Category Archives: Ekonomi

Özel sektörün dış borçlarında iki aylık artış 1 milyar doları aştı

Özel sektörün ticari krediler dışındaki kısa ve uzun vadeli dış borçlarında yılın ilk iki aylık dönemindeki artış 1 milyar doları aştı. Özel sektörün, Şubat sonu itibarıyla kalan vadeye göre 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemeleri toplam 66.0 milyar doları buldu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 13. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

erkez Bankası verilerine göre, Şubat sonu itibarıyla, özel sektörün yurtdışından sağladığı uzun vadeli kredi borcu, 2016 yıl sonuna göre 241 milyon dolar artarak 202.7 milyar dolara, ticari krediler dışındaki kısa vadeli kredi borcu da 902 milyon dolar artarak 15.2 milyar dolara yükseldi.

Böylece, özel sektörün dış borçlarında iki aylık dönemdeki artış toplam 1 milyar 143 milyon doları buldu.

Bu dönemde, bankaların kredi borçlanmaları 193 milyon dolar azalırken, tahvil ihracı yoluyla borçlanmaları 150 milyon dolar artışla 24.5 milyar dolara çıktı.

Aynı dönemde, bankacılık dışı finansal kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 333 milyon dolar azalırken, tahvil stoku ise 51 milyon dolar azalışla 4.5 milyar dolara geriledi.

Söz konusu dönemde, finansal olmayan kuruluşların kredi biçimindeki borçlanmaları 592 milyon dolar arttı ve tahvil stoku da 5.7 milyar dolar oldu.

Bankaların kısa vadeli kredi borçlanmaları 499 milyon dolar artışla 10.8 milyar dolara, finansal olmayan kuruluşların kısa vadeli kredi borçlanmaları da 486 milyon dolar artışla 2.7 milyar dolara yükseldi.

Uzun vadeli dış borçların;

– yüzde 60.9’unu dolar,

– yüzde 33.0’ünü euro,

– yüzde 4.2’sini lirası

– yüzde 1.9’u da diğer döviz cinslerinden oluştu.

Kısa vadeli dış borçların;

– yüzde 50.9’unu dolar,

– yüzde 31.2’sini euro,

– yüzde 17.7’sini lira

– yüzde 0.2’sini de diğer döviz cinslerinden oluştu.

Şubat sonu itibarıyla, 202.7 milyar dolar tutarındaki uzun vadeli dış borcun;

– yüzde 52.0’ini finansal kuruluşların,

– yüzde 48.0’ini de finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.

Aynı dönemde, 15.2 milyar dolar tutarındaki kısa vadeli dış borcun;

– yüzde 82.1’ini finansal kuruluşların,

– yüzde 17.9’unu da finansal olmayan kuruluşların borcu oluşturdu.

Araç sahipleri dikkat!..Bu gece zam geliyor

Benzinin pompa fiyatına bu gece yarısından itibaren litre başına 10 kuruş zam yapılması bekleniyor. Benzine en son 5 Nisan’da 12 kuruş zam yapılmıştı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 10. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

enzinin pompa fiyatına bu gece yarısından itibaren litre başına 10 kuruş zam yapılması bekleniyor. Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası’ndan (PÜİS) yapılan açıklamada, “Rafineri çıkış fiyatlarındaki değişiklikten dolayı 11 Nisan 2017 tarihinden geçerli olmak üzere benzinin pompa satış fiyatında 10 kuruş, gazyağının satış fiyatında ise 11 kuruş artış meydana gelmiştir” denildi.

Benzinin litre fiyatına bu gece yarısından geçerli olmak üzere 10 kuruş zam yapıldı. Petrol Ürünleri İşverenler Sendikası’ndan (PÜİS) yapılan açıklamada, “Rafineri çıkış fiyatlarındaki değişiklikten dolayı 11 Nisan 2017 tarihinden geçerli olmak üzere benzinin pompa satış fiyatında 10 kuruş, gazyağının satış fiyatında ise 11 kuruş artış meydana gelmiştir” denildi.

BENZİNİN LİTRESİ İSTANBUL DA 5.35, ANKARA’DA 5.30 OLACAK

Ankara’da litresi ortalama 5,30 liradan satılan benzinin litre fiyatı 5,40 lira olacak. Benzinin litresi İstanbul’da 5,25 liradan 5,35 liraya, İzmir’de 5,28 liradan 5,38 liraya yükselecek.

BENZİNE EN SON 5 NİSAN’DA ZAM YAPILMIŞTI

Dağıtım firmalarının belirlediği fiyatlar, rekabet ve serbesti nedeniyle şirketler ve kentlere göre küçük çaplı değişiklikler gösteriyor. Benzine en son 5 Nisan’da 12 kuruş zam yapılmıştı.

Türkiye’nin en soğuk yerlerinden olan Van’ın Çaldıran ilçesinde yetiştirilen sera domatesleri marka oldu

Sıfırın altında 40 derecelere kadar düşen sıcakıklarla Türkiye’nin en soğuk yerlerinden olan Van’ın Çaldıran ilçesinde, 12 milyon liralık bir yatırımla yapılan jeotermal enerji ile ısıtılan ilk sera projesi başarılı oldu. Bölgede seradan yüksek kalitede dometes aldıklarını belirten Çaldıran Jeotermal A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Veli Akdağ, ürünlerinin ‘Agrovan’ adıyla marka olduğunu söyledi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 05. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

aldıran İlçesi’nin Ayrancılar bölgesine girişimci Şefik Ensari ve Veli Akdağ 2016 yılının başlarında Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’dan destek alarak 12 milyon liraya jeotermal enerji ile ısıtılan seralar kurup domates yetiştirmeye başladı. 34 dönüm arazi üzerine kurulan seralar, sıfırın altında 40 derecelerde hava sıcaklıklarının görüldüğü ilçede kuruldu.

BÜYÜK BİR RİSK ALDILAR

Son teknoloji ile kurulan ve 120 kilometre boru döşenerek ısıtılan seralarda, bu yıl zaman zaman eksi 40 dereceye kadar düşen sıcaklığa rağmen yüksek kalitede domates üretildi. Seraları kuran Çaldıran Jeotermal A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Veli Akdağ, “Bu bölgede böyle bir yatırım yapmak büyük bir riskti. Seracılık dünyasının gözü buradaydı. Hava sıcaklığının düştüğü ve yoğun karın yağdığı zamanlarda endişelendik. Ama gerekli mühendislik hesaplarını yaptığımız için projemiz başarıyla sonuçlandı ve verimimizi aldık”dedi.

AGROVAN MARKA OLDU

Soğuklara karşı risk alıp yatırım yaptıklarını belirten Akdağ, “Ürettiğimiz doğal domateslerimiz marka oldu. Başta Türkiye’deki birçok il olmak üzere Rusya, Ukrayna, Gürcistan ve Moldova’dan taleplere domates yetiştiremedik. Çoğunluğu kadınlardan oluşan 40 kişiyi istihdam ediyoruz. Seracılıkta bir ilke imza attık. Şimdi yatırımımızı daha büyüterek dünyanın birçok ülkesine domates ihraç edeceğiz” dedi.

Enflasyon 8.5 yılın zirvesinde; TÜFE 11,29’a yükseldi

Tüketici fiyatları Mart ayında yüzde 1.02 ile beklentilerin üzerinde arttı ve yıllık enflasyon yüzde 11’i aşarak yüzde 11.29 ile 2008 yılından bu yana en yüksek düzeye çıktı. Aynı dönemde yurt içi üretici fiyatları da yüzde 1.04 arttı ve yıllık üretici enflasyonu yüzde 16.09 düzeyine fırladı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 03. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

art ayında yüzde 0.6 artması beklenen TÜFE, yüzde 1.02 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 11.29’a çıkarak Ekim 2008’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Yüksek enflasyonda gıdanın etkisi 0,42 puan olarak hesaplandı. Özellikle gıda ve döviz kuru etkisiyle yönünü yukarı çeviren ve çift haneyi aşan enflasyonda yukarı yönlü hareket devam ediyor.

Enflasyonun beklentilerin üzerinde gelmesinin etkisiyle, veri öncesi 3.62 lira dolayında hareket eden dolar hızla 3.63 lirayı aşarak 3.6384 lira ile 3.64 lira sınırına çıkarken, euro, da 3.88 liraya aşarak 3.8832 liraya yükseldi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, üç aylık tüketici enflyasyonu yüzde 4.34 ile, ilk çeyrek sonunda yıllık yüzde 5.0 hedefine yakınlaşmış oldu. Tüketici fiyatlarındaki 12 aylık ortalamalara göre yüzde artış da 8.21’i buldu.

8,5 yılın en yükseği

Tüketici fiyatları Mart ayında yüzde 1.02 ile beklentilerin üzerinde arttı ve yıllık enflasyon yüzde 11’i aşarak yüzde 11.29 ile 2008 yılından bu yana en yüksek düzeye çıktı. Aynı dönemde yurt içi üretici fiyatları da yüzde 1.04 arttı ve yıllık üretici enflasyonu yüzde 16.09 düzeyine fırladı.

Çekirdek TÜFE yüzde 9.46’ya çıktı

Öte yandan özel kapsamlı TÜFE göstergelerinden H’nin devamı olan B yıllık olarak Şubat ayındaki yüzde 8.27’den Mart’ta yüzde 9.07’ye yükselirken I’nın devamı olan C yüzde 8.56’dan yüzde 9.46’ya yükseldi.

TCMB’nin son enflasyon raporunda 2017 yıl sonu için tahmini, orta noktası yüzde 8 olmak üzere yüzde 6.6 ile yüzde 9.4 aralığında şekilleniyor.

TÜFE’de (2003=100) 2017 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,02, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 4,34, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 11,29 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 8,21 artış gerçekleşti.

Gıda fiyatları yüzde 2’ye yakın arttı

Ana harcama grupları itibariyle 2017 yılı Mart ayında endekste yer alan gruplardan gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 1,93, sağlıkta yüzde 1,88, eğlence ve kültürde yüzde 1,55 ve ev eşyasında yüzde 1 artış gerçekleşti.

Ana harcama grupları itibariyle 2017 yılı Mart ayında endekste düşüş gösteren bir grup olmadı.

Yıllık en fazla artış yüzde 22 ile alkollü içecekler ve tütün grubunda

TÜFE’de, bir önceki yılın aynı ayına göre ulaştırma yüzde 17,69, sağlık yüzde 13,28, gıda ve alkolsüz içecekler yüzde 12,53, çeşitli mal ve hizmetler yüzde 12,51 ile artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları olarak sıralandı.

Üretici fiyatları yüzde 1.04 arttı

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE), 2017 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,04, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 6,38, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 16,09 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 6,89 artış gösterdi.

Sanayinin dört sektörünün bir önceki aya göre değişimleri; madencilik ve taşocakçılığı sektöründe yüzde 0,37 artış, imalat sanayi sektöründe yüzde 1,35 artış, elektrik ve gaz sektöründe yüzde 2,69 düşüş ve su sektöründe yüzde 0,66 artış olarak gerçekleşti.

Aylık en fazla artış temel eczacılık ürünlerinde

Bir önceki aya göre en fazla artış; yüzde 6,84 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, yüzde 3,73 ile diğer ulaşım araçları ve tütün ürünleri sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık kok ve rafine petrol ürünleri yüzde 4,39, elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 2,69 ve ham petrol ve doğal gaz yüzde 0,44 ile bir ay önceye göre endekslerin en fazla düştüğü alt sektörler oldu.

Ana sanayi grupları sınıflamasına göre 2017 yılı Mart ayında aylık ve yıllık en fazla artış ara mallarında gerçekleşti.

Marketlerde seçerek sebze alma ve naylon poşet devri bitiyor

Marketlerde ve maağazalarda naylon poşetlere yasak geliyor. 1 Ocak 2018’den itibaren alışverişlerde alınan ürünleri naylon poşete koyarak veremeyecek. Türkiye Perakendeciler Federasyonu’ndan “Müşterilerimizi file, bez torba kullanımına yönlendireceğiz” açıklaması geldi. Ayrıca yeni çıkan Hal Yasası da uygulamaya girdiğinde sebze ve meyveler pakete girecek, seçerek domates alma devri son bulacak.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 28. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

ürkiye Perakendeciler Federasyonu (TPF) Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Altunbilek, Atık Yönetmeliği kapsamında naylon poşetlerin marketlerde ve mağazalarda 1 Ocak 2018’den itibaren yasaklanacağını belirterek, “Alışverişlerde müşterilerimizi file, bez torba kullanımına yönlendireceğiz.” dedi.

Marketlerde seçerek sebze alma ve naylon poşet devri bitiyor Altunbilek, düzenlediği basın toplantısında sektöre ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Gelecek yılın başından itibaren Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Atık Yönetmeliği kapsamında naylon poşetlerin marketlerde ve giyim, ayakkabı gibi tüm mağazalarda yasaklanacağını dile getiren Altunbilek, bu konuda kısa süre önce Müsteşar Mustafa Öztürk’ü ziyaret ettiklerini ve son gelişmeleri değerlendirdiklerini söyledi.

Altunbilek, doğada çözülmesi yüzyıllar süren, hem milletin geleceğini hem insan sağlığını tehdit eden naylon poşet kullanımının satış noktalarında ücretli olması yönünde yasal düzenlemenin 2018’in başında hayata geçeceğini kaydederek, bu konudaki düzenlemenin ABD ve birçok Avrupa ülkesinde başarıyla uygulandığını vurguladı.

Türkiye’de hayata geçecek düzenleme için çalışma yapacaklarını, naylon poşetlerin doğaya ve insan sağlığına verdiği zararları vatandaşa anlatacaklarını aktaran Altunbilek, yerel marketler olarak müşterilerine her türlü kolaylığı sağlayacaklarını bildirdi.

Altunbilek, “Alışverişlerde müşterilerimizi file, bez torba kullanımına yönlendireceğiz. Geçiş sürecinde karton veya bez alışveriş torbası hediye edeceğiz. Avrupa’da yasak olduğu için müşteriler alışverişe gelirken alacakları ürünleri koyacakları file veya kaplarla geliyor.” diye konuştu.

Bunu ilk olarak metropollerde başlatacaklarını dile getiren Altunbilek, “Yıl başından itibaren naylon poşetlerin az kullanılması veya kullanılmaması için belki direkt paralı diyemeyiz ama mutlaka zararlarını anlatmalıyız, anlatacağız. Bu bilinci müşteriye aşılayacağız.” ifadelerini kullandı.

Altunbilek, 1 Ocak 2018’den itibaren alışverişlerde naylon kullanımının yasaklanacağını belirterek, halihazırda naylon poşetin maliyetinin müşteriye yansıtıldığını, yasağın başlamasıyla cüzi de olsa bu masrafın müşterinin üzerinden kalkacağını bildirdi.

Seçerek domates alma devri bitiyor

Altunbilek, yeni çıkan ancak henüz uygulanmaya başlamayan Hal Yasasına da değinerek, bu yasa ile ürünlere standart gelmesinin kendilerini en çok sevindiren husus olduğunu vurguladı. Üreticilerin belirli standartlarla ve ağırlıkta paketlenmiş ürünleri direkt alacağını dile getiren Altunbilek, “Mesela bir kilogram domates almak isteyen müşteri iki kilogram domatese dokunuyor. Bu da üründeki zayiatı artırıyor. Böylece zayi olan ürün satılanların fiyatına yansıtılıyor. Paketleme olunca bu sıkıntı da ortadan kalkacak ve daha uygun fiyata gelecek sebze ve meyveler” dedi.

Köylülerin, çiftçilerin ürettiği ürünleri satabileceği birliklerin oluşacağını aktaran Altunbilek, şöyle devam etti: “Bölgesel haller tek çatı altında toplanacak. Aracı sayısı azalacak. Böylece sebze ve meyvede ürün fiyatı kendiliğinden ucuzlayacak. Gıda fiyatında üretici-market makasını daraltacak tedbir, hayata geçeceği için mutluyuz. Yıllardır süreçler doğru aktarılmadığı için ‘Tarlada 1 liraya, markette 3 katı fiyatına satılıyor’ söylemleri, tüketicilerimiz ile bizi karşı karşıya getiriyordu. Tabiri yerindeyse, günah keçisi biz oluyorduk. Yerel zincirler olarak manav reyonunda operasyon masrafları çıkardığımızda sadece yüzde 5 ila 8 arasında kar elde ediyoruz. Yeni düzenlemeyle aracı sayısı azalacak, üretici birlikleri vergisel anlamda daha avantajlı hale gelecek. Düzenleme sayesinde sebze-meyve sepeti daha ucuza dolar.”

‘2017’de yüzde 10 büyüme beklentisi’

Altunbilek, zor bir yıl olmasına rağmen 2016’yı yüzde 10 büyüme ile kapattıklarını ve yerel zincirlerin cirosunu 30 milyar TL’ye çıkardıklarını kaydederek, şu bilgileri verdi: “Toplam market grupları içerisindeki istihdam payı yüzde 40’a ulaşan yerel zincirler olarak satış payımız yüzde 37,7’ye, toplam gıdadaki yerellerin satış payı ise yüzde 9,7’ye ulaştı. Perakendecilik kurallarını iyi uygularken müşteri ile yakınlığımız, yeni formatlar denememiz bizi yarışta daha ön plana çıkarıyor. 2023 yılında 70 milyar TL ciro hedefi ile çalışmalarını sürdüren yerel zincir marketler olarak sektörde var olmayı ve mücadeleyi sadece kendi adımıza değil, ülkemiz adına yürütüyoruz. Bu yılın ilk 3 ayında geçen senenin aynı dönemine göre biraz yavaş başladık. Yıl sonu hedefimiz 33 milyar liralık ciroya ulaşmak. Cironun yanı sıra istihdamda da yüzde 10’luk büyüme hedefliyoruz.”

Altunbilek, bu yıl yerel market sayısında yüzde 15-20 civarında büyüme sağlamayı hedeflediklerini ifade ederek, bunun ortalama 6 bin kişilik istihdama denk geldiğini bildirdi. Yerel marketlerin karlılık oranlarının ortalama yüzde 4 olduğunu dile getiren Altunbilek, son 2 yıla kadar ciro büyüme oranlarının yüzde 15-20 civarında olduğunu, ancak bu yılki beklentilerinin 2016’da olduğu gibi yüzde 10 olduğunu söyledi.

Marketlerde seçerek sebze alma ve naylon poşet devri bitiyor ‘İndirim mağazaları kuralsız-kaidesiz büyüyor’

Altunbilek, Türkiye genelinde bu yıl sayıları 20 bin olacağı belirtilen indirim mağazalarının kendileri için bir tehdit olduğunu kaydederek, bunların kuralsız, kaidesiz büyüdüğünüz böyledi. Herhangi bir şehir veya ilçede yan yana 3 indirim mağazasının görülebildiğini dile getiren Altunbilek, “Buna yerel yönetimlerin müdahale etmesi lazım. İndirim mağazaları istihdama katkı sağlamıyor, katma değer üretmiyor. Asıl istihdam ve katma değer sağlayan yerel marketlerdir. Bizde bir mağazada en az 20 kişi çalışıyor. Onlarda ise 3 kişi” dedi.

Geçen yıl için sadece bir indirim mağazası

şirketinin kar açıkladığından bahseden Altunbilek, çok mağaza sayısının yüksek kar anlamına gelmediğinin altını çizdi. Altunbilek, indirim mağazalarına karşı işlerine sahip çıkacaklarını ve müşterilerinin taleplerine daha hızlı cevap vereceklerini anlatarak, bu konuda yapacakları çalışmalardan bahsetti.

‘Perakende gıdada KDV yüzde 1 olsun’

Altunbilek, rekabetin yoğun olarak yaşandığı sektörde küçük ve orta ölçekli gıda perakendeciliği yapan esnafın rekabet gücünü kaybettiğini savunarak, şunları söyledi: “Sektörümüzün istikrarlı olarak büyümesi, hedeflerine ulaşması için yalnız bırakılmamalı, desteklenmeliyiz. Diğer sektörlerde olduğu gibi manav, kırmızı et, bakliyat, unlu mamuller, zeytin ve zeytinyağı ürünlerinde KDV oranının toptanda olduğu gibi perakende de yüzde 8’den yüzde 1’e düşürülmesi için KDV düzenlemesi bekliyoruz. Gerekli düzenlemeler sektörün büyümesine, istihdama önemli katkı sağlayacak.”

‘Perakende sektörü verimlilik için buluşacak’

Altunbilek, yerel zincir marketlerin, 12-13 Nisan’da İstanbul Haliç Kongre Merkezinde bir araya geleceğini belirterek, TPF tarafından düzenlenecek Yerel Zincirler Buluşuyor (YZB) 2017 etkinliğinin üreticiden tedarikçiye, perakendecilerden sektöre hizmet sunan firmalara kadar on binlerce paydaşı buluşturacağını söyledi. Etkinliğin önceki yıllarda olduğu gibi fuar ve konferans olmak üzere iki ayrı bölümde kapılarını aralayacağını dile getiren Altunbilek, bu yıl sektör paydaşlarını verimlilik konusunda bir araya getirecek etkinlikte, sponsor firmaların temsil ettiği 300’e yakın markanın yeni ürün ve hizmetlerini tanıtacağını bildirdi. Altunbilek, “YZB 2017’de yerli ve yabancı şirketlerin üst düzey yöneticileri ile sektör duayenleri perakende sektöründe yaşanması gereken “Verimli Dönüşüm” konusunu katılımcılarla paylaşacak.” diye konuştu. AA

Eski Ekonomi Bakanı Uluğbay: Bugünkü Türkiye, beni intihara iten Türkiye tablosundan daha karanlık

Bülent Ecevit Hükümetlerinde Başbakan Yardımcılığı, Eğitim Bakanlığı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevlerinde bulunan Hikmet Uluğbay, 1999’da kendisini intihara iten Türkiye tablosundan bugün “daha karanlık bir tablo var” diyor. “O gün olmayan cari açık dönem toplamı bugün 500 milyara gelmiş durumda” diyen Uluğbay, “Referandumdan ‘Evet’ çıkması halinde ise bir tünelin içine girip yeni bir maceraya atılır Türkiye. Ancak bu macerayı kaldıracak gücü var mı, ondan çok şüpheliyim” görüşünü dile getirdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 27. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ülent Ecevit Hükümetlerinde Başbakan Yardımcılığı, Eğitim Bakanlığı ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevlerinde bulunan Hikmet Uluğbay, Bakanlık görevlerinin yanı sıra, NATO Nezdinde Daimi Temsilciliği’nde Maliye ve Ekonomi Müşavirliği, OECD Nezdinde Daimi Temsilci Yardımcılığı, Washington Büyükelçiliği Ekonomi ve Ticaret Başmüşavirliği, Hazine Genel Müdürlüğü yapmış bir isim. Uluğbay, 1999 yılında Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı iken kendisini intihara iten Türkiye tablosundan bugün daha karanlık bir tabloyu yaşadığımıza dikkat çekiyor.

BirGün gazetesinden Meltem Yılmaz’ın sorularını yanıtlayan (27 Mart 2017) Uluğbay’ın açıklamaları şöyle:

»Ekonomi alanında Bakanlık görevinde bulunmuş, dünyanın en önemli ekonomi kuruluşlarında görev almış isimsiniz. Türkiye ekonomisinin çok partili sistemden bugüne inişlerini ve çıkışlarını nasıl işaretlersiniz?

Öncelikle şunu bilmeliyiz ki, Cumhuriyet, Osmanlı Devleti’nden Bağdat Demiryolu hariç ne bir ulaşım ne de endüstriyel bir altyapı; neredeyse hiçbir miras devralmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik düşüncesi ve temel hedefleri, İzmir İktisat Kongresi’nde belirlenmiş ve 1930’lu yıllarda yapılan iki sanayi planı ile sürdürülmüştür. Türkiye’nin ekonomik gelişmesinin en önemli nedenleri olan Etibank, Sümerbank, SEKA, Karabük Demir Çelik, uçak yapım ile birçok sanayi kuruluşu, liman inşaatları ve demiryolu ağının ülkeye yayılmasına yönelik önemli yatırımlar bu dönemde yapılmıştır. 1950- 60 arasında özel kesim yatırımları özendirilirken, yabancı sermayenin Türkiye’de yatırım yapması için de özendirici önlemler alınmıştır. Bu dönem çıkarılan Petrol Kanunu’nun dünyada yüzde 50- 50 uygulanırken bizde bunu içermiyor olması ile Devlet Su İşleri’nce yapılan barajlar önemlidir. Ancak bir süre sonra Marshall Yardım Planı başta olmak üzere uluslararası dış yardımların verdiği rahatlıkla ekonomi alanında özensiz politikalar izlenince, enflasyon süratle tırmanmıştır.

»1960’ı diğer darbelerden ayrışan yapısı, ekonomi üzerinde bir etki yaratabildi mi?

Keşke ihtilaller olmasaydı da demokratik ortam sorunlarını kendisi çözebilseydi. Ama bunun yanında, dediğiniz gibi 1960 Darbesi Türkiye’ye üç şey kazandırmıştır: Özgürlükçü anayasa, iki kanatlı parlamento yapısı ile Devlet Planlama Teşkilatı. Bu dönem, özellikle 1960- 74 arasında Türk ekonomisinde büyük kazançların sağlandığı bir dönemdir. Ereğli Demir Çelik Fabrikası, Keban Barajı, Seydişehir Alüminyum Tesisleri, Oyma Pınar Barajı, Petro Kimya Kompleksi, İskenderun Demir Çelik Tesisleri bu 14 yılda planlanan ve yapımı tamamlanan kuruluşlardır. Ancak Arap- İsrail Yom Kippur savaşında ABD’nin İsrail’i desteklemesi üzerine Arap ülkelerinin petrol üretimini kısmasıyla başlayan petrol krizi, Türk ekonomisi üzerinde de sarsıcı etkiler yarattı.

“Koalisyon hükümetleri ekonomiyi güçlendirdi”

»1970’lerin sonlarındaki çatışma ortamı, sağ- sol çatışmaları ekonomik hayata nasıl yansıdı?

Yalnızca sağ- sol çatışmaları değil, bu çatışmaların yanında meclisin Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşı sağlayamaması gibi nedenlerle ülke kaotik bir döneme girdi. Ve bu dönemin son kararı olarak IMF ile görüşülen program sonucu 24 Ocak Kararları ilan edildi. 1983’te ANAP tek başına iktidara geldiğinde, 24 Ocak uygulaması genişletildi ve kambiyo kısıtlamaları kaldırıldı, sermaye hareketleri serbest bırakıldı, döviz kurları Merkez Bankası gözetiminde serbest bırakıldı, yabancı bankaların Türkiye’de şube açmasına izin verildi. Ve devam eden süreçte, 1994- 1999 arası bir bankacılık krizi dönemi yaşandı, ki Türkiye için çok kritik bir dönemdir.

»Sonrasında, DSP- MHP- ANAP koalisyon hükümeti… Peki, bugün iddia edildiği üzere, siz de, koalisyon hükümetlerinin ekonomiye olumsuz etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?

Unutmayalım ki, 1999- 2002 tarihleri arasındaki DSP- MHP- ANAP koalisyon hükümetinde, Bankalar Kanunu, Sosyal Güvenlik Reform Kanunu, IMF’nin ve Dünya Bankasının büyük mali destek verdiği yeni bir istikrar programı uygulamaya konuldu. Aslında sorunuzun tam tersi, Türkiye’nin bugünkü kazanımları, tek iktidarlardan çok koalisyonlar sayesindedir. Dünyada da öyle… Şu an Avrupa’da 33 ülke koalisyon ile yönetiliyor. Ve bu ülkelerin bir kısmı da belki 40 senedir koalisyonla yönetiliyor. Bunların içinde örneğin İtalya’yı örnek verelim. İtalya’da 1946’dan bugüne kadar 63 hükümet gelmiş geçmiş. Hesaplarsanız bir buçuk yılda bir hükümet değişmiş. Ve bunların büyük çoğunluğu 7-8 partili koalisyonların oluşturduğu hükümetler. Peki böyle bir devletin ekonomik olarak yerlerde mi sürünmesi gerekir diye düşünürsünüz? Hayır, İtalya bugün dünyanın 8 numaralı büyük ekonomisi.

Akp temiz bir karne devralmıştı

»Gelelim 2002’ye… Bu tarihte tek başına iktidara gelen AKP, nasıl bir miras devralmıştı?

AKP iktidara geldiğinde etkin bir şekilde uygulanmakta olan istikrar programını devralmıştı. Bankacılık krizi geride bırakılmış ve sağlıklı bankalar yasası ve bünyesi devralmıştı. Sosyal güvenlik sistemi açıklarının daralmasını öngören bir reform uygulaması başlamış olarak hazır bulunmuştu.

Dahası, başarıyla uygulanan enflasyonla mücadele programı ile düşme eğilimini sürdüren enflasyon düzeyi devralmıştı. Sağlıklı bir kısa vadeli- uzun vadeli dış borç yapısı ile göreve başlamışlardı. 2002’de 626 milyon dolara inmiş cari işlemler açığı ve bunun sonucu istikrar düzeyine kavuşmuş döviz kurları vardı. Ayrıca o dönem, dünyada aşırı bir likidite bolluğu bulunması da büyük bir fırsat yaratmıştı. Ve unutmamak gerekir ki, o dönemde AB’ye tam üyelik yolunda birçok yasal düzenleme tamamlanmış ve terör sıfır seviyesine inmişti.

»Siz, 1999 yılında Ekonomi Bakanlığı yaptığınız sırada intihara teşebbüs etmiştiniz. Yıllar sonra, bu teşebbüsünüzü, “Ülkenin içince bulunduğu ekonomik durum nedeniyle yoğun bir stres içindeydim. 60 milyar dolar borç ödememiz gerekiyordu. Günde 1 elma ile öğle yemeğini geçiştiriyordum” sözleriyle anlattınız. Bugün, sizi intihara iten 1999’daki ekonomik tablodan daha iyi bir Türkiye’de mi yaşıyoruz?

Hayır, bugün daha kötü ve karanlık bir tablo var. O gün olmayan cari açık dönem toplamı bugün 500 milyara gelmiş durumda. Bugün katma değer yaratma azalmış, hanehalkı borcu artmış, TL değer kaybetme sürecine girmiş durumda. 2002’de 16.5 milyar dolar düzeyinde olan kısa vadeli dış borç, 2016’da 103.3 milyar düzeyine geldi. Ülkenin dış borcu 129.6 milyar dolardan, 2002- 2017 arasında 416.7 milyar dolara çıktı.

Yani üç kattan fazla arttı. 2002’de kısa vadeli dış borcun toplam dış borç içindeki payı yüzde 12,7 iken 2016 yılının üçüncü çeyreğinde bu oran yüzde 24,8’e çıktı. Dahası, AKP döneminde katma değer azaldığı gibi, iş gücüne de yeteri kadar alan yaratılmadı. İşsizlik çok daha yüksek seviyede. Üstelik de eğitim verdiğiniz insanların işsiz kalması daha büyük bir sıkıntı. Bir de çok önemli bir konu var ki, o da, Cumhuriyet’in planlı döneminde yapılan son derece değerli ve önemli sanayii kuruluşları, bugün özelleştirme adı altında geniş ölçüde yabancılara satılmış durumda. Ve en az bunlar kadar önemli olan nefret söylemlerindeki artış, toplum içinde gerginliği yükselten söylemler, yabancı ülkelerle ilişkilerimizin bozulması da söz konusu.

»Ama duble yollar ve konutlar yapıldı, yetmez mi?

Doğrudur, konut sektörü büyümüştür, duble yollar önemli yatırımlardır ama bunların döviz kazandıran boyutu yok. Hanehalkı evet konut aldı ama bir süre sonra borcunu ödeyememe noktasına geldi, bu nedenle evine haciz geldi. Zira üretim için yeni yapılar kurulmadı. Yerli sanayi robotlaşmaya başladı çünkü işçilik maliyeti de dolar yükseldiği için yükseldi, işgücü de robotla idame edilmeye başlandı. Dolayısıyla işsizlik sorunumuz arttı. Yurtiçi sanayide ara malları üretenlerin sayısı azaldı. Sanayici, içerde gönüllü tasarruflar artmadığı için dışardan borçlanmaya başladı, faizlerin arttığı ya da vadelerin kısaldığı kredilerle çalışmak zorunda kaldıralar ve ciddi şekilde iflasla karşı karşıya kalacak mali bozukluklar yaşamaya başladılar.

Türkiye’nin tarım ürünleri dahi, iç piyasada pahalı olduğu için dışardan ithal edilmeye başlandı, patates cipsine varana kadar… Tüm bu veriler üst üste konulduğunda, AKP politikalarının Türkiye’deki katma değeri artırıcı ve döviz kazandırıcı politikalar üretmediği görülüyor.

***

»Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı yaptığınız sırada intihar teşebbüsünde bulunmanız, ülkenize karşı taşıdığınız sorumluluk duygusunun göstergesi olarak yorumlanmıştı. O olaya bugün dönüp baktığınızda ne hissediyorsunuz?

Kişisel hatalarım da vardı. Bir kere sağlıklı beslenmedim, sağlıklı istirahat etmedim, iş programı beni tüketti. Zayıf düştüm. Dinlenmeyi bilmiyordum, o olaydan sonra öğrendim, kendime zaman ayırmayı, kültürel etkinlerle daha fazla içli dışlı olmayı. O nedenle o deneyimden sonra insanlara tavsiyem şu olacaktır: Çalışmayı bildiğiniz kadar dinlenmeyi öğrenin, çalışmaya ayırdığınız emek kadar aile yaşamıyla bir arada olmak için vakit ayırın. Çünkü bunlar sizin enerjinize de toplumsal enerjiye de katkıda bulunur.

»Siz ağır bir sorumluluk hissettiniz ama bugün hiçbir siyasetçide böyle bir sorumluluk duygusu göremiyoruz.

Yalnız hiç kimseye böyle bir şeyi tavsiye etmem.

»Elbette ama istifa diye de bir mekanizma var!

Tabii. İşinizi iyi yapamıyorsanız bunu daha iyi yapacak birisine devretmek hizmet etmenin bir parçasıdır.

***

»İş dünyası bu süreci nasıl okuyor?

İş alemi bugün, bu işin sürdürülmesinin çok zor olduğunun farkında. Beklemedeler ama bu endişeli bir bekleme bu… Halk da, aynı şekilde, ne olacak diye korkuyla bekliyor. Zira halk, “en az 3 çocuk” önerisine uymuş, hatta 4 çocuk sahibi olmuş ancak bu 4 çocuğun ancak bir tanesi çalışabiliyor, zira gençler arasındaki işsizlik yüzde 25. Diğer 3 çocuğa kim nasıl bakacak? Üstelik iş bulan da asgari ücretle iş buluyor. Bir sürü rezidanslar yapılıyor evet, ama sizin çocuğunuz satın alacak güce sahip değil ki, önce bir işe sahip olması lazım.

»Tam da bu noktada, Anayasa değişiklik paketine ilişkin hükümet cephesinden dile getirilen en önemli iddialardan biri ve en önemlisi, ekonomi alanında alınacak hızlı kararanların, yaratacağı tabiri caizse “mucize” etkisi. Peki bugün Türkiye’nin temel ihtiyacı hızlı karar almak mıdır, yoksa doğru karar almak mı?

Ekonomideki temel ihtiyaç hızlı karar almak değil. Zira süratiniz artıkça, karar alma anınız kısalır ve o kısa sürede karar alamadığınızda kaza yaparsınız. Onun için sorunları çözmek için doğru kararı doğru zamanda almak gerekir. Bakın, ekonomide de sosyal yaşamda da bir kişinin yapabileceği mucizeler yoktur. Mucizeyi yaratan ekipler vardır. Ne kadar fazla kişi katılıyorsa bir işe, meclis ne kadar çok konuyu tartışıyorsa, üniversiteler dahil uzmanlarınızın ne kadar geniş bölümüne sorunlarınızı tartıştırıp çözüm üreten önerileri yaratıyorsa, yani ortak aklı ne kadar fazla kullanıyorsanız sağlıklı çözümler öyle üretilir.

Bakın, bizim Cumhurbaşkanlığı forsumuzun üzerinde 18 tane de yıldız var. Peki kurduğumuz 18 devlet neden son bulmuştur? Çünkü bunların hepsi tek adamlarla yönetilen, meclislerin olmadığı, ortak aklın üretilmediği devletler. Uzun ömürlü oldukları dönem ise ortak akla başvurulduğu dönemdir. Fatih Sultan Mehmed’i ya da Kanuni Sultan Süleyman’ı düşündüğümüzde, bu kişilerin etrafındaki insanların aklından yararlanan ve olabildiğince eleştiriyi göze alan ve eleştiriyi ödüllendiren insanlar olduklarını görüyoruz. Bugün ABD veya Almanya ekonomide başarılıysa, arkadaki kadronun sayesindedir. O kararların arkasında binlerce insanın yaptığı araştırmalar, on binlerce insanın eleştirileri vardır.

»Son olarak, Anayasa referandumundan “hayır” çıkması durumunda, hükümete ve meclise nasıl bir mesaj gitmiş olacak, “evet” çıkması durumunda Türkiye’yi ne bekliyor olacak?

Halk oylamasından “hayır” çıkarsa Türkiye bir maceraya girmemiş olacak veya Meclis sorumluluğunun devam ettiğini ve arttığını görerek ulusumuzun karşı karşıya bulunduğu ekonomik, sosyal ve hukuki her türlü sorununa daha iyi arayışa mecbur olduğunu hissedecek. Zira “hayır” çıkması durumunda Meclis, halkın şu mesajını almış olacak: “Biz sizi oraya bu sorunları çözesiniz diye gönderdik, benim sana verdiğim vekaleti başkasına devret diye değil. Ki sen benden oy isterken bunu söyleyerek istemedin.”
“Evet” çıkması halinde ise bir tünelin içine girip yeni bir maceraya atılır Türkiye. Ancak bu macerayı kaldıracak gücü var mı, ondan çok şüpheliyim.

İşsizlik, 2016’da yüzde 10.9 oldu

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 yılına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2016 yılında bir önceki yıla göre 273 bin kişi artarak 3 milyon 330 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,6 puanlık artış ile %10,9 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde 0,4 puanlık artışla %9,6 kadınlarda ise 1,1 puanlık artışla %13,7 oldu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 23. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2016 yılına ilişkin işgücü istatistiklerini açıkladı. 2015 yılında yüzde 10.3 olan işsizlik oranı, geçtiğimiz yıl yüzde 10.9 oldu. 2016 yılında 3 milyon 330 bin kişi işsiz kaldı. Geçtiğimiz yıl işsizlik yüzde 10.9 oldu. Aynı yılda; tarım dışı işsizlik oranı bir önceki yıla göre 0,6 puanlık artışla %13 olarak tahmin edildi. 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı 1,1 puanlık artış ile %19,6 olurken,15-64 yaş grubunda bu oran 0,6 puanlık artış ile %11,1 olarak gerçekleşti.

İstihdam oranı yüzde 46,3

İstihdam edilenlerin sayısı 2016 yılında, geçen yıla göre 584 bin kişi artarak 27 milyon 205 bin kişi, istihdam oranı ise 0,3 puanlık artış ile %46,3 oldu. Erkeklerde istihdam oranı 0,1 puanlık artışla %65,1 kadınlarda ise 0,5 puanlık artışla %28 olarak gerçekleşti.

Bu yıl, tarım sektöründe çalışan sayısı 178 bin kişi azalırken, tarım dışı sektörlerde çalışan sayısı ise 763 bin kişi arttı. İstihdam edilenlerin %19,5’i tarım, %19,5’i sanayi, %7,3’ü inşaat, %53,7’si ise hizmetler sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında hizmet sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 1,5 puan, inşaat sektörünün payı 0,1 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,1 puan, sanayi sektörünün payı 0,5 puan azaldı.

İşgücüne katılma oranı yüzde 52 olarak gerçekleşti

İşgücü 2016 yılında bir önceki yıla göre 857 bin kişi artarak 30 milyon 535 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,7 puan artarak %52 olarak gerçekleşti. Erkeklerde işgücüne katılma oranı 0,4 puanlık artışla %72, kadınlarda ise 1 puanlık artışla %32,5 olarak gerçekleşti.

İşsizlik oranı en yüksek bölge TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt)

İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 28,3 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 4,5 ile TR90 (Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane) oldu.

En yüksek istihdam oranı olan bölge TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop)

En yüksek istihdam oranı yüzde 54 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 28 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.

İşgücüne katılma oranı en yüksek bölge TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli)

En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 57,9 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 39,1 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) bölgesinde oldu.

Moody’s, Türkiye’nin kredi notu görünümünü negatife düşürdü

Derecelendirme kuruluşu Moody’s Türkiye’nin not görünümünü durağan’dan negatif’e indirdi. Gerekçe olarak Eylül ayından bu yana ülkenin kredi profiline yönelik iç ve dış baskıların maddi olarak arttığını ileri sürdü.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 18. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

luslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, Türkiye’nin kredi notu görünümünü durağandan negatife çekti. Moody’s, Türkiye’nin kredi notunu ise “Ba1” olarak açıkladı.

DHA’nın haberine göre Moody’s, açıklamasında, not görünümü düşürümünün, ülkenin kurumsal gücündeki süregelen aşınma, büyüme görünümündeki zayıflama, bütçe ve dış finansmana yönelik artan baskılar ve Türkiye’nin sonuç olarak yaşadığı kredi şoku riskindeki artıştan dolayı gerçekleştiğini kaydetti.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu, Türkiye’ye ilişkin not görünümünün durağandan negatife çekilmesine gerekçe olarak Eylül ayından bu yana ülkenin kredi profiline yönelik iç ve dış baskıların maddi olarak arttığını ileri sürdü.

FED kararından sonra dolarda son durum

ABD Merkez Bankası’nın (Fed) beklendiği gibi faizleri 0.25 puan artırmasına karşın, parasal sıkılaşmanın hızlanacağı konusunda bir sinyal vermemesinin etkisiyle dolar küresel piyasaların ardından liraya karşı da geriledi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 16. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

aiz artırım öncesihde 3.71- 3.72 lira dolayında hareket eden dolar, Fed kararı sonrası 3.67 liraya kadar geriledikten sonra, 3.68 liranın üzerine döndü. Doların küresel kayıplarının etkisiyle 1.07 doların üzerine yükselen euro da 3.96 lirayı aşarak, 3.9607 liraya kadar tırmandı.

Fed’den yapılan açıklamalarda, 2017 yılı içinde “toplam 3 faiz artışı” yapılacağını öngörenlerin ağırlık kazanması, doların gerilemesine neden oldu. Piyasalarda, dolarda yükseliş için, bu faiz artışının ardından “3 artış daha” yapılabileceği işareti bekleniyordu.

Buna göre, 2017 içinde “3 ya da daha fazla faiz artışı” bekleyen Fed yetkililerinin sayısı, 11’den 14’e yükselirken, yalnızca 5 Fed yetkilisi 2017 yılı için “en az 4 kez” faiz artışı öngörüyor.

Faizlerin 0.25 puan artırılması kararın ardından Fed’den yapılan açıklamada, “Gerçekleşen ve beklenen işgücü piyasası koşulları ve enflasyona bakıldığında, komite, federal fon faizi için hedef aralığını yükseltme kararı aldı. Ekonomik gidişe ilişkin kısa vadeli görünüm oldukça dengeli görünüyor” denildi.

Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) açıklamada, enflasyonun orta vadede yüzde 2.0 hedefi dolaylarında istikrar kazanacağını bildirirken, gıda ve enerji haricinde enflasyonun yüzde 2 hedefinden biraz aşağıda olduğunu belirtti.

Hollanda’ya tepki için 40 inek sınır dışı edildi!

Hollanda ile olan diplomatik krizin faturası, Holstein ineklerine kesildi. Biga’daki kırmızı et üreticileri, bu ülkeden ithal edilen 40 kadar ineği geri gönderdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 15. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ürkiye Kırmızı Et Üreticileri Merkez Birliği üyeleri, Hollanda’ya tepki için, ‘Holstein’ cinsi büyükbaş hayvanları kamyonete yükleyip bu ülkeye gönderdi. Çanakkale’nin Biga ilçesindeki bir mezbahada üreticilerle bir araya gelen Birlik Başkanı Bülent Tunç, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada, Hollanda ile yaşanan gerilime üreticilerin büyük tepki gösterdiklerini söyledi. 

İneklerin bugün toplu olarak gönderildiğini söyleyen Tunç, geri gönderdikleri hayvan sayısının 40 civarında olduğunu belirterek “Sembolik sayıda hayvan gönderdik. Eğer bu hayvanları almazlarsa gerekirse keser dağıtırız” dedi.

Çanakkale’nin Biga ilçesindeki bir mezbahada üreticilerle bir araya gelen Birlik Başkanı Bülent Tunç yaptığı açıklamada:

Hollanda’nın Türkiye’ye yaptığı çirkin davranışın üreticiler bazında ciddi anlamda tepki gördüğünü söyledi. Tunç, Üreticilerin Hollanda’nın ne hayvanını ne de ürününü almak istediğini ifade eden Tunç, “Hollanda’nın ‘Holstein’ ırkı büyükbaş hayvanı ülkemizde yaygın olarak vardı. Bu ırk ülkemizde ciddi anlamda sıkıntı yaratmaya başlamıştı. Biz Hollanda’dan gelecek hayvansal ürünleri istemiyoruz. Bunlarla ilgili tepkimize devam edeceğiz. İlk parti ‘Holstein’ büyükbaş hayvanı da yükledik göndereceğiz. Bugün bu kampanyayı Biga’dan başlattık. Türkiye’ye yaygınlaşmasını istiyoruz. Kendimize ait kaliteli yerli ırklarımız var. Sayın Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanımız Faruk Çelik, 30 ilde damızlık düve üretim merkezi kurulması için proje başlattı. Bunun da 81 ile yaygınlaştırılmasını istiyoruz” diye konuştu.

İşte Tunç’un yaptığı o açıklama: