Category Archives: Çevre

Kutuplardaki Eriyen Buzulların Tekrar Dondurulmasını Sağlayacak Sıra Dışı Proje!

Arizona State University’deki bilim insanlarından eriyen buzullara karşı sıra dışı bir proje önerisi geldi. Kuzey Kutbu’ndaki buzulların erimesinin önüne geçmenin yolu bölgeyi tekrar dondurmak. Ancak söz konusu projenin hayata geçmesi için 500 milyar dolarlık bir ödenek gerekiyor.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 16. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

üresel ısınmanın en somut sonuçları arasında bulunan buzulların erimesi sorunu, Arizona State University’deki bilim insanları tarafından sıra dışı bir projeyle ortadan kaldırılabilir. Ancak projenin en dikkat çeken tarafı gerek duyulan ödenek. Söz konusu projenin hayata geçmesi için 500 milyar dolarlık bir ödenek gerekiyor.


Artık basit bilimsel makalelerde bile ‘küresel ısınma – kutupların erimesi’ kelime öbeklerinin bir arada kullanıldığını görüyoruz. Kutuplardaki buzulların sürekli erimesi, maalesef dünyanın iklim dengesini olumsuz yönde etkiliyor ve bu, uzun vadede büyük bir tehlike oluşturuyor.

Arizona State University’deki bilim insanları, kutupların eskisi gibi tekrar buzullaşmasını sağlayacak yeni bir proje sundular.

Rüzgar gücü ile çalışan pompalarla soğutulmasını amaçlanıyor

Peki bu sıra dışı plan nasıl eriyen buzulların yerine yenilerini oluşturacak. Bilim insanlarına göre eriyen buzulları tekrar döndürmenin yolu oldukça basit: Bölgeye yerleştirilecek makineler ile suyu dondurarak yeniden buza çevirmek.

Fizikçi Steven Desch önderliğindeki ekip, rüzgar gücü ile çalışan pompalarla Kuzey Kutup Denizi’nin soğutulmasını amaçlıyor. Fakat bunun için 500 milyar dolar gibi yüksek seviyede bir ödenek gerek.


Aslında böyle bir ödeneğin, kutuplardaki buzulların erimesi sorunundan daha fazla dert ediliyor olması da ayrı bir ironik durum. Sonuçta buzulların eski haline dönmesi yalnızca belirli bir kitlenin değil, tüm insanlığın yararına olacak.

“Nükleer felaket burada başlıyor” pankartlı Greenpeace eylemine beraat

İstanbul Nükleer Santraller Zirvesi’nin düzenlediği otelde 30 Mayıs 2014’te, “Nükleer felaket burada başlıyor” yazılı pankart açarak eylem yapan 8 Greenpeace üyesinin yargılandığı davada mahkeme, “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma” suçundan 3’er yıla kadar hapis cezası istenen sanıkların beraatine karar verdi.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 16. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

stanbul Nükleer Santraller Zirvesi’nin düzenlediği otelde 30 Mayıs 2014’te, “Nükleer felaket burada başlıyor” yazılı pankart açarak eylem yapan 8 Greenpeace üyesinin yargılandığı dava karara bağlandı. Mahkeme, “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma” suçundan 3’er yıla kadar hapis cezası istenen sanıkların beraatine karar verdi.

SANIKLAR DURUŞMAYA KATILMADI

İstanbul 69. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, sanıklardan gelen olmadı. Sanıkların avukatı Deniz Bayram, “Ülkemizde ve dünyada benzer nitelikli birçok protesto gösterileri yapılmaktadır. Bu protestoların herhangi bir soruşturmaya ve kovuşturmaya konu olmadığı görülmektedir. Yerleşik Yargıtay kararları ve Anayasa Mahkemesi kararları bu tarz barışçıl protestoların kamu düzenini bozmadığı, herhangi bir şekilde zarara neden olmadığı, asayişi bozmadığı ve milli güvenlik riski oluşturmadığı gerekçesiyle hukuka uygun kabul etmektedir. Müvekkillerim protesto hakkını kullanmıştır. Herhangi bir zarar vermemiştir, beraatlerini talep ederim” dedi.

AYRI AYRI BERAATLERİNE…

Mahkeme, haklarında 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçundan cezalandırılmaları istemiyle dava açılan sanıklara ” isnat edilen eylemin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması ve suçun maddi unsurlarının oluşmaması” nedeniyle ayrı ayrı beraatlerine hükmetti.

3’ER YILA KADAR HAPİSLERİ İSTENİYORDU

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Şişli’de bulunan bir otelde İstanbul Nükleer Santraller Zirvesi’nin düzenlediği, Greanpeace üyesi 8 sanığın zirve öncesi otele yerleştikleri, nükleer santralleri protesto mahiyetli pankart açtıkları belirtiliyordu. Sanıkların kanunsuz gösteri eylemi yaptıklarının görülmesi üzerine kolluk birimleri ve özel güvenlik görevlilerince müdahale edildiği, eylemde kullandıkların pankart ve benzeri eşyalarla yakalandıkları ifade ediliyordu. Sanıklar “Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme, yönetme ve bunların hareketlerine katılma” suçundan 1’er yıldan 3’er yıla kadar hapisleri isteniyordu.

Avrupa’da havası en kirli 10 şehirden sekizi Türkiye’de!

Guardian’ın Dünya Sağlık Örğütü’nün hava kirliliği verilerine dayandırdığı özel dosyasında, Avrupa’daki en kirli 10 şehrin sekizinin Türkiye’de bulunduğu belirtildi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 16. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

uardian, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) şehirlerdeki hava kalitesini güncel olarak gösteren veri tabanından yola çıkarak, kentlerde hava kalitesi üzerine özel bir analiz hazırladı. Bu analize göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün çapı 2,5 mikron ve altında olan partikül madde hesabına dayanarak yaptığı çalışma sonucu dünyanın en kirli şehirleri Hindistan ve Çin’de yer alıyor. Ancak Avrupa’da hava kirliliği denildiğinde, Türkiye’deki kentler ön plana çıkıyor.

Gelir fırsatlarının kırsal alanlardan şehre yerleşmesi ve hızlı sanayileşme yüzünden milyarlarca insan sağlığa zararlı kirli hava koşullarında yaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün ölçümlerine göre, şehirlerde yaşayanların yüzde 80’i tehlikeli sınırların üstündeki koşullarda yaşamını sürdürüyor.

Yeşilist’te yer alan habere göre, dünyanın bir çok bölgesi bu kirli havadan etkilenmiş olsa da, düşük gelirli nüfus diğer kısımlara göre bu koşullardan daha çok etkileniyor. İçinde daha çok düşük ve orta gelirli nüfusların bulunduğu şehirlerin yüzde 98’i gerekli sağlık koşularını sağlayamıyor. Yüksek gelirli şehirlerde ise bu rakam yüzde 56 civarında.

Dünya Sağlık Örgütü’nün açıkladığı yeni rapor, 103 ülkede 3000’den fazla şehirde ince partikül maddeleri 2.5 (PM 2.5) ölçümlerini açıklıyor. PM 2.5, havada bulunan ve en fazla 2,5 mikron büyüklüğündeki maddeleri kapsamakta. Bu maddeler özellikle kamyon, otobüs, inşaat makineleri egzozlarından, odun, kömür gibi fosil yakıtlardan ve orman yangınlarından kaynaklanıyor.

Bu ince maddeler havada bulunan gaz ve damlacıklar ile kimyasal etkileşime girerek, kilometrelerce alanları etkilemekte. PM 2.5, Dünya Sağlık Örgütü’nün sınır olarak gördüğü bir metreküpte 10 mikrogram (10µg/m³) miktarını geçtiği zaman ciddi sağlık sorunları ortaya çıkarıyor. Bu maddelerin büyüklüğü solunum yollarından geçecek ve direkt akciğerleri etkileyecek kadar küçük.

PM 2.5 ile kısa dönemli etkileri, göz, burun, boğaz ve akciğer tahrişlerine ve böylelikle öksürüklere ve nefesin kesilmesine yol açıyor. Bu durum astım ve kalp rahatsızlıkları gibi durumları daha da kötüleştiriyor. Pm 2.5’in uzun dönemli etkileri ise kronik bronşit, düşük akciğer kapasitesi, kalp rahatsızlıkları ve akciğer kanseri gibi ölümcül hastalıklara yol açıyor. Solunum yolları hastaları, çocuklar ve yaşlılar PM 2.5’ten daha fazla etkilenmekte.

Avrupa’daki şehirler baz alındığı zaman ilk 10’da Türkiye’den 8 şehir var. Sırası ile Batman, Hakkari, Gaziantep, Siirt, Afyon, Karaman, Iğdır ve Isparta Avrupa’nın ve Türkiye’nin havası en kirli şehirleri konumunda.

Sadece Çankırı’da temiz hava soluyoruz

Türkiye’de çevre ve sağlık alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarını bir araya getiren Temiz Hava Hakkı platformu da, Türkiye’de hava kirliliği ölçümü yapılan tüm istasyonlardan alınan veriler ışığında ‘Türkiye’de Hava Kirliliği: Kara Rapor’ adlı çalışmayı yayınlamıştı.

Mart 2016’da yayınlanan rapora göre, 81 il içinde sadece Çankırı’nın hava kalitesi Dünya Sağlık Örgütü’nün limitlerine uygun bulunmuştu.

İstanbul’da da hava kirliliği ne boyutta?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, İstanbul’da da hava kalitesi tehlikeli boyutlara ulaşmış durumda.

Dünya Sağlık Örgütü’nün hazırladığı bir başka listede de yine Türkiye başı çekiyor. Avrupa’da öne çıkan büyük şehirlerde İstanbul 33µg/m³ ile birinci sırada. İstanbul’u Varşova, Budapeşt, Bükreş ve Prag gibi şehirler takip ediyor.

Geçtiğimiz günlerde Türk Tabipleri Birliği, Türk Toraks Derneği ve Halk Sağlığı Uzmanları Derneği, Türkiye’de 33 bin 300 kişi hava kirliliğine bağlı nedenlerden hayatını kaybettiğini; hava kirliliğine bağlı nedenlerden hayatını kaybedenlerin, trafik kazalarından dolay hayatını kaybedenlerden 11 kat daha fazla olduğuna dikkat çekmişti.

Gelecek dönemlerde Türkiye’de 20 olan kömürlü termik santral sayısının 80’e çıkartılması planlanıyor. Uzmanlar, yeni santrallerin hayata geçmesiyle bölgedeki hava kirliliğinde yıllık ortalama düzeylerin yüzde 50-yüzde 150 oranlarında artacağını ve çok daha fazla sağlık sorununa yol açacağını belirtiyor.

Maçka Parkı için İBB’ye itiraz

Maçka Parkı’nın Beşiktaş Vodafone Arena Stadına bakan girişinin, Dolmabahçe-Levazım arasında yapılacak karayolu tüneli çalışmaları kapsamında kapatılmasını protesto eden bir grup, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önünde basın açıklaması yaptı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

stanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önünde bir araya gelen Maçka Parkı Hepimizin İnisiyatifi üyeleri parkı imara açacak olan plana itiraz etti. Toplanan yaklaşık 2 bin dilekçe, İBB önünde yapılan açıklamanın ardından imar ve şehircilik daire başkanlığı’na teslim edildi.

Maçka Parkı’nın Beşiktaş Vodafone Arena Stadına bakan girişinin, Dolmabahçe-Levazım arasında yapılacak karayolu tüneli çalışmaları kapsamında kapatılmasını protesto eden bir grup, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) önünde basın açıklaması yaptı.

2 BİN İTİRAZ DİLEKÇESİ VERİLDİ

“Tünel Projesi iptal edilsin, Ağacımız, parkımıza dokunma” yazılı pankart açan grup, yaklaşık 2 bin itiraz dilekçesini İBB’ye teslim etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, tepkiler üzerine “Maçka’da 1 metrekare yeşil alan kaybı olmayacaktır” açıklaması yapmıştı.

“İMAR PLANI KESİN DEĞİL AMA İHALE YAPILMIŞ”

Basın açıklamasında Dolmabahçe-Levazım-Baltalimanı-Ayazağa tünellerine ilişkin imar planlarının henüz askıda olduğu vurgulanırken, tünel projesinin etkilediği alanlarla ilgilenen Koruma Kurulları’ndan alınmış herhangi bir görüşün olmadığının altı çizildi. Açıklamayı yapan mahalle sakini Kürşat Oral, “Bu projeyle ilgili her şey gizli kapaklı, her şey keyfi. Baştan sona yasalara uygun olmayan bir süreç işletiliyor. Sözgelimi projeyle ilgili henüz kesinleşmiş bir imar planı yok ama ihaleyi almış bir şirket var” diye konuştu.

“SADECE MAÇKA PARKI DEĞİL; ORTAKÖY VADİSİ DE TEHDİT ALTINDA”

Maçka Parkı’ndan başlayan tünelin çıkış noktasının Levazım bölgesi olduğunu belirten Oral, “Sorun sadece Maçka Parkı ile sınırlı değil. Maçka Parkı ilk adım. Projede öngörülen tünelin çıkış noktası olan Levazım bölgesinde yaşanacak olan talan ciddi bir tehdit oluşturuyor” dedi.

CHP’Lİ BELEDİYE BAŞKANI HAZİNEDAR’A ELEŞTİRİ

Levazım bölgesinde bulunan Ortaköy Vadisi’ne yönelik imar planlarının 2015 yılında 8. İdare Mahkemesi ve Danıştay tarafından iptal edildiğini hatırlatan Oral, “Danıştay’ın kararına rağmen başlanan yeni proje eskisinden farklı ve daha da zararlı olarak hem Ortaköy Vadisi’ni hem de Maçka Parkı’nı şantiye haline getiriyor. Ne yazık ki projenin İBB ile eşdeğer düzeyde bir sorumlusu da CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar” dedi. CHP’li Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar’ın temyiz aşamasında davadan feragat ettiğini ve projeyi savunduğunu söyleyen Oral, “Ortaköy Vadisini bir rant alanına çevirmeyi kafasına koyan Hazinedar, bu projede İBB ile ortak çalışıyor” dedi.

“MAÇKA PARKI KAVŞAK HALİNE GETİRİLİYOR”

Oral sözlerine şöyle devam etti: ““Bu proje ulaşım sorunlarını çözmekten ziyade İstanbul’un son kalan yeşil alanlarına hançer gibi saplanıyor ve Maçka Parkı kavşak haline getiriliyor. Projenin geliş ve gidiş tünelleri parkı kıskaca alıyor. Tünel yaklaşım yolları parkın içine inşa ediliyor”.

“PARKLAR ŞANTİYE ALANI DEĞİLDİR”

İstanbul Kent Savunması üyesi peyzaj mimarı Çağdaş Öztürk ise “Maçka’lılar ve Ortaköy’lüler olarak, yeşil alanlarına sahip çıkanlar olarak ‘Parklar şantiye alanı değildir’ diyoruz. Parklar ve yeşil alanlar bizleri bir araya getiren, sohbet edebildiğimiz, kardeşleşebileceğimiz alanlardır. Parklarımıza sahip çıkalım” dedi. İstanbul’da olması beklenen depreme değinen Öztürk “Depremler olduğunda yok ettiğiniz parklarımız olmadığında nereye kaçacağız, AVM’ye mi? Biz AVM’ye kaçmak istemiyoruz, parkta, yeşil alanda, mahallemizde kalmak istiyoruz” dedi.

“İBB ORTAKÖY VADİSİ’Nİ TALAN ETMİŞ DURUMDADIR”

İBB’ye askı süresi içerisinde itiraz dilekçelerini ilettiklerini söyleyen avukat Eren Can, “Bu proje tamamen hukuksuzdur. Henüz imar planı askıdayken, yani kesinleşmemişken, İBB yangından mal kaçırır gibi Ortaköy Vadisi’ni talan etmiş durumdadır. Maçka Parkı’nın bir kısmını kapatmış durumdadır. Ne Koruma Kurulu onayı vardır, ne ihale ilanı vardır. İBB hukuksuz bir iş yaptığını bilmektedir” diye konuştu. DHA

Avrupa’da hibrit araç sayısı 2016’da yüzde 10 arttı

Avrupa’da geçtiğimiz yıl satılan hibrit araç sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak 206 bin 584 oldu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

vrupa’da geçtiğimiz yıl satılan hibrit araç sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artarak 206 bin 584 oldu. Belçika merkezli Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği’nin, Avrupa Serbest Ticaret Alanı verilerinden derleyerek yayınladığı rakamlara göre bu toplam içinde 2016 yılında elektrikle şarj edilebilir hibrit araç sayısı ise yüzde 17.2 artışla 113 bine ulaştı.

Bataryayla çalışan hibrid araçların sayısı ise 2.9 oranında arttı, 90 bin 795’e yükseldi.

Verilere göre 2016 yılının son çeyreğinde 2015 yılının aynı dönemindeki güçlü artışa rağmen elektrikle şarj edilen hibrid araçlara talep yüzde 10.6 geriledi.

Hibrit otomobil nedir?

Hibrit otomobil, özellikle trafiğin yoğun olduğu anlarda aracın benzin motorunun yerine, elektrik motoruyla çalışmasını sağlayarak, yakıt tüketiminde önemli bir tasarruf sağlayan otomobillere verilen isimdir. Bu otomobillere iki farklı motor yapısı ile birlikte çalışmasından dolayı melez otomobil de denilmektedir.

Hybrid otomobillerin, çok daha avantaj sağladığı durumlara bakıldığında karşımıza öncelikle büyük şehirler çıkmaktadır. Ekonomik ve de çevreci olan Hybrid motorlu otomobiller, sürekli olarak dur kalk yapılan büyük şehirlerin yoğun trafiğinde kendini daha cazip kılmaktadır. Bunun nedeni ise, Hybrid otomobillerin durduklarında benzinli motoru devreden çıkarıp elektrikli motoru devreye sokmasıdır. Harekete geçildiğinde ise, devrede olan elektrikli motor benzinli motoru çalıştırıp araç hareket ediyor. Hybrid araçlar durduklarında etrafa egzozdan salınan gaz salınımı durduğu için çevre kirletilmiyor ve de yakıt tasarrufu sağlanıyor.

euronews

İngiltere’de göbek marul karneyle satılıyor

İspanya’daki kötü hava koşulları nedeniyle İngiltere’de sebze krizi yaşanıyor. Ülkedeki bazı süpermarketler başta göbek marul ve brokoli olmak üzere birçok sebzenin satışını sınırlandırdı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 04.02.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

spanya’daki kötü hava koşulları nedeniyle İngiltere’de sebze krizi yaşanıyor. Ülkedeki bazı süpermarketler başta göbek marul ve brokoli olmak üzere birçok sebzenin satışını sınırlandırdı.

Tesco adlı süpermarket zinciri müşterilerinin her alışverişinde en fazla üç göbek marul almasına izin veriyor. İngiltere’deki süpermarketlerde satışına sınırlama getirilen diğer sebzeler de patlıcan ve kabak.

Avrupa’nın taze sebze ihtiyacının büyük kısmını karşılayan İspanya’da geçen yıl meydana gelen sellerde ürünler zarar görmüş ve Ocak ayı boyunca etkili olan soğuk hava şartları çiftçilerin ekim yapmasını engellemişti.

euronews

 

Ankara Nallıhan Kuş Cenneti’ne termik santrali!

Ankara’daki Nallıhan Kuş Cenneti’ne 6 kilometre uzaklıkta termik santral kurulması planlanıyor. Santralın, doğal hayatı korumaya alınan bazı bölgelere zarar verebileceği ve iklim değişikliğini ‘geri dönülemez bir noktaya getireceği endişesi var.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 04. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

evre ve şehircilik il müdürlüğü, Uluköy ile Karaköy köylerinin arasına Çayırhan-B adlı termik santralin kurulabilmesi için gerekli imar plan değişikliğini 6 Ocak’ta onayladı. Askıya çıkarılan karara 4 Şubat’a kadar itiraz edilebilecek.

Maliyeti yaklaşık 2 milyar 200 milyon lira olarak belirlenen 720 megavatlık santrala ek olarak, bölgede lavvar (ocaktan çıkan madenlerin ilk işleme tabî tutulduğu tesis) ve kırma eleme tesisleri ile düzenli atık depolama alanı yapılacak.

Santral için gerekli kömür, çevredeki ocaklardan karşılanacak. Termik santralde yılda 3 milyon 850 bin ton linyit kömürü kullanılacak.

Santrala en yakın yerleşim yeri, 110 metre uzaklıktaki Uluköy. Komşu köyler Karaköy 1, Davutoğlan ise 3 kilometre uzaklıkta.

Yılda 1 milyon ton kül

Elektrik Üretim A.Ş. için Aktel Çevre Danışmanlık tarafından Eylül 2016’da hazırlanan ÇED raporuna göre santralde enerji üretimi amacıyla kömürün yakılması sonrasında yılda 1 milyon ton kül oluşacak.

‘Bölgeyi küle boğacak’

Ancak doğa savunucuları, termik santrala karşı çıkıyor.

Yurttaşların hazırladığı itiraz dilekçesinde, kömürün taşınmasından yakılmasına kadar geçen sürede oluşacak tozun, ÇED raporunda belirtildiği gibi 7,5 kilometrelik bir alandan fazlasını etkileyeceği ifade edildi.

Santralın bölgeyi ‘küle ve zararlı maddeye boğacağı’ndan bahsedilen dilekçede, “Plan değişikliği sadece 750 hektar alanı değil, 277 bin dekarlık bölgeyi değiştirecektir. Plan değişikliği sadece o alanın değil, bütün bölgeye ait tarım, sulak alan, mera gibi arazi niteliklerini geri dönüşü olmayan şekilde değiştirecektir” dendi.

Nallıhan Kuş Cenneti’ne zarar vereceği endişesi var

Santralın, doğal hayatı korumaya alınan bazı bölgelere zarar verebileceği endişesi de var.

Termik santrale en yakın ‘tabiat parkı’, yaklaşık 24 kilometre uzaklıktaki Tekkedağ. Bölgeye 2,3 kilometre uzaklıkta ise Nallıhan Kuş Cenneti’ni de barındıran Davutoğlan Yaban Hayatı Geliştirme Sahası bulunuyor.

Santrala tam olarak 6 kilometre uzaklıktaki Nallıhan Kuş Cenneti, İstanbul ve Çanakkale boğazları yönünden gelen kuşların göç yolu üzerinde. Bölge, ilkbahar ve sonbaharda göç eden kuşların beslenmesi, dinlenmesi, barınması ve bazı türlerin de üremesi için ‘uğrak bir yer.’

Nallıhan Kuş Cenneti, 1994 yılında ‘doğal koruma alanı’ ilan edildi, 2005 yılında ise ‘Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ olarak korumaya alındı.

Santral için hazırlanan ÇED raporunda, projenin ‘söz konusu alan üzerinde herhangi bir olumsuz etkinin oluşmaması için mevzuat kapsamındaki gerekli olabilecek tüm tedbirler alınacağı’ savunuluyor.

Ancak bu, yurttaşları ikna etmekten uzak.

İtiraz dilekçesinde, bölgenin koruma statüsü hatırlatılarak şunlar kaydedildi: “Alan hem ‘Önemli Kuş Alanı’ hem de ‘Önemli Doğa Alanı’dır. Ayrıca korunması gereken sulak alanlar arasında yer almakta ve yine korunması gereken birçok türe ev sahipliği yapmaktadır. Açık bir şekilde proje bu bölgeyi tamamen etkilemekte olup, alanın ve ev sahipliği yaptığı türlerin korunması devletin yükümlülüğü altındadır.”

Santral bölgesine en yakın sulak alan, 1,5 kilometre mesafedeki Sarıyar Baraj Gölü.

‘İklim değişikliği hızlanacak’

Plan değişikliğinin ‘Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği’ne uygun olmadığı savunulan dilekçede, santralın iklim değişikliğini ‘geri dönülemez bir noktaya getireceği’ne de vurgu yapıldı.

Dilekçede, itirazlar şöyle dile getirildi: “Yönetmeliğe rağmen plan değişikliğine dair herhangi bir gerekçe ya da plan raporu sunulmamıştır. Dolayısıyla plan değişikliğinin plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, sosyal ve teknik altyapı dengesini bozmayacak nitelikte, kamu yararı amaçlı olup olmadığı belli değildir. Açık bir şekilde iklim değişikliğini geri dönülmez noktaya getirecektir. 4990 sayılı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine Katılmamızın Uygun Bulunduğuna Dair Kanun’da ‘seragazı birikimlerini durdurmayı başarmak ve gerekli önlemleri almak’ konusu açıkça ifade edilmiştir. Proje ile hem kömür çıkartılarak, hem de yakılarak iklim değişikliği hızlanacaktır.”

Son 60 Yılda Bir Buçuk Marmara Denizi Kadar Sulak Alan Yok Oldu!

Türkiye sulak alanların en fazla yok olduğu ülkeler arasında. Doğa Derneği, konuya ilişkin açıklamasında, “Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüz ölçümü iki milyon hektara, yani yaklaşık bir buçuk Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştı. Sorunun çözümüne yönelik adımlar ise olumlu yönde gelişmek yerine gerileme gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 04. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ürkiye sulak alanların en fazla yok olduğu ülkeler arasında. Doğa Derneği, konuya ilişkin açıklamasında, “Son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüz ölçümü iki milyon hektara, yani yaklaşık bir buçuk Marmara Denizi büyüklüğüne ulaştı. Sorunun çözümüne yönelik adımlar ise olumlu yönde gelişmek yerine gerileme gösteriyor” ifadelerine yer verdi.

Türkiye’de sulak alanları korumaya dönük birçok proje Devlet Su İşleri tarafından planlansa da bunların çoğu ya hayata geçirilemedi ya da etkili olmadı. Sulak Alanları Koruma Yönetmeliği ise defalarca değiştirilerek zayıflatıldı.

Diken'den Rıfat Doğan'ın haberine göre, Türkiye’de sulak alanları korumaya dönük birçok proje Devlet Su İşleri tarafından planlansa da bunların çoğu ya hayata geçirilemedi ya da etkili olmadı.

Sulak Alanları Koruma Yönetmeliği ise defalarca değiştirilerek zayıflatıldı. Yönetmeliğin uğradığı son revizyon ise ‘sulak alanları tehlike altına soktuğu’ gerekçesiyle Danıştay tarafından engellendi.
'60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu'

46 sene önce dünyanın pek çok ülkesi, sulak alanlarını koruyacaklarına ve geliştireceklerine söz verdi. Geç de olsa Türkiye Cumhuriyeti de bu devletler arasına katıldı. Bu sözün verilmesinin belki en önemli sebebi yaşamın ve insan medeniyetinin başından beri sulak alanlara bağlı olması ve binlerce canlı için sulak alanlar olmadan yaşamın devam edemeyeceği gerçeğiydi.

Ancak son 60 yılda Anadolu’da yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan, içinde yaşayan canlılarla birlikte yok oldu. Bu alanların toplamı Marmara Denizi’nden daha büyük.

Uluslararası Doğa Koruma Birliği tarafından hazırlanan “Doğu Akdeniz’de Tatlısu Biyoçeşitliliğinin Durumu ve Dağılımı” raporuna göre Türkiye, en fazla tür yok oluşunun yaşandığı ülke.

‘Beş su kuşunun dördünün nesli hızla tükeniyor’

Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından hazırlanan bilimsel araştırmanın verilerine göre Türkiye, tatlı su balıklarının en hızlı yok olduğu ülke. Ayrıca Türkiye’de üreyen ‘tehlike altındaki’ beş su kuşunun dördünün nesli hızla tükeniyor.

Dikkuyrukların yüzde 40’ı, yaz ördeğinin yüzde 90’ı yok oldu

Nesli tükenen ‘dikkuyruk’ adlı ördeğin Türkiye’deki üreme nüfusunun son 10 yılda yüzde 40-69, yaz ördeğinin ise yüzde 90’dan çok azaldığı görülüyor. Yale Üniversitesi, nesli tükenen canlılara yönelik hiçbir önlem alınmaması nedeniyle Türkiye’nin ‘doğa koruma’ açısından 180 ülke arasında 177’nci sırada olduğunu açıklamıştı.

Doğa Derneği Başkanı Dicle Tuba Kılıç: 'Pek çok türün nesli tümüyle tükenme noktasına geldi'

Doğa Derneği Başkanı Dicle Tuba Kılıç, “1990’ların ikinci yarısında Türkiye’de sulak alanların korunması konusunda önemli adımlar atıldı. Sulak Alanları Koruma Yönetmeliği yayınlanarak pek çok alanın koruma sınırları çizildi, bölge halkı ile ortak çalışmalar yapıldı, yeni koruma alanları ilan edildi” dedi.

Kılıç, şöyle devam etti: “Ne var ki son beş yıl içerisinde alınan önlemlerin sulak alanlara yönelik tehditlerin çok gerisinde kaldığını görüyoruz. Sulak alanların ne yönde geliştiğini bize şüphesiz ki en iyi orada yaşayan canlılar anlatıyor. Türkiye’de sulak alanlara bağımlı hangi canlı grubuna bakarsanız bakın sayısının büyük hızla azaldığını görüyoruz. Pek çok türün nesli tümüyle tükenme noktasına geldi. Bunlar arasında turnalar gibi kültürümüzde önemli yeri olan kuşlardan, sadece Anadolu’ya özgü balıklara ve dikkuyruk gibi nesli tehlikedeki ördek türlerine kadar pek çok canlı yer alıyor. Bu canlılar sadece kendilerinin değil, topyekûn Anadolu’daki yaşam kalitesinin bir göstergesi. Sulak alanlar günü, tam da bunu anlatmak için 2 Şubat’ta tüm dünyada kutlanıyor.” 

Anadolu’da her biri küresel ölçekte bir panda ya da bir leopar kadar önemli 82 ayrı balık türü fark edilmeden yok olma tehlikesiyle karşı karşıya.

Pek çok iç su balığı, gölleri veya akarsuları besleyen pınarlarda ve kapalı göl havzalarında yaşıyor. Pınarlara moloz dökülmesi, zehirlenme, hidroelektrik santralleri, su sistemine yapılan diğer müdahaleler ile yaşam alanlarını yitiriyorlar. Dünya ölçeğinde tehlike altındaki bu 82 türe önümüzdeki yıllarda yeni araştırılan 21 türün daha eklenmesi bekleniyor. Aslında bu bilgi onlarca türün henüz keşfedilmeden yok olduğunu da anlatıyor.

İç su balıklarını yanlış su politikaları yok ediyor

Balıklarla ilgili Türkiye’de çok az sayıda uzman var ve bu yüzden hiçbir projenin çevre etki değerlendirme (ÇED) çalışması balıklar açısından sağlıklı yapılamıyor. Hatta çoğu “küçük” proje bu süreçten dahi geçmiyor yani küçük balıkların varlığı göz ardı ediliyor. Örneğin dünyada sadece Salda Gölü’nde yaşayan dişli sazancığın (Aphanius saldae) yaşam alanını etkileyecek hatta yok edecek iki baraj projesi var. Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Beyşehir Gölü’nü besleyen akarsularda nesli küresel ölçekte tehlike altında olan 7 balık türü yaşıyor. Üstelik ulusal mevzuata ve taraf olduğumuz uluslararası sözleşmelere göre bu türleri korumakla yükümlüyüz.

Kaynaklar: magma, doğa derneği

İzmir’de 60 otobüse özel ‘bisiklet aparatı’

İzmir Büyükşehir Belediyesi bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak için ilk etapta 60 otobüse özel ‘bisiklet taşıma aparatı’ taktı. Aparatlar 2 bisiklet taşıyabiliyor.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 04. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

zmir Büyükşehir Belediyesi, metro ve İZBAN banliyö hattı trenlerinde bisikletli yolculuğun önünü açan düzenlemelerin ardından, bisiklet kullanımını yaygınlaştırmak için ilk etapta 60 otobüse özel ‘bisiklet aparatı’ taktı. 2 bisiklet taşıma kapasiteli aparatlar, kolay kullanımıyla hizmet vermeye başladı.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ulaşım kuruluşu ESHOT, otobüslerin önüne aparat ekleyerek bisiklet sürücülerine yolculuk imkanı sunmaya başladı. Aynı anda iki bisikletin taşınabildiği, kolay açılıp kapanabilen sistem, İzmir genelinde ilk etapta 60 solo otobüste hizmete alındı. Otobüsler Bornova, Buca, İnciraltı-Balçova-Üçkuyular, Karşıyaka-Bostanlı ve Konak-Alsancak’tan oluşan Merkez olmak üzere toplam 5 ayrı bölgede hizmet verecek.

İzmir Büyükşehir Belediyesi, metro ve İZBAN trenlerinde bisikletli yolculukların önünü açan düzenlemelerin ardından, bu alanda önemli bir adım daha attı. ESHOT Genel Müdürlüğü, hem bisiklet kullanımını yaygınlaştırarak çevreci ulaşımı desteklemek hem de bisiklet kullanıcılarından gelen talepleri karşılamak üzerine otobüslerin önüne taşıma aparatı taktı.

Aynı anda iki bisikletin taşınabildiği sistem, üzerinde bisiklet yokken otobüsün ön kısmında kapalı durumda kalabiliyor. Bisikletli bir yolcu bineceğinde ise yolcu tarafından pratik bir şekilde açılıyor. Kullanıcı, bisikleti taşıma bölgesine yerleştirdikten sonra yolculuğuna başlayabiliyor. Yolculuğun bitiminde ise bisikleti yerinden çıkardıktan sonra düzeneği kapalı konuma getirmek gerekiyor. Tüm bu işlemler çok kısa bir süre içinde, pratik bir şekilde yapılabiliyor. Aparat sisteminin nasıl işlediği, otobüslerin ön camına yapıştırılan bilgilendirme notlarında da görsel ve yazılı olarak yer alıyor.

ESHOT Genel Müdürlüğü yetkilileri, aparatlı otobüs sayısının, kullanım ve gelen taleplere göre önümüzdeki süreçte artırılabileceğini açıkladı.

Dev projeyi durdurdu

Türkiye’nin en büyük, dünyada ise 6’ıncı sırada yer alan Atatürk Barajı Gölü tünellerinde nesli tükenmek üzere olan 5 oklu kirpinin bulunması üzerine, tünel çalışmaları bir süre durduruldu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 30. 01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

evlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ekipleri, baraj gönü tünellerdeki çalışmaları sırasında, nesli tükenme tehlikesi altında bulunan 5 oklu kirpiye rastladı. Bunun üzerine tünel çalışmalarına ara verildi ve durum Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne bildirildi. Çalışma sahasına gelen uzmanlar, üç günlük çalışma sonucu kirpileri bulundukları yerde yakaladı.

DOĞAYA BIRAKILDI

Nesli tükenmekta olan kirpilerin doğal ortama bırakıldığını belirten Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu, “Bakanlığımıza bağlı iki genel müdürlüğümüz uyum içerisinde yaban hayatına sahip çıkmıştır. Kirpiler bulundukları yerden alınarak Gölpınar Yaban Hayvanı Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezi’nde veteriner hekim tarafından kontrolleri yapıldıktan sonra, sakınca görülmemesi üzerine ait oldukları doğaya bırakılarak, koruma altına alındılar” dedi.