Category Archives: Çevre

Gölet için onlarca asırlık zeytin ağaçlarını söktüler

DSİ tarafından Mudanya’nın Yalıçiftlik Mahallesi’ne yapılan göletin su ihtiyacının karşılanması gerekçesiyle Tirilye bölgesindeki üreticiye ait arazide iddiaya göre kamulaştırma yapılmadan onlarca asırlık zeytin ağaçları kesildi.

––––––––––––––––––––––––––– 07. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

evlet Su işleri (DSİ) Genel Müdürlüğü tarafından Mudanya’nın Yalıçiftlik Mahallesi’ne ait bin 240 dekar tarım arazisinin sulanması amacıyla yapılan gölet projesinde yeterli su miktarına ulaşılamayınca iddiaya göre iş makineleri Yalıçiftlik Mahallesindeki doğal su kaynaklarına yönlendirildi. Proje kapsamında toplamda Tirilye mahallesinde zeytin üreticilerine ait tapulu arazide 2 bin ağacın söküleceği iddia edildi. Bu nedenle başlatılan çalışmalar kapsamında 40 dolayında ağacın sökülmesi üzerine üreticiler, kendilerinden habersiz ve kamulaştırma yapılmadan ağaçların kesildiğini belirterek Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulundu. Ağaçları sökülüp, tarlalarında 6 metre genişliğinde setler kurulan ve bölgedeki su kaynaklarının kesileceğine belirten çiftçiler basın açıklaması ile seslerini duyurmaya çalıştı.

“ASIRLIK AĞAÇLARI BEN SÖKSEYDİM DEVLET BANA NE KADAR CEZA EVİRİRDİ ?”

Açıklamada haber verilmeden ağaçlarının kesildiğini belirten İbrahim Teke ise, “Hiç haberim olmadan bahçeme Devlet Su İşlerine ait makineler gelip 300- 400 metre mesafede 35-40 ağacımı mahsulü ile beraber kökünden söktüler. Nereden bu yetkiyi aldıklarını bilmiyorum. Eğer bu asırlık ağaçları kendim sökseydim devlet bana ne kadar ceza verirdi çok merak ediyorum ?” diye konuştu.

“ÇOCUKLARIMI BU AĞAÇLARLA OKUTUYORUM”

Eşi Fethiye Teke ise tarlalarına geldiklerinde gördüğü manzara karşısında çok üzüldüğünü belirterek, “40 senedir zeytincilikle geçiniyoruz, çocuklarımı, torunlarımı bu işle, bu ağaçlarla okutuyorum. 35-40 ağacımızı hiç haberimiz olmadan söktüler. Çok mağduruz, bizim sabit bir gelirimiz yok, bunlarla geçiniyoruz” dedi.

Proje kapsamında tarlası da etkilenecek olan Hüseyin Özata ise tarlaların ikiye bölündüğünü, iki tarafının da kullanılamaz hale geldiğini söyledi. Özata, “Çalışmaları biz durdurduk. Eğer durdurmasaydık bizim arazimizden de geçmiş olacaktı. Tarlanın içinden geçmek ya da ağaçları sökmekten ziyade meranın suları gidiyor. Eğer devlet istimlak ederse vermemek gibi bir şansımız yok zaten. Ama bizim arazimizdeki suları alıp gitmesinler. Bizim arazimizdeki suları alırlarsa biz burada ağaçlarımıza ilaç dahi atamayız” dedi.

“BÜYÜK BİR FACİA OLDU”

Mudanya’nın CHP’li Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz ise zarar gören arazilerde incelemede bulundu. Türkyılmaz, proje demokrasisinin ne kadar önemli olduğunun görülmesi gerektiğine vurgu yaptı. Türkyılmaz,, bir bölgeye hizmet yapılacağı zaman bu yörenin o işle alakalı olan insanlarının görüşü alınmadan, düşünceleri alınmadan bir iş yapılırsa sonucun böyle facialar doğurabileceğini öne sürerek, “Bunları düşünmeden yapılmış işler. Tabii bundan sonra yapılacak olan şey bu projenin alternatifini, çözümünü üretmek ve daha fazla zararı önlemektir. Tüm bunlar için bugün buraya geldik tepkimizi ortaya koyduk. Yaptıklarımız hizmete karşı olduğumuz için değil, hizmet yapılmalı ama hiç zarar verilmeden ya da en az zararla yapılmalıdır. Hiçbir kamulaştırma yapılmadan, haber verilmeden hem de tam mahsul zamanında zeytin ağaçların sökülmesi resmen bir facia oldu” ifadelerini kullandı.

 

DHA

‘Çekirdek Çitleyen Eşek’in kulaklarını kopardılar

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin çevreyi kirletenlere esprili tepki göstermek amacıyla Porsuk Çayı kıyısına koyduğu, bank üzerinde oturmuş ‘Çekirdek Çitleyen Eşek’ heykelinin 2 kulağı, kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından koparıldı.

––––––––––––––––––––––––––– 04. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

skişehir Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Yılmaz Büyükerşen’in “Karikatürize edilmiş bu heykeli koyarak çevre temizliğine mizahi bir açıdan dikkat çekmek istedik” dediği, ‘Çekirdek Çitleyen Eşek’ heykeli, dün gece saldırıya uğradı. Saldırganlar, eşeğin 2 uzun kulağını koparıp, yere attı. Sabah saatlerinde belediye görevlileri tarafından fark edilen olay, polise bildirildi. Polisler ve Büyükşehir Belediyesi Zabıta ekipleri eşek heykelinin olduğu yerde incelemelerde bulundu.

Belediye yetkilileri, heykelin yanında bulunan kulakların onarılıp tekrar yerine takılacağını söylerken, polis ekipleri de saldırganların yakalanması için çalışma başlattı.

Heykelin yanında hatıra fotoğraflı çektiren kişiler, saldırıya tepki göstererek, “Heykelin kulaklarını koparan insanla eşeğin bir farkı yok” diye konuştu.

 

Yağmur ormanlarında dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi

Dünyanın en büyük ağaçlandırma projesi kapsamında , Amazon Ormanlarına 73 milyon ağaç dikilmesi planlanıyor. Brezilya’daki bu organizasyonla, yeni teknikler kullanılarak 70 bin dönümlük alanın ağaçlandırılması hedefleniyor.

––––––––––––––––––––––––––– 02. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

ünyanın en büyük ağaçlandırma projesi kapsamında , Amazon Ormanlarına 73 milyon ağaç dikilmesi planlanıyor. Brezilya’daki bu organizasyonla, yeni teknikler kullanılarak 70 bin dönümlük alanın ağaçlandırılması hedefleniyor.

 

Bu yeni teknikle daha dayanıklı ağaçlar ortaya çıkıyor.

Bu ağaçlandırma yönteminde, fide ekmek yerine 1 metrekarelik alana 200 farklı tohum atılıyor ve en güçlü tohum hangisiyse hayatta kalıyor; daha güçlü bir orman yapısı oluşturuyor.

Amazon

Galaksimizde Dünya dışında yaşanılabilir gezegenler olsa da, bu gezegenlerden en yakını Dünya’ya yaklaşık 110 trilyon kilometre uzakta.

Dünya’nın yaşanılabilir olmasında etkisi olan ve “Dünya’nın akciğerleri” diye tanımlanan yağmur ormanları son yıllarda büyük zarar gördü.

Ağaçlandırma çalışmaları yapan Conservation International şirketi, gelecekte küresel ısınmayı engellemek için veya en azından yavaşlatmak için yeni bir projeye imza atacak.

kesilmiş yağmur ormanları
Yağmur ormanlarında son yıllarda büyük bir tahrip yaşanıyor.

30 bin futbol sahası büyüklüğünde

Tarihteki en büyük tropikal ağaçlandırma projesiyle önümüzdeki 6 yıl içerisinde, 73 milyon ağacın Brezilya’nın Amazon, Acre, Para, Londônia, bölgelerinde, mera yapılmak için üzerindeki ağaçlar kesilmiş 70 bin dönümlük (30 bin futbol sahası büyüklüğünde) alana dikmesi bekleniyor.

Küresel ısınmayı engellemek için Paris Konferansı’nda alınan kararda tropikal ormanların korunması hedefi konulmuştu.

Conservation International’ın Yönetim Kurulu Başkanı N. Sanjayan, “Sadece ağaçların korunması değil, hangi ağaçların korunduğu da önemli. Atmosferin temizlenmesini istiyorsak, yağmur ormanları önemli” dedi.

Ormanların azalması engellenebilirse, karbon salımı miktarı %37 oranında azaltılabiliyor.

Son 40 yılda Amazon Ormanları’nın %20’si azaldı ve gelecek 20 yılda %20’sinin daha yok olacağı tahmin ediliyor.

N. Sanjayan “Bizim ağaçlandırma tekniğimiz diğer bölgelerde de gerçekleşirse, maliyetler büyük oranda düşer” dedi.

BBC Türkçe

Saros Körfezi için bilirkişiden çarpıcı rapor

Edirne’nin Keşan ilçesinde açılan kalker ve taş ocakları nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Saros Körfezi kıyısındaki, ‘Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi ile Özel Koruma Bölgesi’ ilan edilen ve Bakanlığın ‘ÇED raporu gereksizdir’ kararı verdiği ormanlık alanlarla ilgili açılan davada, bilirkişi heyetinin raporunda, bölgede faaliyet gösteren taş ocaklarının uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, körfeze büyük zarar verdiği belirtildi.

––––––––––––––––––––––––––– 02. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

dirne’nin Keşan ilçesinde açılan kalker ve taş ocakları nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunan Saros Körfezi kıyısındaki, ‘Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi ile Özel Koruma Bölgesi’ ilan edilen ve Bakanlığın ‘ÇED raporu gereksizdir’ kararı verdiği ormanlık alanlarla ilgili açılan davada, bilirkişi heyetinin raporunda, bölgede faaliyet gösteren taş ocaklarının uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, körfeze büyük zarar verdiği belirtildi. Raporda, “Faaliyetlerin doğrudan bu bölgeleri etkileyeceği dikkate alınarak, diğer taş ocaklarının da etkisi göz önünde bulundurularak, ayrıntılı tüm paydaşların onaylayacağı bir ÇED raporunun hazırlanmasında yarar olacağı fikri bilirkişi heyetimizce benimsenmiştir” denildi.

Keşan’a bağlı Mecidiye köyünün Saros Körfezi kıyısındaki ormanlık alan, 2006 yılında Kütür ve Turizm Bakanlığı tarafından ‘Turizm Koruma ve Geliştirme Bölgesi’, 2010 yılında ise ‘Saros Körfezi Özel Koruma Bölgesi’ ilan edildi. Buna rağmen Türkiye ve dünyadan dalış yapmak için grupların akın ettiği Saros Körfezi’nde denize yaklaşık 500 metre mesafede bulunan ormanlık alanlarda taş ve kalker ocakları art arda açılmaya başlandı. Saros’un yeşil kıyıları, ormanlık alanları tahrip edilirken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçen mart ayı başında bölgedeki kalker ocakları için, ‘ÇED raporu gerekli değildir” kararı verdi. Karar üzerine Saros Körfezi Mecidiye Turizm ve Çevre Kültür Varlıklarını Koruma Derneği, avukat Bülent Kaçar aracılığıyla Edirne İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma talebiyle başvurdu. Mahkeme, ‘ÇED raporu gerektiği’ yönünde ara karar verdi.

İbrice Limanı’nın da bulunduğu, ayrıca İstanbul Kadıköy Su altı Sporları Merkezi Okulu’nun eğitim yeri olan ve dünyanın her yerinden dalışçıları ağırlayan bölge için dava devam ederken, bazı firmalar aynı bölgede, deniz kıyısındaki ormanlık alanda iki yeni kalker ocağı açmak için Bakanlığa başvurdu. Bölge halkının tahribatı önlemek için sürekli eylem yapması üzerine Saros Körfezi’nin durumu medyaya yansıdı. CHP Edirne Milletvekili ve TBMM Çevre Komisyonu Üyesi Erdin Bircan’ın konuyu gündeme getirip, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na itirazda bulunması üzerine Bakan Veysel Eroğlu, geçen temmuz ayında bölgede yeni ocaklar açılmayacağını açıkladı.

Edirne İdare Mahkemesi’nde Saros Körfezi Mecidiye Beldesi Turizm Çevre ve Kültür Varlıklarını Koruma Geliştirme Derneği üyeleri İrfan Balaban ile Recep Çınar’ın açtığı ‘ÇED gerek değildir’ kararının iptali ve yürütmenin durdurulması istemi davasında, bilirkişi heyeti yaptığı incelemenin sonuçlarını mahkemeye sundu.

Özel çevre koruma bölgesi

Gebze Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof.Dr. Nihal Bektaş ile Doç.Dr. M.Salim Öncel ve İstanbul Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden Yrd.Doç.Dr. Nimet Velioğlu’ndan oluşan bilirkişi heyetinin raporunda, Saros Körfezi ve kıyılarının jeomorfolojik, peyzaj, ekolojik, floristik, biyogenelik ve turistik özelliklerinin bozulmadan korunması amacıyla Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edildiği belirtildi. Raporda şunlar kaydedildi:

“Ege Denizi’nin en tuzlu kesimlerinden birini oluşturan Saros Körfezi’nde karmaşık girdaplar çizen akıntılar görülür. Bu akıntılar nedeniyle de kendi kendini temizleyen bir körfez konumundadır. Dünyada kendi kendini temizleyerek temiz kalan beş körfezden biri olduğu ileri sürülür. Suların yüksek oksijen içeriği ve körfeze dökülen akarsuların getirdiği bol besin tuzları nedeniyle tür bakımından zengindir. Saros Körfezi kuzey kıyıları ve çevresi doğal, tarihi ve kültürel değerleriyle zengin bir turizm potansiyeline sahiptir. Bu potansiyelin fark edilmesi üzerine körfez bütününde sürdürülebilir turizmin gelişimin sağlanması için, 8 Aralık 2006 tarih ve Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla, Saros Körfezi kuzey kıyıları ve yakın çevresi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi olarak ilan edilmişti. Bu karar, sürdürülebilir turizm açısından, kıyıların taşıma kapasitesi aşılmadan turizme kazandırılması ve turizmin büyüme hızının kontrol altında tutulmasını sağlayacağı düşünülerek alınmıştır. Saros Körfezi’nin zengin flora ve fauna zenginlikleri yanında, kıyılarının jeomorfolojik ve kıyı gerisindeki beşeri çevre özelliklerinin koruma kullanma esas ve usullerinin Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nce belirlenmesi kararı alınmıştır. Böylece körfezin kuzey ve güney kıyıları koruma altına alınarak körfezin azami ölçüde çevresel etkiden uzak tutulması amaçlanmaktadır.”

Ormanın bütünlüğü bozulacak

Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü bünyesinde Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilen 15 bölgeden birinin Saros Körfezi olduğu belirtilen raporda, şöyle denildi:

“Dava konusu taş ocağının faaliyeti ile ilgili yapılacak bitki örtüsü kaldırılması, yarmaların açılması, parçalama, kırma, patlatma, depolama ve taşıma işlemlerinin özel çevre koruma bölgesi olan Saros Körfezi’ne olumsuz etkileyeceği düşünülmektedir. Ayrıca, taşınmaz üzerinde yapılan keşifle dava konusu alanda madencilik faaliyetlerinin gerçekleştiği bölümde meşe ormanı bulunduğu tespit edilmiş, proje alanının çevresinde de orman alanları mevcut olup tahsis işlemine konu taşınmaz bu alanların devamı niteliğindedir. Bu sahanın mevcut orman sahası ile irtibatının kesilmesi, dolayısıyla orman flora ve faunasının bu sahada kendini geliştirememesi bununla birlikte ormancılık faaliyetlerinin bu sahada yapılamayacak olması, ormanın temel fonksiyonları olan oksijen üretimi, su kalitesini artırması, toprağın yüzeysel akışını durdurması, karbon yutak alanı olması, yaban hayatı için yaşam alanı olması vs. gibi fonksiyonlarını yerine getiremeyecek olması durumları göz önünde bulundurulduğunda, orman bütünlüğüne zarar vereceğini belirtmek mümkündür. Diğer taraftan açık maden işletmesi faaliyetinden kaynaklanan toz partiküllerinin civar orman ağaçları yapraklarında birikmesi neticesinde ağaçlarda kurumalar ve bozulmaların olacağını vurgulamakta yarar vardır.”

‘Sakıncalı’

Raporda, bölgedeki patlatmalar, kullanılacak araç ve gereçlerden ortaya çıkacak gazlar, gürültü ve diğer atıkların yaratacağı kirliliğin de ekosisteme olumsuz etkileri olacağı vurgulandı. Raporun devamında, şunlar belirtildi:

“Dolayısıyla yapılacak madencilik faaliyetinin orman bütünlüğünü bozacağını ve ormancılık açısından da sakıncalı olacağını ifade etmek mümkündür. Kaldı ki orman, üzerindeki ağaçların çapı ve kullanım amacı ile ölçülebilen ve değer takdir edilen bir varlık değildir. Ormanın insan ve diğer canlıların temel yaşam kaynakları olan başta oksijen ve temiz su kaynağı olması, erozyonu önleme, karbon yutak alanı olması, ılıman bir iklim sağlayarak tarımsal faaliyetlere destek olması, bölgedeki hayvancılığa katkı sağlaması, birçok canlıya yaşam alanı oluşturması ve rekreasyonel fonksiyonları göz önüne alındığında hesap edilemeyecek ölçüde bir değer ortaya çıkmaktadır.”

Akdeniz protokülüne aykırı

Bilirkişi heyetinin raporunun değerlendirme ve sonuç bölümünde, taş ocağı sahasının Saros Körfezi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi, Özel Çevre Koruma Bölgesi gibi çok önemli hassas alanlar içerisinde kaldığının tespit edildiği, Akdeniz’in Kirlenmeye Karşı Korunması Sözleşmesi (Barselona Sözleşmesi) uyarınca imzalanan 7 protokolden biri olan Akdeniz’de Özel Koruma Alanlarına İlişkin Protokol’ün 1’inci maddesine aykırı olduğu kaydedildi. Raporun son bölümünde şöyle denildi:

“*Faaliyetten kaynaklanan toz partiküllerinin civar oman ağaçları yapraklarında birikmesi neticesinde ağaçlarda kurumalar ve bozulmaların olacağı, dolayısıyla yapılacak madencilik faaliyetinin orman bütünlüğünü bozacağı ve ormancılık açısından da sakınca doğuracağı;

*Ormanın sadece üzerindeki ağaçların çapı ve kullanım amacı ile ölçülebilen ve değer takdir edilen bir varlık olmadığı, ormanın insan ve diğer canlıların temel yaşam kaynakları olan başta oksijen ve temiz su kaynağı olması, erozyonu önleme, karbon yutak alanı olması, ılıman bir iklim sağlayarak tarımsal faaliyetlere destek olması, bölgedeki hayvancılığa katkı sağlaması, birçok canlıya yaşam alanı oluşturması ve rekreasyonel fonksiyonları göz önüne alındığında hesap edilemeyecek ölçüde bir değerinin olduğu:

*Dava konusu taş ocağının faaliyeti ile ilgili yapılacak bitki örtüsü kaldırılması, yarmaların açılması, parçalama, kırma, patlatma, depolama ve taşıma işlemlerinin özel çevre koruma bölgesi olan Saros Körfezi’ni olumsuz etkileyeceği;

*Ayrıca yerel ölçekte mevcut işletmelerin toz kontrolü ile ilgili önlemleri yeteri kadar almadığı, taş ocaklarından kaynaklanan tozun özellikle yol kenarlarından başlayarak bitki örtüsü üzerinde olumsuz etkileri keşif sırasında tespit edilmiştir. Yeni bir taş ocağının bölgedeki bu toz miktarını daha da artıracağı, bu tozun rüzgarla hem Saros Körfezi’ne hem de Mecidiye yerleşimine taşınması olası görünmektedir. Malzemelerin taşınmasında toz oluşum ve hareketinin artığı tespit edildiği;

*Dava konusu taş ocağının konumu itibarıyla Saros Körfezi Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi ve Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde yer alması, yapılacak faaliyetlerin doğrudan bu bölgeleri etkileyeceği dikkate alınarak, diğer taş ocaklarının da etkisi göz önünde bulundurularak, ayrıntılı tüm paydaşların onaylayacağı bir ÇED raporunun hazırlanmasında yarar olacağı fikri bilirkişi heyetimizce benimsenmiştir.”

‘Taş ocaklarının faaliyetleri durdurulsun’

Edirne İdare Mahkemesi’nde dava açan Saros Körfezi Mecidiye Beldesi Turizm Çevre ve Kültür Varlıklarını Koruma Geliştirme Derneği’nin avukatı Bülent Kaçar, bilirkişi heyetinin raporunu Edirne Valiliği’ne sunup, bölgede halen faaliyet gösteren kalker ve taş ocaklarının faaliyetlerinin durdurulmasını istedi. Avukat Kaçar, şunları söyledi:

“Edirne İdare Mahkemesi’nde ve Danıştay’daki birçok dava dosyasından anlaşıldığı üzere, ulusal mevzuatı ve devletin imzaladığı çevre koruma sözleşmelerini görmezden gelen, masa başından bu hukuksuzluklara onay ve imza veren ilgili kamu görevlileri hakkında idari ve adli süreç başlatacağız. Bilirkişi raporu göstermektedir ki ormanları, doğayı, çevreyi, denizi, tarımı korumak ile görevli yetkililer, hukuka ve bilime uymak yerine yetkilerini ve görevlerini kötüye kullanmaktadırlar. Çevre uzmanı olan yetkililerin bilirkişilerce tespit edilen hukuksuzlukları, mevzuata aykırılıkları bilmemeleri mümkün değildir. Trakya’da doğa ve yaşam için mücadele veren başta Trakya Platformu olmak üzere Keşan ve Uzunköprü kent konseylerine, yaşam savunucusu doğa korumacı tüm dostlarımıza binlerce kez teşekkür ediyoruz.” (DHA)

Dünyanın Çekirdeği Sayesinde Deprem Uyarısını 5 Yıl Önceden Alacağız!

Deprem uyarı sistemleri, yer biliminin temel konularından birisidir ve disiplinler arası çalışmalar gerektirirler. Bilim insanları, gezegenimizin kaotik çekirdeğindeki hareketlerin potansiyel deprem uyarısı için kullanılabileceğini açıkladılar.

––––––––––––––––––––––––––– 01. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

ünyanın dış katmanları ne kadar demir gibiyse iç katmanları da o kadar yumuşak ve hareketlidir. Yerkürenin alt katmanlarında bulunan dev lav denizlerinin karmaşık hareketleri, sert ve kırılgan yüzeyde ufak dalgalanmalara neden olurlar. Bu, dalgalanmalar modern insanlık tarihinde irili ufaklı depremlere ve yıkıcı doğal afetlere neden olmuştur.

webtekno.com’dan Şahin Kılınç’ın haberine göre, araştırmalar, normalde 24 saat olarak bildiğimiz bir gün süresinde, milisaniyelerle ölçülebilecek değişimlerin olduğunu ortaya koyuyor. Bizler, bu değişimleri algısal olarak fark edemiyor ve dünyanın hızındaki değişimi hissedemiyoruz. Değişim demişken, dünya hızının gittikçe yavaşladığını belirtelim. Endişelenmeyin, bu yavaşlama o kadar küçük boyutlarda ki birkaç milyar yıl sonra ancak hatırı sayılır farklara ulaşacak.

Araştırmacılar, gezegenimizin çekirdeğindeki bozulmaların potansiyel deprem uyarı sistemlerinde kullanılabileceğini öngörüyorlar. İki jeofizikçinin liderlik ettiği yeni bir çalışmada son 100 yılda gerçekleşen 7 ve üzerindeki şiddetindeki depremler mercek altına alındı. Yukarıda bahsettiğimiz dönüş hızındaki değişimlerle çekirdek dalgalanmaları ve dolayısıyla yıkıcı depremler arasında bir bağlantı olduğu tespit edildi.

Eğer hipotez doğrulanırsa, erimiş alt katmanlardaki hareketlerin depremleri en az 5 yıl önceden belirlediği doğrulanacak. Bu, mevcut erken uyarı sistemlerinden çok daha uzun bir süre demek.

An itibariyle bu bağlantısal ilişkinin hangi dinamiklere bağlı olduğu net değil. Diğer yandan bu bağlantı, bir günün alışılagelmiş süresini de etkileyen bir faktör olarak göze çarpıyor. Çünkü akış yönü değişen sıvı lavlar, dünyanın dönüş momentumunu etkileyecek kadar büyük olduklarında kırılgan yerküreyi de etkiliyorlar. Bu örneği daha iyi anlamak için, sürekli aynı yönde karıştırdığınız bardak içindeki çayı ele alın. Aniden karıştırma yönünü değiştirirseniz, kısa bir süre sonra sıvının hareketi, bardak yüzeyindeki basıncın değişmesine neden olacaktır. Bu örneği, Dünya boyutlarında bir küreye ve son derece kırılgan olan bir yüzeye uyarlayın.

Dünya saniyede 465 metre hızla dönerken kırılgan kabuk üzerindeki hayatımızın pamuk ipliğine bağlı olduğunu rahatlıkla anlayabiliriz. Eğer depremleri 5 yıl önceden öngörebilirsek, milyonlarca insanın hayatını kurtarabileceğimiz dahiyane projeler üretebiliriz.

Araştırmanın tamamına ulaşmak için şuradaki bağlantıya tıklayabilirsiniz.

Atmosferdeki karbondioksit seviyesi rekor kırdı

İklim araştırmacılarının son ölçümleri atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun 2016 yılında rekor seviyeye ulaştığını ortaya koyuyor.

––––––––––––––––––––––––––– 30. 10 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

ünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) Cenevre’de açıkladığı rapora göre, atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu geçen yıl dünya ortalamasında 403,3 ppm’e (parts per million – 1 milyon parçacıkta 403,3 CO2) ulaştı. Bu sayı 2015 yılında ise 400 ppm idi.

Örgütün yıllık raporunda bu artışa gerekçe olarak insani faktörler ve El Nino kasırgası gösterildi.

Raporda atmosferdeki karbondioksit yoğunluğunun en son bundan 3 ila 5 milyon yıl önce bu kadar yüksek olduğu kaydedilirken, bu dönemde deniz seviyesinin ise şimdikinden 20 metre daha yüksek olduğu belirtildi.

Dünya Meteoroloji Örgütü Genel Sekreteri Petteri Taalas, “Atmosferdeki karbondioksit ve diğer sera gazlarının yoğunluğu acil bir şekilde düşmediği takdirde” yüzyılın sonunda Paris İklim Alaşması’nda hedeflenenin “açık şekilde” üstünde, tehlikeli bir sıcaklık artışı tehdidiyle karşılaşılacağına dikkat çekti. Taalas, “Gelecek nesillere üzerinde yaşanması çok daha zor bir gezegen miras kalıyor” dedi.

2015 yılı sonunda imzalanan Paris İklim Anlaşması, küresel sıcaklık artışının bu yüzyıl sonuna kadar, sanayi devri öncesine kıyasla en fazla 2 derecede tutulmasını öngörüyor.

Deutschland Dampf und Abgase der Chemiefirma Oxea

Anlaşma hali hazırda 197 ülke tarafından imzalandı. Almanya’nın Bonn kentinde önümüzdeki pazartesi günü başlayacak BM İklim Konferansı’nda ise anlaşmayla ilgili detayların görüşülmesi bekleniyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün raporu ile ilgili ilk değerlendirmelerden biri BM Çevre Programı (UNEP) Başkanı Erik Solheim’dan geldi. Solheim, “Rakamlar yalan söylemez. Eskiden olduğu gibi atmosfere halen çok fazla sera gazı salıyoruz ve bu durumun değişmesi gerekiyor” dedi.

Deutsche Welle 

İnsanlığın en büyük düşmanı “kirlilik”

Çevre kirliliği dünya genelinde her yıl savaşlardan, çatışmalardan ve doğal afetlerin toplamından bile daha fazla kişinin ölümüne neden oluyor. Yalnızca 2015 yılında 9 milyon kişi kirlilik yüzünden hayatını kaybetti.

––––––––––––––––––––––––––– 20. 10 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

ngiliz tıp dergisi Lancett’te yayımlanan araştırmaya göre, dünyadaki ölümlerin en büyük nedeni kirlilik. Kirlilik kaynaklı ölümlerin yüzde 92’si fakir ya da orta düzeyde gelire sahip ülkelerde yaşandı. Hızla sanayileşen Hindistan, Çin, Pakistan, Bangladeş ve Madagaskar gibi ülkelerde yaşanan ölümlerin dörtte birinin kirlilik kaynaklı olduğuna dikkat çekiliyor.

New York’taki Icahn Mount Sinai Tıp Fakültesi dekanlarından olan ve araştırmanın başındaki isimler arasında yer alan Philip Landrigan, kirliliğin çevresel bir problem olmanın çok ötesinde, insan sağlığını ve refahını birçok yönüyle etkileyen bir tehdit olduğunun altını çizdi.

2015’te 9 milyon cana mâl oldu

2015 yılında gerçekleşen kirliliğe bağlı 9 milyon ölümde en büyük pay sahibi 6,5 milyonu kişinin ölümüne sebebiyet veren hava kirliliği oldu. Hava kirliliğinden sonraki en büyük etkenin ise 1,8 milyon insanın hayatına mâl olan su kirliliğinin olduğu ortaya çıktı.

Kirliliğe bağlı en fazla can kaybı 2,5 milyon insanın hayatını kaybettiği Hindistan’da yaşandı. Hindistan’dan sonra en fazla can kaybı 1,8 milyon ile Çin’de gerçekleşti. En az kirlilik oranına sahip ülkelerin başında ise Brunei, İsveç, Finlandiya ve Barbados geliyor.

Ekonomik olarak da büyük zarar veriyor

Kirlilik kaynaklı ölümlerin ekonomik boyutu da oldukça büyük. Her yıl kirlilik küresel ekonomiye yüzde 6,2’lik yani 4,6 trilyon dolarlık bir zarar veriyor.

Araştırma, Washington Üniversitesi Sağlık Ölçüm ve Değerlendirme Enstitüsü tarafından yapılan çalışma sonucu elde edilen veriler kullanılarak yapıldı. Araştırmaya yaklaşık 40 uluslararası bilim insanı katıldı.

AP/Reuters,ÖFŞ/CÖ/DW

 

Muğla’da ‘deniz kaplumbağası mezarlığı’ kuruldu

Muğla’da, Deniz Kaplumbağaları Araştırma Kurtarma ve Rehabilitasyon Merkezince (DEKAMER), ‘deniz kaplumbağası mezarlığı’ oluşturuldu.

––––––––––––––––––––––––––– 15. 10 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

erkeze yaralı olarak getirilen, uygulanan tedavi sonucu kurtarılamayan ya da ölü bulunan deniz kaplumbağaları için merkezin yanındaki bir dönümlük arazi mezarlık olarak düzenlendi. DEKAMER’de proje asistanı olarak çalışan Ayfer Şirin, merkeze gelen kaplumbağaların yüzde 65’inin iyileştirilerek denize bırakıldığını söyledi.

Merkeze yaralı halde getirilen deniz kaplumbağaları arasında kurtarılamayanlar da olduğuna dikkati çeken Şirin, merkezin arkasındaki bir dönümlük araziyi mezarlık haline getirdiklerini anlattı.

Şirin, ölen kaplumbağaları belirli işlemler ve ölüm sebeplerinin araştırılmasından sonra mezarlığa gömdüklerini dile getirdi. 

sputnik

Otoyol inşaatından kurtarılan 800 ve 1200 yıllık iki ağaç, zeytin verdi

İstanbul-İzmir Otoyolu hattında kamulaştırılan Manisa’nın Akhisar ilçesi’ndeki bir araziden sökülüp Antalya’da Vakıf Zeytinliği’ne dikilen 800 ve 1200 yaşlarındaki 2 zeytin ağacı, 2 yıl sonra toprağa uyum sağladı. Bu yıl ağaçlardan 5’er kilo zeytin toplandı.

––––––––––––––––––––––––––– 14. 10 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

stanbul- İzmir arasındaki otoyol projesi kapsamında Akhisar İlçesi güzergahında kamulaştırılan bir arazide bulunan biri 800, diğeri 1200 yaşındaki iki zeytin ağacı sökülüp odun olacakken, Antalya Ticaret Borsası’nın (ATB) girişimiyle Antalya’ya getirildi. Ağaçlar, ATB’nin işlettiği Vakıf Zeytinliği’ne dikildi. 20 bine yakın zeytin ağacının bulunduğu Vakıf Zeytinliği’ne dikilen zeytin ağaçlarına, iki yıl boyunca titizlikle bakıldı. Bu süreçte ağaçların üst dalları yeniden çıkmaya başladı. Bu yıl iki zeytin ağacından 5’er kilo ürün elde edildi.

Otoyol inşaatından kurtarılan 800 ve 1200 yıllık iki ağaç, zeytin verdi

 

Odun olmaktan kurtardılar

Otoyol projesi nedeniyle Akhisar’da istimlak edilen arazideki zeytin ağaçlarının sökülüp, odun olarak satıldığını belirten Zeytinpark A.Ş. Genel Müdürü Vahdet Narin, bu iki ağacı odun olmaktan kurtardıklarını söyledi.

Birçok kamu kurumu, belediye ve firmanın kamulaştırılan alandaki zeytin ağaçlarını kendi bahçelerine naklettiğini anlatan Narin, şöyle dedi:

“Biz ikisini kurtardık. İyi bir şeye vesile olduğumuzu düşünüyorum. Orman Mühendisleri Derneği’nin ölçümlerine göre ağaçlardan biri 800, diğeri 1200 yaşında. Birinci aşama olarak toprağa uyumları söz konusuydu. Toprağa uyum sağlandı. Şimdi de üstündeki dalları budayarak artık gövdeye gitmesine yardımcı olacağız. Bu sene bir miktar zeytin de verdi. 800 ve 1200 yaşındaki iki ağaçtan zeytin yemek oldukça sevindirici. İyi bir şey yaptığımızı düşünüyorum.”

Narin, 2 ağacın 2’nci yılda ürün vermesini ‘mucize’ olarak nitelendirirken sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu durum çok keyif verici. Antalya bölgesinde bu kadar uzun yıllık zeytin ağacı çok fazla yok. Bazı dostlarımız bize neden 2 ağacı buraya getirdiğimizi ya da bu kadar nakliye ya da benzeri şeylerle uğraştığımızı soruyor. Tabii ki biz bu ağaçları zeytin için getirmedik. Bu ağaçlardan zeytin elde etmek keyifli bir şey ama asıl 800 yıllık tarihi yaşatmış olmaktan haz alıyoruz. 800 yıllık tarihte bu ağacın birçok şeye tanıklık yaptığını düşünebilir ve keyif alabilirsiniz. Birçok kişi bu ağaçları görmek için geliyor, ziyaretçi sayımızda artış oldu. 1200 yaşındaki bir ağaca dokunmak insana farklı bir haz veriyor.” (DHA)

Validebağ Korusu’na Jeotermal sondaj planı

Üsküdar’daki 354 bin metrekarelik Validebağ Korusu’nda sondaj yapılması için izin verildi.

––––––––––––––––––––––––––– 14. 10 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

stanbul’un Anadolu yakasındaki en değerli yeşil alanlardan 354 bin metrekare büyüklüğündeki Validebağ Korusu’nda, jeotermal kaynak ve doğal mineralli su aramak için valilik tarafından sondaj izni verildi. Süreç söyle gelişti:

Hürriyet’ten Fatma Aksu’nun haberine göre valiliği, jeotermal kaynak projesi için arama ruhsatı verdi. Validebağ Korusu ve Kadıköy’de eski salı pazarının bulunduğu alanı da içine alan 19 sondaj bölgesi için ÇED süreci de başladı. Bölgelerde 100 santimetre genişlikte sondaj kuyusu açılacak. Her biri 1000 ile 3 bin metre arasında olacak.

Proje kapsamında, jeotermal su kentsel dönüşüm kapsamında yapılacak binaların ısıtılması için kullanılacak.

Sondaj noktaları

Projenin üç ayda bitirilmesi planlanıyor. Kazılacak alandan 2 bin 615 ton hafriyat malzemesi çıkması öngörülüyor. Hafriyat, sondaj alanlarında açılan çamur çukurunun kapatılması ve alanın düzenlenmesi çalışmalarında kullanılacak.

Sondajda yaklaşık 1000 metrekarede bitkisel toprak sıyırma yapılacak, daha sonra bu topraklar kuyunun çevre düzenlemesinde kullanılacak.