Category Archives: Kültür-Sanat

Galataport kapsamında tarihi Paket Postahanesi de yıkıldı

Galataport projesi inşaatı nedeniyle iş makineleriyle yıkılan Tarihi Karaköy Yolcu Salonu’nun ardından, yolcu salonunun komşusu olan ve birinci derece tarihi bina olan Paket Postanesi de aynı proje kapsamında yıkıldı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 02. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

alataport projesi kapsamında Tarihi Karaköy Yolcu Salonu’nun ardından, birinci derece tarihi bina olan Paket Postanesi de yıkıldı. Tescilli binaların yıkımı ve inşaatın çevreye zarar verdiği iddialarına yönelik basın toplantısı düzenleyen Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi, kendi binasının da yer aldığı Kemankeş Caddesi’nde çatlaklar ve çevre binalarda hasarlar oluştuğunu söyledi. Oda temsilcileri bu konuda gerekli önlem ve tedbir almayan sorumlu yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.


GALATAPORT TARİHİ PAKET POSTAHANESİNİ DE YUTTU

Doğuş Grubu ve Bilgili Holding ortaklığıyla yürütülen Galataport projesi kapsamında Türkiye’nin ilk modern deniz yolcusu uğurlama ve karşılama salonu Karaköy Yolcu Salonu yıkılarak, küçük bir kısmı ayakta kalmıştı. Karaköy ve Tophane arasında uzanacak Galataport projesi kapsamında ‘Paket Postahanesi de yıkıldı. Sahil boyunca uzanan ince uzun binanın denize bakan ön cephe duvarı ile kısa yan duvarları ayakta bırakıldı. Şantiye sebebiyle panolarla kapatılan inşaat çalışmaları yükseğe çıkıldığında görülüyor. İş makinalarının çalıştığı alanda, zemine beton enjekte ediliyor.


Paket Postahanesi’nin koruma grubu 5 Mart 2015 tarihinde birinci derece olarak belirlenmişti. İstanbul 2 No’lu Koruma Kurulu 9 Haziran 2016 tarihinde “Paket Postanesinde gerekli güçlendirmeler ve yapısal müdahaleleri gerçekleştirdikten sonra”, İstanbul Modern Müzesi’nin buraya taşınmasının uygun olduğunu belirtmişti.


MİMARLAR ODASI: ÇEVRE BİNALARDA HASAR VE ÇATLAKLAR VAR

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, Karaköy Salıpazarı Limanı’nda devam eden Galataport projesi nedeniyle tescilli binaların yıkımı ve inşaatın çevreye zarar verdiği iddialarına yönelik basın toplantısı düzenledi. Kemankeş Caddesi’nde çatlaklar ve çevre binalarda hasarlar oluştuğunu, yol seviyesinin yükselerek kaldırım hizasına ulaştığını belirten oda temsilcileri bu konuda gerekli önlem ve tedbir almayan sorumlu yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunduklarını açıkladı.

Mimarlar Odası Büyükkent Şube Başkanı Sami Yılmaztürk ve Şube ÇED Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Yapıcı, Karaköy Limanı’nın planlarda kruvaziyer liman alanı olarak görülmesine rağmen, alanda 5 yıldızlı otellerin yapıldığını söyledi. Projenin planlarını basına gösteren Yapıcı, “Zemin üstü tamamen alışveriş merkezi ve ofis bloklarına ayrılmış, gümrük ve ulaşım dahil tüm liman faaliyetleri bodrum katlara atılmıştır” dedi.


“ÇEVRE BİNALARDA ÇATLAK, KAYMA VE DEFORMASYONLAR OLUŞUYOR”

Proje alanı içinde çakılan kazıkların ve enjekte edilen betonun, komşu binaların zemin katlarından ve yollardan fışkırdığı iddiasında bulunan Yapıcı, “Alt yapı sistemlerinin, çevre binaların fiziksel bütünlüğünü tehdit edecek biçimde zemin morfolojisi bozulmakta başta Kemankeş Caddesi olmak üzere inşaattan etkilenen bölgede ciddi çatlak, kayma ve deformasyonlar oluşturmaktadır” dedi.

Geçtiğimiz günlerde yıkılan Karaköy Yolcu Salonu’na da değinen Yapıcı, “1940’larda inşa edilmiş erken Cumhuriyet döneminin özgün yapılarından Karaköy Yolcu Salonu’nun yıkılmasına neden olan Galataport projesinin içerdiği fonksiyonlar itibariyle yarattığı ve yaratacağı tahribat son derece ciddi boyutlara varmış durumdadır” diye konuştu. Paket Postanesi’nin de yıkım kararı olmadan güçlendirilerek korunmasına dair raporlar bulunmasına rağmen dış duvarları hariç yıkıldığını ifade eden Yapıcı, aynı şekilde tescili bulunan Merkez Rıhtım Han binasının da benzer bir uygulamaya maruz kaldığını ifade etti.

PAKET POSTAHANESİNİN TARİHİ

‘Eski Paket Postahanesi’ 1892’de başlayan Galata Rıhtım inşaatı sürecinde, 1907-1911 yılları arasında Gümrük binası olarak inşa edildi. Boğaz ile Kemankeş Caddesi arasında ince, uzun bir yapı şeklinde uzanan bina, daha sonra günümüzün kargo şirketlerine benzer bir şekilde sadece paket kabul eden ve gümrük işlemi yapan bir işlev kazandı. Erken dönem betonarme bina örneklerinden olan binanın arduvaz kaplamalı kubbesi bulunuyordu. Binanın üzerindeki kubbeli mekan yapıldığı dönemin oldukça ileri yapım teknikleri kullanılarak inşa edilmişti. Kubbenin üst örtüsünde ahşap kaplama üzerine arduvaz kullanılmıştı.

Yaşar Kemal unutulmadı…

Eserleriyle ölümsüzleşen Yaşar Kemal, ikinci ölüm yıl dönümünde unutulmadı. Edebiyatın koca çınarı Yaşar Kemal için Leyla Gencer Opera ve Sanat Merkezi’nde anma töreni düzenlendi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 28. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

aşar Kemal Vakfı ve Folklor Kurumu’nun katkılarıyla gerçekleşen anma töreni Yaşar Kemal’in hayattayken kendisinin seslendirdiği ‘O Yar Gelir’ türküsüyle başladı. Sanat koordinatörlüğünü İlhan Gülek’in yaptığı etkinlikte Kardeş Türküler grubu sahne aldı. Yaşar Kemal anısına Türkiye’ye ait her dil ve bölgeden şarkıların seslendirildiği konserde Sabahat Akkiraz da konuk sanatçı olarak yer aldı.

 

 

EŞİ GÖZYAŞLARINI TUTAMADI

Anma töreninde Yaşar Kemal’in eşi Ayşe Semiha Baban da vardı. Baban, teşekkür konuşması sırasında gözyaşlarını tutamadı. Baban “Kardeş Türküler Barış Ödülü aldığı gece onlardan bir söz istemişti. Bana bir daha şarkı söyleyeceksiniz demişti. Ve siz bu gece söylediniz” dedi.

SOSYAL MEDYADA DA EN ÇOK YAŞAR KEMAL KONUŞULDU
Usta edebiyatçı Yaşar Kemal’in fotoğrafları ve sözleri de sosyal medyanın gündemi oldu. Sevenleri Yaşar Kemal’i, hafızalardan silinmeyen sözleriyle yad etti.

Gazeteci-yazar İrfan Değirmenci, Yaşar Kemal’i, “Zulme sessiz kalan bir gün zulme uğrar. Haksızlığa karşı durmak, insanın onurudur” sözlerini paylaşarak andı.

Usta yazar Sunay Akın’da Yaşar Kemal anısına şu notu paylaştı:

“Anadolu’da Ağrı Dağı ne ise, edebiyatımızda da Yaşar Kemal odur… Sevgili hocama ölüm yıl dönümünde sonsuz saygı, sevgi ve hiç dinmeyen özlemle… (Yaşar Kemal’in elinde tuttuğu tahtadan yapılan oyuncak bir gemidir… Elbette Nuh’un Gemisi…)”

 

 

Yaşar Kemal’in edebiyatımıza kazandırdığı eserler…

Öykü

Sarı Sıcak, 1952

Bütün Hikâyeler, 1975.

Roman

İnce Memed, 1. cilt, 1955; 2. cilt,1969; 3. cilt, 1984; 4. cilt, 1987

Teneke, 1955

Orta Direk, 1960

Yer Demir Gök Bakır, 1963

Ölmez Otu, 1968

Akçasazın Ağaları / Demirciler Çarşısı Cinayeti, 1974

Akçasazın Ağaları / Yusufcuk Yusuf, 1975

Yılanı Öldürseler, 1976

Al Gözüm Seyreyle Salih, 1976

Allahın Askerleri, 1978

Kuşlar da Gitti, (uzun öykü) 1978

Deniz Küstü, 1978

Hüyükteki Nar Ağacı, 1982

Yağmurcuk Kuşu / Kimsecik I, 1980

Kale Kapısı / Kimsecik II, 1985

Kanın Sesi / Kimsecik III, 1991

Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana, 1997

Karıncanın Su İçtiği, 2002

Tanyeri Horozları, 2002.

Çıplak Deniz Çıplak Ada, 2012

Tek Kanatlı Bir Kuş, 2013

Şiir kitapları

Bugünlerde Bahar İndi, 2010

Destansı Roman

Üç Anadolu Efsanesi, 1967

Ağrıdağı Efsanesi, 1970

Binboğalar Efsanesi, 1971

Çakırcalı Efe, 1972.

Röportaj

Yanan Ormanlarda 50 Gün, 1955

Çukurova Yana Yana, 1955

Peribacaları, 1957

Bu Diyar Baştan Başa, 1971

Bir Bulut Kaynıyor, 1974

Röportaj Yazarlığında 60 Yıl, 2011

Çocuklar İnsandır, 2013

Neredesin Arkadaşım, İst.: YKY, 2014

Yağmurla Gelen, İst.: YKY, 2014

Deneme-Derleme

Ağıtlar, Adana: Halkevi, 1943

Taş Çatlasa, İst.: Ataç, 1961

Baldaki Tuz, (1959-74 gazete yazıları) İst.: Cem, 1974

Gökyüzü Mavi Kaldı, (halk edebiyatından seçmeler, S. Eyüboğlu ile)

Ağacın Çürüğü: Yazılar-Konuşmalar, (der. Alpay Kabacalı) İst.: Milliyet, 1980

Yayımlanmamış 10 Ağıt, İst.: Anadolu Sanat, 1985

Sarı Defterdekiler: Folklor Derlemeleri, (haz. Alpay Kabacalı) İst.: Yapı Kredi, 1997

Ustadır Arı, İst.: Can, 1995

Zulmün Artsın, İst.: Can, 1995.

Binbir Çiçekli Bahçe, İst.: YKY, 2009.

Bu Bir Çağrıdır, İst.: YKY, 2012.

Sinemaya uyarlanan eserleri

Yaşar Kemal’in edebiyatımıza kazandırdığı pek çok eserin yanı sıra bazı yapıtları sinemaya da uyarlanmıştı.

Beyaz Mendil, 1955, Yön: Lütfü Akad

Namus Düşmanı, 1957, Yön: Ziya Metin

Alageyik, 1959, Yön: Atıf Yılmaz

Karacaoğlan’ın Sevdası, 1959, Yön: Atıf Yılmaz

Ölüm Tarlası, 1966, Yön: Atıf Yılmaz

Ağrı Dağı Efsanesi, 1974, Yön: Memduh Ün

Yılanı Öldürseler, 1981, Yön: Türkân Şoray

İnce Memed, 1984, Yön: Peter Ustinov

Yer Demir Gök Bakır, 1987, Yön: Zülfü Livaneli

SAYISIZ ÖDÜLE İMZA ATTI

Yaşar Kemal, 1923’te Osmaniye’nin Kadirli ilçesine bağlı Hemite köyünde, Van Gölü yakınlarındaki eski adı Ernis olan Ünseli köyünden Birinci Dünya Savaşı’ndaki Rus işgali yüzünden göç etmek zorunda kalan Halime-Sadık çiftinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Nüfus cüzdanına ancak ilkokulda sahip olabilen Yaşar Kemal’in doğum tarihi kayıtlara 1926 olarak geçti. Küçük yaşlarda ozanların anlattığı efsaneler, okudukları şiirler Yaşar Kemal’i derinden etkiledi. Küçük yaşına rağmen ozanlara öykünerek türküler, şiirler söylemeye başladı. Kendisiyle atışan görme engelli Aşık Ali’nin “Sen bu yaşta bu kadarsan sonunda Karacaoğlan gibi olacaksın” sözleri onu çok mutlu etti.

İlk olarak 1951-63 arasında Cumhuriyet gazetesinde fıkra ve röportaj yazarı olarak çalışan Kemal, burada “Yaşar Kemal” ismini kullandı.1952’de ilk öykü kitabı “Sarı Sıcak”ı, 1955’te ise bugüne dek 40’tan fazla dile çevrilen romanı “İnce Memed”i yayımladı. 1962’de girdiği Türkiye İşçi Partisi’nde genel yönetim kurulu üyeliği ve merkez yürütme kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. Yazıları ve siyasi etkinlikleri dolayısıyla birçok kez kovuşturmaya uğradı. 1967’de haftalık siyasi dergi Ant’ın kurucuları arasında yer aldı. 1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı ve 1974-75 arasında ilk genel başkanlığını üstlendi. 1988’de kurulan PEN Yazarlar Derneği’nin de ilk başkanı oldu. Roman ve öykülerinde çoğunlukla Çukurova’da yaşanan insan dramlarını işledi. Büyük ün kazanan ‘İnce Memed’ romanı 40 dile çevrilirken, büyük dünya yazarları arasında yer aldı. ‘İnce Memed’in de aralarında bulunduğu 9 eseri filme çekildi.

Kemal hayatı boyunca Fransa Kültür Bakanlığı tarafından verilen Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı’nın da aralarında bulunduğu birçok ödül aldı.

1955 Gazeteciler Cemiyeti Başarı Armağanı (“Dünyanın En Büyük Çiftliğinde Yedi Gün” adlı röportaj dizisi ile)

1956 Varlık Roman Armağanı (İnce Memed ile)

1966 İlhan İskender Armağanı (Teneke’den aynı adla uyarlanan oyunu ile)

1966 Uluslararası Nancy Tiyatro Festivali Birincilik Ödülü (‘Yer Demir Gök Bakır’ romanından Nihat Asyalı’nın sahneye uyarladığı, Yılmaz Onay’ın sahneye koyduğu ‘Uzun Dere’ oyunu ile. Türkiye ödülü, Brezilya ile paylaştı)

1974 Madaralı Roman Armağanı (Demirciler Çarşısı Cinayeti ile)

1977 Fransa Eleştirmenler Sendikası En İyi Yabancı Roman Ödülü (Yer Demir Gök Bakır ile)

1978 Fransa’da En İyi Yabancı Kitap Ödülü (Ölmez Otu ile)

1979 Fransa ‘Büyük Jüri’ En İyi Kitap Ödülü (Binboğalar Efsanesi ile)

1982 Uluslararası Cino Del Duca Ödülü

1984 Fransız Legion d’Honneur Ödülü Commandeur payesi

1984 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü

1985 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü

1986 Orhan Kemal Roman Ödülü (Kale Kapısı ile)

1988 TÜYAP Kitap Fuarı Halk Ödülü

1988 Fransa Kültür Bakanlığı Commandeur des Arts et des Lettres Nişanı

1991 Fransa Strasbourg Üniversitesi Onur Doktorası

1992 11. TÜYAP Kitap Fuarı Onur Yazarı

1992 Antalya Akdeniz Üniversitesi Onur Doktorası

1993 Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü

1994 Mülkiyeliler Birliği Rüştü Koray Armağanı

1995 Morgenavissen Jylaand-Pösten Ödülü (Danimarka)

1996 Türkiye Yayıncılar Birliği Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü

1996 Kanın Sesi ile Akdeniz Yabancı Kitap Ödülü (Perpignan, Fransa)

1996 VIII Katalunya Uluslararası Ödülü (Barcelona, İspanya)

1996 Lillian Hellman/Dashiell Hammett Baskıya Karşı Cesaret Ödülü, İnsan Hakları İhlallerini İzleme Örgütü, (New York)
1997 Toplu eserleri için Premio Internazionale Nonino Ödülü, İtalya

1997 Kenne Vakfı Düşünce ve Söz Özgürlüğü Ödülü (Uppsala, İsveç)

1997 Norveç Yazarlar Birliği ödülü, Wole Soyinka ile ortak

1997 Frankfurt Kitap Fuarı Alman Yayıncılar Birliği Ödülü

1998 Frei Üniversitesi Berlin Fahri Doktora

1998 Bordeaux Yayıncılar Birliği Yabancı Edebiyat Ödülü

2002 Bilkent Üniversitesi Fahri Doktora

2003 Z. Homerus Şiir Ödülü

2003 Savanos Ödülü (Selanik)

2003 Türkiye Yayıncılar Birliği Yayıncılık Emek Ödülü

2008 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük ödülü

2009 Çukurova Üniversitesi, Fahri Doktora

2011 Légion d’honneur

2013 Krikor Naregatsi Nişanı

2014 Beyaz Martı Edebiyat Ödülü

14 Ocak 2015 günü İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırılan Kemal’in doktorları yaptıkları açıklamalarda; akciğer enfeksiyonu ve ritm bozukluğunun yanında çoklu organ yetmezliği yaşadığını söyledi. Kemal, hastaneye yattıktan 45 gün sonra 28 Şubat 2015’de hayatını kaybetti.

UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde BulunanTopkapı’daki Tarihi Surlara Portatif Çatılı Düğün Salonu

Fatih Belediyesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Topkapı’daki tarihi surlara 3 metre yüksekliğinde açılıp kapanabilen portatif çatı yerleştirerek düğün salonu açtı.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 27. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

atih Belediyesi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Topkapı’daki tarihi surlara portatif çatı yerleştirerek düğün salonu açtı. Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu 12 Mayıs 2016’da yüzlerce yıllık tarihi surlara ‘nitelikli portatif örtü’ sistemi kurulabileceğine karar verdi. Bunun üzerine Fatih belediyesi, surlara 3 metre yüksekliğinde açılıp kapanabilen bir çatı monte etti.

Hürriyet’ten İdris Emen’in haberine göre, kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu yüzlerce yıllık tarihi surlara ‘nitelikli portatif örtü’ sistemi kurulabileceğine karar verdi.

Fatih Belediyesi de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan tarihi surlara çatı monte edip, düğün salonu açtı. Belediye’ye göre, Koruma Kurulu kararıyla monte edilen çatının surlara hiçbir zararı yok.

Sistemin surlara zarar vermediğini savunan Fatih belediyesi tarafından yapılan açıklamada “Yapılan uygulamanın, sur duvarları ile hiçbir şekilde teması yoktur ve kurul kararına uygun olarak yapılmıştır” dendi.

Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ‘nitelikli portatif örtü’ izni vermesi üzerine surlara monte eden çatı için belediye “Yapılan uygulamanın, sur duvarları ile hiçbir şekilde teması yoktur ve kurul kararına uygun olarak yapılmıştır” açıklamasında bulundu.

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi ise miras alanının kimliğiyle ilgisiz bir kullanım olduğunu vurguladı ve ekledi: “Bu tarihi doku düğün ve benzeri etkinlikler için bir ‘konsept’ malzemesi olarak pazarlanmaktadır.”

Monte edilen çatının görüntülenmesi ve basına yansıması sonrası sosyal medyadan da tepkiler yükseldi…

‘DUVARLARA TEMAS YOK’
Söz konusu açılır kapanır çatının surlara zarar vermediğini savunan Fatih Belediyesi’nden konuyla ilgili yapılan açıklamada, “Yapılan uygulamanın, sur duvarları ile hiçbir şekilde teması yoktur ve kurul kararına uygun olarak yapılmıştır” ifadeleri kullanıldı

‘ÇİRKİN BİR GÖRÜNTÜ’

Belediyenin CHP’li meclis üyesi Fazıl Uğur Soylu ise, “Surların bitişiğinde bulunan sosyal tesis için inşa edilen hareketli çatıyı inceledim. Duvarlara monte edilmemiş. Ancak çirkin bir görüntü ortaya çıkmış. Surların dışından da görünüyor. Bu konuyla ilgili şikâyette bulunacağız” diye konuştu.

‘MİRAS ALANININ KİMLİĞİYLE İLGİSİZ’

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi de, portatif çatının tarihi dokuyu bozduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu surlarda uygulanacak her proje surların kimliği göz önüne alınarak uygulanmalıdır. Surlara verilecek işlevler kültür varlığının korunmasına hizmet etmeli ve alanın bütüncül olarak algılanmasını engellememeli. Topkapı Sosyal Tesisi ise tüm bunların aksine kara surlarının bir bölümünde miras alanının kimliğiyle ilgisiz bir kullanım şekline neden olmakta, bu tarihi doku düğün ve benzeri etkinlikler için bir ‘konsept’ malzemesi olarak pazarlanmaktadır.”

89. Oscar Ödülleri sahiplerini buldu

89. Oscar Ödülleri’ni kazananlar belli oldu. 13 dalda 14 adaylığı bulunan La La Land 6 ödül alırken, “En İyi Film” ödülünün önce La La Land’e, bir süre sonra ise yanlışlık yapıldığı belirtilerek Moonlight’a verilmesi geceye damgasını vurdu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 27. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

BD’nin Los Angeles kentindeki Dolby Theatre’da düzenlenen, komedyen Jimmy Kimmel’ın sunduğu törende, sinema dünyasının en prestijli ödülü “Oscar” sahiplerini buldu. Moonlight “En İyi Film” ödülünü alırken, “En İyi Yönetmen” ödülüne La La Land filminin yönetmeni Damien Chazelle layık görüldü. “En İyi Kadın Oyuncu”ödülünü Emma Stone, “En İyi Erkek Oyuncu”ödülünü ise Cassey Affleck kazandı.

“En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” seçilen Mahershala Ali, bu dalda Oscar kazanan ilk Müslüman oyuncu olurken, Damien Chazelle de Oscar tarihinde ödül kazanan en genç yönetmen unvanını elde etti.

20 kez ile Oscar’a en çok aday gösterilen kadın oyuncu olan Meryl Streep ise daha önce 3 kez kazandığı ödüle bu yıl ulaşamadı.

“ARTIK BİZDEN NEFRET EDEN 225 ÜLKEDE İZLENİYORUZ”

Kırmızı halı geçiş töreni sonrası Justin Timberlake’in “Can’t Stop the Feeling” performansı ile başlayan gecede sunucu Jimmy Kimmel esprileriyle törene renk katarken, ABD’nin yeni başkanı Donald Trump’ı eleştiren yorumlarıyla da dikkati çekti. Kimmel, “Şu anda bu yayını dünyada milyonlarca insan canlı izliyor. Artık bizden nefret eden 225 ülkede izleniyoruz. Bu harika bir şey. Ülke şu anda bölünmüş vaziyette. Çok fazla tavsiye aldım. ‘İnsanları birleştirmen, insanları bir araya getirecek bir şeyler söylemen lazım’ dediler. Ben bunu yapamam. Bu salonda tek bir ‘Cesur Yürek’ var, o da bizi birleştirmeyecek. Başkan Trump’a teşekkür etmek istiyorum. Geçen sene Oscarlar ırkçı gibi gözüküyordu. Artık onun sayesinde böyle bir şey yok. Filmler için ne kadar harika bir yıl. Siyahiler Nasa’yı, beyazlar da cazı kurtardı. İlerleme dediğiniz budur işte” ifadelerini kullandı.

KIMMEL, TÖREN SIRASINDA TRUMP’A TWEET ATTI

Jimmy Kimmel, ödül töreninin başlamasından yaklaşık iki saat sonra tekrar Donald Trump’tan bahsederek, “2 saati geçti hala Donald Trump bize bir kere tweet atmamış. Endişelenmeye başlıyorum, iyi mi acaba” dedi ve tören sırasında Trump’a, “Uyanık mısın” şeklinde tweet attı. Kimmel daha sonra Donald Trump’a, “Meryl selam söylüyor” diye tweet gönderdi ve salonda kahkaha sesleri yükseldi. Bu tweetler kısa süre içerisinde binlerce kez retweet edildi.

“GELMEME SEBEBİM, ÜLKEMİN İNSANLARINA DUYDUĞUM SAYGI VE SAYGISICA DAVRANILAN DİĞER 6 ÜLKENİN İNSANINA OLAN SAYGIM”

“Yabancı Dilde En İyi Film” ödülünü İran yapımı “The Salesman” kazanırken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Müslüman ülkerin vatandaşlarına uyguladığı vize yasağı nedeniyle Oscar törenine katılmama kararı alan İranlı yönetmen Ashgar Farhadi adına ödülü Anousheh Ansari aldı. Ödülü aldıktan sonra Farhadi’nin yazısını okuyacağını belirten Ansari, şunları söyledi:

“Bu değerli ödülü ikinci kez almak büyük bir onur. Bu gece sizlerle olmadığım için özür dilerim. Gelmeme sebebim, ülkemin insanlarına duyduğum saygı ve saygısıca davranılan diğer 6 ülkenin insanına olan saygım. Sinemacılar kameralarını ortak insani değerlere çevirebilir ve farklı ülkeler, uluslar ve dinlerle ilgili önyargıları yıkabilir. Empatiye her zaman olduğundan daha fazla ihtiyacımız var.”

“EN İYİ FİLM” ÖDÜLÜ EL DEĞİŞTİRDİ

İlk olarak “En İyi Film” ödülünü La La Land’in kazandığı açıklanırken, film ekibi sahneye çıktı ve teşekkür konuşması yapıldı. Ancak bir süre sonra yanlışlık yapıldığı belirtilerek Moonlight’ın “En İyi Film Ödülü” kazandığı açıklandı. Büyük şok yaşayan La La Land ekibi, Oscar ödülünü sahneye gelen Moonlight ekibine teslime etti.

89. Oscar Ödülleri’ni kazananlar şöyle:


-En İyi Film-

Moonlight


-En İyi Yönetmen-

Damien Chazelle – La La Land


-En İyi Erkek Oyuncu-

Cassey Affleck – Manchester By The Sea


-En İyi Kadın Oyuncu-

Emma Stone – La La Land


-En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu-

Mahershala Ali – Moonlight


-En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu-

Viola Davis – Fences


-En İyi Animasyon Filmi-

Zootopia

-En İyi Özgün Senaryo-

Manchester by the Sea – Kenneth Lonergan

-En İyi Uyarlama Senaryo-

Barry Jenkins & Tarell Alvin McCraney – Moonlight


-Yabancı Dilde En İyi Film-

The Salesman (İran)


-En İyi Belgesel Film-

O.J.: Made in America – Ezra Edelman ve Caroline Waterlow

-En İyi Kısa Belgesel Film-


The White Helmets


-En İyi Kısa Film-

Sing


-En İyi Kısa Animasyon Filmi-

Piper


-En İyi Film Müziği-

La La Land – Justin Hurwitz

-En İyi Özgün Şarkı-

“City of Stars” – La La Land (Justin Hurwitz, Benj Pasek, Justin Paul)

-En İyi Ses Kurgusu-

Arrival – Sylvain Bellemare


-En İyi Ses Miksajı-

Hacksaw Ridge – Kevin O’Connell, Andy Wright, Robert Mackenzie ve Peter Grace


-En İyi Prodüksiyon Tasarımı-

La La Land – Sandy Reynolds-Wasco ve David Wasco

-En İyi Sinematografi-

La La Land – Linus Sandgren


En İyi Makyaj ve Saç Tasarımı

Suicide Squad – Alessandro Bertolazzi, Giorgio Gregorini ve Christopher Nelson


-En İyi Kostüm Tasarımı-

Fantastic Beasts and Where to Find Them – Colleen Atwood


-En İyi Film Kurgusu-

Hacksaw Ridge


-En İyi Görsel Efekt-

The Jungle Book – Robert Legato, Adam Valdez, Andrew R. Jones ve Dan Lemmon

‘Gülmeyi ertelemenin de bir vakit kaybı olduğunu düşünürüm’

 Movie Get Out (2017)

Cem Yılmaz ve ressam Taner Ceylan, 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin “İyileştiren Şeyler” temalı etkinliklerinden “Küçük Sohbetler”in konukları oldu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 20. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

u yıl “İyileştiren Şeyler” teması altında gerçekleştirilen 16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali kapsamındaki “Küçük Sohbetler” programında dün Bomontiada’da “Kahkaha ve Estetik” başlıklı sohbet toplantısı yapıldı. Toplantıya konuşmacı olarak katılan Cem Yılmaz ve hipergerçekçi resimleriyle dünyaca tanınan sanatçı Taner Ceylan, komediden estetiğe pek çok konuyu konuştu.

“KOMEDYENİN ARKADAŞI AZDIR”

Sohbete, komedinin seyirciyle üretilen bir şey olduğunu söyleyerek başlayan Cem Yılmaz, komedyen olmanın zorluklarını şu sözlerle anlattı:

“Komedide espriyi biz beraber üretiyoruz. Esprinin muhatabı olduğu zaman seyirci hiç zevk almıyor. Bu işin kuralı budur. Seyirci, şakanın kurbanı olmak istemiyor, irdelediğin şey olmak istemiyor; modelin olmak istiyor. Mesela, teman bağnazlıksa, bunu dinliyor ve diyor ki, ‘Bu ben değilim, yanımdaki’. Hepimiz öleceğiz diyorum, ‘Tamam ama bu ben değilim ki, kesin yanımdaki gidecek’. Komedyenin bu anlamda arkadaşı da az. Hayat daha pamuk ipliğine bağlı diğer mesleklere göre.”

“GÜLMEYİ ERTELEMENİN VAKİT KAYBI OLDUĞUNU DÜŞÜNÜRÜM”

Gülmenin bir savunma meselesi olması konusunda da konuşan Yılmaz, “Ben her şeye gülmem diyen insanlar vardır ya nereden biliyorsun ki? Vücut bir kere bunu istemsiz bir şekilde yapıyor zaten. Bu tür beğenilerle ilgili kendimizi bir yere koymamız da çok acayip. Mesela nelere gülüyoruz sorusunun cevabını ararken aslında bir sürü sorunun da cevabını arıyoruz. Ben kendim bu sorunun cevabını şöyle cevaplamayı tercih ediyorum: Her şeye gülerim. Çünkü bu köklü bir tercih. Kökünde her şeye şüpheyle yaklaşmak ve her şeyi çok da ciddiye almamak var. Gülmeyi ertelemenin de bir vakit kaybı olduğunu düşünürüm” dedi.

“‘BOKSÖRLER’ BİZİ ANLATIYORDU”

Taner Ceylan da, tebessümle gülen insanları resmeden ender ressamlardan biri olduğunu ifade ederek, şunları söyledi:

“Estetikle benzeştiği noktada neyi güzel bulurum ya da neyi güzel bulmazsın, belki orada ortaklaşıyoruz. Mesela ben tebessümle gülen insanları resmeden ender ressamlardan birisiyim. Hep şunu savunmuşumdur: İyi hissetmek istiyorum, bakınca iyi hissetmek istiyorum. Genelde mutluluk üstüne çok resmim var. Mesela ‘Boksörler’ serisinin altına baktığında da o arayışı görebilirsin. İki boksör: İlkinde direniş var, ikinci yaptığım boksör ise direnmeyi bırakan boksör. Genel ruh halimizle çok ilgili bir şeydi. Direnmeyi bırakmış, bir yumrukluk hakkı kalmış. İki haldi o, iki halimdi. İki halimizdi yani.”

“POPÜLER OLMAK BÜYÜK PROBLEM”

Ünlü ve popüler olmak konusunda Taner Ceylan, bunun tehlikeler içerdiğini ve bir sanatçı için o sınırı geçmenin yok oluşu da getirebileceğini savunarak, “Bir resmi ya da bir sergiyi yaptıktan sonra o an için o durumla çok da ilgilenmiyorum. Yani tuttu mu tutmadı mı, hakkında yazıldı mı yazılmadı mı… Ben tanınan bir ressamım, ama bunun 10 yıl sonra böyle olmayabileceğinin de farkındayım. Çok az üretmek de bir problem, çok üretmek de, ama popüler olmak en büyük problem bizde. Çünkü benim yüzümün görünmemesi lazım. Ben fiziken işimin önüne geçersem işim için iyi bir şey değil bu. Geçtiğimiz 10 yıla bakarsanız popüler dünyanın, içine çekip, emip yok ettiği yetenekler var. Ama işte, işleri de kötüleşti o süreçte. İşlerinin kalitesi ya da nitelikleri korunsaydı başka bir şey olabilirdi belki ama bizdeki çark daha tehlikeli, çok daha sert, öğütüyor. Dünyada da keza öyle. Mesela Almanların çok önemli bir sanatçısı var, Martin Kippenberger. Artık literatüre ‘Galericilerin ve koleksiyonerlerin öldürdüğü ressam’ olarak geçti” diye konuştu.

“RESİM, HAYATIMDAKİ EN ÖNEMLİ EYLEM”

Ceylan konuşmasına şöyle devam etti:

“Suratımın resmimden öne çıkması en korktuğum şey ama tam bir sınırda görüyorum kendimi, bu sınırı da aşmamayı düşünüyorum. Hayatımdaki en önemli eylem resim. Başka hiçbir şey yok hayatımda. Benim suratım işimden daha çok anılırsa yaptığımın değeri kalmaz ki. Çünkü ben bununla para kazanmıyorum, bununla var olmuyorum, bununla var olmak istemiyorum. Benim elimden çıkan şey, Tanrıyla bağlantımla, evrenle olan bağlantımla tuvale aktardığım şey. Söylemek istediğim, aktarmak istediğim bir durum var. Günde 8-9 saat tuvalin başında, 10 santimlik bir mesafeyle zaman geçirdiğiniz zaman orada oluyorsunuz artık, orada yaşıyorsunuz. O ağacın bir parçası oluyorsunuz, oradaki kumaşın bir deseni oluyorsunuz ve o sizin hayatınız oluyor. Artık ben, ben değilim ve orada yaşayan bir canlıya dönüşüyorum. Benim tuvalde gördüğüm gerçek, bir rüya. Belgesel değil, oradaki gerçekliğin hayattaki gerçeklikle de bir alakası yok. O bir hayal dünyası, o bir kurgu, olmak istediğim bir yer aslında. O yüzden yüzümün görünmesi değil, onun görünmesi önemli.”

!f İstanbul’daki bu sohbetin seyirci önünde görüneceği son etkinlik olduğunu da belirten Ceylan, iki yıl boyunca yeni projesi için atölyesine kapanacağını da söyledi.

“SEVİLMEK DALGALI BİR ŞEY”

Cem Yılmaz, şöhret ve popüler olmakla ilgili şu yorumu yaptı:

“Şöhretten kurtulamazsın, istifa edemeyeceğin bir şey tanıdık olmak. Bazılarının tanıdık olmakla ilgili arzusu oluyor ya, ciddi bir kalabalığın; bir bilinsek, diyorlar. Halbuki onun yüküne dair hiçbir bilgileri yok. Ben sanatçıyım; bir bakkaldan, terziden fazladan ayrıcalıklı bir kimse olmayı sevmiyorum. O dünyada değilim. Bir gün, ‘Nerde o eski alkışlar’ diyen bir adama evrilmek istemem. Çünkü dün gülenler başkaydı, bugün başka. İnsanlar bununla ilgili bir trajedi yaşıyorlar. Bunu kendimden uzaklaştırmaya çalışıyorum, bir ayrıcalık da beklemiyorum. Anlaşılmanın, sevilmenin dalgalı bir şey olduğunu biliyorum. Bununla mücadele etmeyi de bir görev gibi düşünmek yerine mesleğin kendi gerekleriyle ilgili olmasını tercih ederim. Komedinin köklerine inmek, tekniğinle, hızınla, parlaklık, zihinsel aydınlık, bir şeyi bir şeye dönüştürme kabiliyeti, hız… Bunlarla ilgilenmek benim için daha önemli.”

“AĞABEYİMDEN KOMİK OLSAM BANA YETİYOR”

Yılmaz, 90’larda sahneye çıkmaya başladığında anlaşılmadığını, ancak uzun yıllar sonra, “usta komedyen” unvanıyla karşılandığını anlatarak, şunları söyledi:

“Profesyonel komik olmamaya gayret etmek, ‘ne satar’la ilgili fikirden olabildiğince uzak kalmaya çalışmak bir terbiye getiriyor belki insana. Bu sizi belki zorluyor olabilir başında. Çok komik bir şey yaşadım ben mesela mesleki hayatımda. Sahneye ilk çıktığımda beni küçük bir kitle izlemeye başlamıştı. Hani bazen diyorlar ya, tırnak içinde söyleyeyim bunu, ‘Çok da halka hitap etmiyor’ meselesinin tam aksini 20 yıl önce duyuyordum ben. Ben zaten ahaliye hitap etmiyordum ki, sahneye çıktığım yer 50 kişilikti. Hiçbir zaman o kitleye, ‘Hey, işte seveceğiniz komedyen geldi’ falan yapmadım, 50 kişi izliyordu beni zaten. Sonra kendi istekleriyle 100 oldular. Sonra 2 bin kişilik, 5 bin kişilik yerde sahneye çıkmamın sebebi bir revizyonla, bir dönüştürmeyle ilgili olmadı ki. Onlar arzu ettiler izlemeyi. Yani sonrasında üzerinden 20 sene geçtikten sonra şunu duymak elbette komik geliyor. O zaman marjinalken -o zamanın marjinali neyse artık- diyorlardı ki, ‘Bizi ilgilendirmeyen bir şey bu, hoş da değil, güzel de değil. Ne ki şimdi bu? Bir tane çocuk çıkıyor, 22 yaşında, yaptığı şey tiyatro oyunu değil, performans da, bir şey değil, ne ki bu, ne bu ya?’. 1995, 1996, 1997, hala ‘Ne bu ya, ne bu’. 2015 oldu, “Usta komedyen”. 20 sene ‘Bu ne ya’ ile geçti, ‘Ne bu ya’, ‘Ne bu ya’, arada hiçbir şey yok. Tabii unvanla ilgilenmediğim için bu beni ferahlatan bir şey. Ben neticede babamın oğluyum, ne kadar komiksem o kadar komiğim. Elimde bir tane silahım olsa bile bana yeter. Hep şakasını yapıyorum: Ben ağabeyimden komik olsam bana yetiyor. Her zaman da yetmiştir. Veya sizden birazcık daha komik olsam sizden rol çalabilirim.”

“EN BÜYÜK AMACIM SOYUT RESİM YAPMAK”

Taner Ceylan, her zaman soyut resmi çok sevdiğini ve soyut resim yapmak istediğini vurgulayarak, “Çocukluğumdan beri gerçekçi resim yapıyorum. Çocukluğumda bile çocuk resmi yapamadım ben. En büyük amacım da soyut resim yapmak, bir ucundan girmek, ama olmuyor. O başka bir şey. Her ressam soyut resmin arkasında duramaz. Soyut bir resmin arkasında durabilmek, onu savunmak ciddi bir şey” ifadesini kullandı.

“İYİ NİYETE GÜVENMENİN BİR SORUMLULUĞU VAR”

Yılmaz da karikatür çizdiği zamanlardan bir açıklamada bulundu ve şunları söyledi:

“Bir ara karikatür yüksek sanatlarla çok dalga geçti. İçerik olarak ama; çizim olarak değil. Mesela baleyle dalga geçtik, operayla dalga geçtik. Bağlamında dalga geçmedik, başka bir yerde olduğunda dalga geçtik. Bir baletin kostümünün komik görünümüyle, bambaşka bir ortamda komik gelebileceğiyle, ki bunlar doğru tespitler ama biz bunlarla masumane dalga geçerken bunları okuyanlar o yüksek sanatlarla dalga geçiyoruz zannetti ve bunu öyle satın aldı. Mizah dergileri entelektüel birine ‘entel’ yaftasını yapıştırırken, buna bütün kitap okuyanları dahil eden bir kitle yaratıldı, ‘Evet, doğru, entel diyelim onlara’ diyen bir kitle dahil oldu. İşi ‘snop’ edenlerle işini Taner Ceylan gibi çocukça ve masumca yapanlar aynı potaya atıldı. Karikatür ‘maganda’, ‘zonta’ tanımını yaparken, ‘entel’ tanımını yaparken, tüketicinin iyi niyetine, ayırt edebilir kabiliyetine güvendi ama kitlesel olarak bunlar çoğu zaman yanlış anlaşıldı ve insanlar canının sevdiğine ‘maganda’ demeye başladı, canının sevdiğine ‘entel’ deyip küçümsedi. Diyorlar ya, ‘Mizah bir silahtır’. Tamam işte, doldurdun mermileri, topluma silahı verdin, pata küte sağa sola ateş edildi. İyi niyete güvenmenin bir sorumluluğu var.”

“SANAT ZENGİNLEŞTİRİR, ÖZGÜRLEŞTİRİR”

Sohbetin sonunda Taner Ceylan, “Sanat özgür bir alandır. Total bir özgürlük vardır sanatta. O yüzden bol bol sergi gezin, bol bol müze gezin, nitelikli müzik dinleyin, iyi kitaplar okuyun, iyi öyküler okuyun ve nitelikli filmler izleyin. Bir Mahler’i dinlemek, bir Wagner’i dinlemek kolay iş değildir ama öğrenilen şeylerdir. Gözü eğitmek gerekir, kulağı eğitmek gerekir. Eğittikçe o dünya büyür, gördükçe gelişirsiniz, zenginleşirsiniz ve özgürleşirsiniz. Onun için kolay iş değildir sanatsever olmak, basit de değildir. O yüzden anlamadığınız, görmediğiniz, tınısından hoşlanmadığınız şeylerden korkmayın, anlayarak yaklaşmaya çalışın, zenginleşin, özgürleşin” ifadesini kullanırken, büyük alkış aldı.

“KÜÇÜK SOHBETLER”DE SIRA YEŞİM USTAOĞLU VE BİRHAN KESKİN’DE

16. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nin “İyileştiren Şeyler” temalı “Küçük Sohbetler” programı, senarist, yönetmen ve yapımcı Yeşim Ustaoğlu ve şair Birhan Keskin ile devam edecek. 23 Şubat Perşembe günü Bomontiada’da gerçekleşecek “Su ve Heves” başlıklı sohbet, saat 19:00’da başlayacak.

La La Land BAFTA töreninden 5 ödülle ayrıldı

İngiliz Akademisi Film Ödülleri (BAFTA) Londra’daki görkemli bir törenle sahiplerini buldu. ‘La La Land’ (Aşıklar Şehri) 5 dalda ödül alırken, ‘I, Daniel Blake’ ile ‘Manchester by the Sea’ filmleri de öne çıkan filmler oldular.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 13. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ollywood müzikallerinin altın çağını hatırlatan ‘La La Land’ (Aşıklar Şehri) 5 dalda ödül alırken, ‘I, Daniel Blake’ ile ‘Manchester by the Sea’ filmleri de öne çıkan filmler oldular. ‘La La Land’ En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Kadın Oyuncu, En İyi Müzik ve En İyi Görüntü Yönetmeni ödüllerini kazandı.

Yönetmen Damien Chazelle, En İyi Yönetmen ödülünü alırken yaptığı konuşmada orada olmanın “inanılmaz bir onur” olduğunu söyledi.

La La Land filminde oyuncu olmak isteyen bir kadını canlandıran Emma Stone, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alırken siyasete de değindi.

Emma Stone ve Damien Chazelle

Londra’daki tarihi Royal Albert Hall konser salonunda düzenlenen törende Stone “Ayrıştırıcı bir zamanda Bafta sayesinde bir araya gelerek, olumlu olanı kutlamamız bence çok özel” dedi.

‘La La Land’ iki hafta sonra yapılacak Oscar ödül töreninde de 14 dalda aday.
En İyi Erkek Oyuncu ödülü ise Amerikan draması olan ‘Manchester By The Sea’ filmindeki performansı nedeniyle Casey Affleck’e gitti.

Abisinin ölümü üzerine yeğenine bakmak zorunda kalan bir adamın hikayesini anlatan ‘Manchester By The Sea’ filmi aynı zamanda En İyi Senaryo ödülünün de sahibi oldu.

Ken Loach’un yönetmenliğini yaptığı ‘I, Daniel Blake’ filmi ise En İyi İngiliz filmi seçildi. 80 yaşındaki oyuncu, teşekkür konuşmasında İngiltere hükümetine yüklendi.

Prens William ve Cambridge Düşesi Kate Middleton da ödül törenine katıldı

Yarı belgesel filminde bir marangozun kalp krizi sonrası gereken tedaviye ulaşmakta yaşadığı zorlukları anlatan Loach, filminin “En korunmasız ve en yoksul insanların bu hükümetin utanç verici katı zulmüyle karşılaştıklarını gösterdiğini” söyledi.

Prens William ve Cambridge Düşesi Kate Middleton da ödül töreninin katılımcıları arasında yer aldı.

BBC

Kadıköy Kış Sanat Festivali başlıyor

Kadıköy Kış Sanat Festivali, Kadıköy Belediyesi ve Türkiye Gençlik Akademisi işbirliği ile 11-12 Şubat’ta Kadıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 08. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

adıköy Belediyesi Barış Manço Kültür Merkezi’nde festival kapsamında iki gün boyunca birçok farklı etkinlik gerçekleşecek. Etkinlikte; Tiyatro oyunları, Sergi, Dans gösterisi, Marmara Folklor ekibi gösterisi, Müzik performansı ve Seramik Workshop etkinliği olacak.

BİR ADET KİTAP: BİR BİLET

Kadıköy Kış Sanat Festivali’nde gerçekleşecek etkinliklerde bilet satışı yapılmıyor. Etkinlikte bir adet kitap bilet yerine geçiyor. Toplanan kitaplar ihtiyaç sahibi okullara gönderilecek.

11 Şubat Cumartesi

15.00-16.00 Fuaye-Sergi

16.00-16.45 Açılış Konuşması ve Marmara Folklor Ekibi

16.45-18.10 Yalnızlık Senfonisi Tiyatro Gösterisi

18.45-20.00 Madox ile 3 Gece Tiyatro Gösterisi

20.15-20.45 Dans Fabrika

21.00-22.00 Müzik Performans

12 Şubat Pazar

15.00-15.20 Fuaye Sergi

15.20-16.45 Açılış Konuşması ve Folklor Ekibi

16.45-17.45 Seramik Workshop

18.45-20.00 Beckett Tiyatro Gösterisi

20.15-20.45 Tango Turco

Bugünlerde konuşulan 6 film

BBC Kültür servisi önümüzdeki günlerde gösterime girecek olan ve ikisi yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilen filmleri derledi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

BC Kültür servisi önümüzdeki günlerde gösterime girecek olan ve ikisi yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilen filmleri derledi.

Gizli Sayılar (Hidden Figures)

Tanınmamış üç kahramanla ilgili bu film, en iyi film, en iyi yardımcı kadın oyuncu gibi dallarda Oscar’a aday gösterildi. Irkçılığın yaygın olduğu bir dönemde Afrika kökenli Amerikalı üç kadın NASA’nın ilk başarılı uzay misyonu için gereken matematik hesaplamaları yapıyor. Theodore Melfi’nin yönettiği film gerçek olaylara dayanıyor. Büyük annesi NASA’da bilgisayar programcısı olarak çalışmış olan ve filmin senaryosunu yazan Allison Schroeder filmi eğlenceli ve tarihe kapı aralayan bir çalışma olarak değerlendiriyor. (Film Türkiye’de 24 Şubat’ta vizyona giriyor)


Satıcı (Forushande)

‘Bir Ayrılık’ adlı filmiyle Oscar ödülü alan senaryo yazarı ve yönetmen Asghar Farhadi bu kez ‘Satıcı’ filmiyle dönüyor İran’a. Shahab Hosseini ile Taraneh Alidoosti’nin Tahran’da bir karı-kocayı canlandırdığı filmde, Arthur Miller’in ‘Satıcının Ölümü’ adlı oyununu sahnelemeye çalışırken yaşadıkları evlilik sorunlarını ele alıyor.

Yıkılmak üzere olan evlerini terk etmek zorunda kalan çift, esrarengiz bir saldırı sonrasında ortaya çıkan sorunlarıyla baş edemez hale geliyor. The New Yorker dergisinde “Filmin her karesinde sempatimiz bir alevlenip bir sönüyor” deniyor, The Chicago Reader ise “paylaşmaya ya da irdelemeye kalkışmadan olup biteni bir kadının gözüyle” verdiği için Farhadi övüyor. (Türkiye’de film 27 Ocak’ta gösterime girdi)

Mayın Sahili (Under Sandet)

İkinci Dünya Savaşı temalı bu dram en iyi yabancı film dalında Oscar’a aday gösterilen ikinci film. Martin Zandvliet’in yönettiği bu Danimarka filminde, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Danimarka’ya mayın temizlemek için gönderilen Alman savaş esirlerinin hikayesi anlatılıyor. LA Times gazetesi hikâyede “çok sayıda rahatsız edici ve beklenmedik gelişmeler olduğunu” vurguluyor. Variety dergisi ise “duygusallığa çok açık bir konuda Zandvliet’in senaryo ve yönetmenlikte fazla melodrama başvurmadan güçlü bir eser ortaya çıkardığını” söylüyor.

Çin Seddi (The Great Wall)

Ünlü yöntemen Zhang Yimou’nun yönettiği ABD-Çin ortak yapımı bu film eleştirmenlerden farklı tepkiler aldı. Singapur’da yayımlanan Strait Times gazetesi, filmi “Çinli karaktere sahip Hollywood kapitalizmi girişimi” olarak niteliyor. Çinlilerin sahip olduğu bir Hollywood stüdyosunun desteklediği film Çin’de yapılan en pahalı film unvanına sahip.

The Guardian gazetesi ise “hem fütürist hem tarihsel özellikler taşıyan görselleriyle filmin aktığını” ifade ederek uzun panoramik görüntüler ve renk kullanımından dolayı yönetmeni övüyor. Matt Damon’ın İrlandalı bir misyoneri oynadığı filmde Çinlilerin yabancılarla ilişkileri konu ediliyor. South China Morning Post gazetesi ise Zhang’ın “siyasi bir manifesto değil, fantastik bir eğlence amaçladığını” ifade ediyor. (Film 30 Aralık’ta Türkiye’de gösterime girdi)

The Space Between Us

Peter Chesholm’un yönettiği film iki genç aşığın gezegenler arası macerasını konu ediniyor. Astronot annesinin hamile olduğunu bilmeden sefere çıkması sonucu Mars’ta doğan genç delikanlı internette tanıştığı kız arkadaşını görmek için Dünya’ya gider. Fakat organları kısa sürede işlevini yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Asa Butterfield’in canlandırdığı delikanlı, arkadaşıyla birlikte babasını bulmak için yola koyulur. Butterfield filmin bir tek kategoriye konamayacağını, bilim-kurgu, yolculuk, aşk konularını işlediğini, insan olmayı öğrenen ve nereye ait olduğunu bulmaya çalışan bir delikanlıyı konu alan gençlik filmi olduğunu ifade ediyor. (Film Türkiye’de 17 Mart’ta gösterime giriyor)

Lego Batman Filmi (The Lego Batman Movie)

Will Arnett ile Michael Cera’nın Batman ve Robin rollerini paylaştığı film, 2014’te yapılan Lego Filmi’nin yan ürünü olarak değerlendiriliyor. Yönetmen Chris McKay, “Batman karakterinin eleştirisi” olarak tanımladığı filmde “bu karakterin ne kadar tuhaf olduğunu” anlatmaya çalıştıklarını söylüyor. “Kalbindeki deliği onarmak için karate öğreniyor ve geceleri yarasa kılığına girerek kötülerle savaşıyor.” Fakat Arnett’in Batman’ı ele alışı Lego Filmi’ndeki çalımlı karakterden daha sempatik. (Film 10 Şubat’ta gösterime girecek)

BBC Türkçe