Category Archives: Sağlık

Daha önce bulunamayan ilaçlar aniden depolara geldi!

Geçtiğimiz ay ilaçlara gelecek zam nedeniyle piyasada birçok ilaç bulunamamış ve vatandaşlar zor durumda kalmıştı. İlaçların 20 Şubat’tan yani zamdan sonra depolara gelmeye başlaması ile ilgili konuşan Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, durumu ‘Hayret verici bir olay’ şeklinde yorumladı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 25. 02. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

ürkiye’de, daha önce depolarda olmadığı gerekçesiyle tüm eczanelerde bulunmayan ilaçların, zam beklentisinin oluştuğu 20 Şubat’tan sonra depolara gelmeye başladığı belirtildi. Tüm Eczacı İşverenler Sendikası (TEİS) Genel Başkanı Eczacı Nurten Saydan, geçtiğimiz aylarda piyasada bulunmayan ilaçların en büyük nedeninin, ilaç firmaları ve ecza depolarının fiyat artışının yürürlüğe gireceği tarihe endeksli olarak üretim ve sevkiyat planlaması yapmasından kaynaklandığının belirtildiğini hatırlattı.

TEİS Genel Başkanı Nurten Saydan yaptığı açıklamada, “Bugün 29989 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararda, fiyat değerlendirme komisyonu her yılın ilk 45 günü içerisinde toplanarak beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırmasında kullanılacak 1 Avro değerini ilan edeceğini ,fiyat artışının da 5 gün sonra yürürlüğe gireceğini, bundan dolayı da artık ilaçların eczaneye kesintisiz olarak gelmesini beklediklerini ifade etti” dedi. Bu durumun depo ve firmalarda ilaçların stoklarda bekletilmesinin önüne geçeceğini belirten Saydan, şunları kaydetti:

HAYRET VERİCİ BİR OLAY

“Özellikle 2016 yılının son ayından beri piyasada bulunmayan ilaçlar, Şubat’ın 20’sinden sonra aniden depolarda bulunmaya başlandı. Dolayısıyla da ilaçlar eczanelerimize gelmeye başladı. Bu, hayret verici bir olaydır. Daha önce vatandaşlar her gün eczanelerimize geldiklerinde yaşadıkları sorun yüzünden eczanelerimiz suçlandı. Ama sorunun kaynağının eczanelerimiz olmadığını defalarca söyledik. Şimdi aniden depolarda bulunmaya başlayan ilaçlar da bu durumu kanıtlar niteliktedir” dedi.

DEVLET, ECZACILARI ZARAR ETTİREREK TASARRUF ETMEYE ÇALIŞMAMALI

Nurten Saydan, eczanelerin her zaman kolaylıkla töhmet altında bırakıldığını belirtirken, “Bırakın stok yapmaya müsait sermayeye sahip olmasını, neredeyse yüzde 95’inin kredi ve borç sarmalında olduğu göz önünde bulundurulursa, böyle bir ithamın yersiz ve mesnetsiz olduğu açıktır. Fiyat Kararnamesinde, ilaç fiyat düşüşlerinden oluşan zararımızın telafisi için hala herhangi bir yaptırım düzenlenmemiş olmasına da bir anlam veremiyoruz. İlaç fiyatı düşen firmaya 45 gün boyunca eczacıya pahalı fiyattan ilaç satmasına imkan tanıyan düzenlemede ısrarın sebebi anlaşılabilir değildir. Devlet, eczacıları zarar ettirerek tasarruf etmeye çalışmamalı, tasarrufu kaynağından yani ilaç firmaları üzerinden etmelidir” dedi.

Saydan, Beşeri Tıbbi Ürünlerin Fiyatlandırılmasına Dair Kararla ilgili olarak, 7. maddenin 3. fıkrasında yer alan, ‘Avro değeri bir önceki yıla göre arttıysa, komisyon kararının ilanından itibaren 5 gün sonra, düştüyse komisyon kararının ilanından itibaren 45 gün sonra yürürlüğü girecek’ maddesini değerlendirerek, şunları kaydetti:

YENİ FİYAT UYGULANMASINDA 45 GÜN BEKLENMEYECEK

“Yani, artış gösteren Avro değerinden sonra, yeni fiyatın uygulanması için daha önceki yıllarda olduğu gibi 45 gün beklenmeyecek, hemen yürürlüğe girecek. Bu uygulamanın da ilaç eczaneye gelirken yapılan stokçuluğun önüne geçeceğini umuyoruz. Diğer taraftan fiyat düşüşlerinde eczanelerimizin stoklarında oluşan zararın telafisi için de firmalara eczane zararlarını karşılanması yönünde yaptırım uygulanmasını sağlayacak düzenleme yapılmasını da 13 yıldır beklediğimizi yetkililere bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Eczacılar zarar ettirilerek tasarruf adil değil, sürdürülebilir değil” dedi.
DHA

Emojilerle ilgili ilginç araştırma

Sosyal medyada, internet yazışmalarında sıkça kullanılan sarı renkli gülen yüz emojinin beyni olumlu yönde etkileyip mutlu olmayı sağladığı belirtildi. 1980’li yılların sonunda iki nokta üst üste ve bir parantezden oluşan, zamanla sarı renkli gülen yüze dönüşen bu ifadeyi beynin çok iyi tanıdığı ve gülen insan yüzüne verdiği tepkinin aynısını verdiğine dikkat çekildi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 30. 01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

öroloji Uzmanı Dr. Nilgün Polat, sosyal medyada kullanılan gülen yüz ifadesinin 1980’lerin sonunda iki nokta üst üste ve parantez şeklinde hayatımıza girdiğini ve zaman içinde sarı gülen yüze dönüştüğünü belirterek, günümüzde tüm dünyada kültür farkı olmadan hızla yayıldığını söyledi. İnsan beyninin normal gülen insan yüzüne doğuştan tepki verdiğini anlatan Dr. Polat, “Normal gülen insan yüzüne verdiğimiz tepki doğuştan. Nasıl ki bir bebeğe gülerseniz o sizi tanımasa bile gülümser ya, öyle. Bunlar normal ve doğuştan bildiğimiz tepkiler. Ancak sosyal medyada hızla yayılan sarı renkli gülen yüz emojiye verdiğimiz tepki ise sonradan öğrenilen ve kullanıla kullanıla beynin öğrendiği bir tepki” dedi.

BEYNİN SONRADAN TANIDIĞI BİR SİMGE

Tüm dünyada bilim adamlarının bu konuyla ilgili pek çok araştırma yaptığına dikkat çeken Dr. Polat şunları söyledi:

“Gülen yüz emoji sosyal medyada, internet yazışmalarında hızla yayılınca bilim adamları niye bu kadar yayıldığını merak etti. Bu konuyla ilgili çalışmalar yapıldı. Özellikle Avusturya’da bir üniversite bu konuda ciddi bir çalışma yaptı. Çalışmada normal gülen insan yüzü ile bu emoji smile’ları insanlara gösterdiler. Beyin dalgaları aynen gülen insan yüzüne olduğu gibi tepki verdi bu emojilere. 1980’lerin sonunda 🙂 şeklinde gülen yüz çıktığında beynimiz ilk onu gördü ve tanıdı. Olumlu bir ifade olduğu için ve daha yaygın kullanıldığı için tepki vermeye başladı beynimiz. Böyle bir emoji karşısında ister istemez yüzümüzde bir tebessüm oluyor. Arkadaşımız sanki karşımızda gibi mutlu olup tebessüm ediyoruz.”

DİĞER İFADELER BU KADAR ETKİLİ DEĞİL

Emojiler arasında pek çok ifade bulunduğuna dikkati çeken Dr. Nilgün Polat, “Mesela bir arkadaşımız ‘üzgünüm’ yazıp yanına bir ağlayan yüz emoji koyduğunda tabii daha çok hissediyoruz o insanın duygusunu ama gülen yüzü beyin daha fazla tanıyor. Çok kullanıldığı için” dedi.

DEPRESYONDAKİ HASTALARA GÜLMEYİ ÖĞRETTİ

Sarı gülen yüzün çok güzel bir simge olduğu vurgulayan Dr. Polat, bu ifadenin beyne verdiği tepkiyi ölçmek için bir araştırma yapıldığını ve depresyondaki bazı insanlara tedavi başlanmadan her gün gülen yüz emoji gösterildiğini belirtti. Dr. Polat, “Çalışma bu insanların gittikçe gülmeyi daha çok öğrendikleri ve daha mutlu olduklarını ispatladı. Bu da gülen yüz ifadesinin insanlara ne kadar faydalı olduğunu gösteren çalışmalardan biri” diye konuştu.

GERÇEK İNSAN YÜZÜNE MONTE EDİLİNCE İTİCİ GELDİ

Dünyada bu konuda pek çok çalışma bulunduğunu yineleyen Dr. Polat, “Mesela bir firma reklamında bu emojiyi gerçek insanların yüzlerine monte etti. Reklam çok itici geldi, çok tepki çekti. Bunun üzerine firma reklamı kaldırmak zorunda kaldı. Çünkü beynimiz bu şekle alıştığı için bu şekilde görmek istiyor. Bunu değiştirip insanın suratına uyguladığınızda kesinlikle aynı tepkiyi vermiyor. Bu da beynimizin bunu ne kadar kabul ettiğini gösteriyor” dedi. Sarı gülen yüzün insanlar üzerindeki olumlu etkilerini vurgulayan Dr. Polat, “Hayatımızda sevimli smile’lara bol bol yer vermeliyiz” dedi.

GÜLEN YÜZ VE KALPLİ ÖPÜCÜK EN SIK KULLANILANLAR ARASINDA

Deniz Taşkın adlı vatandaş, cep telefonu yazışmalarında gülen yüz ifadesini sık kullandığını ve kendisine gelen mesajlarda bu ifadeyi gördüğünde mutlu olduğunu söyledi. Taşkın, mesaj sonunda gülen yüzle karşılaşmanın çok hoş olduğunu ve karşısındaki insanın o andaki duygusunu hissettiğini belirtti.

Dila Figen İsliler ise emojiler arasında en çok öpücük ifadesini kullandığını belirtirken “Gülen yüz de en çok kullandıklarım arasında” dedi. Gülen yüzlü bir mesaj aldığında ister istemez tebessüm ettiğini belirten İsliler, mutlu olduğunu söyledi. “Kızgınlık, gözyaşı gibi emojileri çok üzgün ya da çok kızgın olmasak da kullanabiliyoruz” diyen İsliler, “Ama gülen yüz surat her zaman daha gerçekçi bir emoji” dedi.

Zerrin Yavuz da en çok kalpli göz ve kalpli öpücük emoji kullandığını belirtirken, gülen yüz ifadesi ile karşı tarafa duygularını aktarabildiğine inandığını söyledi. Yavuz, aynı şekilde karşı taraftan gelen gülen yüzle o kişinin duygularını hissedebildiğini belirtti.

Kanser genlerinde sigaranın ‘parmak izleri’ bulundu

Bilim insanları, sigara tiryakilerinin kanser genindeki beş önemli değişikliğin çok sık ortaya çıktığını tespit etti. Araştırmada sigara tüketiminin genlerde bıraktığı ‘parmak izleri’ ortaya çıkarıldı.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 11.01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

BD’nin New Mexico eyaletindeki Los Alamos Ulusal Laboratuvarı ile İngiltere’nin Wellcome Trust Sanger Enstitüsü’nden bilim insanlarının yaptığı ortak çalışma sonucuna göre sigara tiryakisinin DNA’sındaki değişimlerin, içilen sigara adedi ve organlarla ilişkisi bulunuyor.

Los Alamos Ulusal Laboratuvarı’ndan Ludmil Alexandrov, “Şimdiye kadar sigara tüketimi ile kanser arasındaki bağlantı konusunda çok sayıda ipucuna sahiptik. Şimdi ise sigara tüketimi nedeniyle ortaya çıkan DNA üzerindeki moleküler değişimleri nihayet sayısal hale getirerek inceleme fırsatını yakalamış bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

Değişimlerin sadece akciğerde değil diğer başka organlarda da ortaya çıktığına işaret eden bilim insanları bir sigara paketi tüketildiğinde gırtlaktaki hücrelerde gün başına yılda ortalama ek 97, boğazda 39, ağızda da 23 değişim (mutasyon) tespit edildiğini belirtiyor. Ama tütün tüketimi ile doğrudan bağlantısı bulunmayan idrar kesesinde 18, karaciğerde 6 değişim saptandığına da dikkat çekiliyor.

Bu araştırmanın önemli yansımaları olacağını belirten Heidelberg’den kanser uzmanı Martina Pötschke-Langer, bilim insanlarının tütün tüketiminin organlara doğrudan ve dolaylı etkileri arasında fark gözetmelerinin de önemli olduğunu söylüyor. İdrar kesesi ve karaciğer gibi aslında doğrudan kanser ile ilişkisi kurulmayan organlarda da tütün ürünleri tüketimi nedeniyle değişimler tespit edilmiş olmasının önemine dikkat çeken Martina Pötschke-Langer, “Bu araştırma var olan bilimsel birikimleri zenginleştirmiş oluyor. Ama asıl bu bilgilerin politikaya ve parlamentoya yansıtılması önemli” diye konuşuyor. Alman bilimci, koruyucu tedbir olarak da tütün ürünlerine vergilerin yükseltilmesini, tütün ürünleri reklamlarının yasaklanmasını ve sigara içmeyenlerin daha iyi korunmasını talep ediyor.

Sigaranın akciğer üzerindeki etkisi

Tümör genlerinde “parmak izleri”

Bilim insanları 5 binden fazla kanser tümörünü inceleyerek sigara içenler ile hiç içmemiş olanları kıyasladı. Bunun sonucunda sigara tiryakilerinin tümör genlerinde bazı “parmak izleri”ne rastlandı. Bilim insanları sigara tüketimi ile yakalanma olasılığı yüksek olan 17 kanser türünde 20’den fazla değişim (mutasyon) şablonuna. Bunlardan beş tanesinin sigara tiryakilerinin kanser vakaları ile bağlantılı olduğu saptandı.

Araştırmalara göre tütün ürünleri 7000’den fazla kimyasal madde içeriyor ve 70’den fazla madde kansere yol açabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü mevcut eğilimin devam etmesi durumunda yeni yüzyılın sonuna kadar bir milyardan fazla insanın tütün ürünleri tüketimi nedeniyle hayatını kaybetmiş olacağını tahmin ediyor.
Sigara tiryakilerinde kanser riskinin ortaya çıkma sebepleri tam olarak bulunmuş değil. Özellikle doğrudan sigara tüketimi ile bağlantısı olmayan organların kanser ile bağlantısı açıklığa kavuşturulmuş değil. Wellcome Trust Sanger Enstitüsü’nden Mike Stratton, “Araştırmalarımız tütün tüketiminin kansere yol açmasının sanılandan daha karmaşık olduğunu gözler önüne seriyor” diye konuştu.

Farklı kanser çeşitlerine yakalanma riskinin tütün ürünleri tüketiminden tamamen vazgeçilmesinden birkaç yıl sonra hissedilir ölçüde azaldığı ise bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Ancak hiç sigara içmemiş bir kişinin düzeyine gelebilmek için 20 ilâ 30 yıl geçmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Deutsche Welle 

Deterjanlara alerji etiketi geliyor

Piyasada satılan deterjanların etiketlerine, alerjik etki yaratabilecek madde içerip içermediğine yönelik bilgiler de yazılacak.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 03.01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

iyasada satılan deterjanların etiketlerine, alerjik etki yaratabilecek madde içerip içermediğine yönelik bilgiler de yazılacak.

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, deterjan yönetmeliğini, tüketicilerin sağlık ve güvenliğiyle çevrenin korunmasını sağlayacak unsurlar ekleyerek yeniledi.

Görüşe açılan yeni yönetmelik taslağına göre, deterjan ürünlerinin ambalaj ve etiketlerinde tüketicinin korunmasına yönelik bilgilendirmeler yer alacak.

Ürün ve üretici bilgilerinin yer alacağı etikette, özellikle alerjik etki gösterebilecek koku maddeleri, koruyucu maddeler, enzimler ve dezenfektanlarla ilgili bilgiler bulunacak.

Üst solunum yolu enfeksiyonlarından nasıl korunuruz?

Havaların soğumasıyla birlikte özellikle nezle, grip, bademcik iltihabı ve sinüzit gibi üst solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığı artıyor.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 01.01.2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

unun sebebi ise sonbahar ve kış aylarında kapalı mekanlarda daha sık bulunmamız nedeniyle havada asılı kalan virüs ile bakterilerin solunum yoluyla bulaşmaları. Sonuç; hapşırık, öksürük, burun akıntısı, baş ağrısı, boğaz yanması, yorgunluk, ateş…

Uzmanlar her fırsatta yaşam alışkanlıklarımızda alacağımız önlemlerle bizi yorgan döşek yatıran bu hastalıklardan büyük oranda korunabileceğimize dikkat çekiyorlar. Üst solunum yolu enfeksiyonundan korunmada en önemli kural ise: el hijyenine önem vermek. Hiç kuşkusuz dikkat etmemiz gereken daha pek çok nokta var. Peki, diğer önlemler neler? Acıbadem Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı ve Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, üst solunum yolu enfeksiyonlarına karşı savaş açmanın yollarını anlattı, önemli önerilerde bulundu.

1. Ellerinizi sık sık yıkayın

Eller her ortamla temas ettikleri için normalde ciltte bulunanların yan sıra el ile temas ettiğimiz alanlardaki hasta yapıcı mikroorganizmaları da barındırabiliyor. Bu durum da üst solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor. Örneğin ellerimizi gözlerimize veya ağzımıza sürdüğümüzde enfeksiyon hastalık oluşturabiliyor. “Bu nedenle ellerinizi sık sık yıkamanız, almanız gereken en önemli önlemlerden biri.” uyarısında bulunan Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz, “Tuvaleti kullanmak, para alışverişinde (kredi kartı bile) bulunmak, burnu temizlemek ve hayvan ellemek gibi çeşitli faaliyetlerden sonra veya elinizin kirlendiğini hissettiğiniz her türlü ortamda ellerinizi yıkamaya özen gösterin. Özellikle her hapşırık ve öksürükten sonra ellerinizi sıvı sabunla yıkamayı asla ihmal etmeyin. Su ve sabun olmayan yerlerde, ıslak mendil veya alkol bazlı antibakteriyel temizleyicilerinden faydalanın.” diyor.

İlgili resim

2.Beslenmenize dikkat edin

Dengesiz beslenme alışkanlıkları özellikle tek taraflı beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatarak enfeksiyon gelişme riskini artırıyor. Üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak için tüm besin gruplarını orantılı bir şekilde, yaşınıza uygun olarak tüketmeniz önemli. Özellikle taze meyve ve sebze yemeyi ihmal etmeyin. İhtiyacınız olan besin öğelerini düzenli tükettiğinizde vitamin takviyesi almanıza gerek yok. Bilimsel açıdan vitaminlerin solunum yolları enfeksiyonlarına karşı koruyucu bir özelliği olduğu gösterilmemiş, dolayısıyla ancak vücutta vitamin eksikliği saptanırsa hekim tarafından önerilebiliyor.

İlgili resim

3. Kısa sürede aşırı kilo kaybından kaçının

“Aşırı ve hızlı kilo kayıpları enfeksiyona karşı vücut direncini bozan bir durum. Bu nedenle aşırı ve hızlı kilo kayıplarından kaçınmanız gerekiyor. “ diyen Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz zayıflığın yanı sıra obezite olarak adlandırılan aşırı kilonun da enfeksiyonlara yatkınlığı arttırdığını ifade ediyor.

Görsel sonucu

4.Vücudunuzu susuz bırakmayın

Özelikle soğuk havalarda ısıtıcıların da etkisiyle oda havası daha kuru oluyor. Bu durum da solunum yollarımızın kurumasına ve kolayca tahriş olmasına neden oluyor. Bunun sonucunda da üst solunum yolu enfeksiyonu riski artıyor. Dolayısıyla sıvı tüketimini arttırmayı ihmal etmeyin.

İlgili resim

5. Ortamı saat başı ortalama 5 dakika havalandırın

Bulunulan ortamın kalabalık ve havasız olması, solunum yoluyla ilgili hastalığı olan kişilerin ortam havasına konuşma, öksürük ve hapşırık yoluyla enfeksiyon bulaştırma ihtimalini arttırıyor. Dolayısıyla toplu ortamlarda, örneğin okul döneminde öğrenciler ve öğretmenler ile kalabalık toplu taşıma araçlarında bulunanlar birçok farklı mikroplarla karşılaştıkları için solunum enfeksiyonu hastalıklarından daha sık yakınıyorlar. Bu nedenle oda ve ortamların ortalama olarak saat başı 5 dakika gibi bir süre düzenli olarak havalandırılması önem taşıyor.

6. Aşınızı yaptırın

Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ayşe Sesin Kocagöz sonbahar aylarında yıllık grip veya yaşa uygun zatürre (pnömokok) aşılarının mutlaka yaptırılması gerektiğine dikkat çekerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle risk grubundaki kişiler (5 yaşından küçük çocuklar, 65 yaşından büyükler, hamileler, diyabet, kalp ve böbrek hastalığı ile kronik hastalığı olanlar) için yıllık grip aşısı çok önemli. Eğer ailede çeşitli tedavileri nedeniyle bağışıklığı baskılanmış kişiler varsa onların da aşılanmaları gerekiyor.”

ไข้หวัดใหญ่ สาย พันธุ์ บี ile ilgili görsel sonucu

7. Hasta kişilerle yakın temastan kaçının

Solunum yolu enfeksiyonu olan bir kişinin yakın çevresine bulaştırıcılığı yüksek oluyor. Bu nedenle hasta kişilerle yakın temastan mümkün olduğunca uzak durun. Başta havlu olmak üzere ortak eşya kullanımından da kaçının.

9. Çalışma masanızı düzenli temizleyin

Özellikle öksürmenin ve hapşırmanın olduğu ortamda mikroorganizmalar yüzeylere de yayılabiliyor. Dolayısıyla her sabah işe başlamadan önce masa ve bilgisayar klavyesi gibi sık temas edilen yüzeyleri standart temizleyiciler ile temizlemeniz, enfeksiyonlardan korunmanız için önemli.

Uzmanlardan grip ve aşı uyarısı

%d9%81%d9%82%d8%b106.12.2016

Türk İç Hastalıkları Uzmanlığı Derneği, Türk Toraks Derneği, Akademik Geriatri Derneği, Türk Kardiyoloji Derneği, Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu, Türk Tıbbı Onkoloji Derneği’nin de aralarında bulunduğu 14 tıp derneği, düzenledikleri bir basın toplantısı ile grip hastalığının ve grip aşısının önemine dikkat çekildi.

Her yıl mevsimsel gribin neden olduğu ölüm genç erişkinlerde yüz binde bir ile üç yüz binde bir arasında. Ama bunun üzerine koah hastalığı eklendiğinde, hasta 65 yaş üzerinde olduğunda, kalp yetmeliği olduğunda, onkoloji hastası olduğunda ya da gebe olduğunda, diyabet olduğunda ölüm oranı katlanarak gidiyor”

getting a shot at the doctor ile ilgili görsel sonucu

Toplantıda, 65 yaş üstü, kalp, diyabet gibi kronik hastalıkları bulunanlar, kanser hastaları ve kanser tedavisi görenlerin risk gruplarında oldukları anlatılarak, grip aşısı olmaları gerektiği vurgulandı. Ayrıca gribin ölüme neden olabileceği belirtilerek en başta bulaşıcılığını azaltmak için elleri yıkamanın önemine dikkat çekildi.

İlgili resim

“ÖZELLİKLE RİSK GRUPLARINDA ÖLÜME SEBEP OLABİLİR”

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Süda Tekin, enfeksiyon hastalıklarında başta elleri yıkayarak, hijyen ile korunmak gerektiğini ikinci aşamada ise aşı ile korunma sağlanması gerektiğini ifade ederek “Genellikle toplumda nezle, soğuk algınlığı ile grip birbirine karıştırılıyor. Hapşırma, öksürük, burun akıntısı gibi bulguları girip ile karıştırıyorlar. İki hastalık birbirinden farklı. Gripte özellikle yüksek ateş, boğaz ağrısı, öksürük ve genel bir kas, eklem ağrısı, vücutta kırgınlıkla ortaya çıkar. Bu hastalık nezleden farklı olarak daha sonra alt solunum yollarına inerek solunum yetmezliğine yol açarak, özellikle risk gruplarında ölüme sebep olabilir. Bizim korkumuz ve kaygımız bu. Bunları önlemek için başta risk grupları yani 65 yaş üzerindeki kişilere, sağlık çalışanlarına, kronik hastalıkları olanlara, kanser hastalıklarına, HIV pozitif hastalarına ve herkese bu aşıyı Dünya Sağlık Örgütü önermekte. Aşının koruyuculuğu her yıl değiştiği için her yıl değişebiliyor ama geçen yıl yüzde 60 ile 72 arasında aşı koruma sağladı. Sağlık otoriteleri 10 kişiden 7’sinin doktora başvurmadan bu hastalığı aşı sayesinde yenebildiğini söyledi. O yüzden aşının koruyuculuğu iyidir, şimdiye kadar ciddi bir yan etkisi bildirilmemiştir. Bizim ülkemizde uygulanan ölü bir aşıdır. Bağışıklık yetmezliği olan kişilere, altı aydan büyük herkese özellikle erişkinlere çok rahat uygulanabilir” diye konuştu.

Tekin aşının uygulanmadığı bir durumun bulunmadığını ancak grip dönemin geçene kadar ertelenebilineceğini söyleyerek, “Aşı güvenlidir” dedi.

escalofrios y fiebre ile ilgili görsel sonucu

“AŞI UYGULANMADIĞI NOKTADA HASTANEYE GİDİP KİLOLARCA İLAÇ TÜKETİLEBİLİYOR”

Süda Tekin, “O kadar çok ilaç tüketimi var ki, aşının içerisindeki mikro gram civa tartışılıyor. Ama aşı uygulanmadığı noktada hastaneye gidip kilolarca ilaç tüketilebiliyor. Bunların yan etkisi gündeme getirilmiyor. O kadar çok antibiyotik gereksiz tüketimi var ki, bu ilaçların da verdiği hasarlar var. Gereksiz antibiyotik tüketimi maliyetini bir kenara bırakıp insanlara verdiği sıkıntılar var. Bunları da gündeme getirmek gerekiyor. O yüzden bir doz aşıyı sağlık otoritelerinin önerileri doğrultusunda uygulamak gerekiyor” şeklinde konuştu.

Influenza vaccine and pregnancies ile ilgili görsel sonucu

“DÜNYA ARTIK GRİP AŞISININ YAPILIP YAPILMAYACAĞINI TARTIŞMIYOR”

Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal ise, “Her yıl mevsimsel gribin neden olduğu ölüm genç erişkinlerde yüz binde bir ile üç yüz binde bir arasında. Ama bunun üzerine koah hastalığı eklendiğinde, hasta 65 yaş üzerinde olduğunda, kalp yetmeliği olduğunda, onkoloji hastası olduğunda ya da gebe olduğunda, diyabet olduğunda ölüm oranı katlanarak gidiyor. Dünya artık grip aşısının yapılıp yapılmayacağını tartışmıyor” dedi.

İlgili resim

TOPLANTIDA GRİP AŞISI YAPILDI

Toplantının ardından basın mensuplarına ve toplantıya katılanlara dernekler tarafından getirilen grip aşısı yapıldı.

esra-oz30.11.2016

Her gün çeşitli medya organlarından sağlık haberleri okuyorsunuz. Peki dikkatinizi celbeden bu haberlerin içerikleri ne kadar doğru? Bu soruyu hiç sordunuz mu? 'Sağlık Haberlerine Farklı' bakış isimli kitabın yazarı Esra Öz, sizi okuduklarınızı sorgulamaya itiyor.

Bilgi çağında bilgi kirliliğinin en çok arttığı dönemdeyiz. Sağlık konusu da 7’den 70’e tüm insanların buluşma noktası olarak yanlış bilgilere, uzman olmayan kimliklerin sömürüsüne çok açık bir alan. Sosyal medyadan, radyodan, televizyondan, gazetelerden edinilen bu bilgilerin ‘sağlıklı’ olup olmadığını sorgulayan bir toplum haline gelmek için sağlık okuryazarlığı hakkında farkındalık oluşturulması gerekiyor. Kokuyla Keşfet ve Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitaplarının yazarı Esra Öz, konunun önemine değinerek, okuyuculara ışık tuttu.

''Gözler, sadece zihnin kavramaya hazır olduğu şeyleri görür.”

Öz, sağlık haberciliğinin sağlıklı bir toplum ve gelecek açısından önemli bir unsur olduğunu belirterek, “Gazeteciler haberlerini kurgularken akıllarındaki ilk mesaj, işledikleri konunun haber değeri taşımasıdır. Bunda da insanların tepkilerini harekete geçirmeyi hedeflerler. Acı, korku ya da umut dolu bir haber olmalıdır ki, öncelikle haber müdürünün onayını alıp, yayınlanabilmesini sağlayabilsin. Ardından da okunma ya da izlenme rekorları kırıp, sosyal medyada gündemi değiştirebilsin. Bunlar medyanın arka bahçesi olduğu için herkes bilmeyebilir, ancak olayları ele alırken algılarımızla oynanmasına engel olmak adına bu işin arkasındaki mantığı iyi anlamakta fayda var. “Gözümle gördüm, daha ne olsun” diyenlere, bilimin vereceği cevaplar bizleri çok şaşırtabilir. Henri-Louis Bergson'un dediği gibi; gözler, sadece zihnin kavramaya hazır olduğu şeyleri görür.” dedi.

GÖRMEK VE BAKMAK-OKUMAK VE SORGULAMAK

Görsel algı ve haberler konusunda Öz şunları söyledi: “Daniel Simons ve Daniel Levin ise, dünyayı ne kadar doğru olarak algıladığımızla ilgili çok farklı çalışmalar yapıyor. Çalışmalarından bir tanesi şöyle: İçinde tek bir oyuncunun yer aldığı bir kısa film izlediğinizi düşünün. Adam omlet yapıyor. O pişirmeyi sürdürürken kamera aniden başka bir açıdan çekmeye başlıyor. Yeni sahnede oyuncu farklı biri olsaydı, fark eder miydiniz? Gözlemcilerin üçte ikisi fark etmiyor. İşte buna “Değişim Körlüğü” deniyor. Dikkatli bakmamız olayları nasıl yorumladığımızla alakalı. David Eagleman'ın dediği gibi “Görmek, bakmaktan fazlasını gerektirir.” Bakabiliriz, ancak olayları net şekilde görmeyebiliriz. İşte bu nedenle haberleri daha farklı bir düşünce ile incelemek gerekiyor. Size sunulan kadarını öğrendiğiniz olayların arkasında aslında olanlar, anlatıldığı gibi mi?”

Bilimsel çalışmaların Türkiye’de yaygınlaştırılması gerektiğinin altını çizen Öz, medyanın da bilim dünyası hakkında daha fazla haber yayınlaması gerektiğine dikkat çekti.

HABERCİNİN GÖREVİ NEDİR?

Medyanın artık insanların hayatını yönlendiren bir sistem haline geldiğini vurgulayan Öz, şunları söyledi: “Çünkü medya aslında sizin hayatınızı yönlendiriyor, düşüncelerinizi, yaşama şeklinizi, alışverişinizi, insanlarla iletişiminizi kısaca siz farkında olmadan sizi yönetiyor. Bu nedenle medya ile iletişiminizde mutlaka bir süzgeç kullanmak, kendi kararlarınızı almanızda size yardımcı olacaktır. Gazetecilerin bakış açısı ile hayata bakmak aslında farklılıkların farkına varmayı sağlıyor. Bu anlamda da haberler aslında hayatımıza ışık tutuyor. Bunu çok kolay bir şekilde elektrik devre sistemi ile anlatabilirim. Bilim insanı ve sağlık çalışanı bilgi kaynağı olarak elektrik devresinin “pil” görevini görür. Çünkü, yakıta ihtiyaç vardır ve yakıt için bilgi gerekir. Gelen bilgi “anahtar görevi” gören gazetecinin sayesinde habere dönüşür ve “lamba” yanar. Lambanın ışığı ile etraf aydınlanır. Aslında medya tam olarak bunu yapar, bilgi ile dünyayı aydınlatır. Mustafa Kemal Atatürk ‘ün bu konudaki sözü de kulaklarda çınlar: “Gazeteciler, gördüklerini, düşündüklerini, bildiklerini samimiyetle yazmalıdır.” Sağlık Haberlerine Farklı Bakış kitabının yazarı Öz, sağlık okuryazarlığı alanında halka ve sağlık profesyonellerine eğitimler veriyor.

Sözcü

Yeşilay uyarıyor: Hamilelik döneminde sigara kullanımı geri dönülemeyen zararlara neden oluyor!

xx28.10.2016

Ülkemizde son yıllarda özellikle kadınlarda artan sigara kullanımı, ciddi sağlık problemlerine yol açarken, sigaradan en çok etkilenen ise anne karnındaki bebek oluyor…

Özellikle kadınlar arasında her geçen yıl artan sigara tüketimi, hamilelik döneminde geri dönülemeyen zararlara neden oluyor. Özellikle anne adayı olan kadınlarda oluşan sigara bağımlılığı, sadece içen kişiyi değil, aynı zamanda anne karnındaki bebeği de olumsuz yönde etkiliyor.

pregnant women smoking baby smoke ile ilgili görsel sonucu

Anne karnındaki bebeğin göbek kordonu ve plasenta (eş) aracılığıyla annenin yediği içtiği besinlerden, soluduğu havadan, psikolojik yapısından beslenip, etkilendiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Gülhan Cengiz “Hem anne hem de bebek için son derece tehlikeli olan sigara, stres ve sıkıntı giderici değil, stres ve sıkıntı kaynağı oluyor. Sigara göründüğü gibi basit değil, 4000 civarında zehirli ve kanserojen kimyasal madde içeriyor. Sigara, annenin başta solunum sistemi olmak üzere kalp, damarlar ve vücudun diğer tüm organlarına zarar veriyor” diyor. Annenin faydalı besinler alması halinde bebeğinin sağlıklı gelişip büyüyeceğinin altını çizen Cengiz, annenin sigara içmesi durumunda ise sigarada bulunan kimyasal maddelerin aynı yolla bebeğe ulaşacağını belirtiyor ve ekliyor “Anne sigara içiyorsa bebek de sigara içiyordur. Bu da henüz gelişmekte olan minicik bebeğin yeni oluşmakta olan organlarına zarar verir. Bebeğin organları annesine göre kat kat fazla zarar görür.”

pregnant and smoke ile ilgili görsel sonucu

Gebelikte pasif sigara içiciliğine dikkat

Hamile annenin her zaman temiz havalı yerleri tercih etmesi gerekiyor. Pasif sigara içiciliği, sigara içmeyen kişiye çok fazla zarar verebiliyor. Ayrıca, çevreye yayılan yan akım dumanı daha fazla kimyasal madde içerdiği için daha zararlı hale geliyor.
Anne adayı, gebeliği sırasında sigara içsin ya da içmesin başkalarının içtiği dumandan da etkileneceğini göz önünde bulundurmalıdır. Annenin bulunduğu ortamdan içine çektiği duman plasenta aracılığıyla bebeğe muhakkak geçer ve bebeğin büyüme ve gelişmesini yavaşlatır. Gebelik döneminde sigara içmeyen bireyin de sigaralı ortamlardan uzak durması gerekir.

pregnant and smoke ile ilgili görsel sonucu

Bebek sahibi olmak isteyenler de sigaradan uzak durmalı

Yapılan bilimsel araştırmalara göre birçok konuda olumsuz etkileri bilinen sigaranın, hem erkek hem de kadının üreme kapasitesi açısından da olumsuz etkileri bulunuyor. Günümüzde en sık görülen alışkanlıklardan biri olan sigara, üreme hücrelerine zarar vererek erkeklerde sperm, kadınlarda ise yumurta kalitesini ve sayısını olumsuz yönde etkileyerek doğurganlık kapasitesini nerdeyse 2-3 kat azaltabiliyor. Nikotin, kadınların yumurtalıklarında oluşan üreme hücrelerinde kötü etkiler bırakarak, yumurtanın yapısında anomaliler oluşmasına neden oluyor. Yumurtalıklara zarar veren sigara erken menopoz sorunlarına da yol açıyor. Sigara kullanan kadınlarda normal yollarla gebelik şansı azaldığı gibi, tüp bebek tedavisinde de başarı şansı olumsuz yönde etkileniyor. Sigarayı bırakan kadınların kısırlık tedavisi ile başarı şansında yükselmeler oluyor.

Metastatik meme kanserli kadınlar için umut oldular

271020161458113089658_227.10.2016

Kanserle Dans Derneği ve Europa Donna Türkiye’nin liderliğindeki Yeni Hikayeler projesi bu sene metastatik meme kanseri hastaları için“Umutlar Çiçek Açsın” dedi.

Proje kapsamında Hatice Gökçe’nin umudun simgesi olan kiraz çiçeklerinden ilham alarak tasarladığı tişörtler satışa sunulacak ve elde edilen gelirin tamamı Kanserle Dans Derneği ve Europa Donna Türkiye’ye meme kanserli kadınlar yararına bağışlanacak.

Metastatik meme kanserinde umudun var olduğunu vurgulamak için yapılan proje, bu yıl Yargıcı, Hatice Gökçe ve Pfizer Onkoloji’nin desteğiyle hayata geçti.

“Erken tanı hayat kurtarır”

Her 8 kadından 1’inde yaşamları boyunca meme kanseri gelişiyor diyen Prof. Dr. Nil Molinas Mandel,”Erken evre meme kanseri tanısı konan ve tedavi gören kadınların yaklaşık üçte birinde metastatik meme kanseri gelişir. Metastatik meme kanseri kanserin uzak organlara yayıldığına işaret eder. Metastatik meme kanserinde, kanser memeden kemikler, akciğerler, karaciğer ve beyin de dahil, vücudun diğer kesimlerine yayılabilir. Günümüzde erken evre meme kanseri hakkında birçok bilinçlendirme kampanyası yapılıyor fakat metastatik meme kanseri hastalığı pek konuşulmuyor.Erken tanı hayat kurtarır diyoruz ancak bunun yanı sıra metastatik evrede doğru tedavi yaşamları değiştirebilir. Yeni tedaviler ile metastatik meme kanseri hastalarına daha iyi yaşam kalitesi sağlanabilir ve hastalık ilerlemesi ertelenebilir. Bu yüzden bu proje, bizlerin doğru mesajları verebilmemiz için çok önemli. Bu anlamlı günde olduğu gibi, biz kadınlar için her gün değerlidir” dedi.

“Umutlar Çiçek Açsın”

Proje kapsamında hazırladığı tişört tasarımlarıyla ilgili konuşan Modacı Hatice Gökçe, “Umudun simgesi olan kiraz çiçeklerini kanaviçe deseni görünümüyle tişörtlere bastık. Kanaviçenin yapım aşamasında gerektirdiği sabır ve dikkati hepimiz biliriz. Bu nedenle ben de tasarımımda, eski zamanlarda çok popülerken şimdi yavaş yavaş unutulmaya başlayan bu tekniğin görünümünü kullanmak istedim.’Umutlar Çiçek Açsın’ projesindeki tasarım ve üretim sürecimizin, metastatik meme kanseri tedavisinin gerektirdiği sabır ve metanetle de benzerlik taşıdığını düşünüyorum’ dedi.

“Çıkan sonuçlar bizleri mutlu etti”

Projeyle ilgili duygularını dile getiren Yargıcı Pazarlama ve İş Geliştirme Direktörü Ebru Günal, “Ortaya çıkan sonucun bizleri mutlu ettiği kadar tüm metastatik meme kanserli hastalara da umut vereceğine inanıyoruz. Yargıcı olarak her zaman kadınlara destek olmak ve bir şekilde kadınların hayatlarına dokunarak, onlar için fayda sağlamak birincil amaçlarımız arasında yer alıyor. Bu anlamlı projenin ev sahibi olmaktan duyduğumuz mutluluğu bir kez daha belirtmek isterim” dedi.

Projenin destekçilerinden Pfizer Türkiye Onkoloji İş Birimi Lideri Mehmet Yetiş, “Hayata doktorlara, hastalara ve topluma değer katabilecek ürünleri piyasaya sunabilmek ve insanların ihtiyaç duydukları tedavilere erişmesine yardımcı olmak için buradayız. Bu gibi projeler ise bizlerle onlar arasındaki köprüler niteliğinde. Bu yüzden bu projenin tüm metastatik meme kanseri hastaları için önemine sonsuz inanıyor ve ‘umutlar çiçek açsın’ diyorum” dedi.

Kanserle Dans Derneği ve Europa Donna Türkiye temsilcileri yaptıkları ortak açıklamada şunları söyledi:

“Yıllardır hastaların doğru bilgilendirilmesi ve tedaviye ulaşabilmesi için tüm gücümüzle çalışıyoruz. Bizlere destek olan, hastalar için umut ışığı yayan tüm projelerin içinde olmaktan dolayı kıvanç duyuyoruz. Özellikle Yargıcı, Hatice Gökçe ve Pfizer Onkoloji gibi çok güçlü ortaklarla bu projeye imza atmış olmak bizleri çok mutlu ediyor. Elde edilen tüm gelirin meme kanserli kadınların umut filizlerini biraz daha çiçeklendireceğine gönülden inanıyoruz ve biz de ‘umutlar çiçek açsın’ diyoruz” dedi.

 

_92020994_thinkstockphotos-51263984224.10.2016

İngiltere'de, Tıp Okulları Akademisi üyesi doktorlar 40'a yakın gereksiz tedavi yöntemini sıraladı.

Basit bir kemik kırılmasından kanser gibi ölümcül hastalıkların tedavisine kadar, işe yaramayan veya çok az etki yaratan yöntemlerin listesi yapıldı.

Listeye göre 45 yaş üstü kadınlara menopoz teşhisi koyulması için kan testi yapılması gerekmiyor. Bel ağrısı olan hastalara röntgen çekilmesi de işe yaramıyor.

Doktorların her yıl yenilerini ekleyecekleri liste, izlenen bazı rutin tedavi yöntemlerinin gereksiz olduğunun altını çiziyor.

Sağlık alanında pazar araştırması yapan İngiliz Medix şirketinin yaptığı araştırmada 11 farklı tıp dalından 500 uzman doktora gereksiz gördükleri 5 tedavi yöntemi soruldu.

Listede maddelenen yöntemlerden bazıları şunlar:

  • Kesikleri temizlemek için yara bandına gerek yok, temiz su yeterli.
  • Çocuklardaki ufak tefek kemik çatlakları için alçı gerekli değil.
  • Bronşiti olan çocuklar kendi kendilerine iyileşebilirler.
  • Anne normalden yüksek komplikasyon riski bulundurmadığı sürece bebeğin kalp atışlarının gözlemlenmesi gerekmiyor.
  • Kemoterapi kanserin semptomlarıyla savaşabilse de, hastalığı tamamen iyileştirmek konusunda çözüm değil ve aslında hastalığın son zamanlarında daha fazla soruna neden oluyor.
  • Prostat sorunlarının rutin kontrolünde kullanılan testler ömrü uzatmıyor ve daha fazla endişeye sebep olabiliyor.

Tıp Okulları Akademisi sözcüsü Susan Bailey, "Bu tür yöntemler boşuna zaman alabiliyor, daha kolay ve güvenli seçenekler olduğuna göre neden onları seçmiyoruz? Durup düşünmeli ve en iyi tedavi yöntemini bulmaya çalışmalıyız" diyor.

Röntgen yapılan bir el

Hastalar ve doktorlar arasındaki iletişim

İngiltere'de yürütülen "Choosing Wisely" (Akıllıca seçmek) kampanyası da yapılan araştırmalara dayanarak hastalarla doktorları arasındaki iletişimi arttırmayı hedefliyor.

Hastalara doktorlarının önerdiği tedavilerle ilgili sorular sormaları öneriliyor.

Bunlardan bazıları da şöyle sıralandı:

  • Bu teste, tedavi yöntemine veya prosedüre gerçekten ihtiyacım var mı?
  • Bunun riskleri ve dezavantajları neler?
  • Oluşabilecek yan etkiler neler?
  • Daha basit ve güvenli bir yöntem var mı?
  • Hiçbir şey yapmazsam ne olur?

 

BBC Türkçe