Category Archives: Kültür-Sanat

Cadde Grubu resim ve heykel sergisi sanatseverlerle buluşuyor

Cadde Grubu'nun 3. sergisi, 8 ressam ve bir heykel sanatçısının yaklaşık 40 eseri ile sanatseverlerle buluşuyor.

–––––––––––––––––––––––––––––––––   28.12.2016   –––––––––––––––––––––––––––––––––

aleri Art 212’de düzenlenecek sergide, Gülden Emminik, Didem Kavuzlu, Sinem Köse, Feryal Nemutlu, Sibel Niksarlı, Leman Okyay, Lale Sakarya, Nilgün Sarıoğlu ve Dilek Talu’nun natürmort, heykel ve portre çalışmaları sergileniyor.

Yaklaşık 15 yıldır tanınan Cadde Grubu akademik eğitimine, Türkiye’ye pek çok resim tutkunu ve genç sanatçı yetiştirmiş ressam Mahir Güven’in atölyesinde, birçok tanınmış ressamla çalışma imkanı bularak devam ediyor.

261220161214483238337_2

Aziz Nesin kitapları 70 yılda 11 milyon basıldı

Türkiye edebiyatının önde gelen isimlerinden, yazar Aziz Nesin'in kitapları 70 yıl boyunca 11 milyon adete yakın baskı yaptı.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    26.12.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

azarın kitaplarını yayın hakkını elinde bulunduran Aziz Nesin Vakfı'ndan yapılan açıklamaya göre, ilki 1946 yılında basılan Aziz Nesin'in kitapları, o dönemden bu yana 10 milyon 780 bin adet basıldı ve dağıtıldı.

"Her 10 bin kişiden birinin duzenli kitap okuduğu ulkemiz için sıra dışı bir durum" denilen açıklamada, "Gazete ve bankaların promosyon ya da hediye olarak dağıttığı ya da 1982'de sular seller gibi satan ince fasikulleri saymayalim ve Aziz Nesin'in asıl ünlendiği 1955 sonrasını dikkate alalım; bakalım sayılar neler diyor" denildi ve şu bilgiler verildi:

- Aziz Nesin'in yıllık ortalama kitap satışı yaklaşık 100.000.

- Kitap satışlarının nufusa oranlarinin ortalaması 2.37/1000; ya da başka anlatımla 1,000 kişiye yılda 2.37 Aziz Nesin kitabı düşüyor.

- En fazla Aziz Nesin kitabı 1975'te 278 bin adet basıldı ve nüfusa oranı 6.89/1000 olarak hesaplandı.

- Aziz Nesin'i kaybettiğimiz 1995 yılında 214 bin kitap basıldı ve nüfusa oranı 3.44/1000 olarak hesaplandı.

- Nesin Yayinevi'nin kurulduğu 2005 yılından bu yana ortalama yıllık satış 130 bin oldu ve nüfusa oranlarının ortalaması 1.73/1000 olarak belirlendi.

- Son beş yılın yıllık satış ortalaması da 166 bin adete çıktı ve bu dönem satışlarının nüfusa oranlarının ortalaması 2.14/1000 oldu.

Aziz Nesin'in okur sayısı artıyor

Açıklamada, "Aziz Nesin'in okur sayısı giderek artıyor; yılda ortalama 100 bin olan kitap satışı son beş yılda 166 bin adete çıktı" denildi ve şöyle devam edildi:

"Ancak nüfusa oranda hafif bir düşüş var; genel ortalama 2.37/1000 düzeyindeyken, son beş yılda bu ortalama 2.14/1000 düzeyine geriledi. Asis Nesin kitapları Aziz Nesin Nesin Vakfı'nın bel kemiğidir. Bu dunyanın bizden sonrası da; gençler daha fazla Aziz Nesin okumalı. Yılbaşında eşinize dostunuza ve kendinize, ama ozellikle gençlere, Aziz Nesin kitabi hediye edebilirsiniz; tüm eserleri harika olur mesela."

Sedef Kabaş kitabının gelirini ÇYDD’ye bağışladı

255-118.11.2016

Sedef Kabaş, Muazzez İlmiye Çığ ile gerçekleştirdiği ve Çığ’ın yaşamından belgelerle kesitler sunan, ‘Muazzam Muazzez’ söyleşi kitabının telif haklarını Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne bağışladı.

Kabaş, kitabın Genel Yayın Yönetmenliğini yapan Gürkan Hacır ile birlikte bugün ÇYDD’nin Şişhane’deki Merkezi’ndeydi. Kabaş ve Hacır, ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Nihal Kızıl Öztorun tarafından karşıladı.Hacır Öztorun’a kitabın bugüne kadarki telif gelirlerinin yer aldığı banka dekontunu sundu.

SEDEF KABAS, MUAZZEZ ILMIYE CIG ILE GERCEKLESTIRDIRDIGI VE CIG'IN YASAMINDAN BELGELERLE KESITLER SUNAN, 'MUAZZAM MUAZZEZ' SOYLESI KITABININ TELIF HAKLARINI CAGDAS YASAMI DESTEKLEME DERNEGI'NE (CYDD) BAGISLADI. FOTO:YASAR KACMAZ/ISTANBUL, (DHA)

ŞEREFLE KABUL ETTİK

Kitabın amacının Muazzez İlmiye Çığ’ın genç kuşaklara tekrar anlatılması, yaşam çizgisi, Atatürk’ün Cumhuriyetine olan bağlılığı ve özellikle Arkeoloji ve Hititoloji alanındaki özgün çalışmalarının genç kuşaklara tanıtılması olduğunu söyleyen Gürkan Hacır, “Sedef hanım böyle bir kitap teklifini getirdi. Biz de yayın evi olarak gururla, zevkle, şerefle bunu üstlenmeyi kabul ettik” dedi.

ÇYDD’YE BAĞIŞ

“O artık hepimizin Teyzesi” diyerek Muazzez İlmiye Çığ’dan ‘Muazzez teyze’ diye söz eden Hacır telifin derneğe bağışlanma fikrinin nasıl doğdunu, “Ataköy’deki evinde ilk çalışmaları yapmaya başladığımızda, ‘bu kitabın telif gelirleri ne olacak’ sorusu vardı hepimizin aklında. Sedef Kabaş, hiç tereddüt etmeden, ‘ben bunları ÇYDD’ye, Çağdaş Yaşamın kızlarına bağışlamak istiyorum’ dedi. Onu duyan Muazzez Teyze kendine has üslubuyla, ‘benimki de oraya, benimki de oraya’ dedi. Hiç tereddüt edilmeden ÇYDD’ye, merhum hocamızın bize emanet ettiği bu vakfa, şerefle, gururla, büyük bir şevkle bu bağışı yapma kararı alındı” sözleriyle anlattı.

582dbbfdeb10bb10e464db9a

ÇYDD’DEN TEŞEKKÜR

Dernek olarak amaçlarının Cumhuruiyet kazanımlarını korumak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak olduğunu hatırlatan ÇYDD Genel Başkan Yardımcısı Nihal Kızıl Öztorun, “Biz bunları derken karşımızda iki Cumhuriyet kadını. Eğitim alanında maddi manevi sosyal sorumluluk duymak ve gerçekten çağdaş bir topluma ulaşmak için katkı vermek gerektiğini örnek bir tavırla sergiliyorlar” diyerek Çığ ve Kabaş’a teşekkür etti.

muazzam muazzez ile ilgili görsel sonucu

KİTABININ ANLATTI

“Muazzam Muazzez kitabı, yıllar öncesinden, binlerce yıl öncesinden, yani Sümerler’den , Hititler’den, Akat’lardan bir yolculuğa başlatıyor sizi ve yakın tarihimize kadar uzanıyor. Nedir o? Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyetin ilk yılları, Atatürk’ün ilke ve devrimleri ve oradan da günümüze kadar geliyor.” dedi.

Kitap hakkında bilgi veren Sedef Kabaş sözlerini şöyle sürdürdü:

”İçinden geçtiğimiz bu süreci de çok etkili ve kapsamlı şekilde irdeleyen bir çalışma bu. Hem de nasıl? Tarihi belgeler ve yaşanmış gerçek hikayelerle. Kimse kalkıp da bu kitabı okuyan insanlara, ‘ama tarih şöyle ama böyle’ diyemez. Çünkü burada hepsi yaşanmış belgelerle ortaya konulmuş gerçekler. Ben de Muazzez teyze derim kendisine. Gerçekten hiç tereddütsüz kitabın gelirini, bağışlamayı birlikte karar verdik. Neden bu kararı verdik? Çünkü Atatürk ilke ve devrimlerini yaşatmak, bunu genç nesiller üzerinden yaşatmak kaygısını, misyonunu taşıyan bir dernek olduğu için. O yüzden biz nacizane bir bağışta bulunduk. Sağolun siz böyle bir teşekkürde bulundunuz. Bizim bugüne kadar sizin yaptığınız işler, üstlendiğiniz görevler, gerçekleştirdiğiniz muhteşem projeler için toplum olarak, Türkiye olarak size teşekkürlerimizi sunmamız lazım. Sizin yaptığınız hizmetlere teşekkür etmek için buradayım.”

'Muazzam Muazzez' kitabının geliri ÇYDD'ye ile ilgili görsel sonucu

 

TÜRKİYE’Yİ KİM KURTARACAK?

Kendisine son dönemde en sık sorulan sorulardan bir tanesinin ‘Türkiye’yi kim kurtaracak’ olduğunu söyleyen Kabaş, konuşmasını şöyle tamamladı: Türkiye’yi bir lider, bir parti, bir ideoloji, ya da bir siyasi görüş kurtarmayacak. Bir başkan ise hiç kurtarmayacak. Peki Türkiye’yi kim kurtaracak? Bakın bence Türkiye’yi kim kurtaracak: Türkiye’yi, gerçekleri arayan ve sorgulayan, biat kültürünü reddeden, kula kulluk etmeyen, özgür, kendine güvenli, İdealist, ne istediğini bilen ve bunu yapmak için de sonuna kadar mücadele eden ve özveride bulunan, sadece kendini değil, vatanının, milletinin ve bu toplumun geleceğini düşünen ahlaklı, duyarlı, vicdanlı, insana, çevreye saygılı, özdeğerlerine sahip çıkan, Atatürk’ün vizyonuna, ideallerine,ülküsüne, dört elle sarılan, ‘yurtta sulh, Cihan’da sulh’ diyen, ‘kadın erkek eşittir’ diyen, ‘adalet mülkün temelidir’ diyen, ‘en hakiki mürşit ilimdir’ diyen, irfanı hür, vicdanı hür nesiller kurtaracaktır.

12142244_591490091012899_56643144_n

Şiire yön veren şair "Bir Garip Orhan Veli"

Edebiyatımızın önemli isimlerinden Orhan Veli Kanık, 36 yıllık yaşamına birçok başarılı iş ve eser sığdırdı. Özellikle tek tür şiirden kaçarak yenilikler denedi. Usta şair Orhan Veli, bugün ölümünün 66. yıl dönümünde anılıyor...

–––––––––––––––––––––––––––––––––    14.11.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

rhan Veli Kanık, 36 yıllık kısacık ömründe Türk şiiri ve edebiyat dünyası için ölümsüz eserler bıraktı. Yazdıklarıyla Garip akımının öncülerinden ve hatta en bilinen şairlerinden oldu.

Orhan Veli Kanık (13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), daha çok Orhan Veli olarak bilinen Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat ile birlikte yenilikçi Garip akımının kurucusu olan Kanık, Türk şiirindeki eski yapıyı temelinden değiştirmeyi amaçlayarak sokaktaki adamın söyleyişini şiir diline taşıdı.

Orhan Veli İle Bir Asır

Yeni bir zevk ortaya çıkarabilmek için eski olan her şeyden uzak duran Orhan Veli, hece ve aruz ölçülerini kullanmayı reddetti. Kafiyeyi ilkel; mecaz, teşbih, mübalağa gibi edebi sanatları gereksiz bulduğunu açıkladı. "Geçmiş edebiyatların öğrettiği her şeyi, bütün geleneği atmak" amacıyla yola çıkan Kanık'ın bu arzusu şiirinde kullanabileceği teknik olanakları azaltsa da şair, ele aldığı konular, bahsettiği kişiler ve kullandığı sözcüklerle kendine yeni alanlar oluşturdu. Yalın bir anlatımı benimseyerek şiir dilini konuşma diline yaklaştırdı.

1941 yılında, arkadaşlarıyla birlikte çıkardıkları Garip adlı şiir kitabında bu fikirlerinin örnekleri olan şiirleri yayınlandı ve Garip akımının doğmasına sebep oldu. Bu akım özellikle 1940-1950 yılları arasında Cumhuriyet dönemi şiirinde büyük etki bıraktı. Garip şiiri hem yıkıcı hem de yapıcı özelliği ile Türk şiirinde bir mihenk taşı kabul edilir.

36 YILLIK YAŞAM BİRÇOK ESER

Kanık, şiire getirdiği bu yenilikler yüzünden önceleri büyük ölçüde yadırgandı, çok sert eleştiriler aldı ve küçümsendi. Geleneklerin dışına çıkan eserleri, önce şaşkınlık ve yadırgama, daha sonra eğlenme ve aşağılamayla karşılansa da hep ilgi uyandırdı.

Bu ilgi ise kısa zamanda şaire duyulan anlayış, sevgi ve hayranlığın artmasına yol açtı.[5] Sait Faik Abasıyanık da Orhan Veli'nin bu yönüne dikkat çekerek onu "üzerinde en çok durulmuş, zaman zaman alaya alınmış, zaman zaman kendini kabul ettirmiş, tekrar inkâr, tekrar kabul edilmiş; zamanında hem iyi hem kötü şöhrete ermiş bir şair" olarak tanımladı.

Görsel sonucu

Her ne kadar Garip döneminde yazdığı şiirleriyle öne çıksa da Orhan Veli "tek tür" şiirler yazmaktan kaçınmıştı. Durmadan arayan, kendini yenileyen, kısa yaşamı boyunca uzun bir şiir serüveni yaşayan Kanık'ın edebiyat hayatı farklı aşamalardan oluşmaktadır.

Oktay Rifat bu durumu "Orhan Fransız şairlerinin birkaç nesillik şiir macerasını kısacık ömründe yaşadı. Türk şiiri onun kalemi sayesinde Avrupa şiiriyle atbaşı geldi." ve "Birkaç neslin belki arka arkaya başarabileceği bir değişmeyi o birkaç yılın içinde tamamladı." sözleriyle açıkladı.

Derdim Başka

Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden
Ben ki her nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka... Orhan Veli

Ben Orhan Veli

10. Ben Orhan Veli

Ben Orhan Veli 
"Yazık oldu Süleyman Efendiye" 
Mısra-i meşhurunun mübdii.. 
Duydum ki merak ediyormuşsunuz, 
Hususi hayatımı, 
Anlatayım: 
Evvela adamım, yani 
Sirk hayvanı falan değilim. 
Burnum var, kulağım var, 
Pek biçimli olmamakla beraber. 
Bir evde otururum, 
Bir işte çalışırım. 
Ne başımda bulut gezdiririm, 
Ne sırtımda mühr-ü nübüvvet. 
Neİngiliz kralı kadar 
Mütevaziyim, 
Ne de Celâl Bayar'ın 
Sabık ahır usağı gibi aristokrat. 
Ispanağı çok severim 
Puf böreğine hele 
Biterim 
Malda mülkte gözüm yoktur. 
Vallahi yoktur. 
Oktay Rıfat'la Melih Cevdet'tir 
En yakın arkadaşlarım. 
Bir de sevgilim vardır pek muteber; 
İsmini söyleyemem 
Edebiyat tarihçisi bulsun. 
Ehemmiyetsiz şeylerle de uğraşırım, 
Meşgul olmadığım ehemmiyetsiz 
Sadece üdeba arasındadır. 
Ne bileyim, 
Belki daha bin bir huyum vardır. 
Amma ne lüzum var hepsini sıralamaya? 
Onlar da bunlara benzer.

Anlatamıyorum

1. Anlatamıyorum

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda; 
Dokunabilir misiniz, 
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, 
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu 
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum; 
Her şeyi söylemek mümkün; 
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; 
Anlatamıyorum.

Bedava

2. Bedava

Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.

Dalgacı Mahmut

3. Dalgacı Mahmut

İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker;
Ben dikerim.

Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem;
Bir baş düşünürüm başımda,
Bir mide düşünürüm midemde,
Bir ayak düşünürüm ayağımda, 
Ne haltedeceğimi bilemem.

Delikli Şiir

4. Delikli Şiir

Cep delik, cepken delik, 
Kol delik, mintan delik, 
Yen delik, kaftan delik, 
Kevgir misin be kardeşlik !

Gün Olur

5. Gün Olur

Gün olur, alır başımı giderim, 
Denizden yeni çıkmış ağların kokusunda. 
Şu ada senin, bu ada benim, 
Yelkovan kuşlarının peşi sıra. Dünyalar vardır, düşünemezsiniz; 
Çiçekler gürültüyle açar; 
Gürültüyle çıkar duman topraktan. Hele martılar, hele martılar, 
Her bir tüylerinde ayrı telaş!... Gün olur, başıma kadar mavi; 
Gün olur başıma kadar güneş; 
Gün olur, deli gibi...

İstanbul'u Dinliyorum

6. İstanbul'u Dinliyorum

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.

Pazar Akşamları

NERELERDE ÇALIŞTI?

Şimdi kılıksızım, fakat
borçlarımı ödedikten sonra
ihtimal bir kat da yeni esvabım olacak
ve ihtimal sen
yine beni sevmeyeceksin.
bununla beraber pazar akşamları
sizin mahalleden geçerken,
süslenmiş olarak,
zannediyor musun ki ben de sana
şimdiki kadar kıymet vereceğim ?

Cımbızlı Şiir

8. Cımbızlı Şiir

Ne atom bombası 
Ne Londra Konferansı 
Bir elinde cımbız, 
Bir elinde ayna; 
Umurunda mı dünya!

Dedikodu

9. Dedikodu

Kim söylemiş beni 
Süheyla'ya vurulmuşum diye? 
Kim görmüş, ama kim, 
Eleni'yi öptüğümü, 
Yüksekkaldırım'da, güpegündüz? 
Melahat'ı almışım da sonra 
Alemdar'a gitmişim, öyle mi? 
Onu sonra anlatırım, fakat 
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda? 
Güya bir de Galata'ya dadanmışız; 
Kafaları çekip çekip 
Orada alıyormuşuz soluğu; 
Geç bunları, anam babam, geç; 
Geç bunları bir kalem; 
Bilirim ben yaptığımı. 
Ya o, Mualla'yı sandala atıp, 
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?

 

 

kitap-okumak-1024x683

TÜİK verilerine göre, Türkiye'de kitap okumaya ayrılan zaman günde sadece 1 dakika!

Araştırmaya göre, günde 6 saat televizyon izleyen, 3 saat internete giren Türkiye, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor. Kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alıyor.

–––––––––––––––––––––––––––––––––    13.11.2016    –––––––––––––––––––––––––––––––––

illiyet yazarı Güngör Uras, Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı kitap okuma alışkanlıklarını da ortaya koyan araştırmanın detaylarını yazdı. Uras'ın Milliyet'te "Kitap pazarı 2.2 milyar dolarlık bir pazar" başlığıyla yayımlanan (13 Kasım 2016) yazısı şöyle:

İstanbul 35’inci Kitap Fuarı 12 Kasım’da (dün) açıldı. 20 Kasım’a kadar devam edecek.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun yaptığı araştırmaya göre, (ülke genelinde ve ülke ortalamasında) günde 6 saat televizyon izleyen, 3 saat internete giren Türk insanı, kitap okumaya sadece 1 dakika ayırıyor.

reading ile ilgili görsel sonucu

Kitap okumak Türk insanının ihtiyaç listesinde 235. sırada yer alıyor.

En fazla kitap okuyan ülkelerin başında yüzde 21 oranıyla İngiltere ve Fransa var. Bun Japonya yüzde 14, Amerika yüzde 12 ve İspanya yüzde 9 ile izliyor. Türkiye, yüzde 0.1 (Binde bir) okuma oranıyla son sıralarda yer alıyor. Okuma alışkanlığında dünyada 86. sıradayız.

Okuyanların yüzde 65’i aşk, yüzde 24’ü siyasi, yüzde 13’ü düşünce, yüzde 7’si kişisel gelişim kitapları okuyor.

Türkiye’de her yıl 45-50 bin başlıkta kitap basılıyor. Elektronik ortamda da 4-5 bin kitap yayınlanıyor.

Basılan kitapların yarıdan fazlası (yüzde 58’i) ders kitapları. Yılda 15 bin dolayında edebiyat, 1.500 kültür ve sanat kitabı, 3 bin kadar dini kitap yayını var.

Yayfed’in bandrol izleme raporlarına göre, 2015’te 330 milyon, 2014’te 344 milyon, 2015’te 384 milyon adet bandrollü kitap satıldı. Yaklaşık 1.800 yayınevi, 150 dolayında dağıtım kuruluşu ve kitap satan 6 bin kitabevi var.

200 sayfalık bir kitabın (telif hariç) 1000 adet baskısı yaklaşık 4-5 bin TL harcama gerektiriyor. Kitap satışlarında yüzde 8 KDV uygulanıyor.

reading ile ilgili görsel sonucu

Okul kitapları önde

2.2 milyar dolarlık kitap pazarında eğitim-okul kitaplarının payı 1.3 milyar dolar. Akademik kitapların payı 70 milyon, ithal kitabın payı 110 milyon, 750 milyon doları edebiyat, kültür, sanat ve dini kitaplar paylaşıyor.

Türkiye’nin büyümesi, gelişmesi çocuklarımızın daha çok okumasına bağlı.

Okumak, çocukların kültürel gelişimlerini tamamlamaları ve bilgi çağını yakalamaları için hava gibi, su gibi, yemek gibi günlük hayatlarının bir parçası olmalı.

Türk çocukları kitap okumada Afrika ülkelerinin gerisinde kalmış durumda.

reading ile ilgili görsel sonucu

Türkiye’de 100 kişiden sadece 4 kişi kitap okuyor.

Dünyada kişi başına kitap harcaması 1.3 dolar, Türkiye’de ise çeyrek dolar.

Çocuklara kitap hediye edilmesi sıralamasında Türkiye 180 ülke içerisinde 140. sırada.

Kişi başına kitap sayısı 60 yılda artmadı. Önemli ölçüde geriledi. 1945-1950’lerle kıyaslanamaz ölçüde geniş tanıtım ve iletişim olanaklarına, daha yüksek okullaşma oranına, on katı artmış bir eğitimli nüfusa, dış dünyayla gittikçe artan etkileşime, sayısı artan üniversitelere karşın, okurluk düzeyi yarı yarıya geriledi.

Ne oldu? Türkler, okuma alışkanlığını kazanıp sonradan mı kaybettiler? İlk akla gelen, televizyon... Televizyon, gerçekte okur olmayan, ancak okur gibi davrananların bir bahanesi. Okuyan, bilgi edinmede ve aktarmada aktif olan kişiler üzerinde ise televizyon, aktifliği ve okumayı artırıcı etki yapıyor.

reading ile ilgili görsel sonucu

Eğitim politikaları

Özkan Tamer, Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının gerilemesini siyasi iktidarların tutumuna bağlıyor. Tamer’e göre, “İktidarın politikaları, okurluk düzeyinin belirleyicisi oluyor. Gelişmeye kapalı iktidarlar eğitim sisteminin özgür düşünceli, aktif, sentezci, tartışmacı gençler yerine, ezberci, boyun eğen insanlar yetiştirmesini tercih ediyor.

Eğitim sistemi okurluğu özendirmek bakımından en uygun ortam. Eğitim sistemini pasifleştirmek, yüksek öğretimde dahi tek kitap ve test sınavı yöntemi okurluğu yok ediyor. Okumanın ana güdüsü, okuduklarını sosyal çevreye aktarmak, toplumsal örgütlerde etkinliği artırmak. Düşünce yasakları insanları kitaplardan uzaklaştırıyor.”

Kültür ve sanat kitapları yayımlayan Mülkiyeli kardeşimiz Bülent Özükan “32 yıllık Boyut Yayınları dünyanın 28 ülkesinden 50’den fazla uluslararası yayıncıyla telif-lisans anlaşmaları olan bir yayıneviydi. BBC, Britannica ve Dorling Kindersley gibi yayıncılar kalitemizi kıskandıklarını söylüyordu. İki yılda iddialarımızı kaybettik. Kültür iklimi her konuda çölleşti” dedi.

Kitap okuma alışkanlığının arttığı, daha çok kitap yayımlanan bir Türkiye özlemiyle kitap fuarına gidiyorum.

Sizler de çocuklarınızla gidiniz. İlginizi çekecek bir kitap var.

En İyi Vahşi Yaşam fotoğrafları

yqfan5babecblljnzyl125.10.2016

Bu orangutan en yukarıya çıkmak istiyor ve bunu da başarıyor. Tim Laman işte bu fotoğrafıyla ‘Yılın En İyi Vahşi Yaşam Fotoğrafçısı’ seçildi. Ancak rakipleri de ondan aşağı kalır değildi.

Wildlife Photographer of the Year Award

Yükseklerdeki orangutan

Tim Laman’ın bu fotoğrafı Yılın Vahşi Yaşam Fotoğrafçısı Yarışması’nda diğer 50 bin fotoğrafı geride bıraktı. Resimde Endonezya yağmur ormanlarında nesli tükenmekte olan Bornea Orangutanı görülüyor. Laman, birkaç gün boyunca ağaca tırmanıp kamerasını kurmak için uğraştı. Bu, o büyük maymunların üzücü hikayesini anlatan altı fotoğraftan biri.

Wildlife Photographer of the Year Award

Ay ışığındaki karga

Henüz 16 yaşındaki Gideon Knight bu fotoğrafıyla Genç Yetenek Ödülü’nü aldı. Sıra dışı bir kare olmasa da ışık ve manzara fotoğrafa özel ve büyülü bir dokunuş vermiş.

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Üzücü manzara

Bu manzaraya fotoğrafı çeken Paul Hilton’un kendisi de muhtemelen hazır değildi. Dört bin ile bir seferde en fazla ele geçirilen pangoli sayısı olan bu pullu memeliler oldukça rağbet görüyor. Çin ve Vietnam’da eti için tüketiliyor. Derisi ve pulları geleneksel tıpta kullanılıyor. Sekiz pangoli türünün de nesli tehlikede ve ‘Kırmızı Liste’de yer alıyor.

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Zorlu hareketsiz yaşam

Bu fındık ağacı fotoğrafçı Valter Binottos’un kuzey İtalya’daki evinin bahçesinde yetişmiş. Fındık aynı bitki üzerinde hem erkek hem de dişi çiçek salkımları taşır. Binotto “En zor kısmı dişi (kırmızı) çiçekleri hareket ederken hareketsiz gibi fotoğraflamaktı” diyor ve ekliyor: “Mümkün olduğunca kısa ve sağlam bir dalın üzerindeki çiçeklere ihtiyaç duydum.”

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Yırtıcı hayvan şehirde

Sanjay Gandhi Ulusal Parkı civarında Mumbai’nin bir banliyösünde gece bir leopar gizleniyor. Yiyecek arıyor. Ara sıra karşılaşmalar ve saldırılar olsa da bu büyük kediler toplumun ve kültürün bir parçası kabul ediliyor. Bu fotoğrafıyla hoşgörününün ne olduğunu anlatmaya çalışan Nayan Khanolkar, Kent Ödülü’nün sahibi oldu.

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Yol arkadaşı baykuşlar

İsveçli Mats Andersson bu fotoğrafıyla siyah-beyaz ketegorisinde ödül kazandı. Andersson baharda her gün ormanda yürüyor. Bu yürüyüşlerinde ona eşlik eden iki cüce baykuştan birinin daha sonra öldüğünü görmüş. Andersson “Bu fotoğraf benim onun eşine olan yasımın ifadesi” diyor. Siyah ve beyaz duygu ve melankoliyi çok iyi yansıtıyor.

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Balıklar alemi

Ayın birkaç günü dolunay ya da yeniayda Pasifik Snapper balıkları yumurtlamak için bir araya geliyor. Bu kargaşa yırtıcılar için bir nimet. Tony Wu, Pasifik Okyanusu’nda çektiği bu fotoğrafıyla Sualtı kategorisinde ödül aldı.

Wildlife Photographer of the Year Award
 

Oyuncu karakter

Bu genç deniz aslanı Kaliforniya körfezinde bir deniz yıldızıyla oynuyor. Luis Javier Snoval, bu fotoğrafıyla İzlenim kategorisinde ödülü aldı. Fotoğraflar 21 Ekim’den itibaren Londra’daki Doğa Tarihi Müzesi’nde sergilenmeye başladı. Daha sonra dünya çapında 60 ülkeyi gezecek.

DW

 

İstanbul’un ‘Kedi’leri Amerika gündeminde

20.10.2016

Ceyda Torun’un yönettiği, İstanbul’un sokak kedilerine odaklanan belgesel “Kedi”, Kuzey Amerika’da gösterime girecek. 2017 yılı başında izleyiciyle buluşması beklenen film, Fatih Akın’ın “Köprüyü Geçmek” belgeselinden sonra Kuzey Amerika’da gösterime giren ilk Türkçe belgesel olacak.

Ayrıca Torun’un merakla beklenilen filmi şimdiden birçok yabancı basın organında yer alıp adından söz ettirdi.

Film gösterime girmeden dünya basınında hakkında konuşulmaya başlandı bile. Kültür Servisi’nde yer alan habere göre,Variety’de film hakkında çıkan haberde “karşı konulamaz bir belgesel” ifadesi kullanıldı.

“Kedi”, mega kentlerin değişen doğasına ve kentin kedilerini seven ve koruyan insanlarına odaklanıyor. 2014 Nisan ve Mayıs’ında çekilen film, haftada altı gün, günde 16 saatlik bir çalışma programıyla çekildi.

"Kedi nüfusu en az insan nüfusu kadar eski"

Torun, Amerikalı Variety dergisine verdiği röportajda, “Konunuz 7/24 çekime hazır olduğunda, kamerayı kapatmak zor; yemek zamanında bile,” dedi.

Variety’deki habere göre, her ne kadar İstanbul kedilerinin nüfusu hakkında resmi bir sayım olmasa da, Torun milyonlarca kedi olduğunu tahmin etiiğini söylüyor: “İstanbul’un insan göçü rotasının merkezlerinden biri olduğu düşünüldüğünde, kedi nüfusunun en az insan nüfusu kadar eski olduğu anlaşılabiliyor. İstanbul Üniversitesi’nden konuştuğumuz bir veteriner zoolog bize Boğaz’ın altında bulunmuş 3500 yıl önceden bir kedinin kalıntılarını gösterdi. Bu kedinin bacağındaki kırık, ancak bir insanın sargısı sayesinde iyileşmiş olabilirdi ve bu da o dönemim insanlarının kedilerle sevgi dolu ve şefkatli bir ilişki kurduğunu gösteriyor.”

İstanbul'un 'Kedi'leri Amerika Gündeminde

Filmi çeken Ceyda Torun ve eşi Charlie Wuppermann’ın sahibi olduğu yapım şirketi Termite Films, Los Angeles’da bulunuyor. “Kedi”, önce festivalleri ziyaret edecek, ardından gösterime girecek. Film Türkiye’de de !F İstanbul Bağımsız Film Festivali’nde izlenebilecek.

Fimle ilgili detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

1400 yıl önce kullanılan depresyon ve kalp ilaçları bulundu

69964_15481_16102016102048_416.10.2016

Küçükçekmece Gölü kıyılarında yürütülen Bathonea kazılarında bulunan 700 kadar unguentarium’da (Merhem, ilaç ya da koku şişesi) depresyon ve kalp ilaçları bulunduğu belirlendi.

Polonya’da yapılan analizlerde Bathonea kazılarının yapıldığı alandaki ilaç üretilen merkezdeki yangının 620-640 tarihleri arasında çıktığı belirlendi. Kazı başkanı Doç.Dr. Şengül Aydıngün, İstanbul’a 1390 yıl önce, 626 yılında ciddi Avar saldırısı olduğunu hatırlatırken Bathonea kazılarındaki bu arkeolojik verilerin İstanbul tarihine yeni bir sayfa ekleyebileceğini açıkladı.

69964_15481_16102016102048_1Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü öğretim üyesi Doç.Dr. Şengül Aydıngün başkanlığında Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Kocaeli Üniversitesi’nin Küçükçekmece Göl Havzası’nda 2007’de yüzey araştırmasıyla başlatılan, 2009’dan bu yana düzenli olarak yapılan Bathonea kazıları bu yıl Ağustos ve Eylül aylarını kapsadı. Kocaeli Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün yanı sıra Selçuk Üniversitesi, Ege Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi ileyurt dışından pek çok bilim kuruluşundan katılan çeşitli araştırma gruplarından 100 civarında bilim insanı ve öğrenci çalışmalara katıldı. Kazı başkanı Doç.Dr. Şengül Aydıngün, DHA muhabirine bu sezon yaptıkları çalışmaları anlatırken ağırlıklı olarak laboratuar, depo ve analiz çalışmalarına yöneldiklerini ve çok güzel sonuçlar elde ettiklerini söyledi. Doç.Dr. Aydıngün, bu yıl binlerce parça seramiği bir araya getirdiklerini ve geçmiş yıllarda çıkardıkları malzemeleri yeniden değerlendirdiklerini, gözden kaçan pek çok nokta üzerinde çalıştıklarını belirterek şöyle dedi:

1390 YILLIK ŞİŞELERDEKİ KALP VE DEPRASYON İLAÇLARI

“Örneğin 2013 ve 2015 yılı kazı sezonunda biz çok büyük miktarda unguentarium (Merhem, ilaç ya da koku şişesi) bulmuştuk. Bunlar antik çağ ilaç merhem şişeleri bunların sayısını 400 olarak bilirken bu yıl laboratuar çalışmalarında bir çok parçayı birleştirdik. Baktık ki bunların sayısı 700 civarında. Bu rakam antik çağ için çok yüksek. Bunlar, şu ana kadar bir arkeolojik kazıda tek bir noktada bu kadar çok ele geçen ilk unguanterium yani ilaç şişesi buluntu grubu. Bu çok güzel bir grup. Büyük bölümünü müzeye teslim ettik. Bir kısmının onarımları devam ediyor. Ama bir taraftan da bu ilaç şişelerinin hemen yakınlarında pek çok sayıda değişik boyutta havan elleri, havanlar, aynı zamanda büyük bir ocak bulduk yani ateşin yapıldığı belli ki burada bir ilaç üretim merkezi de vardı. Aynı zamanda kemikten aletler, spatulalar, tıbbi aletler çok miktarda elimize geçti. İşin ilginç tarafı kış aylarında kazı yaptığımız bu arazide bir takım bitkiler var. Bu bitkiler, pek çok ilacın da özünü oluşturuyor unguanteriumların içerisindeki kalıntıların analizleri TÜBİTAK (Gebze) tarafından yapıldı. İki ilacın özü çıktı. Methanone ve Phenanthrene olarak belirlenen iki ilaç formülü. Bunlardan bir tanesi depresyon ve sakinleştirici tarzda ilaç bir de kalp hastalıklarına iyi geliyor. Bu ilaçların özü çevredeki endemik bitkilerle karşılanıyor. Bu da bizim için çok ilginç ve güzel sonuçlar.”

Doç.Dr. Şengül Aydıngün, Bathonea kazı alanında büyük bir yangın tabakası ile karşılaştıklarını, bu yangın tabakasının tüm yapılarda görüldüğünü ve karbon örneklerinin testinin Polonya’da Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü’nce yapıldığını söyledi. Doç.Dr. Aydıngün, buradaki analizlerin ardından kazı sonuçlarının İstanbul tarihine bir sayfa daha ekleyebileceğini şöyle anlattı:

“AVAR SALDIRISINA KANIT OLABİLİR”

“Bilim heyetimizin ortaklarından Polonya Wroclaw Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü tarafından karbon örneklerinin analizlerinden yangın çıkışı ile ilgili 620 ile 640 arasında bir tarih geldi. Bu önemli bir tarih aralığı. Bu tarihlerde İstanbul’a Trakya üzerinden gelen ciddi saldırılar var. Traklar, Bulgarlar ve Avarlar saldırıyor. 626’da da ciddi bir Avar saldırısı var. Bizim bu kazı yaptığımız unguentariumların bulunduğu alanda çok büyük bir yapı grubu var. Bu yapı grubunun tamamı neredeyse bir saldırı sonucu ortaya çıkan yangınla çökmüş. Ve unguanteriumlar da bu yangın tabakasının altında kalmış. Avar saldırısına kanıt da olabilir diye düşünüyoruz. Çünkü tarihi veriler, İstanbul çevresinde, yakınlarında ki bu saldırılardan söz ederken arkeolojik kanıtları yoktu. Bu netleşirse Avar saldırısına ait ilk arkeolojik veri olarak da Bathonea kazıları İstanbul tarihine bir sayfa daha eklemiş olacak.”

Bathonea’daki kazılarda geçmiş yıllarda M.Ö. 7000’li yıllara ait Avrupa’daki en eski tarımsal faaliyetlerin izleri, M.Ö. 2000’li yıllarda yaşamış Hitit izleri tespit edilmişti. Bathonea Limanlarının MS. 9-11’inci Yüzyıllar arasında Vikingler tarafından kullanıldığı da anlaşılmıştı.

Okunduktan sonra ağaç olan kitap yayımlandı

zxz07.10.2016

Arjantin’de ağaçlardan elde edilen kitaplar yeniden ağaç olabilsin diye inanılmaz bir kitap yapıldı. “Mi Papá Estuvo en la Selva” (Babam Ormandaydı) adlı çocuk kitabı okunduktan sonra ekilebiliyor ve birkaç hafta içinde ağaç oluyor.

Ekilebilir kitap projesi 8-12 yaş arası çocuklara doğal kaynakların önemini anlatabilmek için tasarlanmış. Aynı zamanda, ekolojik mürekkep ve asitsiz kağıt kullanılarak hazırlanmış.

Projenin bir diğer amacı da kitapların da çocuklarla beraber büyüyebileceğini göstermek. Bir kitabı ekme işi, insanları çevre konusunda duyarlı olmak konusunda cesaretlendiren, olan duyarlılığı ve farkındalığı artıran bir eylem.

booksfromtrees-5

edebiyathaber.net 

‘Ruh halim neyse duvara o yansır’

031020161603108831117_203.10.2016

İzmir’in Çeşme ilçesindeki Türkiye’nin ilk ‘slow food’ köyü ilan edilen Germiyan’da çobanlık ve çiftçilik yapan 54 yaşındaki Nuran Erden, 1.5 yıldır köy evlerinin duvarlarına resim çiziyor.

Slow food ilan edilen köyde kafe işleten Erden, ilk resimlerini kafesinin tahta sandalyelerine çizdi. İlgi üzerine evlerin duvarlarını tuval haline getirdi. Sabah koyunlarını otlatan öğleden sonra duvarlara resim çizen Erden, “Evlerin içi köylülerin ama duvarları benim. Yaptıklarımın beğenilmesi beni mutlu ediyor” dedi.

Endüstriyel üretime karşı küçük üreticileri ve doğal gıdayı ön plana çıkaran slow food hareketinin Türkiye’deki ilk ‘slow food’ köyü seçtiği Çeşme Germiyan’da sokak sanatçısı Nuran Erden, çocukluğundan itibaren resme büyük tutkuyla bağlandı. Lise eğitiminden sonra meslek yüksekokulunda halı dokumacılığı eğitimi alan Erden, boş kağıtlara çizdiği resimlerini bu kez ilmek ilmek halılara dokudu. Çobanlık ve çiftçilik yapan Erden’in hayatı annesinin ölmesiyle değişti. Slow food ünvanı elde eden köyde evinin bahçesine kafe açmaya karar verdi. Ancak kafesinde sıradan plastik sandalyeler yerine tahtadan yaptırdığı sandalyeleri kullandı. Bu tahta sandalyelerin, üzerlerine doğada gördüğü çiçeklerini motiflerini çizen Nuran Erden, bunların büyük beğeni toplamasıyla ilk olarak kendi evinin duvarlarına çiçek motifleri ve içinden geldiği gibi resimler yaptı. Çocukluğundan bu yana içinde büyüttüğü resim tutkusuyla, fırça ve boyayla, büyük duvarlara hayat vermeye başladı. Kendi evinden sonra komşularının derken hemen köyün tamamındaki evlerin duvarlarına sahiplerinin isteği üzerine içinden geldiği gibi resim yaptı. Hem köylüler, hem de ziyarete gelenlerin hayran kaldığı manzaraları, sosyal medya hesaplarından paylaşması üzerine Nuran Erden, kısa sürede sokak sanatçısı olarak tanınmaya başladı.

ANKARA GARI’NDA ÖLENLERİ ÇİZDİĞİ AĞLAYAN ÇİÇEKLERLE ANLATTI

Nuran Erden, duvarına resim yapması istediği köylülerinden tek istediği ise kireçle tüm duvarın beyaza büründürülüp temizlenmesi oldu. İçinden geldiği gibi o günkü ruh haline göre çizimler yaptığını söyleyen Nuran Erden’in en dikkat çeken resimlerinden bir tanesi, 10 Ekim 2015 tarihinde 100’den fazla kişinini bombalı terör saldırısında hayatını kaybetmesini çizdiği ‘Ağlayan çiçekler’le anlattı. Saldırıda hayatını kaybedenleri çiçekten gözyaşı akıtarak betimledi.

“RUH HALİM NEYSE DUVARA O YANSIR”

Resimleri büyük ilgi gören Nuran Erden, kafe işletmeciliğinin yanı sıra hala çobanlık yapıyor her sabah koyunlarını kendi otlatıyor. 1.5 yıldır resimlerini doğaçlama yapan ve şablon kullanmayan Erden, şunları söyledi:

“Canım sıkılınca, vaktim olunca alıyorum boyamı, fırçamı geçiyorum duvarın başına. Resimlerimi doğaçlama, şablonsuz yapıyorum. Ruh halim neyse o duvardaki resimlerde ortaya çıkıyor. Küçüklükten beri defterlerin kenarına bile çiçek resmi yapardım. Çiftçilik, çobanlık hala yapıyorum. Gördüklerim, esinlendiklerim de hep doğaya dair. Köylülerimiz, görmediği şeyi hayal edemediler. Resimleri hayal edemediler. Önce olumlu değillerdi artık hemen herkes evlerinin duvarına resim yapmamı istiyor ama tek şartım duvarını badana etmeyene resim yapmam.”

Klasik Türk motiflerini de sevdiğini bunları da duvar resimlerinde kullandığını ifade eden Nuran Erden, “En çok mavi beyaz renklerini seviyorum. Çünkü mavi Akdeniz rengi. Akdeniz ülkelerinde de hakim olan renk mavi beyazdır. Artık köydeki evlerin içi sahiplerinin, duvarları benim. Resimlerimi gördükçe çok seviniyorum. Boş duvarlara bakmak yerine çiçeğe ağaca bakmak daha güzel. İnsana mutluluk veriyor. Eminim dışarıdaki insanlara da mutluluk veriyordur” dedi. Nuran Erden, köyü ziyarete gelen vatandaşların da kendisini sıklıkla ziyaret ettiğini ve nasıl resim yaptığını öğrenmeye çalıştığını da anlattı. Köylüler ise sokak sanatçılarının duvarlarını boyamasından büyük mutluluk duyduklarını evlerinin sokaklarının güzelleştiğini söyledi.