Category Archives: Sağlık

“3 yaşındaki kızlar bile zayıf olma düşüncesinde”

 

maxresdefault26.09.2016

Yeme bozukluğunun görüldüğü yaşlar giderek düşüyor. Diyetisyen Aysun Yurdakul, özellikle kız çocuklarının, şişman oyuncaklarla oynamayı reddedip, zayıflığı, güzelliği ve fit vücutlu bebeklerle oynamayı tercih ettiğini belirterek, “3 yaşındaki kızlar bile şimdiden zayıf olmak düşüncesinde” dedi.

Medical Park Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden diyetisyen Aysun Yurdakul, yeme bozukluklarının giderek artan bir sorun olduğunu belirtti. Ailelere çocukları için beslenme önerilerinde bulunan Yurdakul, çocukların medya araçlarından edindiği bilgiler çerçevesinde, kilolu olmanın aşağılanan, kötü bir durum olduğu fikrine kapıldığını söyledi. Yurdakul, “Bu durum bazı çocukları olumlu etkilerken, bazı çocukların yanlış radikal diyetlerle erken yaşta tanışmalarına sebep olmaktadır” dedi.

He refuses to play with girls' toys fat and fit bodied prefers to play with dolls ile ilgili görsel sonucu

“Kızlar, şişman oyuncaklarla oynamayı reddediyor”

Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre; özellikle kız çocuklarının şişman oyuncaklarla oynamayı reddedip, onun yerine zayıflığı, güzelliği ve fit vücutlu bebeklerle oynamayı tercih ettiğini kaydeden Yurdakul, “Bu çalışmaya göre 3 yaşındaki kızların bile şimdiden zayıf olmak düşüncesinde olduğu ortaya konulmuştur” dedi.

parents are mean ile ilgili görsel sonucu

“Doğru beslenmeyi örnek olarak öğretmeliyiz”

Zayıflık baskısının çocuklarda yeme bozukluklarına yol açtığını ve depresyona sürüklediğine vurgu yapan diyetisyen Aysun Yurdakul, “Çocuklar, kilolu insanların iyi olmadıklarını düşünmekte. Bu nedenle kilolu arkadaşlarıyla ‘alay etme’ durumu ortaya çıkabilmekte. Anne-baba olarak çocuklarımıza doğru beslenmeyi; kendimiz de doğru beslenerek ve davranışlarımızla öğretmek zorundayız” diye konuştu.

yemek seçme ile ilgili görsel sonucu

“Zararlarını anlatıp kendimiz yiyorsak inandırıcılığı kalmaz”

Çocukların erken yaşta kazandığı yeme alışkanlıklarının ilerleyen yaşlardaki obezitenin yanı sıra tüm psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıkların kapısını daraltacağını belirten Yurdakul, “Çocuklarımız bizleri izleyerek öğrenir. Çocuğumuza bir yemeği sevdirmeyi istiyorsak, zorlayıcı davranmadan, faydalarından bahsederek ve o yemeği biz de yiyerek örnek olabiliriz. Fast- food ürünlerin, asitli içeceklerin zararlarından bahsediyor ve biz tüketiyorsak inandırıcılığı kalmaz” dedi.

yemek seçme ile ilgili görsel sonucu

“Yasaklar gizlice yemesine neden olabilir”

Doyduğunu söyleyen çocuğa ısrarcı olunmaması gerektiğinin altını çizen diyetisyen Yurdakul, “Zararlı yiyeceğe yasak koymak onların daha çok istemesine ve hatta bizden gizli yemesine neden olabilir. Bu yüzden sağlıklı bir beslenme programını basmakalıp bilgilerle değil, çocuğun kendisine özel programlamak gerekir. Gelişme çağında çocuğun kilo fazlalığı varsa zayıflama diyetleriyle değil doğru beslenme programıyla kilo vermesinin doğru olacağını bilmemiz gerekir” diye konuştu.

beslenme çantası ile ilgili görsel sonucu

“Beslenme çantasına sağlıklı atıştırmalıklar koyun”

Özellikle tatlıya eğilimi olan ve göbek çevresi yağlanma başlayan çocukların ebeveynler tarafından önemsenmesi gerektiğini ifade eden Aysun Yurdakul:

“Boyu uzayınca geçer demememiz gerekir. Beslenme çantasına koyduğumuz tam tahıllı küçük sandviçler, meyve, badem, ceviz, fındık, kuru meyvelerle yapılmış kurabiyeler gibi keyifli ve sağlıklı atıştırmalıklar çocuğunuzun büyümesini, gelişimini hatta dikkatini olumlu etkilediği gibi okuldan dönünce açlığı kontrol edebileceği için abur cubura saldırmasını önler.”

Alzheimer dalgası kapıda

2016-06-28_09122921.09.2016

Her üç saniyede biri demans hastası oluyor. Bunların üçte ikisi ise Alzheimer’a yakalanıyor. Hastalıktan korunmanın sırlarından biri de kahve olabilir.

Alzheimer dalgası kapıdaHer üç saniyede biri demans hastası oluyor. Bunların üçte ikisi ise Alzheimer’a yakalanıyor. Hastalıktan korunmanın sırlarından biri de kahve olabilir.

Türkiye’de 600 bin “aile” Alzheimer ile mücadele ediyor. Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, gelmekte olan Alzheimerli hasta dalgasına dikkati çekerek, “Hazır değiliz” dedi.

Alzheimer dalgası kapıda

Halen Türkiye nüfusunun yüzde 8,7’sini oluşturan 65 yaş üstünün hızla arttığını belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “Her 100 kişiden beşi, 65 yaşından sonra Alzheimer olacak. Bu hasta sayısında korkunç bir artış demek. Ancak hastalar için bakım evi, evde bakım hizmetleri, hastaneler ve personel hatta biz kendimiz bile hazır değiliz” dedi. Hastalığın kadınlarda erkeklerde daha sık görüldüğünü belirten Prof. Dr. Kulaksızoğlu, 65 yaşın üzerindeki her 6 kadından biri, 11 erkekden de birinin Alzheimer olduğunu söyledi. Mevcut hastaların üçte ikisinin kadın olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kulaksızoğlu, “60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, meme kanseri riskinden 2 kat daha fazla” dedi.

coffe alzheimer ile ilgili görsel sonucu

EĞİTİM ALZHEİMER’DEN KORUYOR

Eğitime erken yaşlarda başlayanlarda ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde Alzheimer görülme oranı daha düşük. Derneğin yönetim kurulu üyelerinden Doç. Dr. Barış Topçular, “Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu Wisconsin Üniversitesi Alzheimer Araştırma Merkezi’nin bir çalışmasıyla gösterildi. 211 sağlıklı birey ile 57 bilişsel bozukluğu olan bireyin katıldığı çalışmadaki bulgular, eğitim düzeyi yüksek bireylerde Alzheimer hastalığında rol oynayan amiloid ve TAU proteinlerinin birikiminin, eğitim düzeyi düşük bireylere kıyasla çok daha az olduğunu gösterildi” dedi.

pc games and alzheimer ile ilgili görsel sonucu

BİLGİSAYAR OYUNLARI BEYNİ GENÇ TUTUYOR

Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacı “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de demans gelişme riskini azalttığını kanıtladı. Altı farklı araştırma merkezinden 2 bin 785 katılımcıyla yapılan bir araştırmada bellek, akıl yürütme ile bilgisayarlı bilgi işleme hızı egzersizleri karşılaştırıldı. Doç. Dr. Topçular, “Sadece “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin demans üzerine etkili olduğu görüldü. Bu egzersizler demans gelişme riskini yüzde 33 oranında azaltıyor” dedi.

old people eating breakfast ile ilgili görsel sonucu

KALBE İYİ GELEN, BEYNE DE İYİ GELİYOR

Akdeniz tipi diyetle beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olanlarda demans gelişme riskinin de daha düşük olduğunu belirten Doç. Dr. Topçular, “Bunlarda, Alzheimer hastalarında görülen amiloid ve tau proteinlerinin beyindeki birikiminin çok daha az olduğu belirlendi. Çok yeni araştırmalar günlük meyve tüketiminin(günde iki porsiyon) Alzheimer’a yakalanma riskini azaltığını gösterdi” dedi.

pc games and alzheimer ile ilgili görsel sonucu

SOSYALLEŞİN, KAHVE İÇİN

Aktif sosyal yaşam ve kahve de Alzheimer riskini azaltıyor. Derneğin yönetim kurulu üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, “Günde 1-2 bardak arasında kahve tüketenlerde Alzheimer riskinin azaldığı gözlendi. Türk kahvesi olarak 3-4 fincan öneriyoruz. Buna karşılık 3 bardak ve üstü kahve tüketenlerde bu olumlu etki ortadan kalkıyor” dedi. Bilgiç, kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde hayvan deneyleri bulunduğunu hatırlattı.

coffe alzheimer ile ilgili görsel sonucu

KAHVE İÇİN, BEDEN VE BEYNİNİZİ ÇALIŞTIRIN

Alzheimer riskini azaltmak için özetle şu önerilerde bulundu:

* Bilgisayarlı oynanan “bilgi işleme hızı” egzersizleri yapın.
* Akdeniz tipi diyetle beslenin. Sadece kalbinize değil, beyninize de iyi gelir.
* Düzenli fiziksel egzersiz yapın. Her gün 15-20 dakika yürümek bile yeterli.
* Sosyal hayatın içinde kalın.
* Kahve ve kakaonun da koruyucu etkisi var. Günde 3-4 fincan Türk kahvesi (diğerlerinden günde 1-2 kupa) için. Yanında küçük birer parça siyah çikolatayla da kakao alabilirsiniz.

Mesude Erşan/mersan@hurriyet.com.tr

Yaşadığım kaygı mı, korku mu?

burn-out-sophrologie-1080x675

Kaygılı olmanın istek ve performans açısından faydalı olduğu bilinse de uzmanlar, aşırıya varan durumlarda kişinin tedavi edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Kaygı ve korkunun karıştırıldığına da dikkat çeken uzmanlara göre bu ikisini ayrıştırmak bireylerin ruhsal süreçlerinin farkına varmaları açısından önemli.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, toplumda kaygı ve korkunun karıştırıldığını ifade ederek, “Kaygı, belirsiz ve uzun süreçlidir. Korkunun ise, kaynağı belli ve kısa süreçlidir. Bu ikisini ayrıştırmak bireylerin ruhsal süreçlerinin farkına varmaları açısından önemlidir” dedi.

Normal düzeyde kaygı hissetmenin istek duyma, motive olma ve karar verme gibi süreçleri harekete geçirdiğini belirten Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, kaygının hiç olmaması ya da olması gerekenden fazla olması durumunda ise olumsuz sonuçlara yol açabileceği uyarısında bulundu. Çetin, şöyle konuştu:

“Kaygı, istek, motivasyon ve performansı bir zincir olarak düşünebiliriz. Kaygı olmazsa, isteğimiz olmaz ve istediğimiz şeye karşı motivasyonumuz olmaz. Bu da bizim performansımızı olumsuz etkiler. Bireyde kaygı çok yüksekse verim sağlanamaz. Bu durum da performansa olumsuz şekilde yansır.”

14678-ThinkstockPhotos-178445186.1200w.tn

Stres olumsuz düşünceleri tetikleyebilir

Kaygıyı bireyin iç ya da dış dünyasından gelen uyaranlarla karşılaştığında gösterdiği tepki olarak tarif eden Çetin, bu tepkilerin, bedensel ve duygusal gibi zihinsel de olabileceğini söyledi. Uzman Klinik Psikolog Aziz Görkem Çetin, “İnsanların geçmiş yaşantıları, yetiştirilme tarzı ve kişiliklerine yönelik negatif-pozitif düşünceleri vardır. Strese maruz kalınan durumlarda bu olumsuz düşünceler tetiklenebilir” dedi.

Toplumsal olayların, olaya şahit olanları ve yakınlarını kaybedenleri etkilemekle birlikte toplumun genelinde de kaygıya neden olabileceğini dile getiren Çetin, “Genelde travmatik durumlar yaşayan bireylerin anormal davrandıkları düşünülmektedir. Unutmayın ki verdiğiniz tepkiler normal insanların anormal durumlar karşısında verdiği tepkilerdir. Bu nedenle siz değil, maruz kaldığınız durum anormaldir. Ancak eğer kaygı azalmıyor hatta artarak sürüyor ve günlük hayatı zorlaştırıyorsa bir uzmandan destek alınması gerekir” dedi.

Fueling-Your-Anxiety1

Kaygının belirtileri neler?

Zihinsel belirtiler; olumsuz düşünceleri ve tüm felaket senaryolarını içerir. Birey dikkatini toplamakta zorluk yaşar. Dalgınlık ve unutkanlık gibi durumlar yaşanır.

Fizyolojik belirtiler; kalp atışlarında hızlanma, terleme, titreme, uyuşma, karıncalanma, ateş, kas gerginlikleri, hızlı nefes alıp verme, yüz kızarması, baş dönmesi, baş ağrısı, idrar kaçırma, erken boşalma gibi sorunlar gözlemlenebilir.

Duygusal belirtiler; sinirlilik, endişe, kontrol kaybı yaşanıyor gibi hissetme, heyecan, çaresizlik, karamsarlık, umutsuzluk ve yetersizlik gibi durumlar görülür.

Group of friends jumping at beach, silhouette

Kaygıyı hafifletmek için ne yapmalı?

  • Sosyal bağlarınızı koparmayın.
  • Gerçekleştirebileceğiniz sorumluluklar alın.
  • Yalnız kalmamaya özen gösterin.
  • Sıkıntılarınızı paylaşın.
  • Rahatlatıcı ve hoşlandığınız aktivitelere yönelin.
  • Gerçekçi ve olumlu düşüncelere odaklanın.
  • Zihin ve vücudunuzu gözlemlemekte aşırıya kaçmayın.
  • Kaygılardan kaçmak, yok saymak yerine kademeli olarak onunla yüzleşin.
  • Başarısızlıklarınıza değil başarılarınıza ve elinizdeki değerlere odaklanın.
  • Kendinize gerçekçi hedefler koyun.
  • Tükettiğiniz besinlerin kaygıyı artırıcı olmamasına dikkat edin. Örneğin; kafein maddesini aşırı tüketmeyin.

Kemik yoğunluğunuzu arttırın Osteoporozu önleyin!

salud-nutricion-huesos-alimentacion_saludable-calcio_ELFIMA20151019_0004_10
Osteoporoz yani kemik erimesi çoğunlukla ileri yaşta ve kadınlarda özellikle menopozdan sonra sıklıkla görülen bir hastalık. Peki kemik yoğunluğu nasıl arttırılır?

Ancak erken yaşta önlem almak kemik yoğunluğunu zirveye taşımak kemik erimesinin önlenmesi açısından hayati önem taşıyor. Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kolay kırılmadan sorumlu tutulan osteoporoz, kadınları ilgilendiren bir sorun olarak görülse de erkeklerde de ileri yaşlarda sıklıkla görülüyor.

Günümüz koşullarında özellikle kapalı mekan çalışanlarda, güneşle teması olmayanlarda, gıdalarla yeterli kalsiyum alamayanlarda; kemik problemlerinin çok daha erken yaşlarda başladığını söyleyen Prof. Dr. Nilgün Güvener Demirağ “Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar kolay olur” diyor.

30 yaşından sonra kemik yıkıma başlar

Kemiğin önemli işlevleri arasında, vücut bütünlüğü ve yapısını sağlama, organları koruma, kasların tutunmasını sağlama ve kalsiyum başta olmak üzere mineral deposu olması mevcuttur. Kemik sürekli yenilenen bir organdır ve yıkılıp yerine yenisi yapılır. Gençken yeni kemik yapımı yıkımdan daha hızlıdır kitlesini artırma yönünde bir denge mevcuttur. Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar. Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar mümkün olabilir.

Fazla tuz kalsiyum kaybı yapıyor

Genetik, kuşkusuz hastalıklara meyilde çok önemli bir belirleyicidir. Çevresel etmenler, düzeltilebilir olmaları nedeniyle çok önemlidir. Beslenmede yeterli kalsiyum alımı, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve buna yönelik yeterli gün ışığı maruziyeti, bunun mümkün olmadığı durumlarda D vitamini desteği, egzersiz, yüksek tuzlu beslenmeden kaçınma, dengeli beslenme, potasyum içerikli meyve sebze tüketimleri, sigara ve alkolden uzak durma kazanılması gereken yaşam alışkanlıklarıdır ve bu alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazanılması, korunma adına oldukça önemlidir. Yoğun tuz tüketimi de kemik sağlığını olumsuz etkiler. Diyette alınan tuz miktarının fazlalığı, idrar kalsiyumunun geri emilimini bozup kalsiyum kaybına neden olur. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hazır gıdaların tüketiminin artışı, tuz tüketimini de artırmıştır.

Kemik sağlığımızı olumsuz etkileyen faktörler

• Dengesiz beslenme, yetersiz kalsiyum, magnezyum, potasyum alımı

• Hareketsizlik

• Gün ışığından yeterli yararlanamama

• Sigara ve alkol kullanımı

• Cinsiyet, düşük vücut kitle indeksi ve yaş

• Beyaz ırk

• Ailede osteoporoz öyküsü

• Hormonel sorunlar (yüksek tiroid ve paratiroid hormon düzeyleri, kadında estrojen, erkekte testosteron eksikliği, yüksek kortizol salgısına neden olan Cushing hastalığı..)

• Yeme bozuklukları, anoreksiya nevroza, bulumia, kilo verdirmeye yönelik yapılan bariatrik cerrahiler, Celiac hastalığı gibi malabsorbsiyona neden olan barsak hastalıkları

• Kronik böbrek yetmezliği, transplantasyon

• İlaçlar: Uzun süreli kortikosteroid içerikli ilaç kullanımı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar, bazı antidepresanlar (SSRI), mide asit salgısını azaltmaya yönelik verilen proton pomapa inhibitörleri, aromataz inhibitörleri…

Kemik açısından olumsuz sonuçları bilinen ilaçları uzun süre kullanmak zorunda olan hastalar için koruma protokolleri uygulanmalı ve kemik yoğunluğu periyodik izlenmelidir.

Gençleşmek için 11 besin

10-healthy-eating-habits-most-people-don-39-t-know-knowledge-sharing-ghjth
İnsan ömrü uzadıkça tıp bilimi sadece hastalıkların tedavisi ile değil aynı zamanda daha uzun ve kaliteli yaşamın kapılarını aralayan formüllerle ilgilenmeye başladı. Ömür uzadıkça insanların ortak meraklarından biri nasıl genç kalabilecekleri oldu.

Genç kalmak ve yavaş yaşlanmanın formülü ise çok eski zamanlarda Hipokrat tarafından verilmişti: “Besinler ilacınız olsun.” İşte size Diyetisyen & Yaşam Koçu Gizem Şeber’den gençleşmek için sofralarınızda yer vereceğiniz ilaç gibi 11 besin ve tarifler.

BALIK

Balıkta bulunan omega-3 yağ asitlerinin vücutta birçok kronik hastalığın ortaya çıkmasına yol açan inflamasyon (yangı, iltihap) durumunu azalttığı uzun zamandan beri bilinen bilimsel bir gerçek. Omega-3 yağ asitleri aynı zamanda kendimizi daha mutlu ve enerjik hissetmemizi sağlıyor. Yeterli omega-3 yağ asidi tüketenlerin kilo yönetiminde daha başarılı oldukları da biliniyor.

BRASSİCA SEBZELERİ

Karnabahar, brokoli, Brüksel lahanası, lahana ve mor lahana gibi sebzeler içerdikleri izotiyosiyanatlar ile özellikle kolon, akciğer, pankreas, prostat ve mide kanserlerine karşı koruma sağlarlar. Brassica sebzelerinden maksimum fayda elde etmek için haşlamak yerine buharda pişirmeyi tercih etmelisiniz.

KÜÇÜK KIRMIZI MEYVELER

Böğürtlen, ahududu, yabanmersini gibi küçük kırmızı-mor meyveler içerdikleri antioksidanlarla yaşlanmayı geciktirici etki gösteriyorlar. Besinlerin anti-aging etkilerini gösteren Dünya’da geçerli ORAC puanlandırma sisteminde ilk sıralarda yerlerini alıyorlar.

ZEYTİNYAĞI

İçerdiği tekli doymamış yağ asitlerinin ve bazı antioksidan öğelerin kalp sağlığını korumaya ve geliştirmeye yardımcı olduğu uzun zamandan beri biliniyor. Bazı bilimsel çalışmalar kimi kanser türlerine karşı da koruma sağladığından bahsediyor. Zeytinyağı anti-aging etkili ve sağlıklı bir gıda olsa da 1 tatlı kaşığı 50 kalori içeriyor. Bu nedenle de tüketim miktarı konusunda dikkatli davranmakta fayda var.

KAKAO

Panamalılar arasında kalp hastalıklarının en düşük görüldüğü Kunalılar incelendiğinde diğer Panamalılardan farklarının kakao içeceklerini sıklıkta tükettikleri olduğu fark edildi. Bilim adamlarının bu konuda yaptıkları araştırmalar sonucunda kakaonun kalp hastalıkları, demans ve tip 2 diyabete yakalanma riskini azalttığı belirlendi. Kakaonun damarları koruyucu etkisi olduğu düşünülmektedir.

SÜLFÜR İÇEREN SEBZELER

Soğan ve sarımsak gibi sebzelerin içerdikleri sülfürlü birleşiklerin anti-aging etkisi olduğu biliniyor. Anti-aging etkileri bakımından sıralandıklarında kuru sarımsak başı çekiyor. Onu taze sarımsak, kuru soğan, taze soğan ve pırasa takip ediyor.

TURUNCU SEBZELER

Havuç, bal kabağı ve tatlı patates gibi sebzelere turuncu rengi veren beta-karoten güçlü bir antioksidan. Özellikle deri bütünlüğü ve göz sağlığı açısından da önem taşıyor. Yapılan bilimsel çalışmalar kalp ve kemik sağlığını korumakta önemli olduğunu göstermiştir.

ZERDEÇAL

Son yıllarda üzerine yapılan bilimsel çalışmaların giderek arttığı baharatlardan biri olan zerdeçalın içerisinde bulunan kurkumin antioksidanının Alzheimer’a karşı koruma sağladığı düşünülmektedir. Yine diyabetin ilk alarmı olan insülin direncini kırmaya yardımcı olduğuna dair bilimsel çalışmalar vardır.

DOMATES

İçerdiği laykopen ile prostat kanserine yakalanma riskini azalttığı biliniyor. Laykopen aynı zamanda güneş ışınlarına karşı derimizi koruma altına alıyor ve kollojen adı verilen ve kaybı ile cildimizin yaşlandığı maddenin yıkımını azaltıyor.

KARPUZ

Birçok insan çok şekerli olduğunu düşündüğünden tehlikeli olduğunu zannetse de karpuz içerdiği sitrulin ile bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve vücudu toksin öğelerden arındırıyor.

AVOKADO

Yağ içeriği yüksek olan bir meyve olan avokadoda bulunan yağlar kalp sağlığı açısından oldukça önemli ve gerekli. Avokado aynı zamanda yüksek protein içeren diyetler sonucunda vücutta oluşan asit durumunu dengelemek konusunda da yardımcı. Yine yapılan bilimsel çalışmalar avokadonun yanında tüketildiği besinin vücutta daha etkin kullanılmasına yardımcı olduğunu gösteriyor. Avokado antioksidan etkili E vitamininden de zengin.

GENÇLEŞTİREN SOMON

MALZEMELER (2 KİŞİLİK)

2 adet somon fileto, 3 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 adet mor soğan, 4 diş sarımsak, 1 adet avokado, 1 büyük boy domates, karabiber, tuz, ½ limonun suyu, 1 küçük boy brokoli, 1 küçük boy karnabahar, 10 adet Brüksel Lahanası

YAPILIŞI: İki yemek kaşığı zeytinyağı, tuz ve karabiberi harmanlayın. Somon filetoları içerisinde gezdirin. Tavada çevirerek pişirin. Soğanı ve sarımsakları soyun ve çentin. Domatesleri küp küp doğrayın. Avokadoyu ortadan bölün, çekirdeğini çıkarın. İçini kaşık yardımı ile bir kaba alıp çatalla iyice ezin. Limon suyu, karabiber ve tuz ilave edip iyice karıştırın. İçine soğan, sarımsak ve domatesleri ilave ederek iyice harmanlayın. Karışımı pişen filetoların üzerine paylaştırın. Buharda pişirdiğiniz karnabahar, brokoli ve Brüksel lahanaları ile birlikte servis edin.

TOKSİN ARINDIRAN DOMATES KARPUZ SORBE

MALZEMELER (8 KİŞİLİK)

1.5 su bardağı taze sıkılmış çekirdeksiz domates suyu, ¼ iri karpuz, 2 yemek kaşığı limon suyu, 2 yemek kaşığı bal

YAPILIŞI: Karpuzun çekirdeklerini ayırın ve küp küp doğrayın. Tüm malzemeleri blenderdan geçirin. Buzlukta dondurun. Soğuk servis yapın.

Her gün 1 avuç dut yemek için 9 neden!

mulberry-e1416462660714

İster mor olsun; ister siyah veya beyaz… Dut, antioksidan içeriği çok yüksek olan çok sağlıklı bir meyve. Taze olarak tüketildiği gibi; kurutularak veya pekmezi yapılarak da tüketilen dut tam bir sağlık deposu.

Uzman Diyetisyen İpek Ağca Özger ‘Dut, A vitamini, K vitamini, B grubu vitaminleri, demir, potasyum ve fosfordan zengindir. Dut aynı zamanda antosiyanin, lutein, ksantin ve beta-karoten gibi önemli antioksidanların kaynağıdır’ diyor. Bu özelliğinden dolayı birçok hastalığın tedavisinde ve cilt bakım malzemelerinde kullanılmaktadır. Yaklaşık 1 çay bardağı kadar dut 1 porsiyon meyveye eşittir.

mulberries2

Uzman Diyetisyen İpek Ağaca Özger dutun faydalarını şöyle sıralıyor;

1.Dut, içerdiği antioksidanlar sayesinde kansere yakalanma riskini azaltır.

2.Dut kan basıncının dengede tutulmasını sağlar, kanın pıhtılaşmasını engeller.

3.Dut kansızlığın giderilmesinde yardımcı olabilir.

4.Kan şekerinin dengelenmesini sağlar.

5.Karaciğer ve böbrekleri toksinlerden arındırır.

6.Soğuk algınlığı ve gribi önlemede etkilidir.

7.Kolesterol seviyesinin dengede tutulmasını sağlar.

8.Bağışıklık sistemini güçlendirir.

9.Antioksidan özelliğinden dolayı cilt sağlığında faydalıdır.

Simit Sigaradan Daha Zararlı!

simit05.08.2016

Glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenen kişilerin, bu tip gıdalarla beslenme oranı düşük olan kişilere göre akciğer kanseri riskinin yüzde 49 daha fazla çıktığı saptandı.

Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi’nden uzmanların yürüttüğü araştırmada, akciğer kanseri teşhisi konulan kişilerin sağlık verileri incelendi.

6494_7b12ac910650805ac1a1a25ef33520ef

Sonuçlara göre; glisemik indeksi yüksek besinlerle beslenen kişilerin, bu tip gıdalarla beslenme oranı düşük olan kişilere göre akciğer kanseri riskinin yüzde 49 daha fazla çıktığı saptandı.

TMO_pirinc_ithal_edecek (1)

Araştırmayı yürüten uzmanlar, bu yiyecekleri tüketmemenin akciğer kanseri riskini azaltmada oldukça etkili olduğu görüşünde.

Teksas Anderson Üniversitesi Kanser Merkezi uzmanlarından Dr. Stephanie Melkonian “Yaptığımız çalışma yüksek glisemik indeksli gıdalarla beslenenlerin, akciğer kanserine yakalanma riskinin yüzde 49 arttığını ortaya koydu” diye konuştu. Dr. Melkonian, özellikle beyaz ekmek, mısır gevreği, simit ve pirincin zararlı olduğunu vurguladı.

16901

ABD’de bu yıl 150 bin kişinin akciğer kanserinden dolayı hayatını kaybettiğini söyleyen Dr. Melkonian, glisemik indeksi ile akciğer kanseri arasında doğrudan bir ilişkinin olduğunu vurgulayarak “Bin 905 hasta üzerinde çalışma yaptık. Hiç sigara içmeyen kişilerde de akciğer kanserini saptadık. Bu kişilerde yüksek glisemik indeksi vardı ve sigaranın 2 katı kadar etkiliydi. Sigara içen ama düşük glisemik indeksi olanlarda ise kansere yakalanma riski yüzde 31″ ifadelerini kullandı.

‘Alkol 7 ayrı kanser türüne neden oluyor’

_90483285_alkol22.07.2016

Yapılan bir araştırma, alkol tüketimiyle yedi ayrı kanser türü arasında güçlü bir bağ olduğunu ortaya koydu.

Yeni Zelanda’nın Otago Üniversitesi’nden araştırmacı Jennie Connor; alkol tüketimiyle ile ağız, boğaz, gırtlak, yemek borusu, karaciğer, bağırsaklar ve meme kanserleri arasında ilişki olduğunu saptadı.

Jennie Connor alkol tüketiminin 2012’de yarım milyon insanın ölümüne yol açtığını da açıkladı.

Bu sayı dünyadaki kanser ölümlerinin yaklaşık yüzde 6’sına denk geliyor.

Sonuçları Addiction (Bağımlılık) isimli bilimsel dergide yayımlanan araştırmaya göre, biyolojik nedenleri henüz bilinmese de, alkol tüketiminin zararları konusunda da net bulgulara ulaşıldı.

‘Alkol, kanser riskini artırıyor’

Dünya Kanser Araştırma Fonu Program Müdürü Susannah Brownscience, “Alkol tüketimi arttıkça, kanser riski de artıyor. Alkol tüketiminin doğrudan kansere neden olduğu yönünde sağlam kanıtlar bulunduğuna katılıyoruz” dedi.

Çok alkol tüketen kişilerde risk yüksek olsa da, az alkol tüketenler de risk altında.

Jennie Connor’a göre kanser söz konusu olduğunda güvenli bir alkol tüketim seviyesi yok.

İngiltere Sağlık Bakanlığı yetkilileri de düzenli alkol tüketiminin her düzeyde sağlığa zararlı olduğunu açıkladı ve haftalık alkol tüketim önerisini hem erkekler hem de kadınlar için 14 üniteye indirdi.

Alkolün kansere yol açmasının nedenleri tam olarak bilinmiyor.

Bir teoriye göre, alkol insan DNA’sına zarar vererek hasarlı mutasyonlara neden olabilir.

BBC Türkçe

Oyuncak ayıdan hemşire olur mu?

160708112644_meditek_624x351_bbc_nocredit8.7.2016

Çocuğunuzun yumuşacık tatlı bir oyuncak ayıyla oynarken ateşinin ölçülüp akıllı telefonunuzun ekranında göründüğünü düşünün.

Tabi bu öyle bildiğimiz oyuncak ayılardan değil.

Bu, çocukları korkutmamak için sevimli yumuşak dış görünüşünün arkasında gelişkin ölçümler yapabilen bir “hemşire ayı”.

Ayının patilerini sıktığınızda içindeki alıcılar vücut ve ortam sıcaklığını ölçerek bir akıllı telefona bildiriyor.

Hemşire ayının arkadaşları Uzun Zürafa ile Cesur Aslan da hareketlilik, nabız ve kandaki oksijen ölçümlerini yapabiliyorlar.

Fikir 24 yaşındaki Hırvat kökenli bir bilişim öğrencisi olan Josipa Majic’in.

Majic’in bu fikirle kurduğu Teddy & the Guardian Animals adlı şirket şu anda Zagrep, Londra ve California’da faaliyet gösteriyor.

Josipa Majic buluşunu nasıl geliştirdiğini BBC’ye anlatırken, “O kadar müthiş doktorlar olmasına rağmen yine de çoğu zaman hastanın o anki ruh halinin ihmal edildiğini yakından izledim” diyor.

Ölçüm aletleri ve bileşenleri giderek ucuzlarken, Majic “meditek” diye kısaltılan tıbbi teknolojide büyük gelişme potansiyeli görüyor.

Bu konuda yalnız da değil. Avrupa Birliğinin yeni bilişim teknolojisi geliştirme projelerine sağladığı destekten yararlanmak için başvuran çok sayıda girişimciden biri.

Bu konuda hazırlanan bir yıllık rapora göre, tıbbi teknolojiye 2010 yılında yapılan yatırım 1 milyar dolarken, 2015’de bu altıya katlanarak 6 milyar euro olmuş.

Akıllı zıbın

Jose Ignacio Berdu’nun vücut ısısı ölçen bebek zıbını “Termibodi” projesi yalnızca 10 bin euroluk bir yatırımla yola çıkmış.

İspanya’nın başkenti Madrid merkezli şirkette bugün hem sağlık alanında eğitim görmüş, hem de anne baba olan bir çok insan çalışıyor.

Giydirilince çalışıyor, çıkarınca duruyor

Zıbın verileri anne babanın ya da doktorun telefonuna yolluyor ve eğer vücut ısısı tehlikeli bir seviyeye gelirse alarm veriyor.

Termibodi, bebeğe giydirildiği anda çalışmaya başlıyor, çıkarıldığında duruyor. Dolayısıyla açık unutulması ya da açılmaması gibi bir sorun yok.

Akıllı zıbın şimdi Avrupa Birliği’nden lisans bekliyor.

O kadar tatlı değil

Endokrinoloji (İç salgı bilimi) uzmanı doktor Eduardo Jorgensen’i bir meditek ürünü geliştirmeye iten diyabet hastası 10 yaşında bir kız çocuğunun sıkıntıları olmuş.

“Artık insülin pompası kullanmak istemediğini çünkü okulda herkesin kendisiyle alay ettiğini söylüyordu” diyor.

İspanya’da yaşayan Jorgensen, bu konu üzerinde düşünürken MedicSen adlı bedava akıllı telefon uygulamasını geliştirmiş.

MedicSen diyabet hastalarına kan şekerlerini kontrol etmelerini sağlayan, kişisel ihtiyaçlarına göre oluşturulmuş tavsiyeler veriyor.

MedicSen pankreas bezini taklit eden bir bantın vücuda yapıştırılmasıyla çalışıyor. Uygulamanın öğrenme algoritması bantı kullanan kişinin kanındaki glukoz ve insülin düzeyini gözlemliyor, egzersiz ve beslenme faktörlerini hesaba katıyor ve o kişiye özel tavsiyeler üretiyor.

Örneğin, akıllı telefonunuza “Karbon hidratı azalt”, “Egzersiz yap” ya da “Yatmadan önce insülin dozunu artır” gibi tavsiyeler gelebiliyor.

Bu uygulama 2016 yılının Ekim ayına kadar tam kullanıma girmeyecek çünkü hala denemeleri sürüyor.

Deneme aşaması geçildikten sonra yetkili makamlardan 2B sınıfı tıbbi cihaz onayı da alması gerekecek.

Zihin güçlendirici

Kim Baden Kristensen Brain+ adlı Danimarka şirketinin kurucularından ve genel müdürü.

Hem sağlıklı insanları hem de beyin zedelenmesi ya da depresyon geçirenlerin kullanabileceği bir “zihinsel eğitim” aracı geliştirmiş.

“Londra’da bir kafede oturmuş beynin esnekliğiyle ilgili bir kitap okuyorken, birden beyinle ilgili teorik bilgilerin ne kadar ileri olduğunu ama bunların uygulamaya konulmasında ne kadar geri olduğumuzu farkettim” diyor.

Brain+ uygulaması oyunlar ve egzersizlerle zihinsel kıvraklığı geliştiriyor

Masrafı kısmen Kopenhag Üniversitesi tarafından karşılanan uygulamalar (Biri bedava, diğeri abonelik şeklinde alınabilen iki uygulama var) dikkat, hafıza, sorun çözümü, planlama ve dil kullanımını bir dizi egzersiz ve oyunla geliştirmeyi hedefliyor.

Şirketin diğer kurucusu Ulrik Ditlev Eriksen şu anda dünya çapında 1 milyon 200 bin kişinin, hastaneler ve rehabilitasyon merkezleri yoluyla ya da kişisel olarak uygulamaları kullandığını ve büyük şirketlerle lisans anlaşmaları yaptıklarını anlatıyor.

Riskler neler?

Örneğin şu anda egzersiz yapanların vücut değerlerini ölçmeye yarayan bir çok alet var.

Bunların şimdilik lisans alması gerekmiyor çünkü sadece bilgi toplamaya yarıyorlar.

Sağlık uygulamaları tıbbi tavsiyeler vermeye başlayınca ne olacak?

Fakat, sağlık uygulamaları ve aletleri teşhise ve tedaviye yönelik tavsiyeler vermeye başladığında işler biraz karışıyor.

Bu tavsiyelerin doktor tavsiyeleriyle çelişmesi halinde ne olacağı sorusu ortaya çıkıyor.

Şimdi özellikle ilaç kullanımı ve dozu konusunda tavsiye veren aletlere yönelinmesi artık bu konuda yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğunu gösteriyor.

Bir açıdan yetersiz bilgi tehlikeli olabilir, ama başka bir açıdan baktığınızda meditek alanındaki ilerlemeler hayat kurtarabilir ve ihtiyaca yetişmekte zorlanan ulusal sağlık hizmetlerini rahatlatabilir.

BBC Türkçe

Uzmanlar uyarıyor: Ramazan sonrası kilo kapıda!

beautiful woman with healthy food water and clock

4 Temmuz 2016

Uzun yaz günlerine denk gelen Ramazan ayının bitmesi ile birlikte uzmanlar, yavaşlayan metabolizmanın bayramla beraber yeni bir döneme başlayacağını belirtiyorlar.

Beslenme ve diyet uzmanı Gizem Köse, 30 gün boyunca değişen metabolik dengemizi normale çevirmek için önerilerde bulundu.

diyet

Ramazan Bayramı’nı fırsata dönüştürün!

Bu dönemin iyi değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çeken Köse, “Ramazan ayı boyunca 17 saatlik açlık sonrasında kimi ağır kimileri de hafif öğünler tüketti ve sonuç olarak metabolik denge değişime uğradı. Bu açlık öncesinde gece saatinde öğün tüketince de metabolizma yavaşladı. Bu yavaşlayan metabolizma ile bayramda günlük beslenme alışkanlıklarınıza hızlı bir dönüş yaparsanız kilo alımı kaçınılmaz olacaktır. Oysaki Ramazan’da vücudunuzu dinlendirdiniz ve şimdi yepyeni bir başlangıç yapmak için elinizde fırsat var. Bunu beslenme alışkanlıklarınızı biraz değiştirmek için bir şans olarak kullanın. Ramazan Bayramı’nı da normale geçiş için değerlendirin” dedi.

Beslenme ve diyet uzmanı Gizem Köse, önerilerini ise şöyle sıraladı:

diyet-listesiKahvaltıyı atlamayın

Bayramda yaşanan tatlı telaşlarla günün en önemli öğünü atlanabiliyor. Kahvaltı masasında oturacak zamanınız olmasa bile mutlaka kahvaltılık tüketmelisiniz. Malum, gün içinde ziyaretler, misafirler olacak, size enerji lazım.

pide-shutter

Pideyle vedalaşın!

Kahvaltıda tüketeceğiniz ekmeğin çeşidi artık pide olmasın. Hem kan şekerinizin dengelenmesi hem de sindirim sorunları yaşanmaması için tahıllı ekmeklere yönelin. Her gün farklı ekmekler(çavdarlı, tam tahıllı ve tam buğday gibi) tüketebilirsiniz.

headline

Tatlı yerine kuruyemiş ikram edin!

Bayram boyunca misafirlere ikram edilen şekerleme ve tatlıların yanında misafirliğe gittiğiniz yerlerde de ikramlar olacak. Misafirlerinizin de sağlığını düşünerek şekerlemeler yerine kâselerin içini kuru meyve ve kuruyemişlerle süsleyebilirsiniz.

diet-bırakma

Tatlı tüketimini sınırlandırın!

Artık kuru meyve çeşitleri, şerbetli tatlılardan daha zengin. Şeftali, muz, çilek, elma gibi birçok meyveyi karıştırıp, ikramlarda bulunabilirsiniz. Evet, adı üstünde Şeker Bayramı ama meyve de kendine göre bir şeker içeriyor. Misafirlikteyseniz de ev sahibini kırmadan tadımlık olarak ikramlıklardan tüketebilirsiniz. Ancak gün içerisinde birden fazla ziyaretiniz olacaksa yediğiniz şekerlemelere dikkat etmenizde fayda var. Kendinize bir söz verin ve sadece bir misafirlikte tadımlık almaya özen gösterin.

sorularr_1326231189145

Her ikramdan sonra 1 bardak su için!

Oruç tuttuğunuz süre boyunca sıvı tüketiminiz 1 litreye kadar düşebiliyor. Vücudunuzu biraz kandırarak her yediğiniz ikramlıktan sonra 1 bardak su içebilirsiniz. Böylece hem fazla tüketmezsiniz hem de su içtiğiniz zaman sıvı kaybınız düzelir ve metabolizmanız tekrar hızlanır.

saglikli-akdeniz-diyeti

Ana öğünlere yeşil sebze ilave edin!

Bayram boyunca ana öğünlerinize özellikle yeşil sebzelerden ilave etmelisiniz. Bu özellikle bağırsak hareketlerinizi düzenlemeye ve metabolizmanızı hızlandırmaya yardımcı olur. Akşam yemeklerini oruç zamanındaki gibi geç saatte değil, uyku saatinden 4-5 saat öncesinde tüketmenizde fayda var.

Bayramda kurubaklagil ve et tüketimi artıyor. Her ne kadar önerdiğim yiyecekler olsalar da yanlarında pişirilen tereyağlı pilav ve makarnalar kilo almanız açısından tehlike yaratabilir.

zeytinyagi-gidahatti-8Yağı ölçekle kullanın!

Bir de yararlı diye bolca tüketilen salatalara dikkat edin. Salatalara ve yemeklere kullanacağınız yağ miktarını göz kararı değil ölçerek koyun. Zeytinyağının da her yağ gibi kalorisi var. Kısacası yine her şeyden az az tüketmekte fayda var.

su

Yürüyüş yapın!

Bayram süresince mümkün oldukça yürüyüş yapmaya çalışın. Özellikle yemeklerden sonra sindirime yardımcı olur. Tabii bir de kilonuzu korumanıza. Asansör yerine merdiven kullanmaya özen gösterin. Özellikle merdiven inişleri yorucu değil hatta eğlendirici eylemlerdir. Çıkamıyorsanız bile merdivenlerden inebilirsiniz. Hayatınıza biraz hareket katmanız bayramınızı da daha enerjik ve neşeli geçirmenizi sağlayacaktır.”