Category Archives: Kültür-Sanat

Barış İnce’den zülfüyâre dokunan bir roman; Çelişki

Barış İnce’nin Ege kıyılarında, ‘takip edilmeyen bir kaçağın’ hikayesini anlattığı ‘Çelişki’ Can Yayınlarından çıktı. Çelişki, son yılların cesur kalemi Barış İnce’den zülfüyâre dokunan bir roman…

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 06. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

arış İnce’nin kaleminden Ege kıyılarında, ‘takip edilmeyen bir kaçağın’ hikâyesi ‘Çelişki’, 6 Haziran’da raflardaki yerini aldı.İnce yaptığı açıklamada, Can Yayınları’nın Bavul Dergi’deki yazılardan yola çıkarak yeni yazılardan oluşan bir kitap fikriyle geldiğini, kendisinin de teklifi kabul ettiğini ve ortaya Çelişki adlı kitabın çıktığını söyledi.

Kitaptan…

“Yanılmıştın… Zaten hep yanılırdın. O günden bugüne geçen yıllar boyunca tüm arzularımda yanıldın. Ömrüm boyunca sadece bir şeylere inanmak ve bağlanmak istedim dostum. Derinlemesine düşünmeden… Uzun uzadıya değil kestirmeden… Her beğenir gibi olduğu şeye ‘süper’ diyen beyaz yakalı gibi üstünkörü… Derinliğin caydırıcılığından ötürü… Misal kaçaklık gibi bir vasatı sevmek istedim, vasata sarılmak, vasatı koklamak istedim. Çabalarımızın ve çabalayanlarımızın imkânsızlığını bildim. Onları beceriksizliklerinden, başarısızlıklarından sarmak istedim.”

Doksanlı yılların sonu… Yolunu kaybetmiş bir ülke ve birçok benzeri gibi yaşadığı toplumla hesaplaşma çabasında yolunu kaybetmiş bir delikanlı. Çevresindeki herkes, her şeyin hızla değiştiğini düşünüyor; oysa yaklaşmakta olan esas değişime kendilerini hazırlamaktan başka bir şey yaptıkları yok.

Seçim otobüslerinin masum duyguları solladığı yollarda, kavurucu Akdeniz güneşi altında kaçak bir hayat ne kadar sürdürülebilir ki… İyi bir yol arkadaşı yoksa…

‘Çelişki’ için ne dediler?

Kitabı okuyan Ercan Kesal, Necati Tosuner ve Umay Umay’ın yorumları şöyle

ERCAN KESAL

“İzmir yöresinde yazlıkçılığın özlenen ve imrenilen günleri. Yaşanılmışlıktan gelen kişisel tanıklıkla beslenmekte. Bunlarla ilgili hep bir yorum yapmayı ve -kendine- açıklamayı dert edinmiş bir anlatıcı kahraman, zeki oluşuyla da arkadaşı Savaş ile çelişik durumda. Serüven renklendikçe, kitabı okuma zevki de çoğalmakta. Roman bitiyor ama çelişki sürmekte…”

NECATİ TOSUNER

“Yazı yazmak başka bir şey edebiyat bambaşka… Barış İnce çoktan edebiyat tarafında. ÇELİŞKİ, tıpkı gazeteciliği gibi ŞAŞIRTICI. Ne zaman ülkemdeki çöküşün içine girsem Barış bir şey söyler ve ben ayağa fırlarım, umudum yenilenir. Özetle bu değerli adamı okuyun.”

UMAY UMAY
“Yazı yazmak başka bir şey edebiyat bambaşka… Barış İnce çoktan edebiyat tarafında. Çelişki, tıpkı gazeteciliği gibi şaşırtıcı. Ne zaman ülkemdeki çöküşün içine girsem Barış bir şey söyler ve ben ayağa fırlarım, umudum yenilenir. Özetle bu değerli adamı okuyun.”


BARIŞ İNCE

1982’de İzmir’de doğdu. İlköğrenimini İzmir Mustafa Reşit Paşa İlköğretim Okulu’nda, ortaöğrenimini İzmir Karşıyaka Anadolu Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü’nden mezun oldu. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü’nde yüksek lisans yaptı.

Uluslararası ekonomi dergisi BusinessWeek dergisinde muhabirliğe başladı. 2007’de BirGün gazetesinde editör olarak işe başladı. Bu gazetede haber müdürlüğü, yazıişleri müdürlüğü gibi görevlerde bulundu.

2013’te Çağdaş Gazeteciler Derneği, 2014’te ise Türkiye Gazeteciler Cemiyeti tarafından Yılın Başarılı Gazetecisi Ödülü’ne layık görüldü.

Yedi Yetmiş çocuk edebiyat dergisini çıkardı. Neye Göre adlı bir tiyatro oyunu bulunmaktadır. Bavul Dergi’de öykü ve denemeleri, BirGün gazetesinde makaleleri yayımlanmaktadır.

ÇELİŞKİ

Yazar: Barış İnce

Tür: Roman

Sayfa sayısı: 110 Sayfa

Yayın tarihi: 6 Haziran 2017

Kadıköy Kitap Günleri’ne yoğun ilgi

Kadıköy Belediyesi’nin tarihi Haydarpaşa Garı’nda düzenlediği Kitap Günleri’ne İstanbullular yoğun ilgi gösteriyor. 3 Haziran Cumartesi günü başlayan Kitap Günleri’ni ilk gün 19 bin kişi ziyaret etti.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 06. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

adıköy Belediyesi’nin tarihi Haydarpaşa Garı’nda düzenlediği Kitap Günleri’ne İstanbullular yoğun ilgi gösteriyor. 3 Haziran Cumartesi günü başlayan Kitap Günleri’ni ilk gün 19 bin kişi ziyaret etti. 11 Haziran günü bitecek Kitap Günleri’ne bu yıl 200’e yakın yayınevi katılıyor. Bir hafta boyunca ziyaretçilerini ağırlayacak olan Haydarpaşa Kitap Günleri, onlarca söyleşiye de ev sahipliği yapıyor.

İrfan Değirmenci, Enis Batur, Banu Güven, Nasuh Mahruki gibi isimlerin yoğun katılımla söyleşi yaptıkları Kitap Günleri’nin ikinci gününde Yekta Kopan, Canan Karatay, Ercan Kesal, Enis Rıza, Gürkan Hacır ve Mine Kırıkkanat söyleşileri okurlarla buluşurken Zafer Algöz, Can Yılmaz, Emre Kongar gibi çok sayıda sanatçı ve yazar okuyucularına kitaplarını imzalıyor.

Kitap Günleri’nin zengin söyleşi ve imza programında 5 Haziran Pazartesi günü Adnan Özyalçıner, Cengiz Hakkı Zariç, “Yok Olan İstanbul”, Kamil Yavuz ve Erhan Candan “Karikatür Eğitimi ve Çocuk”, Çerkes Karadağ “Günümüzün Fotoğrafı”, Özlem Akşit , Sedat Şenemen “Türkiye’de Kadın Olmak”, Sedef Kabaş “Türkiye’ye Yön Veren Kadınlar”, Osman Erk “Sağlığını Yeniden Keşfet”, Sevtap Metin, Vahdet İşsevenler, Ertuğrul Uzun “1 Hukuk Davası”, Gökhan Yavuz, Ertuğrul Uzun, Kasım Akbaş “Distopya ve Edebiyat”, Haluk Şahin “Gazeteciyi Kim Öldürdü?” başlıklı söyleşilerle okuyucu ile buluşacak.

Film gösterimleri ve Atölyeler

Haydarpaşa Kitap Günleri, Kısa Film Kolektifi’nin film gösterimlerine ve söyleşilerine de ev sahipliği yapıyor. Kitap Günleri boyunca, özellikle çocuk ziyaretçilerin faydalı ve eğlenceli vakit geçirebileceği pek çok atölye düzenleniyor. Felsefe, Origami, Karikatür, Yaratıcı Yazarlık, Dedektiflik, Hikâye Yazma, Portre Çizim ve Masal Terapisi atölyeleri, bu atölyelerden sadece birkaçı…

Ring seferleri var

Kadıköy Belediyesi, 9. Kitap Günleri boyunca Bostancı Lunapark, Bostancı Vapur İskelesi ve Kadıköy Haldun Taner önünden Haydarpaşa Garı’na ring seferleri yapılıyor.
3-9 Haziran günleri 11.00, 13.30, 16.30 ve 19.30’da Bostancı Vapur İskelesi önünden,

10.30, 14.00, 17.00, 20.00’da Bostancı Minibüs Yolu Lunapark önünden,

11.30, 13.30, 15.30, 17.30, 19.30’da Kadıköy Haldun Taner önünden 9. Kitap Günleri’nde servisler olacak.

Home page

Ahmed Arif’in 26. ölüm yıldönümü

‘Hasretinden Prangalar Eskittim’, ‘Sevdan Beni’ gibi unutulmaz şiirleri yazan Türk edebiyatının usta şairlerinden Ahmed Arif, 26 yıl önce bugün aramızdan ayrıldı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 02. 06. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ugün, Türkçeyi en iyi kullanan şairlerden Ahmed Arif’in ölüm yıldönümü. 21 Nisan 1927’de doğan ve 2 Haziran 1991’de 64 yaşındayken hayatını kaybeden Ahmet Arif, ezilen insandan yana olan ve ezilenlerin kardeşliğine vurgu yapan şiirleriyle tanındı.

Felsefe öğrenimi gören Ahmed Arif, şiirlerinde kendine has üslûbuyla Türk Edebiyatı’ na farklı bir renk, farklı bir lezzet katmıştır. Arif, 1940-1955 yılları arasında değişik dergilerde yayımladığı şiirlerindeki lirizmi samimi ve özel bir üslûpla ifade etmesi onun Türk şiirindeki yerini de özel kılıyor. Ahmed Arif, Türkçe’ yi en iyi kullanan şairlerden…

Şairin yaşam felsefesi, her daim ezilen insanlardan yana olmak ve onların kardeşliğini ortaya koymaktı. Onun bu görüşünü şiirlerinde de yakından izleyebiliyoruz.     

Hasretin, sevdanın, dağların ve umudun şairi. Ölümünün üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen unutulmayan efsane şair Ahmed Arif…Zülfü Livaneli, Cem Karaca ve Ahmet Kaya gibi sanatçılara birçok sanatçı şairin sözlerini bestelemiştir. 

Ay Karanlık: Cem Karaca, Ahmet Kaya

Diyarbekir Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebe: Cem Karaca, Grup Yorum, Moğollar

Hasretinden Prangalar Eskittim: Ahmet Kaya, Suavi

İçerde: Rahmi Saltuk

Unutamadığım: Cem Karaca

Otuz üç Kurşun: Zülfü Livaneli

Şiirlerinin toplandığı tek kitabı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ ilk kez 1968’de yayımlandı ve Türkiye’de en çok basılan kitaplar listesine girdi.

Sade ve duru diliyle onca mükemmel şiiri nasıl yazabildiğini, duygularını bu yalınlığa nasıl da ustalıkla sığdırabildiğini hayranlıkla izlediğimiz bir şair Ahmed Arif… Belki de dakikalarca anlatmakla bitmeyecek duyguları bir cümleyle ifade edebilmesi dili ne denli ustalıkla kullandığının bir ispatıdır.

Şairin kurduğu şiirsel cümleler, yalınlığı ve içtenliği sayesinde halkın nabzını tutan bir nitelik taşıyor. Şarklı bir şair olan Ahmed Arif, halkın içinden çıkmışlığı, onun güzel diliyle onun duygularına tercüman olabilmişliği ile özel bir yere sahip…

Son dönemlerde yayınevleri tarafından özel mektupları yayınlanan Sabahattin Ali, Orhan Veli, Ece Ayhan, Metin Eloğlu, Bilge Karasu gibi şair ve yazarlar arasında Ahmed Arif de bulunuyor. Bunlar,  edebiyatçıların eşlerine veya büyük aşk duydukları kişilere yazdıkları mektuplar…

Ahmed Arif’ in, büyük aşkı Leyla Erbil’ e yazdığı mektupları ise Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ nca kitaplaştırıldı ve Leylim Leylim adıyla yayınlandı. Leyla Erbil, mektupların yayınlanmasına ancak kendi ölümünden sonra da olsa izin vererek edebiyat dünyasına büyük katkıda bulunmuştur.

Leylim Leylim

Leylim – leylim dünyamızın yarısı
Al yeşil bahar,
Yarısı kar olanda
Gene kavim kardaş, can cana düşman,
Gene yedi boğum akrep,
Sarı engerek,
Alnımızın aklığında puşt işi zulüm
Ve canım yarı geceler
Çift kanat kapılarına karşı darağaçları,
Mapusanede çeşme
Yandan akar olanda,
Gelmiş yoklamış ecel
Kaburgam arasından.
Yoklasın hele…
Bin yıl, bahar içre ömrünü sürsün
Seni doğuran ana

1954-1957 yılları arasında yazılan bu son derece özel mektupların yayınlanması ilk bakışta etik gibi görünmese de edebiyat tarihine ciddi anlamda katkısı olacak tarihi belge niteliği taşıdıkları su götürmez bir gerçek.

‘’ Hasretinden prangalar eskittiği ‘’ Leyla Erbil’ e duyduğu karşılıksız aşk sonucu yazdığı mektuplar, şairin farklı bir yönünü daha gözler önüne seriyor. Kendi deyimiyle ‘’ Leyla, Zalım Leyla ‘’ sına yazdığı roman tadındaki bu çok özel mektupların unutulmayan bölümlerinden biri:

‘’ Hınca hınç mısra doluyum. Kara ve yeşil fon hepsinde hâkim. Biraz kendime geleyim, mendillerine, bluzlarına, yastığına mısralar serpeyim. Ha? Fotoğrafındaki ‘’ halbuki… ‘’ yi hâlâ anlayabilmiş değilim. Anlatır mısın? Bütün bunlar beyhude biliyorum. Şaheser olan, benim uçakla oraya gelebilmemdir. Allah kahretsin, bu hastalık, bu rezaletler ve bu aile mecburiyetleri… Ne yapsam? Gözlerinden öperim canım. En çok da burnundan. Gülme, ciddi söylüyorum.

Yarı parçan. ‘’

Kilometrelerce uzaktan mektuplarla aşkını sürdüren, ancak bununla teselli bulabilen bir aşk adamı ve bu zor durumu kimbilir nasıl göğüslemeye çalışan bir dost kadın…

Leylim Leylim, belki de Ahmed Arif’ ten çok bu çaresiz ve zalim dostun eseridir…

Kendi ağzından Ahmed Arif’i okuyalım…

“Anlatılanlara göre, 1927 Nisan ayının 21. gününde doğmuşum, Diyarbakır’da Yağcı sokak 7 nolu evde. Yani, yazlık ve kışlık odalarıyla, geniş avlusuyla, bahçesiyle dönemin tipik Diyarbakır evlerinden birinde.”

“Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Öz anamın adı Sayre, Kürt’tür. İki yaşındayken kaybettim onu, kardeşimin doğumu sırasında. Beni büyüten, emziren, yedirip içiren, eğiten Arife anamdır. Babam; Kerküklü Arif Hikmet, Kürt değildir. Rivayete göre, babamın büyük babası Rumeli’den göçmüş buralara. Bu üçünü de çok severim, hayatta laf söyletmem onlara.”

Anadolu

Nasıl severim bir bilsen.
Köroğlu’yu,
Karayılanı,
Meçhul Askeri…
Sonra Pir Sultan’ı ve Bedrettin’i.
Sonra kalem yazmaz,
Bir nice sevda…
Bir bilsen,
Onlar beni nasıl severdi.
Bir bilsen, Urfa’da kurşun atanı
Minareden, barikattan,
Selvi dalından,
Ölüme nasıl gülerdi.
Bilmeni mutlak isterim,
Duyuyor musun?

Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Her biri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?

“İlkokulu Diyarbakır Siverek İlkokulu’nda okudum. Ortaokulu da Urfa’da okudum. Liseyi ise yatılı olarak Afyon Lisesi’nde. Bütün okul hayatımda tanıdığım en yetenekli, en yiğit, en mert, en bilgili adamlar o lisedeydi, işte o yıllar. Yıl 1943 olmalı… Taş çatlasa 16–17 yaşındayım. Durmadan şiir yazıyorum. Bir dergi, Seçme Şiirler Demeti adıyla kuşe kâğıda basılıyor. Bir sayfanın sol başında Neyzen Tevfik, sağ başında Ahmed Arif. Ben Neyzen Tevfik’in torunu yaşındayım tabii o zaman hatta daha da küçük. Bir de 10 lira geliyor bana dergiden, telif hakkı. Düşünün babam bana ayda 5 lira gönderebiliyor. O yüzden 10 lira büyük paraydı o zaman için.” diye anlatır yaşam öyküsünü şair.
Liseyi bitirince askere gider, 1947’de terhis olur. Aynı yılın sonbaharında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Felsefe Bölümü’ne kaydolur ve ideolojik tercihini de o yıllarda bazı komünist partisi mensuplarının da üyesi olduğu Türkiye Gençler Derneği’ne üye olarak belirler.
Ahmed Arif 1951’de tutuklanır. Çok acılar çektikten sonra serbest kalır.Fakat 1952’de yeniden tutuklanır, yargılanır. İki yıl hapis ve sekiz ay da Urfa’da kamu gözetimi altında bulundurulma cezasına çarptırılır. 1955’te tahliye olur, cezaları bittikten sonra Ankara’ya döner ama sürekli polis gözetiminde olduğundan eğitimine devam edemez, çeşitli dergilerde yazılar yazar, değişik işlerde çalışır.

1967’de Aynur Hanım ile evlenir ve 1972’de oğlu Filinta dünyaya gelir. Evladına Filinta adını koyması pek çok şeyi anlatır.

Bir söyleşide şöyle anlatır sevincini “Yaşamımda en büyük sevinci baba olduğum gün duydum. İnanır mısınız tam iki yıl oğlumun nüfus kağıdını cebimde taşıdım. Cebimdeki sanki dünyanın en zengin cüzdanıydı. Oğlum olmuştu. Oğlum, dünyanın en güzel güvercini… Dünyanın en güçlü silahı.”
Hasretinden Prangalar Eskittim, Ahmed Arif’in tek kitabı, şöyle anlatır şair kitabının öyküsünü:

“Bunu anlatmak doğru mu bilmiyorum. Çok kişisel, çok duygusal bir şey, artık anı olmuş. Kitabımın adını ben ‘Dört Yanım Puşt Zulası’ koymuştum, ama kardeşim buna engel oldu. Bana ‘Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok, seni 15 yaşındaki çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarını söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme, mısra olarak kalsın.’ Düşündüm, kardeşime hak verdim. Madem öyle, kitabımın adı ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ olsun dedim.”

Ahmed Arif’in en iyi bilinen şiirlerinden biri ‘Hasretinden Prangalar Eskittim’ şiiri oldu.

Hasretinden Prangalar Eskittim

Seni, anlatabilmek seni.
İyi çocuklara, kahramanlara.
Seni anlatabilmek seni,
Namussuza, halden bilmeze,
Kahpe yalana.

Ard- arda kaç zemheri,
Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım,
Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana…

Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımını ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamlardan,
Bir kadeh, bir cıgara, dalıp gidene,
Seni anlatabilsem seni…
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini…

Ahmed Arif’in en büyük aşkı Leyla Erbil…

“Sabah gözlerimi sana açarım, akşam uykularımı senden alırım. Nereye, ne yana dönsem karşımda mutluluğun o harikulade baş dönmesini bulurum. Böyleyken gene de şükretmem halime; hergelelik, açgözlülük eder, seni üzerim. Aklıma gelmez ki seni usandırır, sana gına getiririm. Sana dert, sana ağırlık sana sıkıntı olurum, nemsin be? Sevgili, dost, yâr, arkadaş… Hepsi. En çok da en ilk de Leylâ’sın bana. Bir umudum, dünya gözüm, dikili ağacımsın. Uçan kuşum, akan suyumsun. Seni anlatabilmek seni. Ben cehennem çarklarından kurtuldum. Üşüyorum kapama gözlerini…”

Ve bu aşkın en büyük kanıtı olan mektuplar Leyla Erbil’in ölümünden sonra İş Bankası Kültür Yayınları tarafından yayınlandı. (Eylül 2013)

Ay Karanlık

Maviye / Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine / Rüzgarda asi,
Körsem / Senden gayrısına yoksam
Bozuksam / Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık…
İtten aç / Yılandan çıplak,
Vurgun ve belâ
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille / Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N’olur gel,
Ay karanlık…
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık…

Ahmed Arif’in Leylâ Erbil’e gönderdiği mektuplardan (1954-1957) oluşan bu kitap, edebiyat tarihçilerimize kuşkusuz önemli bilgiler sunmayı vadediyor. Yazıldıkları dönemin entelektüel ve yayın ortamını, Ahmed Arif’in sürgün günlerini, yaşadığı siyasi baskıyı, içsel dünyasını ve en çok da aşkını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

“1956’dan itibaren Medeniyet, Öncü ve son olarak Halkçı gazetelerinde düzeltmenlik yaptım. Şiirlerim başta Pazar Postası olmak üzere birçok dergi ve gazetede yayınlandı. İlk ve tek şiir kitabım Hasretinden Prangalar Eskittim’i 1968 yılında çıkardım. Tek kitabımdı ama tam 20 senemi verdim o kitaba. Sonraki baskılarla eklenmiş şiirleri sayarsak tam 50 yıl.”

“Şiirlerim kısa zamanda devrimciler, bilim adamları, gazeteciler, aydınlar ve üniversite öğrencileri arasında çok sevildi, bunu kitabımın baskı üzerine baskı yapmasından idrak ediyorum. Şüphesiz şiirlerim 1971 ve 1980 darbelerinde tutuklanan gençlere ve aydınlara dayanak oldu.”

“Emekliliğimden sonra Ankara’daki mütevazı evime çekildim. Gösteriş ve gürültüden uzak durmuşumdur hep, çünkü ben doğuluyum. Az gelişmiş değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geri bırakılmış bir ülkenin aşiret töreleriyle yetişmiş bir çocuğuyum. 1983’te Anam Arife Önal’ı kaybettim. Okumamıştı ama… Pardon, okumamış yanlış oldu. Okutulmamıştı ama şirin bir kadındı. Bir keresinde komşularıyla toplanmışlar muhabbet ediyorlar. Komşu kadınlar sürekli oğullarıyla övünüyorlarmış ‘Benim oğlum İzmir’e gitti doktor oldu, benim oğlum İstanbul’a gitti mühendis oldu, büyük oğlum Bursa’ya gitti mimar oldu.’ diye. Anam altta kalır mı? O da ‘Benim oğlum da Ankara’ya gitti komünist oldu.’ demiş. Garip anam ne bilsin, komünistliği de doktorluk, mühendislik gibi bir meslek zannediyor.”
“Asıl adım Ahmed Önal, Ahmed Arif olarak bilinirim. Yaşamım boyunca hakkı aradım; ezilenin ve güçsüzün yanında durdum. Memleketlilerim sömürülmesin, memleketlilerim kullanılmasın, memleketlilerim ölmesin diye konuştum. Eşitlik için yazdım, eşitlik için söyledim, eşitlik için dayak yedim, eşitlik için sövdüm. O günleri göremeyeceğimi bilsem de birilerine o günleri gösterebilmek için öldüm.”

Kaynakça: ‘Leylim Leylim’ kitabı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

45. İstanbul Müzik Festivali başladı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından E.C.A Presdöküm Sanayii A.Ş. sponsorluğunda düzenlenen 45. İstanbul Müzik Festivali bugün başladı.

––––––––––––––––––––––––––––––– 30. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

stanbul’daki sanatseverleri 45 yıldır klasik müziğin en iyi ve en yeni örnekleriyle buluşturan, 3 bine yakın gösteride 3,5 milyon seyirciyi ağırlayan İstanbul Müzik Festivali’nin 45’incisi, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleştirilen açılış töreni ve konserle başladı. “Sıradışı” temasıyla 29 Mayıs – 21 Haziran tarihleri arasında müzikseverlerle buluşacak festival, klasik repertuvarın yanı sıra yeni keşifler, disiplinler arası çalışmalar, multimedya öğelerinden yararlanan yapımla, farklı dönemler ve müzik türleri arasında etkileşim kuran performanslarla yepyeni konser deneyimleri yaşatacak.

İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı ile E.C.A. Presdöküm Sanayii A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı ve Elginkan Topluluğu İcra Meclisi Başkanı Gaye Akçen’in ev sahipliğinde düzenlenen açılış töreninde, festival sponsorlarına ve katkıda bulunan kuruluşlara teşekkür plaketleri sunulurken, yurt içinde ve dışında birçok eleştiri, inceleme ve söyleşi yazısı yer alan, bugüne dek 25 kitabın yazarı, 1996’dan bu yana Boğaziçi Üniversitesi’nin Albert Long Hall Klasik Müzik Konserleri’nin direktörlüğünü de sürdüren, müzik yazarı ve öğretim görevlisi Evin İlyasoğlu’na festivalin “Onur Ödülü” takdim edildi.

PHILIP GLASS’A YAŞAM BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ

Festivalin “Yaşam Boyu Başarı Ödülü”ne ise, yaşayan en ünlü klasik müzik bestecilerinden Philip Glass layık görüldü. Törene katılamayan Glass’ın ödül konuşması açılış töreninde video üzerinden izleyicilere aktarıldı.

“45 YIL İÇİNDE YARATTIĞIMIZ DEĞERLERİ GÖRMEK BİZLERE MUTLULUK VE GURUR VERİYOR”

Bülent Eczacıbaşı yaptığı açılış konuşmasında, 45 yıldır düzenlenen festivalle ilgili olarak şunları söyledi:

“İstanbul’un dünya standartlarında bir uluslararası festivali olması hedefiyle çıktığımız bu yolda, 45 yıl içinde yarattığımız değerleri görmek bizlere mutluluk ve gurur veriyor. Ne mutlu ki bugün, ‘bir müzik festivalini başarılı kılan özellikler nedir?’ sorusunun yanıtlarını 45. İstanbul Müzik Festivali’nde bulabiliyoruz. 45 yıldır ülkemizde klasik müzik sevgisi ve beğenisinin gelişimine katkıda bulunan, programında hem klasik müziğin yıldız isimlerine hem de genç yeteneklere yer veren, köklü olduğu kadar kendini yenilemenin önemine inanan bir festivalimiz var. İstanbul Müzik Festivali’nin düzenlendiği kenti kültür ve sanatla dönüştüren, eser siparişleriyle güncel kültür birikimini zenginleştiren, sanatçılar için uluslararası başarıların kapılarını açan, izleyicilerine müziğin evrensel diliyle nefes alabilecekleri bir alan yaratırken en iyi ve en farklıyı keşfetme olanakları sağlayan bir etkinlik olması için çalışıyoruz. İstanbul Müzik Festivali’nin başlangıcının heyecanını hem değerli izleyicilerimiz ve sanatçılarımızla hem de destekçilerimizle paylaşıyoruz. İstanbul Müzik Festivali’nin gerçekleşmesine katkıda bulunan Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve başta festival sponsorumuz E.C.A. Presdöküm Sanayi olmak üzere tüm sponsorlarımıza bize destek verdikleri için içten teşekkürlerimizi sunuyor, tüm izleyicilerimizin doyurucu bir festival dönemi geçirmelerini diliyorum” dedi.

“MÜZİKLE GEÇECEK GÜZEL GÜNLER VE ‘SIRA DIŞI’ BİR FESTİVAL DİLİYORUM”

Festival sponsoru E.C.A Presdöküm Sanayii A.Ş. adına teşekkür plaketini alan Elginkan Topluluğu İcra Meclisi Başkanı ve E.C.A. Presdöküm Sanayii A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Gaye Akçen da konuşmasında, “Bu yıl 45’incisi gerçekleşen bu çok özel sanat etkinliğinde, Elginkan Topluluğu adına sizleri saygıyla selamlıyorum. Öncelikle İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın kurucusu, büyüğümüz Merhum Nejat Eczacıbaşı Beyefendi’yi rahmetle anıyor ve ülkemize bıraktığı bu kıymetli miras için minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Elginkan Topluluğu’nun güzide markası E.C.A. olarak, 1988 yılından bu yana gönülden destek verdiğimiz İstanbul Müzik Festivali’nin sponsorluğunu ikinci kez üstleniyor olmaktan onur ve gurur duyduğumu söylemek isterim. Tüm katılımcılara müzikle geçecek güzel günler ve ‘sıra dışı’ bir festival diliyorum” ifadesini kullandı.

Törenin ardından 45. İstanbul Müzik Festivali, 2015 Çaykovski Yarışması Viyolonsel Dalı birincisi Andrei Ioniță’ya Sascha Goetzel yönetimindeki festival yerleşik orkestrası Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın eşlik ettiği konser ile başladı. Andrei Ioniță konserde Saint-Saëns 1. Viyolonsel Konçertosu’nu yorumlarken Goetzel yönetimindeki BİFO ise Islamey ve Rosenkavalier Süiti’ni seslendirdi.

Haydarpaşa Kitap Günleri başlıyor

Bu yıl 9.’su gerçekleşecek olan Kadıköy Kitap Günleri’ne, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Haydarpaşa Garı’nda ev sahipliği yapacak. 3 Haziran Cumartesi günü başlayacak ve tam 9 gün sürecek 9. Kitap Günleri’ne bu yıl 200’e yakın yayınevi katılıyor.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 29. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

adıköy Belediyesi’nin düzenlediği 9. Haydarpaşa Kitap Günleri, 3-11 Haziran günlerinde tarihi Haydarpaşa Garı’nda gerçekleştirilecek. Geçen yıl ilk kez tarihi Haydarpaşa Garı’nda düzenlenen ve 100 bin okurun ziyaret ettiği Kadıköy Belediyesi Kitap Günleri, bu yıl yine tarihi garın tarihi atmosferinde yapılacak. 3 Haziran Cumartesi günü başlayacak ve tam 9 gün sürecek 9. Kitap Günleri’ne bu yıl 200’e yakın yayınevi katılıyor.

Onur konuğu füruzan

Çağdaş Türk edebiyatının önemli isimlerinden Füruzan, bu yılki Kitap Günleri’nin Onur Konuğu. Genellikle “küçük insanlar” diye adlandırılan toplumun ezilmiş, hakkı yenmiş, duyarlıklı iç dünyaları keşfedilmemiş insanları romanlarına taşıyan ve “Parasız Yatılı” ile Türkiye edebiyatına büyük katkı sağlamış olan Füruzan, açılış günü imza standında okurlarıyla buluşacak.

Turhan Günay’a onur ödülü

30 yıla yakın Cumhuriyet gazetesinde çalışan, 25 yıldır Kitap Eki’nin Yayın Yönetmenliği’ni sürdüren Turhan Günay, Kadıköy Belediyesi 9. Kitap Günleri’nin ‘Yayıncılık Onur Ödülü’ne değer görüldü. 9 Cumhuriyet yazarıyla birlikte yaklaşık 7 aydır cezaevinde tutuklu bulunan Turhan Günay’a ödülü açılış günü gıyabında teslim edilecek. Çizgi Roman Ödülü ise Karaoğlan’ın yaratıcısı Suat Yalaz’a takdim edilecek.

Programlar

Kitap Günleri’nde bu yıl 180 yayınevi, 16 STK, 28 bireysel yazar yer alacak. 835 sanatçı ve yazarın imza günü yapacağı etkinlikte 86 söyleşi yapılacak. Aralarında İrfan Değirmenci, Murathan Mungan, Ahmet Ümit, Haydar Ergülen, Enis Batur, Yekta Kopan, Ercan Kesal, Hüsnü Mahalli, İbrahim Kaboğlu, Fatih Portakal, İhsan Eliaçık, Ionna Kuçuradi, Sevin Okyay, Özgür Mumcu, Ataol Behramoğlu, Mert Fırat, Sunay Akın gibi pek çok yazar, şair, gazeteci, oyuncu, bilim insanı ve felsefeci İstanbullularla buluşacak. Kitap günlerinde 25. Yılını kutlayan Leman dergisi yazar ve çizerlerinin atölye ve söyleşilerle yer alacak.

Ring seferleri var

Kadıköy Belediyesi, 9. Kitap Günleri boyunca Bostancı Lunapark, Bostancı Vapur İskelesi ve Kadıköy Haldun Taner önünden Haydarpaşa Garı’na ring seferleri düzenleyecek. 3-11 Haziran günleri 11.00, 13.30, 16.30 ve 19.30’da Bostancı Vapur İskelesi önünden; 10.30, 14.00, 17.00, 20.00’da Bostancı Minibüs Yolu Lunapark önünden; 11.30, 13.30, 15.30, 17.30, 19.30’da Kadıköy Haldun Taner önünden 9. Kitap Günleri’nde servisler olacak.

Kadıköy Kitap Günleri’nin ayrıntılı programına buradan ulaşabilirsiniz.

 

Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtan profesörün evi soyuldu

Prof. Dr. Klaus Schmidt’in Şanlıurfa’daki evi soyuldu. Göbeklitepe’yi dünyaya tanıtan hoca olarak da bilinen Schmidt’in eşi sosyal medya hesabından olaya ilişkin tepkide bulundu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 29. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

arihin sıfır noktası’ olarak nitelendirilen Göbeklitepe’de elde ettiği bulgularla insanlık tarihine ışık tutan ve kalp krizi sonucu 2014’te hayatını kaybeden Prof. Dr. Klaus Schmidt’in Şanlıurfa’daki evinde hırsızlık yaşandı.

Alınan bilgiye göre, Prof. Dr. Klaus Schmidt ve Çiğdem Köksal Schmidt’in merkez Eyyübiye ilçesi Kadıoğlu Mahallesi’ndeki evlerinden çok sayıda eşya kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişilerce çalındı. Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

Bu arada, Schmidt’in, Almanya’da yaşayan eşi Çiğdem Köksal Schmidt, olaya sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi. Olaydan duyduğu üzüntüyü dile getiren Schmidt, şu ifadeleri paylaştı: “Bir hafta sonra orada olacaktım. Üç senedir dokunmaya, toplayıp kaldırmaya kıyamadığım hatıralarımızla hayatımızın oradaki evde kalan izleri ile tekrar karşı karşıya kalmaya gidiyordum. Ama iki gün önce Urfa’daki evimize hırsız girmiş, talan etmişler her şeyi. Yedi adet klimayı sökecek, evin önüne park ettikleri kamyonete yükleyecek kadar fütursuzca hareket edebilen bir grup yapmış her şeyi. Hadi bütün klimaları, beyaz eşyayı, satılabilecek her türlü nesneyi aldınız, özel eşyalarla ne işiniz vardı. Yatak yorgandan, kalem, kağıda kadar her şeye, başkasına ait olana bu kadar rahat el uzatabilmek nasıl bir adiliktir?”

GÖBEKLİTEPE KAZILARININ BAŞKANLIĞINI YÜRÜTTÜ

Alman Arkeoloji Enstitüsünde görevli Prof. Dr. Schmidt, uzun yıllar Göbeklitepe’deki kazıların başkanlığını yürüttü. Neolitik döneme ait yerleşim yeri Göbeklitepe’nin dünyanın en eski tapınak kalıntıları olduğunu kanıtlayan Schmidt’in, bölgedeki kazılara ilişkin Türkçe, Almanca, İtalyanca ve Rusça kitapları bulunuyor. Göbeklitepe’ye ilişkin birçok bilimsel makale kaleme alan Schmidt, dünyanın farklı ülkelerinde sergi açıp, konferans verdi. Prof. Dr. Klaus Schmidt’, 2014 yılı temmuz ayında tatil için bulunduğu Almanya’da geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirmişti.

Göbeklitepe’nin gelecek yıl UNESCO Dünya Kültür Mirası asıl listesine girmesi bekleniyor.

Tıklayın: Göbeklitepe’de müthiş keşif!

Cannes Film Festivali’nde ödüller sahiplerini buldu

Fransa’da düzenlenen Cannes Film Festivali’nde Türk asıllı Alman yönetmen Fatih Akın’ın yönettiği “Solgun” adlı filmin başrolünde yer alan Diane Kruger en iyi kadın oyuncu seçildi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 28. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

u yıl 70’incisi düzenlenen Cannes Film Festivali’nin ödül töreni, Cannes Festivaller Sarayı’nda yapıldı. Törende, Türkiye asıllı Fatih Akın’ın yönettiği “Solgun” adlı filmin başrolündeki Kruger en iyi kadın oyuncu seçildi.

Film Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan, bombalı saldırıda eşini ve çocuğunu kaybeden bir kadının hikâyesini anlatıyor.

Altın Palmiye İsveç’e

Festivalin Altın Palmiye ödülü, İsveçli yönetmen Ruben Östlund’un “The Square” adlı filmine verildi.

Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos’un “Mise à Mort du Cerf Sacré” isimli filmi en iyi senaryo ödülüne layık görüldü.

Jüri Özel Ödülü de Rus yönetmen Andrei Zviaguintsev’in “Nelyubov” filmi aldı.

Büyük Ödül’e Fransız yönetmen Robin Campillo’nun “120 battements par minute” isimli filmi layık görülürken, en iyi yönetmen ödülü “Les proies” isimli filmi ile Amerikalı yönetmen Sofia Coppola’ya verildi.

Fatih Akın’ın yönettiği “Solgun” adlı filmin başrolünde yer alan Diane Kruger en iyi kadın oyuncu seçildi.

Ödül törenini ünlü oyuncu Monica Belluci sundu.

Dracula’nın esir tutulduğu kaledeki gizli geçitte 140 metre derinliğe ulaşıldı

Kont Dracula’nın esir tutulduğu Tokat Kalesi’ndeki gizli geçitte yapılan kazı çalışmalarında 140 metre derinliğe ulaşıldı ancak ne amaçla yapıldığı henüz çözülemedi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 27. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

Tokat Valiliği, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından Selçuklu ve Osmanlı döneminde savunma amaçlı kullanılan Tokat Kalesi’nin turizme kazandırılması amacıyla başlatılan çalışmalar devam ediyor. Arkeolog denetiminde yapılan çalışmalarda kent merkezindeki Pervane Hamamı’na indiği tahmin edilen gizli geçitte yapılan kazı çalışmaları ise üçüncü yılına girdi.

Kont Dracula’nın esir tutulduğu Tokat Kalesi’ndeki gizli geçitte yapılan kazı çalışmalarında 140 metre derinliğe ulaşıldığını açıklayan İl Kültür ve Turizm Müdürü Adem Çakır, “Kalenin üst yapısındaki yapı elemanları zindan olarak kullanılmıştır. Bu tünel bir zindan değildir” dedi.

Maden ocaklarında kullanılan vagon sistemi ile yerin metrelerce altında çalışan işçilerin çıkardığı toprak ve kaya parçaları, özel yapılan sistem sayesinde kaleden aşağı indiriliyor. Gizli geçitte derinlere gidildikçe mesafenin uzaması ile beraber bir halata bağlı vagonun aşağı indirilerek yukarı çıkarılması yarım saat sürüyor. Bu sebeple çalışamalar yavaş ilerliyor. Çalışmalarda güvenlik ön planda tutuluyor

Geçidin Ne Amaçla Yapıldığı Bilinmiyor

140 metre derinliğe ulaşılan bu gizli geçidin ne için yapıldığı henüz tespit edilemedi.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Adem Çakır, “Bu yapının dehlizin tam olarak ne amaçla yapıldığını henüz çözebilmiş değiliz. Bu tür dehliz yapıları kalelerde bazen su sarnıcı olarak kullanılmış, bazen bir su yolu bazende bir çıkış yolu olarak kullanılmış. Ancak yapılış tarihi çok eski olduğu için çıkış noktalarında arazi değişimi olup olmaması üzerinde durduğumuz ciddi bir husus. Onu açıklamaya çalışacağız” ifadesinde bulundu.

Tokat Kalesi Gizemini Korumaya Devam Ediyor

Kazı bittiğinde amaçlarının oldukça dik olarak yerin altına inen gizli geçitte tarihi panoramik bir yapı yaratmak olduğunu dile getiren Çakar, “900 adımda 900 yıllık Anadolu’daki Türk tarihini görebileceğiniz tek yer Tokat iddiamızı burada da görsellerle insanların raylı bir sistemle inip çıkarken tarihi serüveni yaşayabileceği bir merkez olarak düşünüyoruz. Çalışmalar oldukça dik olarak aşağı inen tünelde yapılması nedeniyle vagonun iniş ve çıkış süresini uzatırken, aldığı yükü azaltıyor. Hedefimiz kazı bittiğinde dehlizin Tokatlıların bildiği isimle Ceylan yolunun sonuna ulaşmak. Tahminlerimize göre 20 metrelik bir bölüm kaldı. Bu tahminlerimiz Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ndeki basamak sayısından yola çıkarak yapıyoruz. Bura bittikten sonra kalenin diğer yapılarını ortaya çıkarmaya çalışacağız. Şu hali ile kalemiz halen gizemini koruyor” dedi.

Göbeklitepe’de müthiş keşif!

Edinburgh Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre Göbeklitepe’de bulunan taşların üzerinde oyulmuş semboller yüzyıllar öncesinin takımyıldızlarıyla bağlantılı olabileceği keşfedildi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 26. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

nsanlık tarihi hakkında bildiklerimizi yeniden düşünmemizi sağlayacak, yerleşik tarih anlayışını ve bilgilerini değiştirip, dinler tarihini sorgulatacak, bir kısmımızın varlığından haberi dahi olmadığı bir arkeolojik çalışma 1995 yılından beri Urfa Göbeklitepe’de devam ediyor.

İnşası Milattan önce 10000 yılına uzanan Göbeklitepe tarihteki en eski ve en büyük ibadet merkezi olarak biliniyor. Göbeklitepe İngiltere’de bulunan Stonehenge’den 7000, Mısır piramitlerinden ise 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden kültür bitkisi buğdayın atasına da Göbeklitepe eteklerinde rastlanmıştır. İnşa edildikten 1000 yıl sonra üstleri insanlar tarafından kapatılarak gömülen bu tapınaklar yeniden gün ışığına çıkıyor.

Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın 20 kilometre kuzeydoğusundaki Örencik köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metre çapında ve 15 metre yüksekliğinde geniş görüş alanına hakim bir konumda yer almaktadır.Neolitik döneme ait Göbeklitepe, ilk tapınağın dolayısıyla yeryüzündeki ilk inancın merkezi olabilmesi açısından önemli. Bu bölgede yaklaşık 20 tapınak tespit edilmiş ve şu ana kadar yalnızca 6 tapınak gün ışığına çıkartılmıştır.

Edinburgh Üniversitesi’nde görevli uzmanlar, yaptıkları çalışma sonucunda Göbeklitepe’de bulunan taşların üzerine oyulmuş gizemli sembollerin takımyıldızlarla bağlantılı olabileceklerini keşfettiler.

Telegraph’ın haberine göre, incelenen işaretler o dönem dünyaya çarparak mini bir buzul çağının başlamasına neden olan bir kuyrukluyıldız grubunu gösteriyor.

Antik taş oylamalarda yapılan keşif, M.Ö. 11.000 civarında dünyaya çarparak Mamutların neslinin tükenmesine neden olan kuyrukluyıldız grubunun, daha sonra medeniyetlerin yükselişine yol açan yıkıcı bir olay olduğunu doğruluyor. Bilim insanlarına göre Kuzey Amerika’da, yakın bir zaman önce keşfedilen kraterler bu yönde kuşkuların ortaya çıkmasına neden olmuştu.

Araştırmacılar, Göbekli Tepe’de bulunan ve ‘Akbaba Taşı’ olarak bilinen dikitin üzerindeki canlılara ait olan sembollerin aslında o dönem Anadolu’dan izlenebilen gökyüzünde gözlenen takımyıldızları temsil eden astronomik semboller olduklarını keşfettiler.

Daha önce aynı fikir Graham Hancock tarafından yazılan ‘Magicians of the Gods’ adlı kitabında öne sürülmüştü.

Binlerce yıl önce Türkiye’den gözlenebilen takımyıldızları tespit edebilmek için bir bilgisayar programı kullanarak M.Ö. 10.950 yılına kadar geri giden araştırmacılar, Greeland’den alınan buz örneklerinden küçük buzul çağının başladığı dönemle çarpışmanın yaşandığı dönemin aynı olduğunu da keşfetmişlerdi.


Tarım, Neolitik dönemden önce de bilinen bir şeydi, ancak yaşanan küçük buzul çağı nedeniyle sulama ve yetiştirme süreci normalden daha zorlu bir hale gelince, küçük insan toplulukları bir araya gelerek bitkileri korumanın yeni yollarını aramaya başlamışlar, böylece hem tarım devrimi yaşanmış, hem de ilk kasabalar ortaya çıkmıştı.

Araştırmacılar, anıtların inşa edildikleri dönemde Göbekili Tepe’nin aynı zamanda geceleri gökyüzünü izlemek için bir gözlemevi görevi gördüğünü de belirtiyorlar.

Sütunlardan biri, o dönem yaşanan yıkıcı çarpışmaya dair dikilen bir anıt olarak görülüyor. Araştırmacılar daha önce anıtların bir tufan olayının kayıdı olduğunu düşünüyorlardı.

Elde edilen kayıtlar dünyanın dönüş eksenine dair erken dönem kayıt altına alınmış birer bilgi görevi görüyor, Göbekli Tepe ise, geceleri gökyüzünün meteor ve kuyrukluyıldız olaylarının izlendiği bir gözlemevi olarak kullanılıyordu.

Araştırmacılar, çarpışmaya neden olan kuyrukluyıldızın muhtemelen 20-30 bin yıl önce iç güneş sistemine girdiğini ve olası çarpışmadan önce binlerce yıl boyunca dönem dönem dünyadan dikkat çekici bir şekilde görünebildiğini düşünüyorlar.

Ancak Göbekli Tepe’de bulunan keşif bilinen en eski astronomi kaydı olmayabilir. Araştırmacılara göre bu dikkat çekici fenomenin binlerce yıl boyunca gözlenebilmesinin daha geç dönemlere dair keşfedilen mağara resimlerine de yansıdığı söyleniyor.

15. İstanbul Bienali’nin sergi mekânları belli oldu

15. İstanbul Bienali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 16 Eylül-12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Koç Holding sponsorluğunda düzenlenecek bienal, birbirine yürüme mesafesinde olan altı komşu mekânda ziyaretçilerini ağırlayacak.

––––––––––––––––––––––––––––––– 24. 05. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

5. İstanbul Bienali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 16 Eylül-12 Kasım 2017 tarihleri arasında ücretsiz olarak gerçekleştirilecek. Koç Holding sponsorluğunda düzenlenecek bienal, birbirine yürüme mesafesinde olan altı komşu mekânda ziyaretçilerini ağırlayacak.

Sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset küratörlüğünde “iyi bir komşu” başlığıyla düzenlenecek 15. İstanbul Bienali, ev ve mahalle kavramlarını pek çok açıdan ele alacak.

Bienal sergileri bu yıl, İstanbul Modern, Galata Özel Rum İlköğretim Okulu, Pera Müzesi ve Küçük Mustafa Paşa Hamamı gibi daha önce de İstanbul bienallerine ev sahipliği yapan mekânların yanı sıra, Cihangir’deki ARK Kültür ile Asmalımescit’te yer alan sanatçı stüdyosu gibi konut özelliği taşıyan mekânlara da konuk olacak.


Bienale ev sahipliği yapacak mekânlar hakkında…

İstanbul Modern
Adres: Kılıçali Paşa Mahallesi, Meclis-i Mebusan Cd., 34433 Beyoğlu-İstanbul

Ambar olarak inşa edilen ve 8’inci İstanbul Bienali’ne yaptığı ev sahipliğinin ardından, 2004 yılında Türkiye’nin ilk modern ve güncel sanat müzesine dönüştürülen İstanbul Modern bu yıl da bienale ev sahipliği yapıyor. Bina, Tophane Meydanı’nın 1957-58 yıllarındaki düzenlenmesini üstlenen ünlü mimar Sedad Hakkı Eldem’in imzasını taşıyor.

İstanbul Modern’in içinde bulunduğu alan bugün yeni bir dönüşüm süreci içinden geçiyor. Bu dönüşüm süreci, bienal kapsamında müzeye yerleştirilecek işlerin seçiminde de önemli rol oynuyor. 15. İstanbul Bienali boyunca farklı ülkelerden pek çok sanatçının enstalasyonuna ev sahipliği yapacak müzede, büyük ölçekli heykellerin yanı sıra “ev” ve “mahalle” kavramlarına eğilen tarihi işler de yer alacak. Bienalle işbirliği uzun yıllara dayanan İstanbul Modern, serginin devamlılığını, deneyimini ve uzmanlığını işaret ediyor.

Galata Özel Rum İlköğretim Okulu
Adres: Kemeraltı Cad. No: 49, 34425 Galata, Beyoğlu-İstanbul

15. İstanbul Bienali’nin bir diğer mekânı, İstanbul Modern’le aynı cadde üzerinde bulunan Galata Özel Rum İlköğretim Okulu. 1885-1909 yılları arasında neo-klasik üslupta inşa edilen okul, yüz yıl boyunca Rum çocuklarına eğitim verdi. Rum nüfusun özellikle 1960’lardan bu yana hızla azalmasını takiben 1988’de kapandı, daha sonra tekrar açılsa da yeterli sayıda öğrenciye ulaşamayarak 2007’de eğitim faaliyetlerine tekrar son vermek zorunda kaldı.

Geçmiş mirası sayesinde bilginin ve öğrenmenin sembolü olarak karakteristik bir atmosfere sahip olan bina, bulunduğu mahalle için önemli bir kurum. Bienal süresince ziyaretçiler, sanatçıların okulun odalarına ve ortak alanlarına yerleştirdikleri farklı deneyimler sunan işleri görme imkânına sahip olacak.

ARK Kültür
Adres: Kılıçali Paşa Mahallesi, Batarya Sk. No:2, 34430 Beyoğlu-İstanbul

15. İstanbul Bienali kapsamında ilk defa bir bienal sergisine yer verecek olan ARK Kültür, İstanbul Modern ve Galata Özel Rum İlköğretim Okulu’na çok yakın bir noktada, Cihangir semtinde konumlanıyor. Bauhaus tarzında Fonksiyonalist bir anlayışla inşa edilen iki katlı bu müstakil evde uzun yıllar boyunca farklı aileler yaşadı. İtalyan bir antikacının sahipliğinde görünümü büyük ölçüde değişen bina, en son 2009 yılında mimar Gülfem Köseoğlu tarafından yapılan restorasyonla orijinaline yakın bir hâle getirilerek bir kültür ve sanat alanına dönüştürüldü.

ARK Kültür, 15. İstanbul Bienali için yeniden, fakat bu sefer kurmaca bir karakterin ev sahipliğinde, bir yaşam alanı olarak kapılarını açıyor. Bir “müze eve” dönüştürülecek mekânda ziyaretçiler çeşitli kurmaca ve tarihi hikâyelerle karşılaşırken, evin kendisi de bir ifade aracına dönüşecek.

Pera Müzesi
Adres: Meşrutiyet Caddesi No:65, 34430 Beyoğlu-İstanbul

1893 yılında mimar Achille Manoussos tarafından tasarlanan Bristol Oteli binasının cephesi korunarak yenilenmesiyle 2005 yılında Suna ve İnan Kıraç Vakfı tarafından kurulan Pera Müzesi, 15. İstanbul Bienali’nin sergi mekânlarından biri olacak. 15. İstanbul Bienali müzenin üç ayrı katına yayılırken, Oryantalist resim koleksiyonu sergisine de bir müdahalede bulunacak.

Geniş bir oryantalist resim koleksiyonuna sahip beş katlı müzede “Anadolu Ağırlık ve Ölçüleri” ve “Kütahya Çini ve Seramikleri” koleksiyonlarının yanı sıra ulusal ve uluslararası alanlarda önemli sanatçı ve koleksiyonlar sergileniyor.

Sanatçı Stüdyosu
Adres: Asmalımescit Mahallesi, Beyoğlu-İstanbul

15. İstanbul Bienali katılımcılarından İstanbullu bir sanatçı kolektifi, Asmalımescit’te bir apartmanda yer alan stüdyolarını yeniden tasarlayarak ziyarete açıyor. Belirli zaman aralıklarında, küçük gruplar halinde ziyaret edilebilecek stüdyoda, sanatçı kolektifinin bienal için özel olarak geliştirdiği bir enstalasyon yer alacak.

Küçük Mustafa Paşa Hamamı
Adres: Yavuz Sultan Selim Mahallesi, 34083 Fatih-İstanbul

Haliç’in karşı kıyısında, Balat’ta, diğer sergi mekânlarına biraz daha uzak olsa da yine kısa bir yürüme mesafesinde bulunan Küçük Mustafa Paşa Hamamı, İstanbul’un fethinden 24 yıl sonra, 1477’de Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen en eski hamamlardan biri. Hamamın kadınlar ve erkekler bölümlerinin her ikisi de bienalde kullanılacak.

Hamam, erkekler bölümünde kadın bir sanatçının, kadınlar bölümündeyse erkek bir sanatçının eserlerine evsahipliği yapacak. Projeler mekanın cinsiyet üzerinden tanımlanan geleneksel altyapısıyla ilişkilenerek; erkeklik ve kadınlık, ataerkillik ve anaerkillik gibi kalıplaşmış kimlik algılarıyla oynayacak.

15. İstanbul Bienali Kamusal programı

İki ay boyunca ücretsiz olarak gezilebilecek 15. İstanbul Bienali’nde, birbirine komşu mekânlarda yer alacak serginin yanı sıra sanatçı Zeyno Pekünlü’nün koordinatörlüğünde bir kamusal program da düzenlenecek. Program çerçevesinde açılış ve kapanış haftasında gerçekleştirilecek sempozyumların haricinde, Bienal kapsamında sorulan sorular etrafında düzenlenen tartışmalar, gösterimler, atölye çalışmaları ve katılımcıların birlikte yemek yapacağı, okuyacağı, müzik yapacağı düzenli etkinlikler yer alacak.

Ayrıntılı bilgi için:
bienal.iksv.org

İstanbul Bienali’ni sosyal medyada takip etmek için:
facebook.com/istanbulbienali
twitter.com/istanbulbienali
instagram.com/istanbulbienali
#istanbulbienali
#iyibirkomsu