Category Archives: Sağlık

Onların yeri buzdolabı değil

img_background_frigorifico19 Haziran 2016

Gıdaların taze kalması için buzdolabınızı ilahi kurtarıcı olarak mı görüyorsunuz? Domatesleri, muzu ve hatta ekmeği, bozulmasın diye marketten gelir gelmez buzdolabına mı yerleştiriyorsunuz?

En azından aşağıdaki gıdalar için bunu bir kere daha düşünün…

fft107_mf7166299

DOMATES
Domatesleri buzdolabına koyarak olgunlaşmasına mani oluyor, lezzetinin ölmesine sebep oluyorsunuz. Dr. Mercola’ya göre bu şekilde domateslerin kimyasal yapısı bozuluyor ve domatesin içindeki, tadını etkileyen uçucu bileşen azalıyor. Domatesin dokusu ve rengi de soğuk ortamdan etkileniyor; 5 derecenin altındaki sıcaklıklarda ‘soğuk zararlanmasına’ maruz kalan sebzenin yüzeyinde çukurlar oluşuyor.


PATATES
Patatesin soğuk ve kuru ortamda saklanması bir şart, ama orası buzdolabı olmamalı…  Buzdolabında tutulan patatesin içeriğindeki nişasta şekere dönüşebilir bu da sebzenin dokusunun değişmesine, renginin bozulmasına ve pişirildiğinde şekerli bir tat vermesine neden olabilir.


SOĞAN

Kabuğu soyulmamış soğanlar havadar, kuru ve soğuk bir yerde beklemeli. Ama onların yeri de soğuk bir buzdolabı değil… Soğan, ancak kabuğu soyulmuş ve kesilmişse buzdolabına konulabilir. Öte yandan bu şekilde de kuru kalabilmeleri için nemin az olduğu bir ortama ihtiyaç var. Kesilmiş soğanlar hava geçirmez bir saklama kabında yedi güne kadar saklanabilir.


EKMEK
Buzdolabı ekmek için hayli kötü bir ortam. Ekmeği dondurmak, her ne kadar bayatlamasına mani olsa da somun ekmeğinizi buzdolabına koymak bilakis, bayatlama sürecini hızlandıracaktır. Nişasta, soğuk derecelerde oda sıcaklığında olduğundan çok daha hızlı bir şekilde kristalize olur, ekmeğin sertleşip bayatlama süreci hızlanır.


MUZ
Olgun muzu buzdolabına koymak, meyvenizin birkaç gün daha olgun kalmasını sağlar ama hâlâ yeşil ve sert olan muzları buzdolabına koymanız, olgunlaşmaya mani olur. Muzunuz bu durumda buzdolabından çıkardıktan sonra bile olgunlaşaz ve kararır. Tropik bir meyve olan muzun hücre duvarlarında soğuğa karşı doğal bir koruması yoktur. Bu nedenle soğuk ortamda zarar görürler; meyvenin sindirim enzimleri hücrelerden sızar bu da muzun dış kısmının tamamen kararmasına neden olur.


SARIMSAK

Sarımsakların naylon torbalara ya da buzdolabına konması küflenmesine neden olabilir. Bu nedenle sarımsağı saklamak için en iyi yer oda sıcaklığında, hava akımı olan, kuru ve bir parça ışık gören karanlık bir alan…

(The Independent)

Maden suyu tüketmek orucu kolaylaştırıyor

-

16 Haziran 2016

Oruç tutulan uzun saatler boyunca aç ve susuz kalan bünyenin mineral ihtiyacını iftarda ve sahurda maden suyu tüketerek karşılayabilirsiniz.

İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbı Ekoloji ve Hidroklimatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Zeki Karagülle, maden suyunun içerdiği zengin mineralleri, tok tutma ve sindirime yardımcı olma özellikleriyle ramazan ayı için ideal bir içecek olduğunu söyledi.

Oruç tutulan saatler uzadı. Ramazanda oruç tutan bir beden yaklaşık 17 saat boyunca sıvı almıyor. Ayrıca havanın sıcaklığıyla gelen terleme vücudun kaybettiği tuz ve mineral miktarını artırıyor. Vücudun kaybettiği mineralleri kazanabilmek için sadece su içmek yeterli değil. İstanbul Tıp Fakültesi Tıbbi Ekoloji ve Hidroklimatoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Profesör Dr. Zeki Karagülle, uzun saatler boyunca vücudun susuz kaldığı Ramazan ayında doğal maden suyu tüketmenin önemine dikkat çekti.

a glass of fresh drinking water and a lime. mineral water as a thirst quencher.

Hayati fonksiyonlar için önemli

Maden suyunun vücudun ihtiyacı olan kalsiyum, magnezyum, sodyum ve klor gibi elementleri içerdiğini belirten Prof. Karagülle şöyle konuştu: “ Ayrıca, sık olarak bikarbonat ve daha az da sülfat iyonları bulunur. Vücudun tüm bu elementlere ihtiyacı var. Sağlıklı bir kalp, kan pıhtılaşması ve sinir uyarılarının iletilmesi gibi hayati fonksiyonlarda bu mineraller çok önemli. Ayrıca maden suyu tok tutma özelliğiyle de bilinir. Oruç tutan bünyelere tok tutucu özelliği sayesinde de fayda sağlayabilir. İftar ve sahurda ise sindirim sistemine yardımcı olması nedeniyle tercih edilebilir.”

7bb382cd2a69c3eb373a24415205a5e1

İftar sahur arası maden suyu

Prof. Karagülle’ye göre iftar ve sahur arasında doğal maden suyu tüketilebilir. Maden suyunun içine koyacağınız bir dilim limon, bir parça nane de iftardan sonraki hararet basmasını azaltıcı özelliktedir. Maden suyunu cacık, meyve suyu ve farklı içeceklerle birlikte de içebilirsiniz. Piyasada bulunan birçok maden suyunun mineral değerleri farklı. Kişinin ihtiyacına göre tercih yapılabilir. Kızılay Maden Suyu da zengin mineral kaynağıdır”.

Dünya hem şişman, hem aç

0,,18118609_303,0015 Haziran 2016

Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün (IFPRI) raporuna göre, dünya genelinde her 3 kişiden biri yanlış beslenme mağduru. Rapor, hem şişmanlığın hem de açlığın arttığını ortaya koyuyor.

Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün (IFPRI) raporuna göre, yanlış beslenme dünya genelinde büyüyen bir sorun. Raporda, giderek artan sayıda ülkenin şişmanlık ve yetersiz beslenmenin sonuçları ile mücadele etmek zorunda kaldığına dikkat çekiliyor.

Uluslararası Gıda Politikaları Araştırma Enstitüsü’nden Lawrance Haddad, “Artık yanlış beslenmenin normal olduğu bir dünyada yaşıyoruz” dedi. Enstitü tarafından hazırlanan “Global Gıda Raporu”nu Çin’in başkenti Pekin’de kamuoyuna tanıtan Haddad, “Her 3 kişiden biri yanlış beslenmenin bir türünden muzdarip” diye konuştu.

“Dünya mücadeleden vazgeçti”

Yanlış beslenmenin maliyetinin ‘sarsıcı boyutlarda’ olduğuna dikkat çekilen raporda, alınan önlemlerin ise yetersiz olduğu vurgulandı. Raporda 129 ülkeden veriler incelendi. Buna göre, bu ülkelerin 57’si hem yetersiz beslenme hem de şişmanlık yönünden ‘çok ciddi’ bir tablo ile karşı karşıya. Raporda, “Dünya bu eğilimi yavaşlatma veya tersine çevirme yolundan geriye döndü” tespiti yer aldı.

2 milyar kişi aşırı kilolu

Rapora göre, dünya genelinde 2 milyar kişi aşırı kilolu. Her 12 kişiden biri ise diyabet hastası. Raporda, yanlış beslenmenin 5 yaşın altındaki çocuklardaki ölüm vakalarından en az yarısının sebebi olduğu belirtildi.

Öte yandan yanlış veya yetersiz beslenmenin ekonomik ve toplumsal sonuçlarının da çok büyük boyutlarda olduğuna dikkat çekildi. Buna göre, Asya ve Afrika ülkelerinde Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’nın yüzde 11’i yanlış ve yetersiz beslenmeden ötürü kaybediliyor.

Yanlış beslenmenin maliyeti

Aşırı veya yetersiz beslenmenin her yıl 2008-2010 yılları arasındaki mali kriz sırasında kaybedilenden daha fazla milli gelir kaybına yol açtığı ifade ediliyor. ABD’de bir aile üyesinin aşırı kilolu olması durumunda, yıllık gelirden sağlık harcamalarına ayrılan payın yüzde 8 oranında arttığı vurgulanıyor. Çin’de ise diyabet hastası bir kişinin maaşının yüzde 16’sını sağlık harcamalarına ayırdığı belirtiliyor.

Deutsche Welle Türkçe

Ramazan’da Reflü Ve Gastrite Dikkat!

lma3idaaaa1-960x54014 Haziran 2016

Ramazan ayında uzun süre aç kalmak, çeşitli mide problemlerini tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Cengiz Pata, Ramazan ayında karşılaşılabilecek mide rahatsızlıkları ve korunma önerileri hakkında bilgi verdi.

Ramazan ayının vücut, özellikle gastrointestinal sistem için sınav ayı gibi olduğunu söyleyen Prof. Dr. Cengiz Pata “Uzun süren açlık dönemleri mide asit ve pepsin salgısını arttırır ve bu durum şişkinlik, gaz, hazımsızlık gibi şikayetlere yol açar. Göğüs bölgesinde yanma, ağza acı su gelmesi öksürük gibi reflü yakınmalarında Ramazan ayında artış olabilir. Az az, sık sık yemek son derece önemli iken uzun açlıklar ve sonrası ağır öğünler reflü hastalığının aktifleşmesine yol açabilir” diyor.

İftarda-Ve-Sahurda-Dikkat-Edilmesi-Gerekenler-600x330

Prof. Dr. Cengiz Pata reflü ve ülseri olanların isterlerse oruç tutabileceğini ama şikayetleri belirginse gastroenteroloji hekimine başvurmaları gerektiğini söylüyor ve önerilerde bulunuyor.

. Haziran ayı gibi gündüzlerin uzun ve sıcak olduğu yaz dönemlerinde oruç tutulurken dikkat edilmesi gereken en önemli konu vücudun sıvı ihtiyacıdır. Günlük 2-4 litre arasında olan sıvı ihtiyacı yaz aylarında daha da artar. Sıvı ihtiyacını karşılamak için tüketilmesi gereken ana içecek sudur ancak yanında tuz alımı da ihmal edilmemelidir. Çünkü vücutta suyun depolanması için tuz şarttır, tabii ki yüksek tansiyon hastalığı yoksa.

. İftar sofrasında çorba, cacık ve kompostogibi sıvı-elektrolit oranı yüksek besinlerin tüketilmesi, iftar ile sahur arasında soda, ayran gibi içeceklerin aralıklı olarak içilmesi de sıvı ihtiyacını karşılamak için gerekli. Doğrusu iftarla yatak arasında geçen sürede en az 2 litre, sahurda ise 1 litre su veya sulu gıda alınmasıdır.

. Yaklaşık 14 saati bulan uzun süreli açlık döneminden sonra boş mideye birden ve aşırı miktarda besin girmesi özellikle reflü ve gastriti olan hastalarda yakınmalara yol açabilir.

. İftara çorba veya su gibi sıvı besinlerle başlayın ve 5-10 dakika gibi bir bekleme süresinden sonra az yağlı veya tercihen yağsız et veya sebze yemeği ve/veya salata ile devam edin

. Özellikle reflü hastalarında mide boşalmasını geciktiren kızartmalar gibi aşırı yağlı yiyecekler ve karbonhidrattan zengin hamur işi gıdaların alımı reflü yakınmalarında artışa neden olacaktır.

. İrritabl bağırsak sendromu ve reflüsü olanların iftar sırasında besinleri iyi çiğneyerek yutmaları, yemek yedikten sonra sırt üstü yatmamaları ve sindirimi kolay sulu, lifli, zeytinyağlı besinleri seçmesi gerekir.

. İftardan sonra tatlı veya meyve tüketilecekse tatlıların ağır şerbetli hamur işi tatlılar yerine sütlü tatlılardan az miktarda tercih edilmesi ve akşam saatlerinde sindirimi güç olan kabuklu meyveler yerine çilek, kiraz, muz gibi lif içeriği yüksek olan meyveler tercih edilmelidir.

. İftar ile sahur arasında sık aralıklarla az miktarda ara öğün almak sahur sırasında daha az yemek tüketilmesine neden olacağından önerilir.

. Sahurda da yağlı kızartmalar, hamur işi beslenmekten kaçınılmalı ve sahurdan sonra hemen uyumak yerine mide boşalması için 1-2 saat süre geçtikten sonra uyumak basitçe alınacak önlemlerin başında gelir.

Selülit Karşıtı Besinlere Sofranızda Yer Verin

Dieta-anticelulitis26 Mayıs 2016

Havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte tatil planları da yapılmaya başlandı. Bu dönemde kadınların korkulu rüyası haline gelen selülitlere karşı önlem almanın yolu ise doğru besinleri uygun miktarlarda tüketmekten geçiyor.

Dyt. Sinem Uygun, selülitten kurtulmak için beslenme düzeninde dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi.

Şok diyetlerden kaçının

Deri altı yağ dokusunda fazla miktarda yağ birikmesinden dolayı oluşan selülit, hastalık değil estetik bir sorundur. Düzensiz beslenme, hareketsiz yaşam ve hormonların da etkisiyle kan dolaşımının yetersiz hale gelmesi, dokulara yeteri kadar oksijen taşınamamasına neden olmaktadır. Oksijenden yoksun kalan dokuların zamanla elastikiyetini kaybetmesi, cilt yüzeyinin bozulması ve pürüzleşmesine yol açmaktadır. Östrojen hormonundan dolayı daha çok kadınlarda görülen selülit, zayıflarda da görülmekle birlikte kilolu kişilerde daha belirgin bir hal almaktadır. Selülitlerden tamamen kurtulmak ya da gözle görülmez hale gelmesi için öncelik beslenme alışkanlıklarını değiştirilmesidir. Hızla kilo vermek için uygulanan şok diyetler, yağ kaybından çok kas ve su kaybına neden olduğu için selülit oluşumun hızını artırmaktadır. Şok diyetler yerine; pilates, yürüyüş, yüzme gibi düzenli sporlar ve sağlıklı beslenme ile kas gerginliğini iyi duruma getirmek selülitlerden kurtulmak için daha faydalıdır.

sassy

Suyunuza salatalık ve zencefil dilimleri ekleyebilirsiniz

Selülitten kurtulmanın birinci yolu, gerekli miktarda su tüketiminin sağlanmasıdır. Her gün 2-2,5 litre su tüketimi; dolaşımın düzenlenmesine iyi gelirken, metabolizmanın hızlanması, toksinlerin atılması ile cildin nemli, parlak ve elastik olmasına yardımcı olur. Zorlanan kişilerin taze zencefil ya da salatalık ilave ederek suyu aromalı hale getirmeleri mümkündür. Aşırı çay ve kahve tüketiminin vücudu susuz bırakacağı ve selülit oluşumunu tetikleyeceği unutulmamalıdır. Bunun yerine meyve çayları ya da metabolizmayı hızlandırarak ödemin azalmasına yardımcı olan yeşil çay tercih edilebilir.

2660

Yulaf, çavdar ve tam buğday ürünleri tüketin

Vücudun yağ dokusunu artıran beyaz un ve şekerli gıdaların günlük beslenme programından çıkartılması gerekmektedir. Bu besinlerin yerine tok tutan yulaf, çavdar veya tam buğday ile yapılmış gıdaları tercih etmek kilo kontrolüne yardımcı olmaktadır. Bununla birlikte bu besinleri tüketmek; cildin sağlıklı ve esnek görünmesini sağlayan kollajen ve elastin proteinlerinin üretimini de arttırmaktadır.

Fresh-green-salad-with-spinacharugularom-aine-and-lettuce

Cildinize marul ve roka doping yapın

C vitamini içeren besinleri düzenli olarak tüketmek vücutta kolajen üretimini artıracağı için cildin pürüzsüz ve daha parlak olmasını sağlamaktadır. Her gün 2-3 porsiyon meyve ve 7-8 porsiyon sebze tüketmek c vitamini ihtiyacını karşılamaktadır. Özellikle marul, roka, dereotu, maydanoz, kuşkonmaz gibi koyu yeşil yapraklı sebzeler ile mevsim meyvelerinin tüketilmesi cildi beslemektedir.

fish-dinne-984x500

Sofranızdan balığı eksik etmeyin

Günlük beslenme düzeninde omega 3 içeren besinlerin tüketilmesi selülit oluşumunu azaltırken bağ dokusunu güçlendirir.

Haftada 2-3 kez ızgara ya da fırında pişirilmiş balık tüketmenin yanında;

• Semizotu

• Ceviz ve badem

• Keten ve chia tohumu gibi omega-3 içeren kaynakları beslenme programına dahil etmek, selülitlerin giderilmesine yardımcı olurken; kırışıkların azalmasına, cildin pürüzsüz ve parlak bir görünüm almasına katkıda bulunur.

Mucize 10 süper besin

,S3mDNIPdcUqyAAPB-mJc1g23 Mayıs 2016
Sağlıklı beslenmeye yönelik duyarlılık sofraya konan gıdalarda daha seçici davranılmasını beraberinde getiriyor. Bazı uzmanlarca ‘süper besin’ olarak anılan 10 yiyeceği ve özelliklerini derledik...
Acai-Beeren
 

Açai üzümü

Anavatanı Güney Amerika. Zayıflatıcı özelliğe sahip olması, dünyanın birçok ülkesinde hızla popüler olmasını sağladı. Yüksek antioksidan oranıyla ciltteki kırışıklıkları önlediği belirtiliyor. Sağladığı enerji ve güç nedeniyle sporcular tarafından da tercih ediliyor.

Avocado Avocados Gemüse Ernährung Lebensmittel
Avokado

Barındırdığı yüksek orandaki doymamış yağ, iyi huylu kolesterol olan HDL’yi yükseltirken, LDL denen kötü huylu kolesterolün seviyesinin düşürülmesine yardımcı olur. Kalp-damar sisteminin korunmasını sağlar. İçerdiği birçok vitamin bağışıklık sistemini güçlendirir. Cilde ve saça iyi gelir. Sağlıklı bir sinir sistemini destekler.

Chia Samen in hölzernen Schaufeln
Chia tohumu

Yüksek protein oranıyla dikkat çeken Chia tohumu aynı zamanda Omega-3 ve Omega-6 yağ asidi ihtiva ediyor. Chia tohumu, 5 bin yıl önce Maya ve Aztekler için en önemli besin kaynağıydı. Hiçbir tadı olmayan Chia tohumu puding ve jöle haline getirilerek ya da yoğurtların, tatlıların veya salatanın üzerine serpiştirilerek tüketiliyor.

Goji Beeren aus China
Kurt üzümü

Bağışıklık sistemini güçlendirir. Sağlıklı kan basıncını korumaya yardımcı olur. Kalbi güçlendirir. Enerji ve dayanıklılık sağlar. Cildi gençleştirir. Gözün görme işlevini arttırır. Göz hastalıkları riskini azaltır.

Grünkohl
Kara lahana

Vitamin açısından oldukça zengindir. 100 gram kara lahana, günlük C Vitamini ihtiyacımızı karşılamaya yeter. Ayrıca A Vitamini ile demir ve kalsiyum gibi mineraller içerir.

Heidelbeeren
Yaban mersini

İçinde bulunan antioksidan maddeler iltihap önleyicidir. Eski Yunan ve Romalılardan beri bağırsak hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Açai üzümüne kıyasla kalori oranı düşüktür. Yağ içermez. Gençleştirici (anti-aging) etkiye sahiptir.

Ingwer
Zencefil

Isıtıcı ve yatıştırıcı özellikleriyle sindirim sistemi rahatsızlıklarında etkili olur. Kan dolaşımını uyarır. İltihap gidericidir. Taze veya kurutulmuş olarak tüketilebilir. Taze zencefil acıdır, bağışıklık sistemini güçlendirir. Isıtıcı özelliği kuruyken daha yoğundur.

Kurkuma
Zerdeçal

Hint safranı olarak da bilinen zerdeçalın ana vatanı Güney Asya’dır. Köri tozunun temel öğelerindendir. Hazmı kolaylaştırır, ödem attırır. Kolesterol seviyesini düşürür. Güçlü antioksidan etkiye ve iltihap sökücü özelliğe sahiptir.

24.12.2014 DW fit und gesund Mandeln
Badem
Gün içinde atıştırılan birkaç badem açlık ataklarını önler. Kalbe iyi gelir. Şeker hastası (Tip 2 diyabet) olma riskini düşürür. Alzheimer’a karşı korur. Avokado gibi yüksek miktarda “tekli doymamış yağ” içerir.
Nahrung Essen Quinoa
Kinoa

En iyi bitkisel protein kaynakları arasında yer alır. Tam protein kategorisindedir. Vücudun gereksinim duyduğu tüm amino asitleri içerir. Antioksidandır. Gluten içermez. Mineral bakımından zengindir.

Kaynak:DW

Organik trend yerini veganlığa bırakıyor

0,,16714059_304,008 Mayıs 2016

Gıdadan giyime birçok sektörde organik trendin yerini giderek vegan trendi alıyor. Artık gıdadan giyime hayvansal bir şey içermeyen ürünler tercih ediliyor.

Sığır eti yerine tofu. Berlin’in büyük rağbet gören yeni fast food restoranı “Dandy Diner” tamamen vegan bir restoran. Kurucuları iki moda blog yazarı Jakob Haupt ve David Roth. Tabii her ikisi de vegan.

Jakob Haupt, “Giydiğin kıyafetler, tercih ettiğin ve etmediğin markalarla kendini bir şekilde ifade ediyorsun. Aynı şekilde ne yiyip içtiğinle de bunu yapıyorsun. Veganlık inanılmaz bir trend şu an. Biz de bunu erkenden görenlerdeniz ve şimdi bir vegan fast food krallığına sahibiz” diyor.

Jakob Haupt ve David Roth trend yakalama veya yaratma önsezilerini iş modeline çevirmiş. Yıllardır internet sayfalarında erkek modası üzerine başarılı makaleler kaleme alıyorlar. Her ikisi ne gıda ne de giyimde hiçbir hayvansal ürün kullanmıyor.

Vegan-ekonomi giderek büyüyor. Soya sütlü kahvelerin, yumurtasız pastaların satıldığı kafelere artık Berlin’in her köşesinde rastlamak mümkün. Artık gıdadan giyime hayvansal bir şey içermeyen ürünler tercih ediliyor. Deri olmayan kemerler, mikrofiber ayakkabılar gibi. Bu trend hizmet sektöründe de kendini gösteriyor. Örneğin bir kuaför salonu bakım ürünlerinden koltuklarına kadar hiçbir hayvansal ürün içermiyor. Anja Reichert, ilk vegan kuaför salonunu kuranlardan biri.

Anja Reichert, “Veganlar başka bir salonda sık sık, kullanılan bakım şampuanın içinde ne olduğunu sorar? Ama çoğu kuaför bunun yanıtını bilmez. Müşteri oraya ıslak saçla gider, saçlarını kestirir ve çıkar. Ama buraya gelen müşteri, vegan ürünler tercih edildiği için geliyor. İçtiği içecekten, saçına kullanılan her ürüne kadar içinde hayvansal bir şey içermediğinin bilincini taşıyıp endişelenmiyor” şeklinde konuşuyor.

Vegan olarak yaşamak son yıllarda çok daha kolaylaştı. Küresel çaptaki ilk süpermarket zincirinin rafları et ve süt ürünlerinin alternatifleri ile dolu. Tıpkı soya sütü ve tofu sosisi gibi. 2011 yılında ilk süpermarketini açan Veganz adlı firmanın şimdi Avrupa çapında 10 şubesi bulunuyor. Firmanın Genel Müdürü Jan Bredack vegan beslenmeyi popüler hale getirdi.

Bredack, “Başlarda veganlar için bir dükkandık. Ama daha sonra vizyonumuzun daha büyük olduğunu fark ettik ve herkesi mutlu kılmak istedik. Geldiğimiz nokta da gerçekten de eskiden vaganlıktan korkan insanları veganlığa çekmeyi başardık” diyor.

Besin değeri yüksek gıdalar

Süpermarketten artık sadece veganlar alış veriş yapmıyor. Jan Bredack veganlığın, organik trendin yeni adı olduğu savunuyor. İnsanlar besin değeri yüksek gıdalara para vermeyi tercih ediyor, tıpkı vegan süparmarketlere bağlı restoranlarda da olduğu gibi. Hiçbir hayvansal ürün içermeyen ürünlere olan ilgi giderek artıyor ve piyasaya giderek daha fazla girişimciyi çekiyor. Hatta artık klasik et endüstrisi de giderek vegan ürünlere yatırım yapıyor. Bunun nedenini Bredack şöyle açıklıyor: “Çünkü, tamamen endüstriyelleşmediği ve rasyonelleşmediği için vegan gıdaların marjı daha yüksek. Ayrıca bugün piyasadaki payı belki sadece yüzde 1 olan bir branşın, yüzde 10 veya 20’lere kadar büyüme şansı var.”

Dandy Diner’in en çok satan ürünlerinden biri bitkisel chorizo burgeri. Restoranın açılış günü bu burgere olan rağbet nedeniyle izdiham yaşanmıştı. Kurucuları şimdi bu işi büyütmeyi planlıyor.

Jakob Haupt ve David Roth: “Burayı açmadan önce bir Franchise danışmana başvurduk. O da projeyi çok ilginç bulduğu için mutlaka bizimle buluşmak istedi ve Berlin’e geldi. Bizimle çalışmak isteyen birçok sanayiciden de teklif alıyoruz. O nedenle yatırımcı ilgisi büyük diyebilirim. Şimdi sıra icraatta. 2017 bizim yılımız olacak.”

Mutfakta devrim: yeni konsept; vegan ama organik görünümde değil. Mutlaka bu projeye sevinenler çıkacaktır. Yani bu domuzu ve daha nice hayvanı mangal ızgarasında görmek istemeyenler herkes gibi.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Video oyunları çocukta korku nöbetine yol açıyor

kids-playing-video-games15 Nisan 2016

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Acil Bilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Güzel, şiddet içerikli video oyunlarının çocuklarda korku nöbetlerine yol açtığını; bunun hastanelerde acil servise başvurularda da fark edildiğini belirerek, özellikle oyun sırasında ani patlama şeklindeki ışık huzmelerinin beyindeki dalgaları uyardığını söyledi.

OMÜ Tıp Fakültesi Çocuk Acil Bilim Dalı öğretim üyesi Prof.Dr. Ahmet Güzel, son yıllarda internet video oyun bağımlılığının ülkemizde ve dünyada giderek artan oranlarda görüldüğünü dile getirdi. Prof.Dr. Güzel, “Bununla ilgili olarak Avrupa ve gelişmiş ülkelerde yapılan çok çalışma var. Ülkemizde de bu konuda yapılan çalışmalar giderek artmakta. Sanal dünyanın gerçek dünyada daha çekim gücünün fazla olması bunda en önemli etkenlerden bir tanesi. Gelişen teknoloji insanları toplumu internete daha bağımlı hale getirir halde” dedi.

video-games-rot-brain_652e517fde3abb35 (1)

‘NORMAL OLMAYAR BİR ÖLÜM SAHNESİNİ NORMALMİŞ GİBİ ALGILIYORLAR’

İnternetin en çok kullanım sebeplerinden birisinin de oyunlar olduğunu söyleyen Prof.Dr. Güzel, “Çocukluk yaş grubunda gözardı edilmemesi gereken bir konuda online internet oyunları. Çocukluk yaş grubunda internet oyunları bağımlılığı ülkemizde ve gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşıyor. İlkokul ve ortaokul yaş grubunda daha fazla olmak üzere gençlerde de yaygın bir şekilde bulunmakta. Çocukluk yaş grubunda bu oyunlar içerisinde önemli olan unsurlardan bir tanesi şiddet içerikli video oyunları. Şiddet içerikli video oyunları çocukluk yaş grubunda bazı şiddet sahnelerinin normal hayatta da olabilirliği konusunda çocuklarda bir önyargı oluşturabiliyor. Normal olmayan bir ölüm sahnesini normalmiş gibi algılama gibi bir durum söz konusu olabiliyor” diye konuştu.

age-ratings

‘NÖBET GEÇİREN ÇOCUKLAR ACİL SERVİSE GETİRİLİYOR’

Son yıllarda yapılan çalışmaların özellikle şiddet içerikli video oyunlarının duygulanım bozukluklarına yol açtığı, çocuklarda korku nöbetlerine yol açtığı özellikle bazı akademik becerileri azalttığını ifade eden Prof.Dr. Güzel şöyle devam etti:

“Son yıllarda tabii ki acil perspektifinde de bazı değişiklikler oldu. Teknolojik gelişmenin daha ön plana çıkmasıyla beraber acil servise başvurularımızda değişiklikler gözlendi. Özellikle oyunlar sırasındaki sahnelerden etkilenen çocuklarda korku nöbetleri, oyun figürlerinin farklı hallerde halüsinasyonlara yol açması, bazı objeleri daha büyük görmeleri gibi şikayetlerle acil servislere başvurularımız olmakta. Bunun yanında oyunlar esnasında meydana gelen ışık huzmelerinin gözde algılanmasıyla nöbet atakları geçiren çocuklar görmeye başladık. Özellikle oyun esnasında ani patlama şeklindeki ışık huzmelerinin beyindeki dalgaları uyarması sonucunda ortaya çıkan nöbet atakları bizim bu son zamanlarda sık görmeye başladığımız durumlar. Aileler bu konularda özellikle çocuklarının oyun esnasındayken, ya da televizyonda veya bilgisayar başında bir oyun oynarken meydana geldiğini ifade etmekte. Onlarda bu durumdan oldukça sıkıntı yaşadıklarını ifade etmekteler.”

Prof.Dr. Güzel, çocukların özellikle akıllı telefonları ve tabletleri kullanım sıklığının artmasının oyun bağımlılığının artmasının önemli bir nedeni olduğuna dikkat çekerek, “İnternet oyunlarının çocukların gelişimleri üzerine de bazı etkileri var. Uzun süre bilgisayar başında durmaları nedeniyle gelişen postür bozuklukları, maus gibi cihazların fazla kullanımı sonrasında el ve kollarda uyuşmalar, ağrı atakları, sinir sıkışmaları ve bu sinir sıkışmalarına bağlı olarak kaslarda zayıflık gibi şikayetleri de görmekteyiz. Özellikle çocuklarımızın şiddet içerikli video oyunlarından uzak durmasını. Özellikle oyun içeriklerinin aileler tarafından biliniyor olması gerekiyor” diye konuştu.

Foto-Abre-011

DİKKAT EKSİKLİĞİNE YOLAÇIYOR

Prof.Dr. Güzel, çocuklarda internet ve video oyun bağımlığı ile ilgili yaklaşık 3 bin çocuğun katılımıyla gerçekleşen geniş kapsamlı bir çalışma yaptıklarını dile getirerek video oyunlarının çocuklarda ilerleyen aşamada ne tür sorunlara yol açtığı ile sözlerine şöyle devam etti:

“Çocukluk yaş grubunda video oyunlarının riskleri bazı migren ataklarını tetikleyici unsurları var, aşırı derece heyecanın aktivasyonun fazla artmış olmasının özellikle kalpte ritim bozukluğu olan çocuklarda ayrı bir risk faktörü olduğunu söyleyebiliriz, normal koşullarda bizim nöbetleri aktive etmek için kullandığımız ışık huzmelerinin oyunlar içinde bulunması özellikle nöbet hastaları için bir risk faktörü olarak oluşturmakta. Bunlara dikkatli olmak gerekiyor. Depresyona eğilimli psikoaktif ilaçlar kullanan çocuklarda şiddet içerikli video oyunlarının bunları tetikleyici bir faktör olabileceğini unutmamak gerekiyor. Küçük yaşlarda yapılan şiddet içerikli video oyunlarındaki aktivasyonlar çocuklarda korku nöbetleri ve ataklarına neden olabiliyor. Dikkat eksikliğine ve konsantrasyon bozukluğuna yol açabiliyor.”

Depresyon ve kaygı bozukluğu yayılıyor

0,,19137157_303,0013 Nisan 2016

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın verilerine göre, dünya genelinde her on kişiden biri depresyon veya kaygı bozukluğundan muzdarip. Örgüt, son 25 yılda bu sayının neredeyse iki katına çıktığına dikkat çekti.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Bankası’nın 2013 yılı istatistiklerine dayanarak hazırladığı güncel bir rapora göre, dünya genelinde depresyon ve kaygı (anksiyete) bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olanların sayısı giderek artıyor.

Kuruluşlar, dünya genelinde neredeyse her on kişiden birinin depresyon ve kaygı bozukluğu yaşadığına dikkat çekerek, bunun 615 milyon kişiye tekabül ettiğini açıkladı. Güncel istatistiklere göre, 1990 yılından bu yana bu rahatsızlığa sahip olanların sayısı neredeyse yüzde 50 oranında arttı.

“Tedavi imkanları oluşturulmalı”

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası, “Lancet Psychiatry” adlı dergide, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konudaki araştırmasını yayınladı. Araştırmaya göre, bu rahatsızlıkların tedavisine ayrılan her bir dolar dört dolar olarak geri dönüyor, zira tedavide başarı sağlandığında kişilerin verimliliği artıyor ve çalışanların rapor alma oranı da azalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan, ekonomik açıdan da bu rahatsızlıklarla mücadelenin artırılmasını talep ederek, herkesin, yaşadığı yerden bağımsız olarak, tedavi imkânına sahip olması gerektiğini söyledi. Chan, bunun sadece bir sağlık meselesi olmadığını, özellikle yoksul ülkeler için kalkınma ile de ilgili bir konu olduğunu belirtti.

Örgütün verilerine göre, depresyon ve kaygı bozuklukları nedeniyle oluşan ekonomik zararın tutarı halihazırda bir milyar dolar. Örgüt, zararın kaza, rapor alarak işe gelmeme ve verimliliğin düşmesi gibi nedenlerden oluştuğunu açıkladı.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Bahar yorgunluğuna yenilmeyin

0,,18309559_303,0011 Nisan 2016

Güneş açar açmaz çoğumuz kendini dışarıya atar. Bisiklete binilir, yürüyüş yapılır, kaldırım kafelerinde oturulur. Birden yorgunluk hissederiz. Bahar yorgunluğunun nedenlerini uzmanlara sorduk.

Bahar geldi. Çiçekler açıyor, ağaçlar yeşilleniyor, hayvanlar kış uykusundan uyanıyor ve insanlar da dışarıda daha fazla zaman geçiriyor.

Çevre tabibi Frank Bertram, “Isı yükseldiği ve uzayan gündüz organizmayı uyardığı için insan ilkbaharda daha aktif olur, her iki faktör de metabolizmayı hızlandırır”, diyor. İlkbaharda vücudun hormon dengesi de değişir. Bünye, mutluluk hormonu da denen serotonin üretimini arttırır. Mevsimin değişmesiyle birlikte insan bünyesi kış ayarından yüksek ısıya alışma dönemine geçer. İşte bu ‘ayar değişikliği’ ilkbahar yorgunluğunun da nedenidir.

0,,18752819_303,00

İlkbahar ayarına geçiş

Alman Meteoroloji Kurumu Tıp ve Meteorolojik Araştırmalar Merkezi direktörü Andreas Matzarakis çevrenin insan üzerinde farklı etkilerde bulunduğunu ve çevrenin cilt, solunum, beslenme ve vejetatif sinir sistemi üzerinden organizmaya etki yaptığını anlatıyor.

“İlkbahar yorgunluğu bu faktörlerin kombinezonudur” diyen Matzarakis sözlerini şöyle sürdürüyor: “Cilt güneş ışığı ve artan ısının etkisine girer. İlkbahar polenleri solunumu değiştirir, hava değişikliği de baş ağrısına yol açar. Günlerin uzaması, ışığın artması ve ısının yükselmesi gibi değişikliklere vücut hemen adapte olamaz. İlkbahar yorgunluğu dediğimiz bitkinlik belirtileri bunun bir sonucudur. Kış mevsiminin soğuk geçip geçmediğine ve ne kadar sürdüğüne bağlı olarak organizmanın değişen iklim şartlarına ayak uydurabilmesi iki hafta alır.

0,,17532685_303,00

İnsan organizması sadece ilkbahardan etkilenmez. Diğer mevsimler de vücut için zorlayıcı olabilir. Meteoroloji uzmanı Matzarakis 20 ile 30 derece arasındaki ısının organizmayı olumlu etkilediğini, ancak ısının vücut ısısına yaklaşmasıyla organizmaya yük olmaya başladığını, vücudun ısıyı dışarı atmakta zorlandığını, söylüyor. Bu durumun, aşırı bitkinlikten ciddi hastalıklara ve ölüme kadar farklı sonuçlar doğurabileceğini de sözlerine ekliyor.

0,,18283670_303,00

Tam tersi de oluyor

Yazı izleyen sonbahar mevsimi de tıpkı ilkbaharda olduğu gibi organizmaya etki yapar. Matzarakis, “Vücut bu kez de sıcaktan soğuğa geçiş alıştırmalarına başlar. Organizma sıcaktan soğuğa ve soğuktan sıcağa geçiş yeteneğine sahip olmasına rağmen havaların soğuması da yorgunluk yaratabilir”, diyor.

Havalar soğuduğunda, hayvanların kış uykusuyla kıyaslanamayacak olsa da, insan vücudunun kış ayarına geçtiğini belirten Matzarakis, günlerin kısalıp, gecelerin uzamasının uyku hormonu melatonini arttırdığını sözlerine ekliyor.

Mevsimlerin değişmesi organizmayı artık eskisi kadar etkilemiyor. Çünkü insan yılın yüzde 90’ına kadar varan bölümünü kapalı yerlerde geçiriyor. Dolayısıyla mevsimlerin organizma üzerindeki etkisi giderek azalıyor.

Kaynak: DW