Category Archives: Çevre

17973893_40330.10.2016

Dünya Doğayı Koruma Vakfı doğal kaynakların hızla tüketilip çevrenin kirletilmesinin en geç 2030'da doğal depresyona yol açacağını iddia etti.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) insanlığın aşırı müsrif yaşama alışkanlığıyla bütün doğayı tehdit ettiğini savundu. Vakfın ‘2016-Yaşayan Gezegen' raporunda her yıl yerkürenin barındırdığının 1,6 katı doğal kaynak tüketildiği ve doğanın yağmalanması yüzünden 1970 – 2012 yılları arasında 14 bin omurgalı canlı türünün yüzde 60 oranında azaldığı belirtiliyor.

Rapora göre en çok tatlı sularda yaşayan hayvanların nesli tehlikede

Tatlı su canlılarının sayısı aynı süre zarfında yüzde 80 oranında azalmış. Canlı türlerinin azalmasında öncelikle doğal ortamın hammadde ihtiyacı sürekli artan insan tarafından tahrip edilmesi rol oynuyor. Son 25 yılda ormanların azalma hızının düşmüş olmasına rağmen bu süre zarfında 239 milyon hektar genişliğindeki ormanlık alan yok olmuş. Ormanların azalmasında iklim değişikliği ve çevre kirliliği de etkili oluyor.

Denizlerdeki kirlilik yüzünden mercan kayalıklarının tehlikede olduğu belirtilen Dünya Doğayı Koruma Vakfı raporunda Almanya'daki canlı türlerinin de hızla azaldığına dikkat çekiliyor. Almanya'daki 32 bin hayvan, bitki ve mantar türünün yüzde 30'u tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor. Canlı türlerinin yüzde 5,6'sı ise yoğun tarımcılık nedeniyle tamamen kaybedilmiş.

default

İnsanlara tek dünya yetmeyecek

Vakıf bu şekilde yaşamaya devam edildiği takdirde gıda, su ve enerji ihtiyacını karşılayabilmek için insanlığın 2030 yılında iki yer küreye ihtiyacı olacağını hesaplamış. Hesaplamalara insanın doğayı ekolojik sistemi ne kadar sömürdüğünü gösteren ‘ekolojik ayak izi' esas alınıyor. Hesaplamalar sonunda ortaya çıkan ‘küresel hektar' ne kadar küçük çıkarsa doğa o kadar az yıpratılmış sayılıyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı Almanya şubesinden Christoph Heinrich insanlığın yeryüzünü hayati tehlikeye sürüklediğini ve bunu durdurabilmek için refah ve başarı tanımlamasının insanın, toplumun ve çevrenin sağlığını da kapsayacak şekilde değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

DW

Dünya’nın en büyük beş sorunu

17653671_30315.10.2016

Dünya temelde beş büyük sorunla karşı karşıya. Dünya’nın insanlar ve diğer canlılar için yaşanabilir bir gezegen olmaya devam edebilmesi için bu beş sorunun acilen çözülmesi gerekiyor.

1.  Hava kirliliği ve iklim değişikliği

Sorun: Atmosferin ve okyanus sularının karbonla aşırı dolması: Atmosferik karbondioksit, kızılötesi dalgaları uzunluğundaki radyasyonu emip tekrar yansıtarak havayı, toprağı ve okyanus yüzey suyunu ısıtır. Böylece gezegenimiz katı bir buz yığını olmaktan kurtulur.

singapore haze ile ilgili görsel sonucu

Ne var ki havada yeterince karbon bulunmuyor. Fosil yakıt kullanımı, ormanların tahrip edilmesi ve endüstriyel faaliyetler atmosferik karbondioksit yoğunluğunu 200 yıl içinde 280 ppm’den (her milyondaki partikül miktarı) 400 ppm’e yükseltti. Bu, hem boyut hem de hız açısından eşi benzeri görülmemiş bir artış ve bu artışın sonucunda iklim değişikliği meydana gelmeye başladı.

Karbon yoğunluğu kömürün, petrolün, benzinin ve odunun yakılmasının yarattığı hava kirliliğinin çeşitlerinden sadece bir tanesi. Dünya Sağlık Örgütü, geçtiğimiz günlerde 2012’de gerçekleşen her dokuz ölümden birinin kanserojen veya kirli havadaki diğer zehirli maddelerden kaynaklanan hastalıklara dayandığını ifade etti.

Australien Meeresschutzgebiet Great Barrier Reef Korallenbleiche (imago/blickwinkel)Okyanuslar üçlü bir darbe yaşıyor: aşırı balık tutma, kirlilik ve iklim değişikliğinden ötürü ısınan sular

Çözüm: Fosil yakıtlar yerine yenilenebilir enerji kullanmak, yeniden ağaçlandırma, tarımda emisyonları azaltmak, endüstriyel üretim süreçlerini değiştirmek. Bu kapsamda bir iyi bir de kötü haber sözkonusu. İyi haber, doğada bol miktarda temiz enerji bulunması. Yapılması gereken tek şey, bu kaynakların rasyonel biçimde ‘ekilip biçilmesi”, yenilenebilir enerji için yatırımlar yapılmasıdır. Pek çok uzman, şu an sahip olduğumuz teknolojiyle %100 yenilenebilir enerji kullanılan bir geleceğin mümkün olduğunu söylüyor.

Kötü haberse, güneş panelleri, rüzgar türbinleri, enerji depolanması ve dağıtım sistemleri gibi yenilenebilir enerji altyapıları hâlihazırda yaygın hâle gelmiş ve oldukça ucuz ve verimli olmasına rağmen, iklim değişikliğini engellemeye yetecek kadar hızlı biçimde uygulamaya koyulamamış olmasıdır. Bu sorunun çözümü için siyasi ve finansal sorunların aşılması gerekiyor.

2. Ormanların tahrip edilmesi

Sorun: İçerdiği canlı türü bakımından zengin olan vahşi ormanlar yok ediliyor. Bu, özellikle de tropikal kuşakta, yani büyükbaş hayvan otlaklarını, soya fasulyesi ve palmiye yağı ekimini mümkün kılan bir coğrafyada gerçekleşiyor.

Waldbrand auf Sumatra (picture-alliance/dpa)Ormanların yok edilmesinin biyoçeşitlilik ve iklime ciddi etkileri var

Günümüzde yeryüzünün yaklaşık olarak yüzde 30’u ormanlarla kaplı. Oysa 11 bin yıl önce, insanoğlunun tarım yapmaya başladığı tarihte, yeryüzünde bunun iki katı kadar orman vardı. Özellikle tropikal kuşakta olmak üzere her yıl 7,3 milyon hektar orman yok edilmekte. Tropikal ormanlar gezegenin yaklaşık olarak yüzde 15’ini kaplıyorken bugün bu oran yüzde 6-7 dolaylarında. Geriye kalan bu oransa, ağaç kesme ve yakma aktiviteleri sebebiyle düşüş göstermekte. Ayrıca doğal ormanlar karbonu tutarak, atmosfere ve okyanuslara yayılmasını engelliyor ve biyoçeşitliliğin sürmesine katkı sağlıyor.

Çözüm: Doğal ormanlardan geriye kalan kısmı korumak ve hâlihazırda yok edilmiş alanları yerel ağaç türlerini ekerek restore etmek. Bu elbette iyi ve adil bir yönetim kültürü gerektiriyor. Ne var ki,  pratikte tropikal ülkelerin çoğu gitgide artan nüfuslarıyla, istikrarsız hukuki düzenleriyle ve toprak kullanımı tahsisi bağlamında adam kayırma ve rüşvetin yaygın olmasıyla hâlen gelişmekte olan ülke konumundalar.

3. Türlerin soylarının tükenmesi

Sorun: Soyları tükenmek üzere olan vahşi hayvanlar bugün etleri, dişleri ya da çeşitli ‘tıbbî’ ürünler için avlanmaktalar. Denizler, dip trol ağı ve gırgır ağı teçhizatına sahip devasa endüstriyel balıkçılık gemileri tarafından, içerdikleri balık popülasyonlarından arındırılıyor. Doğal yaşam alanının yok edilmesi, soy tükenmesi dalgasına katkı sağlayan temel faktörlerden bir tanesi ve bu faktörün tek bir sorumlusu var: İnsan. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin (IUCN) ‘Kırmızı Liste’sine sürekli yeni tehdit altında olan türler ekleniyor ve liste uzamaya devam ediyor.

Bildergalerie Nashörner (picture-alliance/dpa/S. Fayad)İnanılanın aksine herhangi bir tıbbî faydası olmayan boynuzları için avlanan gergedanlar

Sorun sadece farklı canlı türlerinin tabiatları gereği var olmaya devam etme hakları değil: Bu türler biz insanların hayatta kalması için hayatî olan birtakım ürün ve ‘hizmet’leri de üretiyor. Örneğin arılar tükettiğimiz besinler bağlamında ‘gerekli’.

Çözüm: Biyoçeşitliliğin kaybolmaya devam etmesini engelleyebilmemiz için siyasi ve toplumsal alanda organize çaba ve işbirliğine ihtiyaç var. Doğal yaşam alanlarını korumak ve restore etmek bu sürecin bir yüzüyken, yasadışı avlanma ve vahşi doğa ticaretine karşı koruma mekanizmaları üretmek diğer yüzü. Kaldı ki atılacak bu adımların bu bölgelerde yaşayan yerlilerin toplumsal ve ekonomik çıkarlarıyla örtüşmesi adına, her halükarda yerlilerle işbirliği içinde gerçekleştirilmesi gerekiyor.

4. Toprak degradasyonu

Sorun: Toprağa zarar verilmesine yol açan pek çok faaliyet sözkonusu: Aşırı otlatma, monokültür tarım, erozyon, zeminin sıkılaştırılması, çevre kirliliğine yol açan maddelerin aşırı ışıklanması, cins değişikliği. Birleşmiş Milletler’e (BM) göre, yeryüzündeki ekilebilir arazilerin yaklaşık 12 milyon hektarlık kısmı her yıl ciddi biçimde hasar görüyor.

Çözüm: Toprağın korunması ve restorasyonu için toprak işlemesiz tarımdan nöbetleşe ekime, taraçalama yoluyla su tutmaya kadar çok sayıda teknik mevcut. Besin güvenliğinin toprağı iyi durumda tutmaya bağlı olduğu düşünüldüğünde, uzun vadede bu soruna çözüm getirilmesi olası. Ancak bunun gezegen üzerinde yaşayan tüm insanların faydalanması adına adil bir biçimde yapılıp yapılmayacağı, şu an için cevaplanması zor bir soru.

BdW Global Ideas China Terrassenfelder (picture-alliance/ZUMAPRESS.com)Çin’deki gibi bu tip taraçalar suyun tutulmasını ve bozulmuş alanların yeniden yeşillendirilmesini sağlıyor

5. Aşırı nüfus artışı

Sorun: İnsan nüfusu dünya çapında hızlı biçimde artmaya devam ediyor. 20. yüzyıla 1.6 milyonla giriş yapan insanoğlunun nüfusu, bugün 6.5 milyar dolayında. Tahminler, 2050 yılında 10 milyara ulaşılacağını söylüyor. Sürekli artış gösteren küresel nüfus, gittikçe artan refah düzeyiyle birleştiğinde, başta su olmak üzere hayatî önem taşıyan doğal kaynaklar üzerine daha da büyük bir baskıya yol açıyor. En büyük artışsa, Afrika kıtası ile Güney ve Doğu Asya’da gerçekleşiyor.

Çözüm: Bugüne kadarki araştırmalar, kadınların, çocuk yapma kararının kendilerine bırakıldığında, eğitim ve temel sosyal hizmetlere erişebilmeleri sağlandığında, kadın başına ortalama doğum oranlarında ciddi bir düşüş yaşanacağını gösteriyor.

Burundi Landwirtschaft (picture-alliance/Ton Koene)Afrikalı ve Asyalı kadınların sosyal ve finansal açıdan güçlenmesi küresel sürdürülebilirlik için merkezî önem taşıyor

Deutsche Welle 

Nils Zimmermann

Klima ve buzdolaplarında kullanılan gaza ‘küresel ısınma’ sınırlaması

5802262ea781b63f14e766d915.10.2016

Ruanda’da yapılan İklim Değişikliği Zirvesi’nde yaklaşık 200 ülke, iklim değişikliğiyle mücadelede karbondioksitten ziyade sera etkisi yaratan hidroflorokarbon (HFC) kullanımına sınırlama getirilmesinin daha etkili olduğu konusunda anlaşmaya vardı.

Başkent Kigali’deki zirvede, küresel ısınmanın temel sebeplerinden biri olarak görülen HFC gazının kullanımının sınırlandırılması kararı alındı.

Yeni varılan anlaşma uyarınca, gelişmiş ülkelerin küresel ısınma konusunda karbondioksitten daha zararlı kabul edilen HFC gazı kullanımını 2019’dan itibaren azaltacakları belirtildi.

Dünyanın çevreyi en çok kirleten ikinci ülkesi ABD, Avrupa Birliği üyeleri ve diğer gelişmiş ülkeler, HFC gazı kullanımını 2019’dan itibaren en az yüzde 10 oranında azaltacaklarını duyurdu.

Dünyada en fazla karbon salan Çin, Latin Amerika ve ada ülkeleri gibi 100’den fazla ülke de HFC gazı kullanımlarını 2024’ten itibaren donduracaklarını açıkladı.

Hindistan, Pakistan, İran, Irak ve Körfez ülkeleri, ekonomilerinin gelişmek için daha zamana ihtiyacı olduğunu vurgulayarak, 2028’e kadar HFC kullanımını sınırlamayacaklarını bildirdi.

Uzmanlar, HFC’den vazgeçilmesinin küresel ısınmayı azaltmanın en hızlı yolu olduğunu belirtiyor.

Karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik geçen yıl imzalanan Paris Anlaşması’ndan bu yana yapılan görüşmelerde, klima ve buzdolabının saldığı HFC, dünyanın en hızlı iklim kirleticisi olarak tanımlanıyor.

Küresel ortalama sıcaklık artış limitinin yüzyılın sonuna kadar 1,5 ila 2 derece arasında sınırlandırılmasını hedefleyen ve kasım ayında yürürlüğe girmesi beklenen Paris İklim Anlaşması kadar kapsamlı olmasa da yeni anlaşma yasal açıdan bağlayıcı nitelik taşıyor.

CNN

Türkiye’nin Maldivleri için 14 bin imza

haber-iitkn2crrlhp13.10.2016

Bembeyaz kum ve turkuaz rengi suyuyla ‘Türkiye’nin Maldivleri’ olarak nitelenen Burdur’daki Salda Gölü’nü besleyen Düden Çayı üzerine DSİ’nin gölet projesinin iptali ve kumsalın araç trafiğine kapatılması için imza kampanyası başlatıldı. Kampanyaya 14 bini aşkın kişi destek verdi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nden Doç.Dr. Nurgül Balcı ve doktora öğrencisi Cansu Demirel’in, Mars’ın kayaç oluşumları ve bakterilerinin benzerlik taşıdığını belirlediği Burdur’un Salda Gölü’nde, beyaz kayaç-kumulların korunması ve gölü besleyen tek su kaynağı üzerinde planlanan gölet projesinin iptali için kampanya başlatıldı. Dünyada Mars gezegeninin jeolojik yapısına benzerlik gösteren iki noktadan biri olduğu ortaya çıkan ve yaklaşık 2 milyon yıllık geçmişe sahip Türkiye’nin en derin gölü Burdur’un Yeşilova İlçesi’ndeki Salda Gölü, turkuaz renkleri ve etrafını saran beyaz kayaç-kumul yapısıyla dikkat çekiyor.

salda-golu-7

İKİ BÜYÜK SORUN

Maldivleri andıran kumul ve su renkleriyle yerli ve yabancı turistlerin de akınına uğrayan Salda Gölü, iki büyük problemle karşı karşıya. Beyaz kumlar üzerinde ziyaretçilerin yoğun araç trafiği ve bıraktığı çöpler, bu kayaç-kumul yapısını kirletiyor ve yok olmasına sebep oluyor. İkinci büyük sorun da DSİ’nin, gölü besleyen tek su kaynağı olan Düden Çayı üzerindeki gölet projesi. Bu projenin hayata geçirilmesi durumunda gölün tek su kaynağını kaybedeceği ve zaten birçok etken yüzünden ciddi su kaybı görülürken bu sorunun daha da büyüyebileceği ifade edildi.

76033_196905723804658_209145882_n

İMZA SAYISI 14 BİNİ AŞTI

Doğaseverler ‘Türkiye’nin Maldivleri’ olarak da adlandırılan Salda’nın yaşadığı bu iki büyük tehdide karşı internet üzerinden dört ayrı imza kampanyası başlatıldı. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü ve TEMA Vakfı gibi kuruluşların muhatap alındığı kampanyalarda, Salda Gölü’nün Mars gezegeninin jeolojik yapısına benzerlik gösteren dünryadaki iki noktadan biri olduğuna vurgu yapıldı. Kampanyalarda, Düden Çayı üzerine planlanan gölet projesinin iptali ve göl etrafındaki beyaz kumulların araç trafiğine kapatılması istendi. Kampanyalarda toplanan imza sayısı 14 bini geçti.

Türkiye’nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy’de

ekran-alintisi13.10.2016

Türkiye’nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy’de açılıyor. Kadıköy Belediyesi tarafından yapımı tamamlanan Bahriye Üçok Ekolojik Çocuk Yuvası eğitim araç gereçlerinde doğal ürünler tercih ederek çevre sağlığına dikkat çekiyor.

Yeşil yuvada, bahçe sulamasında ve klozetlerde kullanılmak üzere yağmur suyu biriktirilecek. Yuva enerji tasarruflu, emniyetli, sağlıklı, ekonomik öğrenim ve öğretim mekanları ile doğa dostu eğitim vermeyi amaçlıyor.

Yeşil Yuva Projesi

Çevre sağlığı konusunda örnek çalışmalar yürüten Kadıköy Belediyesi bu çalışmalarına bir yenisini daha ekledi. Kadıköy Belediyesi’nin Sahrayıcedit Mahallesinde tamamladığı yuvanın inşaatından iç teşrifatına, enerji ve su gibi temel altyapısına kadar bütünüyle çevreci bir tasarım ile yapıldı. Binada ısınma ve aydınlatma güneş panelleriyle sağlanıyor. Eğitim araç gereçlerinde doğal ürünler tercih edildi. Yeşil yuvada ayrıca yağmur suyu biriktirilerek bahçe sulama ve klozetlerde kullanılacak.

Doğa dostu eğitim amaçlanıyor
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
Kadıköy Belediyesi yeşil yuva projesi, her yönüyle sağlıklı öğrenim ve öğretim mekanları, enerji tasarrufu, uygulamalı ve doğa dostu eğitimi amaçlıyor. Binanın tasarım, yapım, işletim, kullanım, bakım, onarım, yeni işlev kazandırma aşamalarında ekolojik sistemin korunması için enerji, su, malzeme, arsa, sermaye gibi tüm kaynaklar etkin kullanıldı.
Nuhoğlu: çocuklara örnek olmalıyız
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
Bahriye Üçok Çocuk Yuvasına ilişkin konuşan Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu şunları söyledi: Çocuklara, dünyayı kirletmemeyi öğretmek ve doğayı tahrip etmeden yaşamayı, canlıların haklarını ve hepimizin doğanın bir parçası olduğunu benimsetmek bizim temel görevlerimizden biri. Bunu öğretmek için önce bizim örnek olmamız lazım. Biz de ekolojik mimari doğrultusunda tasarlanan Bahriye Üçok Ekolojik Çocuk Yuvası ile örnek olmak istedik. Bu yuva Türkiye’nin ilk ekolojik yuvası olma özelliğine sahip. 1208 m² olan yuva binasında; farklı yaş grupları için sınıflar ve ortak oyun alanları, uyku odası, bilim ve faaliyet sınıfları yer alıyor.”
‘Temel çevre bilgilerini yaşayarak öğrenecekler’
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
Nuhoğlu sözlerine şunları da ekledi: Ekolojik Çocuk yuvasının başka bir özelliği de özellikle ısıtma, soğutma vb. donatıların çalışması için harcanan enerjinin korunması, binaya enerji sağlayan kaynağın çevreye zarar vermeden kendini yenileyebilen kaynaklardan olması. Bu projenin örnek olmasını diliyorum. Okul öncesi eğitimlerine ekolojik bir yuvada başlayacak çocuklarımız temel çevre bilgilerini yaşayarak öğrenecekler.
‘Hedefimiz bu sayıyı arttırmak’
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
Okul öncesi eğitime yapılan katkı ile annelerin iş ve sosyal yaşama katılım oranlarını da arttıracağız. İstanbul’da 6 yaşın altında 2 milyon civarında çocuk var. Bu çocukların sadece 7724’ü kamunun kreş ve yuva hizmetinden faydalanabiliyor. Biz toplamda 5 okul öncesi eğitim birimimizle yaklaşık 500 çocuğun eğitim ihtiyacını karşılamış oluyoruz. Hedefimiz bu sayıyı arttırmak.
Açılışa Kemal Kılıçdarolu katılacak
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
15 Ekim Cumartesi günü CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun katılımıyla açılacak olan ekolojik yuvada 110 çocuk eğitim alabilecek. Ortalama 25 -30 m2’lik 5 adet sınıfa sahip olan yuvada 2 sınıfta 3 yaş gurubu, 3 sınıfta ise 4-5 yaş grubu eğitim görecek. Yuvada bir adet de fen sınıfı mevcut.
Toplam 1208 m² kapalı ve 1633 m² açık alandan oluşan Bahriye Üçok Ekolojik Çocuk Yuvası’nın bahçesi de çeşitli meyve ve diğer yenilebilir bitkilerden oluşturulan bahçede perma kültür çalışmaların uygulanacağı alanlar mevcut.
Yeşil binanın faydaları
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
• Kentsel yaşam alanlarına değer katması
• Binanın değerini artırması
• Yapım aşamasında doğal çevre tahribatının en aza indirilmesi
• Temiz teknolojilerin kullanımı ve geliştirilmesine ortam sağlaması
• Hafriyat ile ortaya çıkan atık malzemenin değerlendirmeye alınması
• Yeşil çatı uygulaması ile yağmur sularının arındırılması
Yeşil binanın doğaya faydaları
 
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
 
• Yeşil çatı uygulaması ile yağmur sularının arındırılması
• Yağmur sularının kullanımı ile kanalizasyon sisteminin yükünü azaltma
• Güneş enerjisinden yararlanma
• Doğal ışıktan yararlanma
• Yeşil katmanların güneş ışınlarını yansıtmaması sayesinde sera etkisini oluşturan yansımaları azaltması
• Enerji tasarrufu sağlaması
• Yeşil katmanları ile oksijen üretmesi
• İzolasyon sistemleri ile ısıtma-soğutma maliyetlerinin ve karbondioksit salınımının azaltılması
Türkiye'nin ilk ekolojik yuvası Kadıköy'de
CNN

Akdeniz’in dibi çölleşiyor

240920161143451722381_224.09.2016

Akdeniz’de 5 bin yıldan fazla süredir varlığı bilinen ve adını mitolojideki ‘Deniz Tanrısı’ Poseidon’dan alan ‘Akdeniz’in Amazon Ormanları’ Posidonia Çayırları, teknelerin çıpa ve zincirleri nedeniyle yok oluyor.

Akdeniz’in akciğerleri, kileri, yavru hayvanlar için bakımevi, yüzlerce deniz canlısı türünün ürediği bir sığınak olan ve deniz dibi erozyonunu önleyen çayırlar yok oluyor. Deniz tabanında 30 metre derinliğe kadar inen ve kıyı ekosisteminde çok önemli yer tutan çayırlar, Antalya bölgesinde Sıçan Adası, Kemer Ayışığı Koyu ve Kekova’da büyük tahribata uğrarken, bilim adamları Akdeniz’in dibinde ‘çölleşme’ başladığı uyarısını yapıyor.

AKDENİZ’İN AKCİĞERLERİ

Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Sualtı Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Doç.Dr. Mehmet Gökoğlu, sadece Akdeniz’e özgü olan ve Akdeniz’in ‘Amazon Ormanları’ olarak bilinen 5 bin yaşından daha eski Posidonia Çayırları’nın can çekiştiğini belirtti. Posidonia Çayırları’nın deniz dibi erozyonu önleyen kök yapısına sahip olduğunu aktaran Doç.Dr. Gökoğlu, “Biyolojik olarak köklü bitki olduğu için deniz içine atılan atıkları kendine besin olarak kullanıp denizi temizliyor. Oksijen üretiyor. Amazon Ormanları’nın görevi neyse o da deniz dibinde aynı görevi yapıyor. Akdeniz’in akciğerleri konumunda” dedi.

TEKNELERİN ÇIPA VE ZİNCİRLERİ YOK EDİYOR

Boyu 1 metre civarında olan Posidonia Çayırları’nın deniz suyunu temizlediği gibi, diğer bazı canlıların besinini de oluşturduğunu vurgulayan Doç.Dr. Gökoğlu, şunları söyledi:

“Özellikle koylarımız bitmiş durumda. Kemer Ayışığı Koyu’na daldığımda vicdanım sızlıyor. Çıpa ve zincirler bu çayırları mahvetmiş. Kekova ve Sıçan Adası da aynı durumda. Bütün çıpa atılan yerlerde tahribat had safhada. Türkiye kıyılarında en çok görülen yer Akdeniz bölgesi. Bu tür nesli azalan veya tükenen, korunması gereken türlerden biri olarak kırmızı listede. Ülkemizde çıkarılması, alınması, yolunması yasak.”

ÇIPA ATILMADAN DA OLUR

Denize çıpa atılmadan tonozlama ya da kazıklama sistemi ile bu türün korunabileceğini vurgulayan Doç.Dr. Gökoğlu, “Bir beton blok yaparsınız, şamandırayı atarsınız ve tekne gelir oraya bağlanır. Ülkenin değerlerini kaybetmemek lazım. Ne yazık ki dalış yaptıran dalış tekneleri de buna dikkat etmiyor ve aşağıda ne tahribat yaptığını bilmiyor” dedi.

AKDENİZ DİBİNDE ÇÖLLEŞME BAŞLADI

Akdeniz’de 600’e yakın balık türü ve binlerce deniz canlısı bulunduğunu kaydeden Doç.Dr. Gökoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Posidonia Çayırları’nın yok olmasıyla Akdeniz’in dibinde çölleşme başladı. Balık türlerinde de azalma olacak. Çünkü bu çayırların arasında saklanıp, bunlarla beslenen balık türleri bu tahribattan etkilenecek. Ayrıca bu çayırlar erozyonu önlüyor. Eğer deniz dibinde bir erozyon olursa dipteki ana tabaka başka yöne kayacak.”

Yaban hayvanları için ‘eko viyadük’

320818h102416.08.2016

Yaban hayvanlarının rahat geçişlerini sağlamak için otoyollar üzerinde tasarlanan İsveç’in ilk ‘eko viyadük’ inşaatına başlandı.

Danimarka’daki başarılı uygulamanın ardından, İsveç’in güneyinde Kungsbacka yakınlarında doğal parkın içinden geçen E6 otoyolunun üzerinde yapımına başlanan eko viyadük ile yaban hayvanlarının trafik kazalarında yaralanma ve ölümlerinin azaltılması amaçlanıyor.

2018 yılında tamamlanması planlanan eko viyadük konusunda konuşan Kara Yolları Çevre Uzmanı Mats Lindqvist yapımına başlanan viyadük ile karayolu ağında yaban hayvanı kazalarının nasıl geliştiğini araştırmayı amaçladıklarını, viyadük üzerinde ilk anda tasarladıkları bitki örtüsünü ileride nasıl geliştirebileceklerini göreceklerini söyledi.

Danimarka’nın Silkeborg bölgesinde bulunan eko viyadük üzerinden ise son yılda 3 bin 500 yaban hayvanının geçtiği tahmin ediliyor. Bunların arasında 2 bin dolayında tavşan ile onlarca tilki, porsuk, karaca ve ala geyiğin de bulunduğu belirtildi.

İklim değişikliğine karşı ağaç klonlama

1000x563_33964412.08.2016

Amerika Birleşik Devletleri’nin California eyaleti yeryüzündeki en büyük ve en yaşlı sekoya ağaçlarına ev sahipliği yapıyor. Bu ağaçların bazılarının yaşı 3 bin yılı ve boyu da 100 metreyi buluyor.

Antik Ağaç Arşivcileri tarafından organize edilen 12 kişilik uzman ve tırmanıcılardan oluşan bir grup, bu ağaçların genetik örneklerini toplamak için gönüllü oldu.

Grup üyeleri klonlanan ağaçların ormana dikilmesinin iklim değişikliği ile mücadeleye katkısı olacağını savunuyor.

Projeyi başlatan Tim Smit: 

“Bu büyük ağaçların dünya genelinde ormanlara yeniden dikilmesinin iklim değişikliğinin etkilerinin azaltılması çalışmalarının önemli bir bileşeni olduğunu düşünüyorum.”

Dev sekoya ağaçları 100 metre boyuna, 7 veya 8 metre genişliğine kadar büyüyebiliyor. Bu da iklim değişikliğine neden olan karbondioksit gibi sera gazlarını emme noktasında bu ağaçları daha elverişli hale getiriyor.

Kuraklığa, hastalıklara ve hatta yangınlara bile dayanabilen sekoyalar 3 bin yıl yaşayabiliyorlar.

Antik Ağaç Arşiv Müdürü Jacop Milarch: 

“İklim değişikliği, küresel ısınma ve bunun gibi şeylere karşı direnç noktasında bu ağacın genetiğinde özel bir şeyler olduğunu düşündük. Eğer bu ağaç 3 bin yıl yaşıyorsa genetiğinde özel bir durum olmalı dedik.”

Ağaçlara tırmanan Jim Clark genç dallardan bazı ipuçları topluyor.

Bu ürünler daha sonra besin açısından yüksek kaplara ekilecekleri Michigan’daki laboratuvara gönderiliyor.

Antik Ağaç Arşiv Klonlama uzmanı Jim Clark:

“Burada sekoya ağacının en tepe noktasından budayarak aldığımız örnekler mevcut. Bu materyalleri ip ucu elde edebilmek için topladık.”

Ağaçlardan alınan örnekler kök salmaları için nemlendirilmiş ve derecesi ayarlanmış morumsu florasan ışığı altında büyüyorlar. Ancak şartların sıkı şekilde kontrol edilmesine karşın çoğu yeşeremiyor.

Kök salmayı başaranlar ise ormana nakledilmeden önce kapalı yerde birkaç yıl boyunca dikkatli şekilde bakılmak zorunda.

Antik Ağaç Arşiv Klonlama uzmanı Jim Clark:

“3 bin yılık bir ağaçtan gelen dokunun kök salması biyolojik bir mucize ve şimdi 3 bin yıllık bir ağacın minyatürü elimizde bulunuyor. Genetik aynı, değişmiyor. Bu küçük ince ağaç genetik olarak anne ağaçla aynı özellikleri taşıyor.”

California’da bulunan Berkeley Üniversitesi Biyoloji Profesörü Todd Dawson ise bu girişime şüphe ile yaklaşıyor.

Dawson’a göre kolonlanarak yeniden dikilen ve sayısı belli olan ağaçların küresel ısınmayı yavaşlatacağı çok net değil.

Amerikalı profesör daha çok yağmur ormanlarının korunması ve fosil yakıtlarının kullanımının azaltılmasından yana.

Biyolojist Todd Dawson:

“İklim değişikliği dünya tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar hızlanmış durumda. Bu nedenle hızlı çözümler bulmak durumundayız. Yavaş büyüyen ağaçlar da Dünya’nın şimdiki değişim hızına ayak uyduramayabilir.”

Ancak bu büyük ağaçların korunması ve dikilmesinde taraflar arasında bir tartışma bulunmuyor. Ayrıca bu doğa uzmanları için bir şey yapmamaksa seçenek değil.

Ekip bu yılın sonlarına doğru yaklaşık bin sekoya ağacını büyüme şanslarının en yüksek olduğu serin ve nemli Batı Amerika’daki Oregon bölgesine dikecek.

Biyolojistler şimdiye değin 170 ayrı türü klonladıklarını ve 300 bin klonun dünya genelinde toprakla buluştuğunu belirtiyor.

euronews