Category Archives: Sağlık

Bilim insanları kanseri öldüren bir ‘süper suikastçı’ keşfetti

Bilim adamları genetik Huntington hastalığına özgü toksik bir molekül ile çeşitli kanser hücrelerini yok etmeyi başardılar. Araştırmacıların önünde şimdi çözmeleri gereken başka zorluklar bulunuyor.

––––––––––––––––––––––––––– 14 . 02 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

ilim adamları genetik Huntington hastalığına özgü toksik bir molekül ile çeşitli kanser hücrelerini yok etmeyi başardılar. Araştırmacıların önünde şimdi çözmeleri gereken başka zorluklar bulunuyor.

 

Northwestern Üniversitesi Feinberg Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, hem farelerde hem insanlarda yumurtalık, göğüs, prostat, karaciğer, beyin, akciğer, cilt ve kolon kanseri hücrelerini yok eden molekülü “süper suikastçı” olarak tanımladı.

Sputnik’in MedicalXpress’ten aktardığı haberine göre; 12 Şubat’ta EMBO dergisinde yayımlanan araştırmayı yürüten bilim insanları, daha önce hiç bu kadar güçlü bir şey görmediklerini açıkladılar.

Beyin hücrelerini tahrip etmeden kanserli hücreleri yok edebilir

Spesifik bir tekrarlanan RNA segmenti fazlalığından kaynaklanan Huntington hastalığı, toksik mekanizmayı aktive ederek hücrede hayatta kalmak için kritik olan genlere saldırılmasına yol açıyor. Tedavisi henüz bulunamayan hastalık beyin hücrelerinin ölümüne, kişinin fiziksel ve zihinsel yeteneklerini yitirmesine neden oluyor.

Araştırmacılar ‘suikastçı’ molekülün beyindeki sinir hücrelerine kıyasla kanser hücrelerine karşı daha da güçlü olabileceğine inanıyor ve Huntington belirtilerine yol açmaksızın kanser hücrelerini öldürmek için kullanılabileceğini umuyor.

Huntington hastalarında kanser görülme sıklığı daha az

Huntington’ın kanser silahı, Feinberg’in araştırma asistanlarından Andre Murmann tarafından keşfedildi. Murmann’ı tam olarak buraya bakmasını sağlayan şey ise bu hastalığa sahip kişilerin kansere yakalanma riskinin normalden daha düşük olduğunu gösteren çalışmalar.

Huntington hastalığı olanlar arasında genel popülasyona kıyasla kanser görülme sıklığının yüzde 80 oranından daha az olduğu belirtiliyor.

İsveç’te 40 yıla yakın süre tutulan kayıtların incelenmesi sonucu 2012 yılında Huntington’da tümör görülme olasılığının düşük olduğunu ortaya kondu. Ancak araştırmacılar bu tip hastalıkların kansere karşı nasıl koruma sağladığının belirsiz olduğunu, daha fazla araştırma yapılması gerektiğini belirtmişlerdi.

Molekül, nano-parçacıklarla transfer edildi

Araştırmacılarda Marcus Peter ‘süper suikastçı’ molekül ile tedaviyi test etmek amacıyla Feinberg’den üroloji doçenti Dr. Shad Thaxton ile birlikte çalıştı. Molekül, nano-parçacıklar içinde insan yumurtalık kanserine sahip fareye transfer edildi. Deneyde tümör büyümesinin toksit etki görülmeksizin önemli ölçüde engellediği belirlendi. Daha da önemlisi tümörlerin direnç geliştirmediği görüldü.

Feinberg’de araştırma asistanı olan Murmann da molekülü, insan ve farelerde yumurtalık, göğüs, prostat, karaciğer, beyin, akciğer, deri ile kolon kanseri hücrelerini tedavi etmek için kullandı. Molekül her iki türe ait tüm kanser hücrelerini öldürdü.

Araştırmacılar tümöre ulaşmada etkinliği artırmak amacıyla transfer metodunu geliştirmek için çalışıyorlar. Bilim insanlarının önündeki zorluklardan biri nano-parçacıkların depolanabilmelerini sağlamak amacıyla nasıl stabilize edilebileceklerini bulmak.

Bebekler yetişkinlere göre ‘4 kat fazla kir ve toz soluyor’

Yapılan bir araştırma, bebeklerin emekleme dönemlerinde, yetişkinlere göre yerdeki toz ve bakteriyi dört kat daha fazla soluduğunu ortaya koydu.

––––––––––––––––––––––––––– 17. 01 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

apılan bir araştırma, bebeklerin emekleme dönemlerinde, yetişkinlere göre yerdeki toz ve bakteriyi dört kat daha fazla soluduğunu ortaya koydu. Araştırma sonuçları her ne kadar ilk anda endişe verici gibi algılansa da uzmanlar bu durumun olumlu sonuçlarının olduğunu söylüyor. Çünkü yapılan araştırmalar, emekleme ve yuvarlanmayla geçen bebeklik dönemi, ilerleyen yaşlarda astım ve alerji gibi sorunları engellenebiliyor.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, aşırı steril ortamların ise çocukların bağışıklık sisteminin güçlenmesinde negatif bir etki yapabileceği belirtiliyor.

Araştırmanın başkanlığını yürüten ABD’deki Purdue Üniversitesi’nden Brandon Boor, “Bebeklerin vücutları maruz kaldıkları toz fırtınasını engellemek için yeterli değil” diyerek devam ediyor:

“Yetişkinlerde, solunum yolları ile alınan biyolojik zerreciklerin önemli bir kısmı, üst solunum yollarında tutuluyor ve eleniyor. Ancak çocuklar ağızlarından nefes alıyorlar ve bu nedenle bu zerreciklerin önemli bir kesim iç hava yollarına ulaşıyor. Bu tanecikler ciğerlerin en derin bölgelerine kadar ilerleyebiliyor.

“Yapılan birçok araştırma mikroplara ve alerji taşıyan zerreciklere maruz kalmanın, astım ve alerjik hastalıkların oluşumunda rol oynayabildiği kadar koruma mekanizmalarının oluşumunda da rol oynayabildiğini gösteriyor”

Emekleyen robot bebek yapıldı

Araştırmayı yürüten Purdue Üniversitesi’nden bilim insanları bebeklerin maruz kaldığı toz ve kiri verilendirebilmek için “emekleyen robot bir bebek” icat etti.

Yapılan araştırma özellikle halıların yüzey anlamında en kötü olduğunu ortaya koydu. Yerde bulunan maddecikler arasında, kir, bakteri, deri hücresi, polen ve mantar sporları bulunuyor.

Canan Karatay’dan kanser açıklaması

İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, “Kanser korktuğumuz, korkutulduğu kadar bir hastalık değildir. Bana diyorlar ki; halkı galeyana getirdin diye. Kanser hastalıktır, kanser tehlikelidir, diye asıl bütün halkı siz galeyana getirmiş durumdasınız” dedi.

––––––––––––––––––––––––––– 28. 12 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

akarya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı bünyesinde faaliyet gösteren Yaşlı Destek ve Koordinasyon Merkezi (YADEM) tarafından ‘Dengeli Beslen Sağlıklı Yaşlan’ başlıklı konferansa konuşmacı olarak İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay katıldı. Karatay, “Ortaya çıkan hastalıkların temelinde aşırı şeker tüketimi, aşırı şekerli, şekersiz gazlı içeceklerin tüketimi, rafine her türlü un tüketimi bulunmakta. Çünkü bunlar kan şekeri ve insülini yükseltiyor. Ne şeker hastalığı genetiktir, ne de ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalık genetik değildir. Obezite, şişmanlıkta genetik değildir. Çocuklarımızda, gençlerimizde ve ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıkların hiçbiri genetik değildir. Bütün bu hastalıklar önlenebilir, bütün bu hastalıkların önü alınabilir. Meyve şekeri früktozdur. Meyve şekeri de karaciğer yağlanmasını yapar yani çoğu hastalığı başlatır. Alkol içmiyorum demeyin eğer meyve suyu içiyorsanız bitti. Çünkü aynı etkiyi yapıyor, alkol de karaciğeri yağlandırıyor” diye konuştu.

“Kanser korktuğumuz kadar büyük bir hastalık değildir”

Bağışıklık sisteminin güçlü tutulmasının kanseri önleyeceğini söyleyen Karatay, “Kanser korktuğumuz, korkutulduğu kadar bir hastalık değildir. Bana diyorlar ki; halkı galeyana getirdin diye. Kanser hastalıktır, kanser tehlikelidir, diye asıl bütün halkı siz galeyana getirmiş durumdasınız. Çünkü kanserde grip olduğunuz gibi vücutta bağışıklık sisteminin çöktüğünü gösterir. Bağışıklık sistemini güçlü tutarsak ne kanser oluruz ne de grip oluruz” şeklinde konuştu.

“Kristal kaya tuzu ömrü uzatır”

Prof. Dr. Karatay, kristal kaya tuzunun faydalarının saymakla bitmeyeceğini ve ömrü uzattığını belirterek, “Kaya tuzu sağlık nedenidir. Çok önemli bir minareldir. Saftır, işlem görmemiş, rafine olmamıştır sofra tuzu gibi. Hiçbir kimyasal içermez, hiçbir çevresel kirlenmeye maruz kalmamıştır. Bizim ülkemizde 7 bin yıldan kalma mağaralar var, saf olarak buradan kaya tuzları çıkartılır. O kaya tuzu bilinenin aksine tuz değildir ve de tansiyonu yükseltmez. İnsan vücudunun ihtiyacı olan, bütün vücudumuzun yaşaması için, çalışması için 92 tane elemente ihtiyacımız vardır. Yani küçük minareller deriz biz bunlara, 92 minarelden 84’ü bozulmamış olarak kaya tuzunda bulunur, kristal kaya tuzunda. Dinçleşiriz, güç ve kuvvet kazanırız. Kristal kaya tuzu ömrü uzatır. Özellikle ileri yaşlarda bunun eksikliği çok fazladır, dengesizlik, uykusuzluk sebebidir. 2 bin yaşında olan zeytin ağaçları bugün meyve veriyor. Neden çünkü kaya tuzundan besleniyor. Bu kadar büyük bir bitki, ağaç sadece topraktan mı besleniyor sanıyorsunuz, altında kaya tuzundan aldığı bu minarellerden de yararlanıyor. Kristal kaya tuzunun yararları bitmez. Vücutta toksit birikmiş minarel ve rafine tuzların atılmasını sağlar. Bunların başında da alüminyum geliyor. Grip aşılarına konulan alüminyumlar, dedim diye kıyamet koptu. Çünkü alüminyum beyinde birikince alzheimer sebebidir. Acıkmayı önler, kilo vermeyi sağlar” ifadelerini kullandı.

“Düşük kolesterol kalp krizi nedenidir”

Kolesterol düşüklüğünün kalp krizi nedeni olduğunu söyleyen Karatay, “Kolesterol düşüklüğü kalp krizi nedenidir, kolesterol azlığı kalp krizi nedenidir. Kolesterol olmadığı zaman hastalıklar artıyor, erken yaşta ölüm oluyor. Eğer kolesterolünüz yüksekse bilin ki uzun yaşayacaksınız. Beylere söylüyorum kolesterolünüzü yükseltin diyorum” dedi.

“Zeytinyağı ana sütü gibidir”

Soğuk sıkım zeytinyağının kanseri önlediğini de dile getiren Prof. Dr. Karatay, “En sağlıklı meyve zeytindir. Zeytin yiyeceğiz, her gün 30-40 tane zeytin bol bol soğuk sıkım zeytinyağı da meyve suyudur. Bozulmamış virjin zeytinyağı zeytinin meyve suyudur. Soğuk sıkım zeytinyağı yaşlanmayı geciktirir, yaşlanmayız. Bağışıklık sistemini güçlü kılar ve bütün hastalıkları önler. Kanı sulandırıyor, aspirin veriyorlar ya kalp krizini ve felci önlemek için, zeytinyağı bunu doğal olarak yapıyor. Soğuk sıkım zeytinyağı ömrü uzatır, kronik hastalıkları önler, kanseri önlediği gözlemlenmiştir. Sağlıkla yaşlanmak için, sağlıklı ömür geçirmek için her sabah bir kahve fincanı ile içmeliyiz. Çünkü zeytinyağı ana sütünün aynısıdır. O halde altındır ve altın suyudur. Altından daha değerlidir zeytin çünkü altın için asırlardan beri insanlar birbirini öldürüyor ama zeytinde, zeytinyağı da ana sütüdür bize sağlığımızı, gençliğimizi bahşeder” diye konuştu.

Kaynak: İHA

Kış aylarında atkı kullanmak astım krizi riskini azaltıyor

İngiltere’de astım konusunda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu Asthma UK, kış aylarında astım krizini engellemek için ağız ve burnun atkı sarılarak kapatılması tavsiyesinde bulundu.

––––––––––––––––––––––––––– 04. 12 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

ngiltere’de astım konusunda çalışmalar yapan sivil toplum kuruluşu Asthma UK, kış aylarında astım krizini engellemek için ağız ve burnun atkı sarılarak kapatılması tavsiyesinde bulundu.

 

Asthma UK, “atkı hayat kurtarabilir” sloganı altında bir kampanya başlattı.

Nemli ve soğuk havanın içe çekilmesinin solunum kanallarını daraltabileceğini ve bunun da her dört kişinin üçünde astım krizi yaşanmasına neden olabileceği uyarısı yapıldı.

Uzun süre soğuk havanın solunması sonucunda öksürük, hırıltılı soluk alma ve nefes darlığı yaşanabileceği vurgulandı.
İngiltere’de yaklaşık 1 milyonu çocuk olmak üzere 5,4 milyon astım hastası bulunuyor. Geçen yıl 1410 kişi astım nedeniyle hayatını kaybetti. 

BBC

‘Dünyada 36.7 milyon kişi HIV virüsü taşıyor

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Genel Sekreteri, Doç.Dr.Süda Tekin, “Dünyada 2016 Aralık itibari ile 36.7 milyon kadar kişi HIV virüsü ile enfekte. Bunlardan 17 milyondan fazlası kadın ve yine bunlardan 29 milyondan daha fazlası Afrika ülkelerinde yaşıyor. HIV virüsün, AİDS’in gündemden düşmemesi gerekiyor. Dünyada ciddi bir salgından, sessiz bir salgından bahsetmek mümkün” dedi.

––––––––––––––––––––––––––– 01. 12 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

nsan İmmün Yetmezlik Virüsü (Human Immunodeficiency Virus, HIV) bağışıklık sistemini hedef alan ve kişilerin, enfeksiyonlar ve bazı kanserlere karşı savunma sistemlerini zayıflatan bir virüs. HIV enfeksiyonunun en ileri hali AIDS (Kazanılmış İmmün Yetmezlik Sendromu)’dur. İlk defa tanımlandığı 1980’li yıllardan günümüze, din, dil, ırk, cinsiyet ve ülke ayrımı yapmadan hızla yayılmaya devam eden HIV/AIDS hastalığı, ülke ekonomilerine büyük yük getiriyor. Hastalığın henüz etkili aşısı bulunmuş değil. En etkili mücadele yolu bu virüsün nasıl bulaştığı bilinerek uygulanacak korunma yöntemi. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de HIV/AIDS ile mücadelede, hastalığın yayılımının sınırlandırılması hatta durdurulması, öncelikle hastalığın bulaşma yolları ile hastalıktan korunma yolları konusunda toplum farkındalığının artırılmasıyla mümkün olabilecektir. HIV/AIDS konusunda toplum farkındalığını arttırmak üzere, 1988 yılından beri, 1 Aralık günü Dünya AIDS Günü olarak kabul edildi.

DÜNYADA CİDDİ BİR HIV/AİDS SALGINI VAR

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Genel Sekreteri, Doç.Dr.Süda Tekin, 2016 Aralık itibari ile Dünya Sağlık Örgütü ve Hastalıkları Koruma Önleme Merkezi’nin verilerine göre, rakamların bir salgını işaret ettiğini kaydetti. Tekin, “Dünyada 2016 Aralık itibari ile 36.7 milyon kadar kişi HIV virüsü ile enfekte. Bunlardan 17 milyondan fazlası kadın ve yine bunlardan 29 milyondan daha fazlası Afrika ülkelerinde yaşıyor. HIV virüsün, AİDS’in gündemden düşmemesi gerekiyor. Dünyada ciddi bir salgından, sessiz bir salgından bahsetmek mümkün” diye konuştu.

TEDAVİ İLE BULAŞMA ÖNLENEBİLİYOR

Doç.Dr. Tekin, HIV virüsü taşıyanların yarısının ancak tedaviye erişebildiğini vurgulayarak. ” 36-37 milyon kadar HIV virüsü ile enfekte kişinin ancak 20 milyon kadarı tedavi alabiliyor. Dolayısı ile yarıya yakın insan tedaviye ulaşmış değil, dolayısı ile hızla virüsün yayılımı artıyor. Henüz onaylanmış koruyucu bir aşısı yok, fakat tedavisi var, bu tedavi ile virüsü vücuttan tamamen atamıyoruz ,kontrol altına alıyoruz, bulaştırıcılığı azaltıyoruz, kişilerin ciddi anlamda ömürlerini uzatmış oluyoruz, kaliteli bir yaşam sağlıyoruz.” dedi.

Süda Tekin, farkında olmak ve test yaptırmanın tedaviye başlamak için çok önemli bir basamak olduğunu ifade ederek, “Dünyanın pek çok ülkesinde damgalanma sorunu yani toplum içinde dışlanma gibi nedenlerden dolayı kişinin riskli davranışı olsa bile HIV taşıdığından şüphelense bile doktora gelip başvurmak oranı çok çok düşük, bunu artırmak, korkulacak bir hastalık olamadığını söylemek gerekiyor .Kişilerin en korktuğu şey yaşamımız bitecek mi, ne kadar süre var, değişik matematiksel modellemeler yapılmış durumda. Bu modellemelere göre 35 yaşında HIV tanısı konulmuş bir kişi tedaviye düzenli gelirse ,hekimle iletişim halinde olarak tedavisini uygun koşullarda aldığı sürece 70 yaşına kadar yaşayabiliyor. Dolayısı ile bu süre uzatıldı.” dedi.

Türkiye’de de her geçen gün rakamların arttığına dikkat çeken Süda Tekin, “2016 Aralık ayı itibarı ile ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nın verisine göre 14 bin 600 civarında HIV pozitif hasta var ama bunun daha fazla olduğunu düşünüyoruz, maalesef her gün yeni vakalar kayıtlarımıza giriyor.” dedi.

Hastalığın en çok korunmasız cinsel ilişki ile bulaştığını belirten Doç.Dr. Tekin, “Kan ve kan ürünleriyle bulaşma ve anneden bebeğe bulaşma da olabiliyor.Virüs normal toplum içerisinde konuşmakla , oturup kalkmakla , çocuklar hep beraber oyun oynamakla tokalaşmakla günlük faaliyetler içinde kişiler arasında bulaşmaz.Bu kişileri dışlamaya toplum içerinde uzaklaştırmaya gerek yok, aynı okul kullanılabilir kişiler çalışmaya işyerlerinde devam edebilirler. 1sahibi olabilir ,hiçbir sakınca yok ,yeter ki uygun hekimlerce kontrol edilsinler.” diye konuştu.

HIV infeksiyonun önlenebilir bir hastalık olduğunu ifade eden Doç.Dr. Süda Tekin, “Korunma önlemleri tedaviden çok daha etkili ve ucuzdur. En sık görülen bulaşma yolu cinsel temasla olduğu için cinsel yolla bulaşmaya karşı korunma büyük önem taşımaktadır. Doğru kondom kullanımı hastalığın cinsel yolla bulaşmaya karşı en güvenli ve basit korunma yoludur. Bir diğer korunma yolu kan ve kan ürünleriyle olan bulaşmaya karşı korunmadır. Kan ve kan ürünleri HIV yönünden test edilmelidir. Organ ve doku nakilleri öncesinde gerekli testler yapılması, damar içi madde kullanımı alışkanlığının önlenmesi, tedavi edilmesi, ortak enjektör kullanımı risklerin anlatılması bu grupta HIV bulaşma riskini azaltmaktadır. HIV/AIDS salgının 2030 yılına kadar durdurulması için ülkemizde ve dünyada herkesi sorunun farkında olmaya ve çözümüne her türlü ortamda destek vermeye davet ediyoruz.” dedi.

(DHA)

İlk kafa nakli yapıldı

Uzun süredir kafa nakli konusunda çalışan İtalyan Profesör Sergio Canavero dünyanın ilk kafa naklini Çin’de bir ceset üzerinde gerçekleştirdi. Prof. Canavero, 18 saat süren ameliyatın başarılı olduğunu, bu ameliyatı yakın zamanda canlı bir kişi üzerinde uygulayacağını söyledi.

––––––––––––––––––––––––––– 19. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

nanılması zor gibi görünen kafa nakli planını ilk kez 2015 yılında kamuoyuyla paylaşan Prof. Sergio Canavero, tartışmaların da odağındaki isim oldu. Plan için gönüllü arayan Canavero’nun yapacağı ameliyat 2 yıldır bilim dünyasının gündeminde.

Canavero planını dünyaya açıkladığında, ağır engelli Rus bilgisayar bilimcisi Valery Spiridonov, dünyanın ilk canlı kafa nakli için gönüllü olmuştu. 31 yaşındaki Spiridonov’un kafası, beyin ölümü gerçekleşmiş sağlıklı bir vücuda geçirilecekti.

 

Prof. Sergio Canavero

Yaklaşık iki yıldır devam eden hazırlık sürecinin son safhasında Valery Spiridonov, dünyanın ilk kafa nakli sürecinden ayrıldı. Gerekçesi ise doktor Canavero’nun tekrar yürüyebileceğinin, normal bir hayata sahip olacağının ve hatta hayatta kalmasının bile garantisinin olmadığını

SPIRIDONOV’UN TAVRI ELEŞTİRİLDİ

Spiridonov, “İtalyan doktora güvenemeyeceğim göz önüne alındığında, sağlığımı kendi elime almak zorundayım. Çelik bir implantla omurgamı düz tutabileceğim oldukça başarılı olan bir yöntem var.” açıklamasında bulundu. Rus hastanın bu tavrı, bilim camiasında fazlasıyla eleştrildi.

İngiliz Daily Mail gazetesinin haberine göre, bütün bu tartışmaların gölgesinde dünyanın ilk kafa nakli, Prof. Sergio Canavero önderliğindeki ekip tarafından Çin’de bir ceset üzerinde yapıldı. Ameliyatın, kopuk bir başın omurgayla, sinirlerle ve kan damarlarıyla yeniden bağlanmasıyla yapıldığı belirtildi.

Ameliyatın canlı insan üzerinde yapılması için Çin’de çok sayıda gönüllünün olduğu da iddia edildi.

HEM ETİK, HEM TEKNİK TARTIŞMALAR VAR

Kafa nakli bilim dünyasını ikiye bölmüş gibi görünüyor. Çok sayıda uzman, mevcut teknoloji ile kafa naklinin gerçekleştirilemeyeceğini savunuyor. Diğer yandan kafa naklinin yasal olmasıyla ilgili büyük etik kaygılar da var. Bir başka endişe de kafanın halen canlıyken, ameliyatın başarısız olma ihtimali.

Uzmanlar kafa nakli geçiren kişinin uyandığında yaşayacağı acıdan da endişe ediyor. Case Western Reserve University’deki sinir bilimleri profesörü Jerry Silver, “Her kas, kemik ve her şey kesilecek. Hastanın bütün bu kesikler sonrası başında nasıl bir acı hissederek uyanacağını hayal edebiliyor musunuz?” diyor.

Canavero ise tüm eleştirilere rağmen operasyonun yüzde 90 oranında başarılı olacağını iddia ediyor.

KAFA NAKLİ AMELİYATI NASIL YAPILIYOR?

Bilim insanlarının verdiği bilgiye göre kafa nakli yapmak için öncelikle yeni ölen bir insanın vücudu ve naklin gerçekleştirileceği kişinin kafası, beyin hücrelerinin ölmemesi için soğutulacak. Ardından alıcı ve vericinin boyunları kısmi olarak kesilecek. Sonrasında ölen kişinin omuriliği dikkatli bir şekilde kesilecek ve gönüllünün vücuduna yerleştirilecek. Polietilin glikol maddesi kullanılarak, omuriliğin vücuda tam olarak oturması sağlanacak. Son aşamada ise tüm damarlar ile sinirler vücuda bağlanacak. Daha sonra nakil yapılan kişi, 3-4 hafta yapay koma halinde tutularak, omuriliğin vücuda iyice yerleşmesi sağlanacak. 

‘Gen düzeltme’ ilk kez insan vücudunda denendi

California’da doktorlar ilk kez bir insanın vücudunun içindeki hücrelerde ‘düzeltme’ yapmayı denediler. Hunter sendromuna yol açan gen bozukluğuna müdahalenin başarılı olup olmadığı daha sonra anlaşılacak.

––––––––––––––––––––––––––– 18. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

alifornia’da bir hastanede doktorlar ilk kez bir insanın vücudundaki hücrelere müdahale ederek gen bozukluğunu düzeltmeyi denediler. 44 yaşındaki Arizonalı hasta Brian Madeux’un Hunter sendromuna yol açan gen bozukluğuna müdahale edildi, ancak bu yeni tedavinin başarılı olup olmadığının anlaşılması zaman alacak.

Madeux, gün aşırı acılar içinde olduğunu söyleyerek, daha önce sadece insan vücudundan alınan hücrelerde, vücut dışında denenen bu tedavi için gönüllü oldu.

Hunter sendromu denen hastalık, nadir görülen bir gen bozukluğundan kaynaklanıyor. Hastaların genleri, mukopolisakarid adı verilen şekerli molekülleri parçalayacak enzim salgısı için talimat bilgisini taşımıyor. Bu yüzden bu moleküller vücutta birikerek beyin ve diğer organlara zarar veriyor. Ağır vakalar ölümle sonuçlanabiliyor.

Brian Madeux “Açıkçası 20’lerimde ölürüm diye düşünüyordum” diyor.

Hastalara tedavi için düzenli olarak mukopolisakaridleri parçalayacak enzim verilmesi gerekiyor.

Brian Madeux hastanede

CHİLDREN’S HOSPİTAL OAKLAND

Şimdi Madeux üzerinde denenen yeni tedavi ise, onun DNA’sındaki bozukluğun düzeltilmesini ve enzim üretmeye başlayabilmesini hedefliyor. Bunun için Pazartesi günü Oakland’daki Benioff Çocuk Hastanesi’ne yatan Madeux’a damardan bunu sağlayacağı düşünülen karışım zerkedildi.

Tedavide kullanılan ilaç molekülleri kesebilen iki makas içeriyor. Çinko parmak nükleazı diye tercüme edilebilecek bu ilaç DNA’yı iki belirli yerden kesebiliyor. Bu da istenen özellikleri içeren yeni bir DNA parçasının buraya girebilmesine yani hastanın genetik yapısına monte edilmesine imkan veriyor.

Gen düzeltme tedavisi öyle tasarlanmış ki, ancak Madeux’un karaciğer hücrelerine ulaştığı zaman aktif hale gelecek.

Deneye katılan doktorlardan Chester Whitley, BBC’ye “Fareler üzerinde olduğu kadar insanda da başarılı olursa, müthiş sonuçlar doğuracak. Ben, gen tedavisi konusunda güvenli ve etkili bir yöntem geliştirdiğimiz konusunda iyimserim” diye konuştu.

Doktor Whitley’in umudu başarılı olduğu takdirde gen düzeltme tedavisini doğumdan hemen sonra yapmak, çünkü tedavi görmeyen bir bebeğin yılda 20 IQ puanı (zeka seviyesini ölçen test) kaybettiğini söylüyor.

Brian ve Margaret hemşireyi dinliyor

CHİLDREN’S HOSPİTAL OAKLAND

Gen düzeltme daha önce laboratuar ortamında, insanlardan alınan hücreler üzerinde denendi. Hücrelerdeki DNA’da düzeltmeler yapılarak vücuda geri yerleştirildi. Bu uygulama örneğin kemik iliği gibi, yalnızca vücuttan bir süre çıkarılıp sonra geri konulabilen dokular için geçerli.

Ne var ki, bu yöntemi karaciğer, kalp, ya da beyin gibi organlar için uygulamak imkansız. İşte doktorlar bu güçlüğü aşmak için, hastanın vücudundaki hücrelere müdahale etmenin yolunu arıyor. Dolayısıyla Madeux üzerindeki deney, bu tedavi yönteminin güvenli olup olmadığını denemek için yapılıyor ve kabul gören bir tedavi haline gelebilmesi için daha epey çalışma yapılması gerekecek.

Şu ana kadar ilacın, Madeux üzerinde olumsuz bir yan etkisi görülmedi ve herşey yolunda giderse deney 9 hasta ile daha devam edecek. Tedaviyi geliştiren Sangamo Therapeutics’den Doktor Sandy Macrae, “Genetik tıpta yeni bir cephe açılışına tanık oluyoruz.” diyor.

Aynı teknolojinin, güvenli olup olmadığı yönünden, hemofili B ve Hurler sendromuna yol açan gen bozuklukları üzerinde de denenmesi planlanıyor.

BBC Türkçe

Her 10 ilaçtan 9’u erkek bedeni standart alınarak hazırlanıyor

Kan dolaşımından, cildin kalınlığına ve bağışıklık sistemine kadar herşey kadın ve erkek bedeninde farklı. Ancak Prof. Dr. Vera Regitz-Zagrosek’e göre, piyasadaki her 10 ilaçtan 9’u erkek bedeni standart alınarak hazırlanıyor.

––––––––––––––––––––––––––– 12. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

rkeğin sperm hücresinin kadının yumurta hücresini döllediği andan itibaren yaşamın sonuna dek erkek ve kadın cinsiyeti farklılıklar gösterir. Hamile bir kadının bu dönemindeki yemek yeme alışkanlıkları bile doğacak bebeğin kız mı erkek mi olacağı ile çok yakından ilişkili. Araştırmacılar bunun kaynağının anne karnındaki ceninin hormonlarında yatabileceğini tahmin ediyorlar.

Uzmanlık alanı kalp hastalıkları ve özellikle kadın bedenine yönelik tıbbi araştırmalar olan Almanya’daki ilk Cinsiyet Hekimliği Profesörü Dr. Vera Regitz-Zagrosek, “Kadınlar ve erkekler varoluşlarının en başından itibaren farklı kromozomlarla donatılmışlardır. Bu kromozomlar cinsiyet hormonlarını yönlendiriyor, bunlar da diğer gen ve kimyasal moleküllerin ve aktivitesinde belirliyici oluyorlar” diye konuşuyor.

“Neredeyse tüm vücut işlevleri farklı”

Berlin’deki Humboldt ve Hür üniversitelerine bağlı Avrupa’nın en büyük üniversite kliniği Charité’de görevli Prof. Dr. Regitz-Zagrosek cinsiyet hormonları, yani östrojen ile testosteronun sadece cinsel organlara etkide bulunmadığını, aynı zamanda beyin, kalp ve metabolizmayı, yani neredeyse tüm alanları etkilediğini söylüyor. Bundan dolayı sadece insanlarda değil, birçok diğer canlılarda da erkek ve kadın cinsiyetlerin neredeyse tüm vücut işlevlerinin farklı olduğunun kimseyi şaşırtmaması gerektiğine işaret ediliyor.

Frau und Mann lachen (picture-alliance/PhotoAlto/E. Audras)

Erkekler kadınlara göre ortalama 10 yıl daha önce kalp hastalıklarına yakalanıyor

Organlardaki kan dolaşımından, cildin kalınlığına ve bağışıklık sistemine kadar herşey kadın ve erkekte farklı. Örneğin kadınlarda testosteronlar az olduğundan, onların virüs ve bakterilere karşı bağışıklık sistemi daha güçlü işliyor. Ama bazı araştırmalara göre bu durum kadınlardaki genel bağışıklık reaksiyonlarını zayıflatıyor. Tersinden bakıldığında kadının bağışıklık sisteminin erkeğe göre aşırı reaksiyonlara eğilimli olduğu ve bu yüzden kadınların alerjiden daha fazla muzdapip olup MS ve Behçet hastalığı gibi otoimmün hastalıklara daha sık yakalandıkları saptanıyor.

Cinsiyet farkları konusunda çok şey bilinmiyor

Cinsiyetler arası farklar açısından tıpta en aşikar ve en iyi araştırılan alan kalp hastalıkları: Erkekler bu tür hastalıklara kadınlardan ortalama 10 yıl önce yakalanıyorlar. Çünkü kadınlar menopoz dönemine kadar kalp dolaşım sistemini koruyan östrojen hormonundan faydalanabiliyorlar. Ayrıca kalp krizinin semptomları da cinsiyetler arasında farklılıklar gösteriyor. Erkekler kalp krizi sırasında vücudun başka bölgelerine yayılan bir göğüs ağrısından yakınırken kadınlar buna ek olarak sık sık baş dönmesi, mide bulantısı, yorgunluk ve ter basmasından da yakınıyor.

Öte yandan tıptaki en büyük sorunlardan birinin ise doktorların kadın ve erkeklerdeki genetik ve biyolojik farklılıkları gereken önemle ele almamalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Örneğin kalp krizi konusunda doktorlar daha çok erkeklerde görülen tipik semptomlardan yola çıkıyor. Bu da kadınlarda kalp krizi gibi rahtsızlıklara erken teşhis konulmasını zorlaştırıyor.

Prof. Dr. Regitz-Zagrosek sağlık alanındaki profesyonel mesleklerdeki çalışanların, cinsiyet farkının hastalıklara olan etkisi konusunda neler bilip bilmediklerini araştırmak için Avrupa çapında anketler yapıldığını belirtiyor. Regitz-Zagrosek, sonuçların üzücü bir biçimde birçok tıp uzmanının yetersiz bilgiye sahip olduğunu ortaya çıkardığını söylüyor. Regitz-Zagrosek bunun nedeninin ise tıbbın çok uzun bir süre sadece erkek bedeninin stardart olarak aldığını, kadın bedeninin ise sadece stardart değerden sapma olarak görülmesinde yattığını söylüyor.

“100 bin ilaçtan 90 binini erkek bedeninde test edilmiş ilaçlar oluşturuyor”

Prof. Dr. Regitz-Zagrosek uzun süre tıbbi araştırmalarda, örneğin laboratuvar deneylerinde dişi farelerin ya da kadın deneklerin ender kullanıldığı belirtiliyor. Regitz-Zagrosek, “Piyasadaki yaklaşık 100 bin ilaçtan muhtemelen 90 binini erkek bedeninde test edilmiş ilaçlar oluşturuyor, yani bu ilaçların kadınlar için de elverişli olup olmadığı aslında bilinmemekte” diyor.

ABD’de özellikle özellikle kalp ritim bozukluğu ve uyku ilaçlarında kadınlarda ciddi yan etkiler görüldüğü için bazı ilaçların piayasadan kaldırıldığına vurgu yapan Regitz-Zagrosek, ancak 2000’li yıllardan itibaren kadın bedeninin tıbbi araştırmalara daha çok dahil edilmesine özen gösterildiğini kaydediyor. Almanya’da ise yasalar 2004 yılından bu yana cinsiyet farklılığı dikkate alınarak araştırma yapılmasını öngörüyor.

Symbolbild Arzt (Colourbox/Odilon Dimier/6PA/MAXPPP)

Kadınlarda depresyona da sık rastlanıyor

Sosyo-kültürel ve biyolojik faktörler

Kadınların erkeklerden, erkeklerin kadınlardan farklı hastalıklara yakalandıkları da biliniyor. Peki bunda bir parça da olsa onlara biçilen toplumsal rollerin de etkisi oluyor mu? Bu konuda biyolojik ve sosyokültürel faktörlerin mutlaka etkisi bulunduğunu söyleyen Regitz-Zagrosek “Örneğin kadınlar genel eğilim olarak daha fazla doktora gider, erkekler ise hastalık hastası gibi algılanmak istemez. Kadınlar çoğunlukla daha sağlıklı yaşamaya özen gösterip sağlık konusunda risk almaya yanaşmadıkları için onlarda bazı hastalıklar daha nadir görülür” diye ekliyor.

Prof. Dr. Regitz-Zagrosek bu alanda çok daha fazla araştırma ve girişime ihtiyaç duyulduğunu, bunun kadın ve erkeklerin daha iyi tıbbi hizmet alabilmesi için gerekli olduğunu vurguluyor. Depresyon ya da osteoporoz (kemik erimesi) gibi hastalıklara kadınların daha fazla yakalandığı ancak bunun nedeninin tam olarak bilinmediğini anlatıyor. Regitz-Zagrosek, biyolojik açıdan ne erkeklerin ne de kadınların daha iyi donanımlı olduğuna da işaret ederek “Genlerin ve hormonların birileri için avantaj ya da dezavantajlı olması her zaman o anki spezifik duruma bağlı ” ifadesini kullanıyor.

Deutsche Welle Türkçe

 

ABD’de menüye yemeklerin kalorisi yazılacak

ABD’de yapılan yasal düzenleme ile lokanta ve yemek servisi yapılan yerlerde, menüye yemeklerin kalorisinin yazılması zorunluluğu getiriliyor. Bu şekilde, aşırı kilo ve obezite ile mücadele edilmesi hedefleniyor.

––––––––––––––––––––––––––– 10. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

BD’deki bütün restoran ve yemek servisi yapılan yerlerde menülere yemeklerin kalorisini yazma zorunluluğu getiriliyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından yapılan açıklamada, yeni düzenlemenin önümüzdeki yıl Mayıs ayında yürürlüğe gireceği belirtildi. ABD eski başkanı Barack Obama döneminde alınan karar uyarınca yapılan yeni düzenleme ile Amerikalılar arasındaki aşırı kilo ve obezite sorunlarına karşı mücadele verilmesi hedefleniyor.

FDA’dan yapılan açıklamada, yemeklerin üzerine kalori yazılması zorunluluğunun ayak üstü yiyecekler sunan süpermarket ve benzin istasyonlarında da uygulanacağı belirtildi. Eve servis yapan pizzacı ve benzeri satıcılar da aynı düzenlemeye tabi olacak. Yemeklerin üzerine kalorilerin yazılması, kilo aldırıcı besinler konusunda uyarı olarak düşünülüyor.

Gıda ve İlaç Dairesi tarafından yiyeceklerin kalorisine ilişkin bilgilendirmenin hangi şekilde yapılacağına dair ayrıntılı bir yönetmelik yayınlandı.

Amerikalılar arasında sağlıklarına dikkat edenlerin giderek arttığını hatırlatan Daire Müdürü Scott Gottlieb, “tüketicilere gereken bilgiyi vererek beslenme şekilleri konusunda karar verme olanağı sunulduğunda, bunun yaşam kalitesini yükselteceğini ve hatta hayat kurtaracağını” ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, bir çok konuda selefi Obama tarafından alınan kararları bozduğu için bu yasal düzenlemenin uygulanıp uygulanmayacağı belirsizdi.

ABD’de McDonald’s, Starbucks veya Subway gibi gastronomi alanında faaliyet gösteren zincirler bir süredir yiyeceklerin yanına kalorilerini yazıyordu. Gastronomi alanındaki bir çok firma ise yeni düzenlemenin engellenmesi için çaba göstermişti.

AFP, JD/BK/DW

2 doktor ve 1 Tıp öğrencisi aynı gün yaşamına son verdi

İki gün içerisinde Adana’da asistan, Batman’da uzman hekim ve en son İstanbul’da tıp fakültesi öğrencisi intihar etti. Meslek örgütleri isyanda.

––––––––––––––––––––––––––– 01. 11 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

atman’da Dr. Engin Karakuş, Adana’da Dr. Ece Ceyda Güdemek’in intiharının ardından İstanbul’da Tıp Fakültesi öğrencisi Yağmur Çavuşoğlu yaşamına son verdi. Bir günde yaşanan üç genç doktor intiharı sosyal medyada da gündem oldu. Pek çok kişi ağır ve yoğun çalışma koşulları ile mobbingin intihara sürüklediği yorumunda bulundu.

Fiziki saldırıların hedefindeki sağlık çalışanları bir yandan da ağır çalışma şartlarının yarattığı travma ve bunun ölüme dek uzanan etkileri ile gündeme geldi. İki gün içerisinde Adana’da asistan, Batman’da uzman hekim ve en son İstanbul’da tıp fakültesi öğrencisi intihar etti.

[Haber görseli]

Dr. Ece Ceyda Güdemek

36 saatlik nöbetler

Adana’daki Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi’nde görevli 26 yaşındaki asistan doktor Ece Ceyda Güdemek, 6’ncı kattaki evinin balkonundan beton zemine atlayarak hayatını kaybetti. Gaziantep’te toprağa verilen Güdemek’in intihar etmeden önce bıraktığı notta, ailevi sorunları ve çalışma koşullarıyla ilgili şikâyetleri olduğu öğrenildi. Güdemek’in yakınları da genç doktorun çok ağır koşullarda çalıştığını ve 36 saat nöbet tuttuğunu söyledi.

                                               Dr. Engin Karakuş

 

‘Bıktım baş ağrılarından’

Batman Bölge Devlet Hastanesi’nde yaklaşık bir buçuk yıldır kalp damar cerrahı olarak görev yapan 39 yaşındaki uzman doktor Ergin Karakuş, evinde damardan vücuduna ilaç enjekte ederek intihar etti. Sabah yapılması gereken ameliyata gelmemesi üzerine Karakuş’un evine giden çalışma arkadaşları cansız bedeniyle karşılaştı. Eşi ve çocuğunun İzmir’de olduğu öğrenilen Karakuş’un parçalanan cep telefonunun üzerinde “Bıktım baş ağrılarından” yazan bir notun bulunduğu belirtildi.

Aynı gün 2 doktor, 1 tıp öğrencisi peş peşe intihar etti

Tıp Fakültesi öğrencisi Yağmur Çavuşoğlu

‘Sınavım var, uykusuzum’

İstanbul’da Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde öğrenim gören Yağmur Çavuşoğlu isimli genç kadın intihar etti. Genç kadının intihar etme sebebi henüz öğrenilemezken cenazesi dün İstanbul Tepekent Fatih Sultan Mehmet Camii’nde toprağa verildi. Genç kızın 13 Ekimde sosyal medyada, ‘Sınavım var, uykusuzum’ şeklinde paylaşımda bulunduğu görüldü.

Meslek örgütleri: Tükenmişlik sendromu

Sağlık meslek örgütleri ve sendikalar, intiharların ardından Sağlık Bakanlığı’nı göreve çağırdı. Açıklamalarda “Hekimler art arda intihar ediyor, hükümet seyrediyor. Sağlık Bakanlığını, insan onuruna yaraşır yaşam ve çalışma koşulları için göreve çağırıyoruz” denildi. İntiharların ardından yazılı bir açıklama yayınlayan Türk Tabipler Birliği (TTB), “Bu acılar artık yaşanmasın” diyerek, hekimlerin çalışma koşullarının düzeltilmesi gerektiğini belirtti.

Yapılan açıklamada, “İnsan yaşamının sorumluluğunu üstlendiğimiz ve onurla sürdürdüğümüz meslek hayatımızda düzelmeyen yoğun ve yorucu çalışma koşulları, uzun süren çalışma saatleri, mesleğimizi uygularken yaşadığımız duygusal fiziksel yüklenmenin getirdiği yıpranma, yetmezmiş gibi şiddete uğrama riskimiz, değersizleştirilen emeğimiz ve mesleki kimliğimiz, güvencesizlikle yaratılan geleceksizlik…” denildi.

Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Zekiye Bacaksız, hekimlerin intihar nedeniyle ölüm oranlarının diğer meslek gruplarına göre daha yüksek olduğunu belirtti. Bacaksız, çalışma sürelerinin uzun olması, yoğun iş baskısı, hekimlerden yüksek performans beklentisi ve tüm bunlara bağlı olarak yaşanan yoğun stres, intiharlara bağlı ölümleri beraberinde getirdiğini kaydederek, özetle şu ifadelere yer verdi: “Sağlık çalışanları yoğun stres altında tükenmişlik sendromu yaşamakta, iş yükü altında ezilmekte, can vermekte, hükümet Sağlıkta Dönüşüm Programı’nda ısrarlı tavrını sürdürmektedir. Genel Sağlık-İş olarak siyasi iktidarı Sağlıkta Dönüşüm Programı’ndan vakit kaybetmeksizin vazgeçilmesi konusunda uyarıyoruz. ”

Mutsuz, umutsuzuz

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ise yaptığı açıklamada “Çıkışsız hissediyoruz. Mutsuzuz. Umutsuzuz. Sağlık politikaları ve uygulamalarıyla yaratılan vahşet ortamından hükümet birinci derece sorumludur. Yalnız değiliz, bir aradayken güçlüyüz” denildi.

Sosyal medyada gündem oldu 

Adana, Batman ve İstanbul’da görev yapan 3 hekimin intihar etmesi sosyal medyada gündem oldu. #EnginKarakuş, #YağmurÇavuşoğlu ve #Ece- CeydaGüdemek hashtag’i oluşturan kullanıcılar, “Sağlık emekçileri üzerindeki baskı, mobbing ile uzun ve yoğun çalışma saatleri, tükenmişlik artık hayatlarımıza kastediyor” ifadelerini kullandılar.

(Cumhuriyet)