Category Archives: Çevre

Burdur Gölü’nün gözyaşları

Son 50 yılda su varlığının 3’te 1’inden fazlasını kaybeden Burdur Gölü’nün iki gözyaşı damlasını andıran görüntüsü, drone ile fotoğrafladı.

––––––––––––––––––––––––––––––– 02. 9. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

urdur Gölü’nün kuruyan alanlarında iki gözyaşı damlasını andıran görüntü, gökyüzünden fotoğraflandı. Son 50 yılda su varlığının 3’te 1’inden fazlasını kaybeden, vahşi tarımsal sulama ve küresel ısınmanın tehdidi altındaki göl, 3-4 yıl içinde yarısını, 10 yılda tamamına yakınını kaybetme riskiyle karşı karşıya. 

Literatürde ‘Burduricus’ olarak adlandırılan balık türünün tek yaşam alanı olarak bilinen Burdur Gölü, bilinçsiz sulama ve buharlaşma nedeniyle hızla yok oluyor. Burdur Gölü ve bölgedeki diğer göller ile Burdur yaban hayatı üzerine önemli çalışmalarıyla tanınan Doğa Koruma ve Milli Parklar Burdur Şube Müdürü Tamer Yılmaz, son yıllarda hızla kuruyan ve tamamen yok olma tehlikesi altındaki Burdur Gölü’nün iki gözyaşı damlasını andıran görüntüsünü, drone ile fotoğrafladı. Etkileyici görüntü, son 50 yılda su kapasitesinin 3’te 1’ini kaybeden Burdur Gölü’nün hızla yok oluşunu da gözler önüne serdi.

Lisinia Doğa Yaşam Alanı kurucusu Öztürk Sarıca ve ekibi ise gölün kurtarılması amacıyla gölün kuzeyindeki Karakent köyünde 2010 yılında uygulamaya konulan ‘Lisinia Doğa ve Anti Kanser Projesi’ kapsamında, gül, lavanta ve çok sayıda tıbbi ve aromatik bitki üretimi, büyükbaş hayvancılık yerine keçi yetiştiriciliği gibi projelerle 10 yılı aşkın süredir farkındalık oluşturmaya çalışıyor.

Yaklaşık 5 yıl önceye kadar 4,3 milyar ton su varlığı olan ve son dönemde yılda 330 milyon tonunu kaybeden göl için tehlike çanlarının çalmaya devam ettiğini belirten Öztürk Sarıca, “Burdur Gölü’nün 50 yıl önceki su kapasitesi 7,5 milyar tonken, şu an bu miktar 3,5 milyar tona düşmüş durumda. Göl artık yalnızca yağmur sularıyla besleniyor. Bugün tarımsal sulama için kullanılan suyun miktarı 190 milyon ton. Bölgedeki tarlaların büyük kısmı vahşi sulama yöntemiyle sulandığı için muazzam su kaybı yaşanıyor. Ayrıca ekimi tercih edilen tarım ürünlerinin büyük kısmı bölgeye uygun ürünler değil. Yörede 1 büyükbaş hayvan başına yıllık tüketim bin ton suyu buluyor” dedi.

TARIMSAL SULAMADA DAMLAMA SİSTEMİ

Bölgede tarımsal sulamada damlama ve yağmurlama sistemlerine geçilebilirse yıllık su tasarrufunun 75 milyon tonu bulacağına işaret eden Sarıca, “Bu miktar, gölün yıllık su açığı olan 70 milyon tonu karşıladığı gibi, hızla tüketilen dip suyunun da yeniden yükselmesini sağlayacak. Vahşi sulamaya göre yüzde 75 daha tasarruflu olduğu belirlenen damla sulama yönteminde toprak kalitesine zarar verilmediği gibi, ürün miktarının artmasına da katkı sağlanıyor. Damla sulama yöntemiyle su, toprağın 80 santimetre altına sızabiliyor. Bu hızla devam ederse göl 3-4 yıl içinde yarısını kaybetme, 10 yıl içinde de tamamına yakını kuruma tehlikesi yaşıyor. 10 yıl sonra küçücük bir alanda kalabilir” diye konuştu. (DHA)

İklim değişikliği orman yangınlarını körüklüyor

2017 yılında Avrupa, ABD ve Kanada’da çok sayıda orman yangını meydana geldi. 2018’de yangın sayısı daha da arttı. Bu olağanüstü artışın başlıca nedeniyse mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklar.

––––––––––––––––––––––––––––––– 02. 9. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

BD’nin Batı kıyılarında son iki ayda 20’den fazla orman yangını çıktı. Bazıları henüz tam olarak söndürülemedi. Sıcak ve kurak geçen yaz mevsimi nedeniyle orman yangını sezonu giderek daha erken başlıyor ve uzunca bir döneme yayılıyor. 2017 yılında özellikle Kuzey Kaliforniya, Oregon ve Washington’da etkili olan yangınlar, 41 kişinin hayatına mal oldu, 6 binden fazla ev tamamen ya da kısmen hasar gördü. Washington eyaletinin güneyindeki ünlü şarap üretim bölgesi Yakima Vadisi de yangınlardan nasibini aldı ve üzüm bağları büyük ölçüde kül oldu.

Kaliforniya’daki Yosemite Ulusal Parkı, bu yıl yangın nedeniyle adeta çöle döndü. Bölgenin kuzeyindeki bir başka yangında ise 81 bin hektar ormanlık ve ekili alan, bin dolayında ev ve 500 bina yandı. İki ayrı orman yangının birleşmesiyle meydana gelen Kaliforniya tarihinin en büyük yangın felaketinde ise 115 bin hektar arazi, 157 ev 120 bina küle döndü.

Orman yangınları artık olağan bir hal almaya başlarken, gelecekte bunların azalması bir yana, daha da artması kuvvetle muhtemel görülüyor.

Kaliforniya’daki yangınlar korkutuyor

Ölümcül sonuçlar

Sadece Kaliforniya’da bu yıl altı itfaiye görevlisi, çıkan yangınlarda hayatını kaybetti. Ancak aşırı sıcakların tetiklediği orman yangıları sadece ABD ile sınırlı kalmadı. Avrupa’da da çok sayıda yangın büyük çapta hasara neden oldu.

Geçen temmuz ayında Yunanistan’ın tatil beldesi Mati’de çıkan yangın sonucu 80’den fazla insan hayatını kaybetti. Atina’nın 28 km doğusundaki bölgede bin 500’den fazla ev tahliye edilirken, bunların çoğu oturalamaz hale geldi.

İspanya’nın Valencia kentinde 2 bin 500 hektarlık alanda etkilili olan yangın, 2 bin 500 dolayında kişinin tahliye edilmesine neden oldu. Komşu Portekiz’deki Monchique’de de uzun süre 40 derecenin üzerinde seyreden sıcaklar çok sayıda yangını da beraberinde getirdi.

Aşırı sıcaklar öyle bir hal aldı ki, Kuzey Kutbu’nun bazı bölgelerinde bile yangın çıktı. Arktika’da bu yaz sıcaklıklar, mevsim normallerinin 10 derece kadar üstünde seyretti. Son 250 yılın en sıcak temmuz ayını yaşayan İsveç’te da son yılların en büyük orman yangını felaketi meydana geldi. Hakeza Norveç, İsveç ve Letonya gibi kuzey ülkeleri de yagınlardan nasibini aldı.

Kanada’nın British Columbia bölgesinde yangınlar nedeniyle 15 Ağustos’ta olağanüstü hal ilan edildi. Binlerce insan tahliye edilirken 600 bin hektardan fazla arazi alevler içinde kaldı. Geçen yıl da British Columbia ve Alberta’da toplam 3 milyon hektardan fazla alanda orman yangını çıkmıştı.

USA Kalifornien - schwere Waldbrände bei Redding (Getty Images/J. Sullivan)

Kuraklık hızla artıyor

Orman yangınları genel olarak insanların dikkatsizlik ve ihmali ya da yıldırım düşmesi gibi etkenler nedeniyle çıkıyor. Ancak hızla yayılmasının ve kontrol altına alınamayışının en önemli nedeni olarak kavurucu sıcaklar gösteriliyor. Önümüzdeki yıllarda sıcaklıklıkların daha da artacağını öngören iklim araştırmacıları, orman yangınlarının da olağan hale gelebileceği uyarısını yapıyor.

“Yazın orman yangınlarının çıkması normal ama iklim değişkiliği, yangın riskini daha artırıyor” diyen Londra merkezli Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Araştırmaları Enstitüsü’nün Politika ve İletişim Direktörü Bob Ward, sözlerini şöyle sürdürüyor:

“Kuraklık, yangınların adeta itici gücü. Örneğin Kaliforniya’da, 2018’deki yangın sezonundan önceki kış mevsimi çok kuru geçti. Kuraklık aynı zamanda kurumuş odun anlamına geliyor. Bu da yangınların temel yakıtını oluşturuyor.”

Yunanistan’daki yangınları da değerlendiren Ward, Akdeniz’in kuzeyindeki ülkelerin giderek daha sık ve yoğun şekilde kuraklık dönemleri yaşadığını, bunun da iklim değişikliğinin bir neticesi olduğunu vurguluyor. Sera gazı salınımı nedeniyle önümüzdeki 30-40 yılda kuraklığın kontrol altına alınamayacağını belirten ikilmi araştırmacısı, son yıllarda yaşananların, gelecekte bizi bekleyen tehlikenin habercisi olabileceği konusunda da uyarıyor.

USA Kalifornien Waldbrände bei Redding (Reuters/F. Greaves)

Yangın mevsimleri uzuyor

Londra King’s College’de yeryüzü gözlemcisi olarak görev yapan Prof. Martin Wooster ise dünyanın başka bölgelerinde yangınlar açısından çok daha vahim yılların yaşandığını hatırlatıyor. Örneğin üç yıl kadar önce El Nino adı verilen hava fenomeni, özellikle Endonezya’da bâkir ormanlarda büyük çapta yangınlara neden olmuştu. Bunların Amerika ve Avrupa’dakilerden çok daha şiddetli olduğunu kaydeden Prof. Wooster, aylarca süren yangıların, bugüne kadar meydana gelen en büyük hava kirliliğine neden olduğunu kaydediyor.

Görünen o ki orman yangını mevsimlerinin süresi giderek uzayacak ve yangıların şiddeti daha da artacak. Kuraklığın yanı sıra insan faktörüne de dikkat çeken iklim araştırmacıları, çoğu zaman gelişi güzel şekilde ormanda yere atılan sigara izmaritleri ya da söndürülmeyen mangal ve kamp ateşlerinin, büyük felaketlere neden olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle hükümetler sadece iklimin korunmasına dair önlemler almakla yetinmeyip, yangın tehlikesine karşı daha bilinçli ve tedbirli olunması için halkı uyaran bilgilendirme kampanyalarına da büyük önem veriyor.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Foça’da denize sızan akaryakıtın fuel-oil olduğu tespit edildi

İzmir’in Foça ilçesi Gencelli bölgesinde henüz belirlenemeyen bir kaynaktan denize sızan akaryakıtın fuel-oil olduğu tespit edildi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 02. 9. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

zmir’in Foça ilçesi Gencelli bölgesinde henüz belirlenemeyen bir kaynaktan denize sızan akaryakıtın fuel-oil olduğu tespit edildi. İzmir’in Foça ilçesi Gencelli bölgesinde kontrol altına alınan akaryakıt sızıntısının temizlenmesi çalışmaları, yaklaşık 100 kişilik ekibin katılımıyla devam ediyor. Temizlik çalışmalarını takip eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Sebahattin Dökmeci, AA muhabirine yaptığı açıklamada yaklaşık 2,5 kilometrelik kıyı alanının kirlilikten etkilendiğini söyledi.

Temizlik çalışmalarının iki bölgede yoğunlaştığını ifade eden Dökmeci, “Bu bölgelerden birinde kaba temizlik tamamlandı. Şu anda ikinci bölgedeyiz. Buradaki temizlik de en geç yarın tamamlanmış olacak.” diye konuştu.

Dökmeci, çalışmalarda yaklaşık 60 tonluk kontamine atık toplandığını, buna temizlemek için kullanılan malzemeler ve denizdeki diğer atıkların da dahil olduğunu, net kirletici miktarının daha sonra belli olacağını kaydetti.

Toplanan atıkların lisanslı araçlarla bertaraf tesislerine taşınacağını aktaran Dökmeci, “Kaba temizlik sonrasında ince temizlik dediğimiz kıyılardaki detaylı temizliğe geçeceğiz. Bu da 10-15 gün kadar sürer diye tahmin ediyoruz. Biz çalışmalarımızı bitirdikten sonra deniz suyu kalitesine yönelik yapılacak analizler sonucunda denize girilebileceğini söyleyebileceğiz.” ifadelerini kullandı.

Fuel-oil olduğu belirlendi

Denize sızan kirleticinin fuel-oil olduğunun belli olduğunu da aktaran Dökmeci, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kirleticinin fuel-oil olduğunu kesinleştirmemizle kirletici kaynağa ilişkin çalışmalarımızda çember daraldı. Kaynağa ilişkin olası gemilerden alınan numuneler var. Fuel-oil olunca bu gemilerin sayısı azalıyor. Kıyılarda da kirleticiden alınan numuneler var. Numuneler parmak izi dediğimiz inceleme sonucunda karşılaştırılıyor. Bu eşleşme sonunda kaynak tespiti yapılacak.”

Tembel insanın dünyayı kurtarma rehberi

Çevreye duyarlı tavsiyeler, bunaltıcı ve çoğu zaman da etkisiz olabilir. Daha yeşil bir çevre için dört alışkanlığınızı değiştirecek olsaydınız, hangileri en az çabayı gerektirirdi?

––––––––––––––––––––––––––––––– 12. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

azıcıdan çıktı almayın. Çamaşırlarınızı soğuk suda yıkayın ve kurutmak için asın. Geceleri elektronik cihazlarınızı prizden çekin; evet telefon şarj aletinizi, televizyonunuzu ve su ısıtıcınızı… Ama buzdolabını ve derin dondurucuyu asla kapatmayın, hatta ve hatta ağzına kadar doldurun. Odadan çıkarken ışıkları söndürün. Ve hatta unutmadan, önce LED ampullerle değiştirin, sonra söndürün. Sonra da odadan çıkın.

Aslında bakarsanız siz iyisi mi evinizi terk edin ve And Dağları’nda medeniyetten uzak ve çevreye duyarlı bir çiftliğe yerleşin. Ya da sadece bahçenizdeki kulübede yaşayın. Sürdürülebilir kerestecilik ile üretilmiş ahşaptan üretildiğinden de emin olun.

Deutsche Welle Türkçe’den Ajit Niranjan’ın derlediğine göre, Hayatınızı Daha İyi Yaşamanın Yolları gibi listelerle karşılaştığınız zaman bunalmanız olası. İnsanlık iklim değişikliğiyle mücadele konusunda atılması gereken adımları atmakta geç kalıyor ve iyi niyetli olsa bile çoğu zaman faydasız çabalar moral bozucu olabiliyor. Çünkü Noel kartlarını e-posta olarak atmak ya da organik evsel atıklardan bahçe gübresi üretmek gibi çevreye duyarlı girişimlerin etkileri okyanusta bir su damlası kadar küçük. Binlerce küçük girişimle kendinizi paralamanız belki küçük bir su birikintisi yaratmanızı sağlayabilir, ama bütün bu strese değer mi?

Koltuktan ahkâm kesen çevreye duyarlı aktivistler için bazen yapılması gereken çok fazla şey varmış gibi oluyor. Zaman kısa ve alışkanlıkları değiştirmek güç. Tavsiyeler ise sıklıkla ters yüz oluyor:  Elde mi yoksa makinede mi bulaşık yıkamanın daha az su harcadığını artık bilemiyoruz bile.

Ancak bu rahatına düşkün arkadaşları hadi sevindirelim! Ne de olsa bazen en büyük etki, en küçük eylemlerle gerçekleşebiliyor. Eğer 2018 yılında gezegeni korumak için dört alışkanlığınızı değiştirecek olsaydınız, en az çabayla başarabilecekleriniz hangileri olurdu?

Hayvancıkları rahat bırakın!

İstediğiniz kadar yiyebilirsiniz, sadece daha az satın alın. Tarım dünyadaki sera gazı salınımlarının dörtte üçünün sorumlusu olmasına karşın, üretilen gıdanın sadece üçte ikisi aslında tüketiliyor.

Tabii ki kalanın tamamı çöpe gitmiyor ama Avrupa Parlamentosu’nun verilerine göre AB içindeki gıda israfının yarısı evlerde gerçekleşiyor ve bunu azaltmak güzel bir başlangıç olabilir. Birleşmiş Milletler’e göre dünya çapında gıda israfının neden olduğu karbon ayak izi 3,3 milyar metrik ton karbondiokside ulaşmış durumda. Bir diğer deyişle Hindistan’ın yıllık salınımından fazla.

Küche Kochen Ernährung Teenager

Olay alışveriş sepetine gelince de, şu biftekleri yerine bırakın ve sebze reyonuna doğru ilerleyin. İsveç’teki Lund Üniversitesi’nden araştırmacıların bu yıl yayımladığı bir rapora göre, bireysel bazda karbon salınımını azaltmanın en etkili yolu, et tüketiminin ağırlıklı olduğu beslenme alışkanlıklarından vazgeçmek. Etsiz bir diyet yılda kişi başına 820 kilo kadar daha az karbondioksit salınımı demek. Böylece gezegene, çamaşırlarınızı ipe asmanın, evdeki ampulleri değiştirmenin ve geri dönüşüme ağırlık vermenin toplamından daha fazla faydanız dokunmuş olacak.

Yani akşam yemeğinde tabaktaki her şeyin, tarladan süpermarkete kadar giden üretim zincirindeki izini sürmeye çalışmakla uğraşmayın. Sadece yemeğinizi bitkilerden yapın ve tabağınızdakini bitirmeyi unutmayın.

Ayağınızı yerden kesmeyin

Uçmaktan vazgeçmek için birçok nedeniniz var. Saatlerce beklediğiniz havalimanı kuyrukları, bitmeyen pasaport ve güvenlik kontrolleri ve uçak türbülansa girdiğinde o dehşet verici “Evi en son ne zaman aradım” sorusu. Kimi zaman en dinlendirici tatiller çok uzaklardaki diyarlarda değil, evinizin rahatlığında bir bardak çay ve güzel bir kitapla geçirdikleriniz olabilir.

Bunların yanı sıra çevresel nedenler de yok değil: Uçmak gezegene zarar veriyor. Kat ettiğiniz her kilometrenin kişi başına karbon salınımının otomobil ya da trenlerden daha fazla olmasından değil sadece. Aynı zamanda ucuz havayolu şirketlerinin geçmişe göre bize çok daha uzağa seyahat etme fırsatı tanımasından kaynaklanıyor. Bu da hepimize bulunduğumuz yerlerden uzaklardaki yerlere gitme iştahı vermiş durumda.

Tek bir gidiş-dönüş uçuşundan vazgeçmeniz, mesafeye, uçağın yakıt verimliliğine ve hava şartlarına bağlı olarak 700 ila 2 bin 800 kilogram kadar karbondioksit salınımını engellemeniz demek.

Ya da şöyle anlatalım: AB istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre Avrupalılar yılda 900 kilogram kadar karbondioksit salınımına neden oluyor. Yani evden çıkmadan başarabileceğiniz etkili bir yaşam tarzı değişikliği yapmanız zor olabilir.

Lufthansa Streik Flugbegleiter UFO

Şu arabadan bir kurtulun

Kim bilir, belki de vardır. Mesela araba kullanmayın.  Biliyorum, tembel bir insanın gezegeni kurtarma rehberi için tuhaf bir düşünce tarzı ama otomobil sürmekten daha az enerji gerektiren şey nedir? Hiç de mantıksız değil, dinleyin hele…

Otomobillerin gezegen için kötü olduğunu biliyoruz. ABD Çevre Koruma Ajansı’nın verilerine göre, ortalama bir otomobil atmosfere yılda 4 bin 700 kilogram kadar karbondioksit salıyor.

Ancak otomobiller kirli oldukları kadar pahalılar da.

Araca, benzinine, vergisine, araç kullanmakla birlikte gelen kalp ve dolaşım hastalıkları yüzünden sağlık harcamalarına, eskisi bozulduğunda yeni araca, sigortaya, ehliyete, otoparka derken bir servet harcıyorsunuz.

Otomobil satış şirketi CJ Pony Parts’ın bir raporuna göre, üniversite mezunu ortalama bir ABD’li, hayatı boyunca kazandığı paranın yüzde 10’unu otomobillere harcıyor.

Para kazanmak için verdiğiniz emeği, o ofiste geçirdiğiniz saatleri bir düşünün. Eminiz sonrasında otobüse binmek o kadar da gözünüzde büyümeyecektir.

Deutschland Unwetter - Sturm Herwart in Berlin

Korunun

Çocuk demek ağır iş demek. Markete gidip doğum kontrol yöntemleri satın almanın maliyeti ise bir aile kurmaktan çok daha az. Hem çocuk yetiştirmenin çevreye maliyeti de yüksek.

Bir çocuğun çevreye saldığı karbondioksitin ölçümünü yapmak güç. Hem zaten nasıl ölçeceksiniz ki? Torununuz bu hesaba dâhil olacak mı? Ya onların çocukları? Ancak birçok araştırma çocukların çevre için yarattığı yükün diğer birçok kaleme göre ağır olduğu sonucuna ulaşmış. Lund Üniversitesi’nin raporuna göre, çocuklar 23 ila 100 metrik ton karbondioksit salınımı demek.

Babynahrung

Tabii ki iklim değişikliği ile mücadele etmek için çocuk sahibi olmamak bir çözüm olamaz. Neticede ikisi de insanlığın sonu demek. Ancak dünyanın neresinde ve kaç tane çocuğunuzun olacağına karar vermek değerlendirmeye değer.

Oregon State Üniversitesi’nde 2009 yılında yapılan bir çalışmaya göre, ABD’de fazladan bir çocuk sahibi olmanın “karbon mirası” Bangladeş’e göre 100 kat fazla. Bunun en büyük nedeni ise iklim değişikliğinin arkasındaki en büyük unsurun nüfus artışından ziyade aşırı tüketim alışkanlıkları olması.

Bu da şu demek: Karbon salınımlarını dengelemek için az çaba peşinde koşan Batılılar için çare balmumu mumlar ya da organik şarap değil. Aile planlamasından başlayın.

Romantizm dediğiniz şey zaten çok emek istemiyor mu?

 

Ayvalık’ta balık çiftlikleri için ‘ÇED gerekli değildir’ kararına 2’nci iptal

Balıkesir İdare Mahkemesi, Ayvalık sahilinde kurulmak istenen balık çiftlikleri için Balıkesir Valiliği’nin verdiği ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararını, 2’nci kez hukuka aykırı bularak iptal etti.

––––––––––––––––––––––––––––––– 10. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

yvalık Sahilkent Mahallesi Engürü Sitesi önünde kurulan 2 balık çiftliği hakkında, daha önce verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali için Balıkesir İdare Mahkemesi’ne, Ayvalık Tabiat Derneği adına 2016 yılında dava açıldı. Balıkesir İdare Mahkemesi, Ayvalık sahilinde kurulmak istenen balık çiftlikleri için Balıkesir Valiliği’nin verdiği ‘ÇED gerekli değildir’ kararını hukuka aykırı bularak iptal etti. Ancak, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından dosya temyiz edildi.

Danıştay 14’üncü Daire Başkanlığı, Balıkesir İdare Mahkemesi’nce verilen iptal kararını usul yönünden bozdu. Kararın gerekçesinde, Balıkesir Valiliği’nce art arda verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarının her biri için ayrı dilekçelerle dava açılması gerektiği ifade edildi.

“ÇED uygulamasına tabi”

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ‘hassas alan’ olarak nitelendirilen Edremit Körfezi’nde, Ayvalık Adaları Tabiat Parkı’nın etki alanında yer alan balık çiftliklerinin yaratacağı ekolojik tahribatı önlemek amacıyla, Ayvalık Tabiat Derneği tarafından ayrı ayrı dilekçeler verilerek 25 Nisan 2018 tarihinde iki yeni dava açıldı. Balıkesir İdare Mahkemesi her iki dosya üzerinde yaptığı inceleme sonucu, ‘ÇED gerekli değildir’ kararlarını ikinci kez iptal etti. İdare Mahkemesi’nin iptal gerekçesinde, “Bütün olarak değerlendirildiğinde yılda 1000 ton kapasiteye ulaştığı görülen söz konusu projelerin Çevresel Etki Değerlendirmesi uygulamasına tabi olduğu sonucuna varılmıştır” denildi.

Ayvalık Tabiat Platformu Yürütme Kurulu tarafından iptal kararı üzerine yapılan açıklamada, şöyle denildi: “Dava sürecinde desteklerini esirgemeyen ve ortak tavır koyalım diyerek birlikte hareket eden Ayvalık Belediye Başkanı Rahmi Gençer’e, Engürü Sitesi Yönetim Kurulu’na ve Başkanı Gürsel Uslu’ya, davaya müdahil olarak katkı sunan Ayvalık Kent Konseyi’ne, davayı ücret almadan gönüllü olarak üstlenen avukat Özlem Yılmaz’a, davanın açılma sürecinde bilgi paylaşımında bulunan Karaburun Kent Konseyi’ne teşekkür ederiz.” (DHA)

Danıştay: Alpu termik santralinde kömür madeni için ÇED gerekli

Eskişehir’de, Alpu Ovası’nda kurulması planlanan termik santral için açılacak kömür madeni ile ilgili ‘ÇED raporu gerekli değildir’ kararını iptal eden Eskişehir 2’nci İdare Mahkemesi’nin kararının, Danıştay 14’üncü Dairesi tarafından onandığı belirtildi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

evre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nün Alpu Ovası’nda kurulması planlanan termik santral için açılacak kömür madeni ile ilgili ‘ÇED raporu gerekli değildir’ kararını iptal eden Eskişehir 2’nci İdare Mahkemesi’nin kararını, Danıştay 14’üncü Dairesi’nin onadığı belirtildi. Konuyla ilgili Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nden yapılan açıklamada şöyle denildi:

“Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, açılacak kömür madeni için 28 Aralık 2017 tarihinde ‘Çevre Etki Değerlendirme raporu gerekli değildir’ kararı vermiş, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi de bu karara karşı dava açmıştı. Eskişehir 2’nci İdare Mahkemesi dava sonucunda, 6 Nisan 2018 tarihinde verdiği kararla Sevinç Mahallesi’nde açılacak olan kömür madeni için ‘ÇED raporu gerekli değildir’ şeklindeki Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü kararını iptal etmişti. Eskişehir Valiliği bu karar üzerine Danıştay’a temyiz davası açmıştı. Danıştay 14’üncü Dairesi, Eskişehir 2’nci İdare Mahkemesi’nin kararını onadı. Danıştay 14’üncü Dairesi’nin vermiş olduğu onama kararı ile birlikte Sevinç Mahallesi’nde açılması planlanan kömür madeni için ÇED raporu düzenlenmesi zorunluluk haline gelmiş oldu.”

GREENPEACE AKDENİZ RAPORU

Öte yandan, Alpu Ovası’nda kurulması planlanan kömürlü termik santral ile ilgili Greenpeace Akdeniz’in ‘Kömürü Es Geç’ kampanyası kapsamında hazırladığı rapor açıklandı.

Eskişehir’in Alpu Ovası’na yapılması planlanan kömürlü termik santral ile ilgili Greenpeace Akdeniz’in ‘Kömürü Es Geç’ kampanyası kapsamında hazırladığı raporda, şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedeli ile kömürlü termik santral yerine, kamu kaynaklarıyla neler yapılabileceği hesaplandı. Eskişehir Alpu Termik Santrali’ni yapacak şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedelinin 1 milyar 987 milyon 12 bin 653 TL olduğunun belirtildiği raporda, bu parayla yapılabilecekler şöyle sıralandı:

“Açlık sınırındaki tek maaşlı 4 kişilik 1 milyon 143 bin 275 ailenin 1 aylık maaşı sağlanabilir. Mevcut net asgari ücret 1603 TL’den 1845 TL’ye yükseltilebilir. 103 bin 289 asgari ücretli çalışanın 1 yıllık ücreti karşılanabilir. Atama bekleyen 430 bin öğretmenin 43 binin 1 yıllık maaşı karşılanabilir. 15 yıllık alım garantisi süresince tüm öğretmenler 10 yıl içerisinde atanabilir. 11 adet 700 yataklı hastane veya 257 adet temel eğitim okulu ya da 98 adet ibadethane, 14 adet opera binası yapılabilir. Yılda 563,69 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulabilir. Santrale sağlanacak 15 yıllık toplam alım garantisi ile Türkiye’nin mevcut güneş kurulu gücü 2,15 kat artırılabilir. TÜBİTAK, bilim insanlarına verdiği desteği 24,44 kat artırabilir.”

‘TARIM ARAZİLERİNİN YOK EDİLMESİNE NEDEN OLACAK’

Greenpeace Akdeniz Projeler Hukuk Danışmanı Avukat Deniz Bayram raporla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, şunları kaydetti:

“Kamu kaynaklarının, kamu yararı için harcanması gerekir. Eskişehir’de yapılmak istenen termik santral, hava kirliliği kaynaklı hastalık ve erken ölümler ile tarım arazilerinin yok edilmesine neden olacak. Hazırladığımız bu raporda, santrale harcanacak vergilerimizle oluşan kamu kaynaklarıyla, eğitim, sağlık gibi alanlarda hayatımızda ne gibi iyileştirmeler yapılabileceğini ortaya koyduk. Amacımız, kömürlü termik santral projelerini yürüten kamu şirketi EÜAŞ’a bir çağrıda bulunmak: Kamu kaynakları ölüm değil yaşam için harcansın.”

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı hava modellemesi raporunda ise söz konusu santralin yaratacağı hava kirliliğinin 3 bin 200 erken ölüme neden olacağı ileri sürüldü.

(DHA)

Kırklareli’nde çevre felaketi

Kırklareli’nin Bayramdere köyünde, yaklaşık 2 yıldır kapalı durumdaki 8 hayvan çiftliğinin gübre biriktirme havuzlarındaki atıklar, Ergene Nehri’nin bir kolu olan Kurudere’ye karıştı. Dere kısa sürede simsiyah akmaya başlarken, Çeşmekolu Muhtarı Ahmet Dönmez 4 bin 50 dönüm büyüklüğünde, 30 metre derinliğindeki atık depolama havuzunun tüm çevreyi kirleterek etkilediğini söyledi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

ırklareli’nde merkeze 3 kilometre uzaklıkta olan Bayramdere köyünde, yaklaşık 2 yıldır faaliyette olmayan 8 hayvan çiftliğinin gübre biriktirme havuzlarından, çevresindeki Ergene Nehri’nin bir kolu olan Kurudere’ye atık karıştı. Bölge halkı 2 yıldır havuzda tutulan atıkların derelere sızdığını ve çevrede yapılan tarımı büyük oranda etkilediğini söyleyerek tepki gösterdi.

Havuzdan sızan atıkların dereleri simsiyah hale getirdiğini anlatan çevre köylerden Çeşmekolu’nun muhtarı Ahmet Dönmez, “Bölgemizdeki 8 hayvan çiftliğinin atıkları bir havuzda biriktirilmiş. Yaklaşık olarak 4 bin dönüm büyüklüğünde, 30 metre derinliğinde baraj gibi olan atık depolama yerinden bahsediyoruz. Bu çiftlikler 2 yıl önce kapatıldı, sahiplerinin iflas ettiğini ve birinin de FETÖ/PDY soruşturması geçirdiğini duyduk. Havuzdan atıklar bir anda boşaltıldı. 6 köy muhtarı bir araya gelerek gittik ve yerinde inceledik. Bilerek patlatıldığını düşünüyoruz. Derelerimiz bir anda kirlendi. Buradan tarım alanları sulanıyordu. Çocuklarımız berrak olan dere kenarlarında vakit geçirip oynuyorlardı. Herkese haber gönderdik, çocukları derelerden uzak tutuyoruz. Ayrıca şu anda tarım alanları içinde sulama yapamıyoruz. Bizim için büyük felaket” dedi.

Bayramdere köyü sakinlerinden Mehmet Yurttaş da atıkların çevreyi ciddi anlamda kirlettiğini ve sulama yapamaz duruma geldiklerini belirterek, “Bizim köyümüzde 8 hayvan çiftliği var. Bunlar 2 yıldır çalışmıyor. Hayvan çiftliklerinde gübreler için ortak havuz yapıldı. Gübre havuzu patlamış, çevre köylerdeki derelere hayvan dışkıları karıştı. Burada çiftçiler sulama yapamaz duruma geldi” diye konuştu. Mehmet Önder de gübre havuzlarından atıkların bir anda derelere karıştığını ve her yerin bataklık haline geldiğini anlatarak, “Aninden havuzlar patladı, her yer bataklık oldu. Sinekler doldu. Tarlalardaki meyve sebze ürünlerimiz, hayvan atıkları nedeniyle asit içerisinde kaldı. Şu an ne yapacağımız bilmiyoruz” ifadelerini kullandı.

(DHA)

İzmir Ödemiş’te orman yangını

İzmir’in Ödemiş ilçesindeki ormanlık ve makilikte, henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevlerin söndürülmesi için havadan ve karadan müdahaleye başlandı

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

zmir’in Ödemiş ilçesindeki ormanlık ve makilikte, henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Alevlerin söndürülmesi için havadan ve karadan müdahaleye başlandı. Hacı Hasan Mahallesi’ndeki makilik ve ormanlıkta, saat 14.00 sıralarında, henüz belirlenemeyen nedenle yangın çıktı. Bölgeden yükselen dumanları görenler, orman ekiplerine haber verdi.

Sarp arazide çıkan yangına 4 helikopterle havadan, 2 arazözle de karadan müdahale edilmeye başlandı. Orman işçileri, yangın söndürme çalışmalarını sürdürürken alevlerin, rüzgarın etkisiyle 2 hektarlık alana yayıldığı belirtildi. Bölgede söndürme çalışmalarına devam ediliyor.

(DHA)

 


Eskişehir’de termik santrale harcanacak parayla 257 okul yapılabilir

Eskişehir Alpu Termik Santrali’ni yapacak şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedeli ile 257 okul ya da 11 hastane yapılabileceği ortaya çıktı. Öte yandan belirlenen tutar , Eskişehir ilinin toplam vergi gelirinin yüzde 79’una tekabül ediyor.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

reenpeace “Kömürü Es Geç” kampanyası kapsamında hazırladığı raporda, şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedeli ile kömürlü termik santral yerine kamu kaynakları ile neler yapılabileceğini hesapladı. Greenpeace’in “Eskişehir’de termik santral neye mal olacak?” isimli raporuna göre kamu şirketi olan Elektrik Üretim AŞ.’nin (EÜAŞ) ihaleyi kazanarak santrali yapacak şirkete vereceği 1 yıllık alım garantisi bedeli ile 257 okul ya da 11 hastane yapılabileceği açıklandı. Eskişehir’in verimli tarım arazilerine yapılmak istenen Alpu Kömürlü Termik Santrali’nin üç kez ertelenen ihalesinin 15 Ağustos’ta gerçekleşmesi öngörülüyor.

“Kur dalgalanmalarından doğabilecek zarar 4.786.526.356 TL “

Şirkete verilecek 1 yıllık alım garantisi bedeli 1.987.012.653 TL. İhalesinin dolar kuru üzerinden yapılması halinde, beklenen garanti süresi olan 15 yıl boyunca, EÜAŞ’ın kur dalgalanmalarından doğabilecek zararının ise kötümser senaryoya göre, 4.786.526.356 TL, iyimser senaryoya göre ise 505.054.621 TL olabileceği belirtildi. Greenpeace’in raporuna göre kamusal kaynaklardan karşılanacak olan EÜAŞ’ın 1 yıllık alım garantisi bedeli ile yapılabilecekler şöyle: Açlık sınırındaki tek maaşlı 4 kişilik 1.143.275 ailenin bir aylık maaşı sağlanabilir. Mevcut net asgari ücret 1.603,12 TL’den 1.845,22 TL’ye yükseltilebilir. 103.289 asgari ücretli çalışanın 1 yıllık ücreti karşılanabilir. Atama bekleyen 430.000 öğretmenin 43.000’inin 1 yıllık maaşı karşılanabilir. Santrala sağlanması beklenen 15 yıllık alım garantisi süresince tüm öğretmenler 10 yıl içerisinde atanabilir. 11 adet 700 yataklı hastane veya 257 adet temel eğitim okulu yapılabilir. 98 adet ibadethane (1.500 kişi kapasiteli) yapılabilir. 14 adet opera binası yapılabilir. Yılda 563,69 MW kurulu güce sahip güneş enerjisi santrali kurulabilir. Santrale sağlanacak 15 yıllık toplam alım garantisi ile Türkiye’nin mevcut güneş kurulu gücü 2,15 kat artırılabilir. TÜBİTAK, bilim insanlarına verdiği desteği 24,44 kat artırabilir.

Avukat Bayram: Kamu kaynakları yaşam için harcansın

Greenpeace Akdeniz Projeler Hukuk Danışmanı Avukat Deniz Bayram, şöyle konuştu: “Kamu kaynaklarının, kamu yararı için harcanması gerekir. Eskişehir’de yapılmak istenen termik santral, hava kirliliği kaynaklı hastalık ve erken ölümler ile tarım arazilerinin yok edilmesine neden olacak.

“Hazırladığımız bu raporda, santrale harcanacak vergilerimizle oluşan kamu kaynaklarıyla, eğitim, sağlık gibi alanlarda hayatımızda ne gibi iyileştirmeler yapılabileceğini ortaya koyduk. Amacımız, kömürlü termik santral projelerini yürüten kamu şirketi EÜAŞ’ye bir çağrıda bulunmak: Kamu kaynakları ölüm değil yaşam için harcansın.”

 

Eskişehir Alpu Ovası Koruma Statüsünde

21 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de Bakanlar Kurulu tarafından, Türkiye’de tarımsal üretim verimi yüksek olan bazı ovalar koruma altına alındı. Eskişehir Alpu Ovası da Büyük Ova Koruma Statüsü altına alınan ovalar arasında.

Bakanlar Kurulu Kararı’na göre, “tarımsal üretim potansiyeli yüksek, erozyon, kirlenme, amaç dışı veya yanlış kullanımlar gibi çeşitli nedenlerle toprak kaybı ve arazi bozulmalarının hızlı geliştiği ovalar büyük ova koruma alanı olarak belirlenmiştir.”

Ne olmuştu?

Eskişehir Tepebaşı ilçesi sınırlarında Elektrik Üretim A.Ş. (EÜAŞ) tarafından “Alpu Termik Santrali ve Bu Santrale Kömür Sağlayacak Olan Rezerv Alanındaki Yeraltı Maden İşletmesi ile Kül Düzenli Depolama Tesisi” Projesi yapılmak isteniyor. Toprak Koruma Kurulu, termik santralin kurulmak istendiği araziyi, Ocak 2018’de “tarım alanı” statüsünden çıkardı. Projenin “ÇED Olumlu” kararı 6 Mart 2018’de verildi. Projenin ihalesi 26 Ocak’ta yapılacaktı ancak önce 7 Mart’a ardından 26 Nisan’a son olarak da 15 Ağustos’a uzatılarak toplamda üç kez ertelenmiş oldu. Yeşil Barış Hukuk Derneği ve Eskişehirliler, planlanan kömürlü termik santralin “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu” kararının iptal edilmesi için dava açmıştı.

Kaynak: Bianet

Ergene artık ‘siyah’ akıyor!

Trakya’nın en önemli su kaynaklarından Ergene Nehri, 4’ncü sınıf ‘kirli su’ sınıfından kurtarılamadı. Nehir yaz aylarında çok daha kirli akıp, yoğun kokuya neden olurken, Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, kirlilik azalma eğiliminde olsa da Ergene’nin simsiyah akmaya ve çevresine zarar vermeye devam ettiğini ifade etti. Başkan İşbilen, “Nehir kenarını, tarım, imar ve sosyal, kültürel olarak kullanamıyoruz” dedi. Uzunköprü halkı da eskiden balık tutulan, yüzülen ve tarımda kullanılan nehrin fabrikaların kurulmasıyla birlikte kirlendiğini belirterek temizlenmesini istedi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 8. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

stranca Dağları’ndan doğarak Trakya’nın ortasından Ege Denizi’ne dökülen 280 kilometrelik Ergene Nehri, yapılan temizlik çalışmalarına rağmen simsiyah akmaya ve çevresine kötü kokular yaymaya devam ediyor. Ergene’nin Uzunköprü ilçesinden geçen bölümünde her ay yapılan ölçümler sonucunda, 4’üncü sınıf nehir özelliğindeki nehirde, suyun 20 mikrogram siyanürün yanı sıra, 10 mikrogram yağ ve gres, 112 mikrogram sülfat ile ağır metaller içerdiği belirlendi.

ergene-artik-siyah-akiyor-sanayinin-kanalizasyonuna-dondu-497578-1.

‘NEHİR SANAYİNİN KANALİZASYONUNA DÖNDÜ’

Uzunköprü Belediye Başkanı Enis İşbilen, yıllardır Ergene’de test ve incelemeler yaptıklarını, 4’üncü sınıf kirli su niteliğinin sürdüğünü söyledi. Nehrin kirlenmeye devam ettiğini anlatan İşbilen, “Devletin bu anlamda çalışmaları var ancak sıkıntısını 16 yıldır Uzunköprü halkı olarak çekiyoruz. Bu sıkıntıyı tarımda kullandığımız sudan çekiyoruz, insanların sağlıklarının bozulmasıyla çekiyoruz, çok sayıda kanser vakalarıyla çekiyoruz, sosyal alanda çekiyoruz çünkü tarihi Uzunköprü’den kimse yürümüyor. Kimse Ergene’ye yakın dolaşmak, çevresinde oturmak istemiyor. Rengi, kokusu belli, geceleri özellikle ağır bir kokuya neden oluyor. Belediye olarak testler ve analizler yaptırıyoruz. Haziran ayı analizlerine bakarsak, hâlâ 4’ncü sınıf kirli su özelliği devam ediyor. 4’üncü sınıf içindeki değerlerlerin biraz düştüğünü görüyoruz ama yine de hâlâ 4’üncü sınıf kirli su. Nehrin içerisinde birçok ağır metal var, canlı yaşamıyor. Trakya’nın can damarının sanayi kanalizasyonu haline geldiğini buradan rahatlıkla söyleyebiliriz” diye konuştu.

‘FABRİKALARIN ATIK TESİSLERİNİ ÇALIŞTIRMASI GEREK’

Uzunköprü Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Hacer Doğrugüven de Ergene Nehri’nin Trakya’nın can damarıyken, kirletilmesi sonucu ‘dert damarı’ haline geldiğini söyledi. Nehrin her geçen gün çevresine kötü koku yaymaya ve kirlenmeye devam ettiğini anlatan Doğrugüven, şöyle dedi:

“Nehirler ve sular çok önemli ama biz bunlardan faydalanamıyoruz. İçme sularımızı bile etkiliyor. Ege Denizi’ne dökülüyor, orayı da kirletiyor. Uzun yıllar sanayinin kirlettiğini anlatamadık. Etrafındaki belediyelerin kirlettiğini söylüyorlar ama belediyeler ve nehir hep vardı. Ağır sanayiler açıldığından bu yana kirletiyor. Kanalizasyon niteliğinde olan bir su bu. Eylemler yaptık, ‘temizleniyor’ deniliyor ama hâlâ simsiyah ve kötü durumda. Balıklar yıllar önce öldü, etrafında insanlar kanser oluyor. Biz bunu Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nin Onkoloji bölümünden anlıyoruz. Uzunköprülü çok hastamız var. Nehrin kirliliğinden Ergene Ovası’nda binlerce dönüm tarım alanı kullanılamıyor. 4’üncü sınıf kirli su olduğu için tarımda kullanılamıyor. Bunun için 2’nci sınıf su olması gerekiyor. 2015 yılında nehirde balık tutulacağı ve yüzüleceği söylenmişti ama 2018 oldu, hâlâ simsiyah akıyor. Nehre atık bırakan fabrikaların atık tesislerini çalıştırması gerekiyor.”

ergene-artik-siyah-akiyor-sanayinin-kanalizasyonuna-dondu-497577-1.

Uzunköprülüler de ağır koku yayan Ergene Nehri’nin tarımı bitirme noktasına getirdiğini belirterek, bir an önce temizlenmesi gerektiğini söyledi. Geçmiş yıllarda Ergene Nehri’nde yüzüldüğünü ve balık tutmaya gittiklerini ifade eden İbrahim Aslan, “Ben 72 yaşındayım, eskiden ben Ergene’de yüzerdim, hatta çok balık vardı. 20 kiloya kadar sazan balıkları tutardık. Sonra fabrikalar geldi ve kirlendi. Şimdi nehirde balık yok, yılan, kurbağa ile üzerinde uçan kuş bile kalmadı. Bildiğin gördüğün simsiyah bir su. Ergene’ye girilmiyor, yüzülmüyor. Bu durum bizi çok rahatsız ediyor” diye konuştu.

Uzunköprü sakinlerinden Halil İbrahim Cabalar (68) da tarım alanlarının Ergene Nehri’nden çok etkilendiğini ifade ederek şunları söyledi:

“Önceleri balık tutup, yüzdüğümüz nehir şimdi zehir akıyor. Kurtköylüyüm, bizim oralarda kavun karpuz çok yetişirdi. Artık yetişmiyor, pirinç almak isteyenler de nerede yetiştiğini sorarak alıyor. Gelen giden siyasetçiler hep Ergene diyor ama bir sonuç yok. Kokusundan yanına bile gidemiyoruz.”

AĞIR METALLER İÇERİYOR

Ergene Nehri’nin Uzunköprü’den geçen bölümünde tarihi taş köprünün ana göz altından alınan 2 saatlik numuneler, Uzunköprü Belediyesi tarafından 2 ayda bir incelenerek, sonuçlar internet sitesinden duyuruluyor. Geçen Haziran ayı verilerine göre, nehirde hâlâ aralarında siyanürün de olduğu ağır metaller yer alırken, bazı değerlerde de düşüş olduğu gözlendi. Daha önceki ölçümlerde 30 mikrogram siyanürün son ölçümde 20’ye düştüğü, 124 mikrogram olan sülfatın ise 112’ye gerilediği gözlendi. Diğer ölçümlerde ise oksijen ihtiyacı 88, yağ ve gres 37, toplam krom 30.1 mikrogram olarak tespit edildi.

NEHİRDE CANLI YAŞAMIYOR

Diğer taraftan, Ergene Nehri çevresindeki bazı pirinç tarlalarının kirli suyla sulandığı görüldü. Arazi sahiplerinden bazılarının nehir ile bitişik tarlası arasına su pompası kurduğu ve gelen suyu arıtmadan pirinç tarlasını suladığı gözlendi. Ergene Nehri; Marmara Bölgesi’nin Karadeniz kıyılarındaki Istranca (Yıldız) Dağları’ndan doğarak Çorlu, Çerkezköy, Lüleburgaz, Babaeski, Pehlivanköy ile Uzunköprü’den geçiyor. Meriç Nehri ile birleşerek Saros Körfezi’ne dökülen Ergene Nehri, ağır kimyasal atıklar nedeniyle simsiyah akarken, içinde canlı türü de yaşamıyor.

(DHA)