’te iki ayrı yayın halinde yayınlanacak.

Sputnik

Bilim insanları dünyada yaşamın başlangıcını kimyayla açıkladı

ABD’deki The Scripps Araştırma Enstitüsü (TSRI) araştırmacılarından bir ekibin gerçekleştirdiği deneyler yaşamı destekleyen önemli kimyasal reaksiyonların muhtemelen dört milyar yıl önce Dünya’da bulunan maddelerle gerçekleştirilebileceğini ortaya koydu. TSRI Kimya Profesörü ve araştırma lideri Ramanarayanan Krishnamurthy, “Bu konu bizim için bir kara kutuydu. Fakat kimyaya odaklandığınızda dünyanın başlangıcı o kadar da korkunç olmuyor” dedi.

––––––––––––––––––––––––––– 08. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

intli bir grup bilim insanı Dünya’nın başlangıcına yeni bir açıklama getirdi. ABD’deki The Scripps Araştırma Enstitüsü (TSRI) araştırmacılarından bir ekip, Kasım 2017’de fosforilasyon adı verilen bir kimyasal tepkimenin yaşamın başlangıcındaki üç ana öğenin toplanması için çok önemli olabileceğini öne sürmüştü.

Şimdi aynı enstitüden bir grup bilim insanının gerçekleştirdiği deneyler yaşamı destekleyen önemli kimyasal reaksiyonların muhtemelen dört milyar yıl önce Dünya’da bulunan maddelerle gerçekleştirilebileceğini ortaya koydu. TSRI Kimya Profesörü ve araştırma lideri Ramanarayanan Krishnamurthy, “Bu konu bizim için bir kara kutuydu. Fakat kimyaya odaklandığınızda dünyanın başlangıcı o kadar da korkunç olmuyor” dedi.

Nature Communications’da yayınlanan araştırmada Krishnamurthy ve ekibi, bilim insanlarının sitrik asit döngüsü adını verdiği bir dizi kimyasal tepkimeyi inceledi. Bilim insanlarının açıklamasına göre flamingolardan mantarlara kadar bütün aerobik organizmalar, hücrelerine depolanmış enerjiyi serbest bırakmak için sitrik asit döngüsüne dahil oluyor fakat Krishnamurthy’ye göre bu yaklaşımı bozan bir nokta bulunuyor.

Bilim insanlarının incelediği biyolojik moleküller önceki yıllarda oldukça narin bir yapıya sahip olmaları sebebiyle kullanılamıyordu ve bu nedenle milyarlarca yıl önce dünyada var olamazdı. Fakat bilim insanlarının yaptığı yeni araştırma, gözlemledikleri tepkimelerin, sitrik asit döngüsünün son aşamasında ortaya çıkan amino asit ve karbondioksit ürettiğini ortaya koydu.

Krishnamurthy, “Kimya zamanla aynı kaldı olabilirdi, değişen moleküllerin doğası oldu. Moleküller ihtiyaç duydukları biyoloji doğrultusunda zamanla gelişti” dedi. (DHA)

Facebook’tan WhatsApp atağı

Facebook, Instagram’da paylaştığınız hikayeleri WhatsApp’ta da paylaşabileceğiniz bir özelliği test etmeye başladı. Bu sayede kullanıcılar tek bir hikayeyi hem Instagram hem Facebook hem de WhatsApp’ta paylaşabilecek.

––––––––––––––––––––––––––– 06. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

napchat’te popülerliği yakalayan hikayeler özelliğini Facebook önce kendi uygulamasına bu özelliği getirdi sonrada çatısı altındaki Instagram ve WhatsApp’ta kullanmaya başladı. Günün sonunda ise en çok ilgiyi gören Instagram hikayeler oldu.

Facebook ve WhatsApp hikayeler özelliğinin beklenen kullanıcı sayısına ulaşamamasından sonra Facebook çeşitli yenilikler getirdi.

Bunlardan ilki Instagram hikayelerinin otomatik olarak Facebook’ta da paylaşılabilmesi oldu. Bu özellik Facebook Hikayeler istatistiklerini biraz yukarı çekmeyi başardı. Bu nedenle Facebook, benzer uygulamayı şimdi de WhatsApp için getirmeye hazırlanıyor.

Test aşamasında olan özellikte artık Instagram hikayelerde paylaşılan bir içeriği hem Facebook’ta hem de WhatsApp’ta paylaşmak mümkün olacak.

Bu özellik ile birlikte bütün platformlardaki hikaye özelliğinin kullanımının artması bekleniyor. Özelliğin yakında kullanıma sunulması bekleniyor fakat sonuçlarını öngörmek zor.

Benzer bir özelliğin Facebook’ta işe yaramış olması bir mesajlaşma uygulaması olan WhatsApp’ta geri tepebileceği düşünülüyor.

2017’nin en çarpıcı 10 bilim olayı

2017 yılı bilim açısından insanlığa umut vermeye devam eden bir yıl oldu. Sputnik de genetik, kimya, fizik, gökbilim, antropoloji ve yapay zeka gibi alanlarda öne çıkan 10 bilimsel gelişmeyi derledi.

––––––––––––––––––––––––––– 31. 12 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

017 yılı bilim açısından insanlığa umut vermeye devam eden bir yıl oldu. Sputnik de genetik, kimya, fizik, gökbilim, antropoloji ve yapay zeka gibi alanlarda öne çıkan 10 bilimsel gelişmeyi derledi.

 

1) DÜNYA BOYUTUNDA 7 GEZEGEN KEŞFEDİLDİ

Şubatta ABD Uzay ve Havacılık Dairesi ile Avrupa Güney Gözlemevi, Dünya’ya 40 ışık yılı uzaklıktaki küçük bir yıldızın çevresinde Dünya boyutunda 7 adet gezegeni keşfettiğini duyurdu.
Bu gezegenlerden 3’ünün yaşama elverişli olduğu açıklandı. Yani bu 3 gezegenin üzerinde su olma ihtimali var.

Trappist-1 adlı yıldızlarının bir ‘kızıl cüce’ olması sebebiyle bu gezegenlerin bir atmosfer geliştirememiş olması da ihtimaller arasında yer alsa da ‘exoplanet’ olarak adlandırılan bu gezegenlerin keşfinin evrende Dünya dışındaki canlı varlıkların keşfi için önemli bir temel oluşturabileceği düşünülüyor.

Birçok bilim insanı yaşam barındıran bir gezegeni bulup bulamayacağımızı değil, onları ne zaman bulacağımız sorusunun daha geçerli bir soru olduğuna inanıyor.

NASA'nın açıkladığı 7 yeni gezegen
NASA’nın açıkladığı 7 yeni gezegen

2) KÜTLE ÇEKİMSEL DALGALAR: EINSTEIN 100 YIL ÖNCE SÖYLEDİ, VARLIKLARI BUGÜN TEYİT EDİLDİ

Kaliforniya Teknoloji Enstititüsü (Caltech), Massachusetts Teknoloji Üniversitesi (MIT) ve LIGO (Lazer İnterferometre Kütle Çekim Dalga Gözlemevi) fizikçi Albert Einstein’in hipotezinin kanıtlandığını Washington’da duyurdu.

​Dünya’ya 1.3 milyar ışık yılı uzaklıktaki iki kara deliği mercek altına aldıklarını belirten bilim insanları, bu ikisinin birbiri etrafında dönüp çarpması sonucu meydana gelen kütle çekimsel dalgaları ilk kez 14 Eylül’de 2015’te saptadıklarını ancak keşfin yapılan son çalışmaların ardından dünyanın geri kalanıyla paylaşıldığını ifade etti.

1916’da Genel Görelilik (İzafiyet) teorisiyle Einstein uzay ve zamanın tek bir süreçte birleştiğini savunarak buna uzay-zaman adını vermişti.

Buna göre evrendeki maddeler, boyutları ne olursa olsun, hareket ettikleri zaman uzay-zamanı büküyor ve kütle çekimsel dalgalar adı verilen dalgalanmalar yaratıyor. ABD’li bilim insanlarının araştırmaları sonucunda ise 100 yıl önce teknolojik yetersizlikler sebebiyle kanıtlanamayan kütle çekimsel dalgaların bugün sesi bile duyuldu.

2017 Nobel Fizik Ödülü de bu keşfi yapan LIGO ve VIRGO işbirliğine verildi.

Yerçekimsel Dalgalar

Yerçekimsel Dalgalar

3) CASSINI’NIN VEDASI

NASA’nın Satürn keşif aracı Cassini, gezegenin atmosferine nihai dalışını yaparak 13 yıllık görevini sonlandırdı. Bilim insanlarına göre Satürn gezegeni hakkında neredeyse bildiğimiz her şeyin müsebbibi olan ve güneş sisteminde yaşam olabileceğine ilişkin düşüncelerimizi değiştiren Cassini uzay aracı, uzayda 20 yıl, Satürn çevresinde ise 13 yıl geçirdikten sonra gezegenin atmosferine tıpkı bir meteor gibi dalarak görevini tamamladı.

3.9 milyar dolara mal olan ve dünyanın 27 ülkesinden araştırmacıların üzerinde çalıştığı Cassini, Dünya’dan çıplak gözle görülebilen en uzak gezegen olan Satürn’ün atmosferine saatte 120.700 km hızla daldı.

Cassini görevi süresince Satürn’ün çevresinde bilinenden 6 tane daha fazla uydu olduğunu keşfetti. Gezegende 1 yıl süren devasa fırtınayı da gözlemleyen Cassini, Enceladus uydusundaki buz gayzerleri patlamalarını ve Titan’ın metan ve etandan oluşan hidrokarbon göllerinin varlığını da keşfetti.

Reading Üniversitesi’nden Uzay Fiziği profesörü Mathew Owens, Cassini’nin toplayıp gönderdiği veriler ile şu ana kadar yaklaşık 4000 akademik makalenin hazırlandığını vurguladı.

Cassini uzay aracı Satürn'e nihai dalışını gerçekleştirdi

Cassini uzay aracı Satürn’e nihai dalışını gerçekleştirdi

4) ‘BÜYÜK AMERİKAN TAM GÜNEŞ TUTULMASI’

21 Ağustos’ta milyonlarca ABD’li 38 yıl sonra ülkeden izlenebilen ilk tam güneş tutulmasının heyecanını yaşadı.

ABD’yi boydan boya geçen hat üzerinde hava açık olduğu için yaklaşık 1 buçuk saat süren tutulma rahatlıkla izlendi.

Tam güneş tutulması

Tam güneş tutulması

​ABD’yi bir uçtan diğerine kateden son tutulma bundan yaklaşık 100 yıl önce, 1918’de meydana gelmişti.

Bu bakımdan, tutulma bilim dünyasınca ‘yüzyılın fırsatı’ olarak değerlendirildi. Bilim insanları sadece tutulma sırasında gözlemlenebilen Güneş’in iç atmosferi hakkında detaylı inceleme fırsatı buldu.

Tutulma sırasında ABD Başkanı Donald Trump’ın Güneş’e koruyucu gözlük olmadan bakması ise işin magazin boyutu oldu.

ABD Başkanı Donald Trump- First Lady Melania Trump

ABD Başkanı Donald Trump- First Lady Melania Trump

5) KALP HASTALIĞINA GENETİK TAMİR DÜZENLEMESİ

2017 genetik bilimi açısından da verimli bir yıldı. ABD’li ve Güney Koreli bilim insanları ‘CRISPR/Cas9 Gen Düzenleme Yöntemi’ni kullanarak yayaşabilir bir insan embriyosu üzerinde gen düzenlemesini başarılı şekilde gerçekleştirdi.

Bilim insanları bu yöntemi ‘Hipertrofik Kardiyomiyopati’ adlı bir kalp rahatsızlığına neden olan genetik mutasyonu düzeltmek için kullandı ve ölümcül kalp hastalığına neden olan ve genetik olarak aile bireyleri arasında aktarılan bozuk bir geni embriyodan ayırmayı başardı.

Söz konusu genetik tamir döllenme işlemi sırasında gerçekleştirildi. Hipertrofik kardiyomiyopati taşıyan bir erkekten alınan sperm sağlıklı yumurtalara aktarıldı ve bozukluk bu sırada Crispr teknolojisi ile düzeltildi.

Böylece genetik hastalıkların nedeni olan 10.000’e yakın bozukluğun önüne geçilmesi yolunda önemli bir adım atıldı. Ancak genetik tamirin sıradan bir tıbbi müdahale olmasına daha var.

DNA, genetik, deney, gen mühendisliği

DNA, genetik, deney, gen mühendisliği

6) HOMO SAPİENS’E AİT EN ESKİ FOSİLLER BULUNDU

Haziranda Nature dergisinde yayınlanan bir araştırma insanın ya da bilimsel adıyla ‘Homo Sapiens”in düşündüğümüzden daha yaşlı olduğunu öne sürdü.

Fas’ta bulunan yüz, çene, diş, bacak ve kol kemiği fosillerini inceleyen araştırmacılar bunların 315.000 yaşında olduğu sonucuna vardı.

Daha önce Homo Sapiens’in 200.000 yıl önce Doğu Afrika’da ‘insanlığın beşiği’ olarak tanımlanan tek bir noktadan dünyaya yayıldığı fikri bilim dünyasında hakimken, bu yılki yeni araştırma ezberleri bozdu.

Kuzey Afrika’da bulunan bu fosiller ilk insanların tahmin edilenden 100.000 yıl önce ortaya çıktığını gösterdi.

Homo Sapiens

Homo Sapiens

7) FİZİĞİN ‘KUTSAL KASESİ’ METALİK HİDROJEN YARATILDI

2017 yılında dünyada ilk kez Harvard Üniversitesi’nden bilim insanları sıvı hidrojene deniz seviyesindeki basıncın 5 milyon katını uygulayarak laboratuvar ortamında ‘metalik hidrojen’ yaratmayı başardı.

Böylece hidrojen Dünya’da ilk kez metalik formda varoldu.

Uzmanlra göre metalik hidrojen süper-iletken olarak kullanılabilirse bu insanlığa uzay yolculuğunda devrim yaratma imkanı sunabilir. Zira yakıt olarak kullanılması halinde şu andaki yakıtlardan 3 kat daha güçlü olacak. Bu da insanlığın uzayda daha uzağa yolculuk ederek yeni sırları keşfetmesini sağlayabilir.

Hidrojenin gazdan metal formuna geçişini aşamalı olarak gösteren görüntüler

Hidrojenin gazdan metal formuna geçişini aşamalı olarak gösteren görüntüler

8) CRYO-ELEKTRON MİKROSKOBU İLE MOLEKÜLER DÜNYAYA DAHA YAKIN BAKIŞ

Ekim ayında Nobel Kimya Ödülü Cryo-elektron mikroskobu üzerinde çalışan Jacques Dubochet, Joachim Frank ve Richard Henderson adlı 3 bilim insanına verildi.

Bu teknik ile biyolojik moleküller hareket halindeyken donduruluyor ve yapıları elektron ışınları ile inceleniyor. Moleküllere çarpan elektronlar dağılıyor ve daha sonra molkelün yapısını analiz etmek için bu elektronlar bir detektör vasıtasıyla yakalanıyor.

Elektronların dalga boyu ışığınkinden 100.000 kez küçük olduğu için, çok çok küçük ayrıntıları bile görmek mümkün olabiliyor.

2013’de cryo-elektron mikroskop teknolojisi en optimize halini almış ve günümüzde biyokimyacıların sıklıkla kullandığı bir cihaz haline gelmiş durumda. Şu anda antibiyotik direnç sağlayan proteinlerden Zika virüsü gibi çok sayıda şeyi bu özel tasarımlı mikroskoplar sayesinde keşfedebiliyoruz.

Univetsity Collge London’dan inorganik kimya profesörü Andrea Sella gelişmeyi “Cryo-elektron tekniği gerçekten hücrenin moleküler dünyası doğrudan gözleme açıldı” sözleriyle değerlendiriyor.

Zika virüsünün Cryo-elektron mikroskobu ile incelenmiş hali

Zika virüsünün Cryo-elektron mikroskobu ile incelenmiş hali

9) KUANTUM BİLGİSAYARINA DOĞRU GERİ SAYIM

Dünya mevcut bilgisayarlardan milyonlarca kez daha hızlı kuantum bilgisayarları devrimine doğru ilerliyor.

Bu bilgisyarlarda elektronik sinyaller yerine kuantum mekaniği özelliklerine sahip elektronlar hesaplamalarda kullanılıyor.

Teorik olarak yıllardır konuşulsa da Sussex Üniversitesi’nden araştırmacıların yaptığı bir çalışma ile yakında ilk kez çalışan bir versiyonunu görebiliriz.

Araştırmacılar bir kuantum bilgisayarının ilk kez ayrıntılı planını yayınladı. Şu anda bu plana uygun olarak ilk prototipi yapmakla uğraşan araştırmacılar 10 yıl içinde tam ölçekli kuantum bilgisayarını yapmayı umuyor.

Kuantum bilgisayarı prototipi inşa etmekte olan Prof. Hensinger ve Dr Lekitsch kuantum bilgisayarının ayrıntılı tasarımını yayınladı

Kuantum bilgisayarı prototipi inşa etmekte olan Prof. Hensinger ve Dr Lekitsch kuantum bilgisayarının ayrıntılı tasarımını yayınladı

10) 8. KITA BULUNDU MU?

Okullarda öğrencilere dünyada 7 kıta olduğu öğretilir: Afrika, Antarktika, Avustralya, Asya, Avrupa, Kuzey Amerika ile Güney Amerika.
Ancak bu yıl bir grup araştırmacı bu listeye yeni bir kıta eklenmesini savundu: Zelandiya.

Kıtanın büyük kısmı okyanus altında ancak bazı kısımları- Yeni Zelanda ve Yeni Kaledonya gibi- deniz seviyesinin üzerinde.

Çoğu Yeni Zelanda’da görev yapan 11 araştırmacı tarafından gerçekleştirilen bu çalışmada Pasifik Okyanusu’nun güney batısında yer alan adaların, birbirinden bağımsız olmadığı, 4.9 milyon kilometrelik bir bütünün parçaları olduğu ve bu parçanın Avustralya’dan ayrı olduğu ileri sürülüyor.

Zelandiya isimli yeni bir kıta keşfedildi

Zelandiya isimli yeni bir kıta keşfedildi

Zelandiya isimli yeni bir kıta keşfedildi

Kaynak: Sputnik

Instagram’ın yeni özelliği kullanıcıların tepkisini çekti

Instagram kullanıcıları, uygulama güncellendikten sonra ‘önerilen’ içeriğin ana ekranda görüntülenmeye başlaması üzerine, yeni özelliği eleştirdi.

––––––––––––––––––––––––––– 29. 12 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

nstagram’ın yeni güncellemesinin sayesinde uygulamada, kullanıcının arkadaşlarının beğenmiş oldukları kayıtlar ana ekranda görüntüleniyor. Instagram, güncellenen uygulamanın geçici olarak devre dışı bırakılmasını önermiş olsa da bu yeni özellik, birçok kullanıcıdan olumsuz tepki aldı.

 

Sputnik’te yer alan habere göre, Kullanıcılar, uygulamadaki değişikliklerin iptal edilmesini ve kayıtları kronolojik düzende izleme olanağının geri getirilmesini talep etti.

‘@killianwoods’ adlı kullanıcı, ‘Bu (güncelleme) kimin işine yarar? ifadeleriyle kızgınlığını dile getirdi.

‘@swissdanishguy’ adlı diğer bir kullanıcı, “Ekranımda bu sabah görüntülenen tüm yayınlar, en az 3 gün önce yapılmıştı. Elbette, hadi bir de ‘önerilen’ işlevini ekleyelim. Sosyal ağlardaki algoritmalar günden güne daha kötü bir hal alıyor” sözleriyle tepki verdi.

‘@viciousjazz’ kullanıcısıysa, “Instagram’ımda tüm içeriğin kronolojik düzende olmasını istiyorum, ‘önerilen’ herhangi bir kaydın olmasını istemiyorum. Çok can sıkıcı” ifadelerini kullandı.