Category Archives: Yaşam

İbrahim Erkal’ın sağlık durumunda son durum!

Evinin otoparkında baygın halde bulunan ve beyin kanaması ön tanısıyla hastaneye kaldırılan şarkıcı İbrahim Erkal’ın, hayati tehlikesinin sürdüğü bildirildi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 15. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

nlü Sanatçı İbrahim Erkal’ın hayati tehlikesinin devam ettiği açıklandı. Geçtiğimiz gün yaklaşık 2,5 saat süren ameliyatın ardından beyin ödemi gerilemeyen İbrahim Erkal’ın hayati tehlikesi sürüyor. Erkal’ın bugüne ait bulguları değerlendirildiğinde beyin ödeminin gerilemediği ve hayati tehlikesinin sürdüğü kaydedildi.

“GERİLEMEDİ”

50 yaşındaki sanatçının tedavi gördüğü hastaneden yapılan yapılan açıklamada, “Beyin kanaması ön tanısı ile 12 Nisan Salı gününden bu yana tedavisi devam eden ve yoğun bakımda uyutulan İbrahim Erkal’ın bugüne ait bulguları değerlendirildiğinde beyin ödeminin gerilemediği, hayati tehlikesinin sürdüğü izlenmiştir” denildi.

Evinin otoparkında düşerek çarşamba günü beyin kanaması geçiren İbrahim Erkal, ameliyata alınmış daha sonra ise oluşan ödem sebebiyle ikinci operasyon için bekletilmeye başlamıştı.

Ünlülerden otizm tanılıların ‘Karşılaşma’ filmine destek

Dünya Otizm Farkındalık Ayı için çekilen ve 4 farklı atölyede eğitim almaya devam eden otizm tanılı bireylerin ilk performansını oluşturan “Karşılaşma” filmine ünlülerden destek yağdı.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 13. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

aşka Dünyaların Ustaları Projesi’nden yapılan bilgilendirmeye göre filmde otizm tanılı bireyler, atölyelerde birlikte olduğu yaşdaş buddy’leriyle birlikte rol aldı. Film, otizme farklı bir açıdan bakıyor ve başka dünyaların aslında birbirinden çok da farklı olmadığını anlatıyor. Ünlü isimler herkesi birbiriyle daha çok karşılaşmaya davet ediyor.

#ÇOKKARŞILAŞÇOKYAŞA sloganıyla destek verdiler

Oyuncu, yönetmen, gazeteci, müzisyen, yazar, şair, sporculardan oluşan ve aralarında Şebnem Bozoklu, Cengiz Bozkurt (Erdal Bakkal), Ali Sunal, Güntekin Onay, Rıza Kocaoğlu, Kubilay Aka, Miray Daner, Alper Kul, Didem İnselel, Gökçe Yanardağ, Nazan Kesal, Itır Esen, Defne Halman, Gürsu Gür, Vuslat Saraçoğlu, Esra Kızıldoğan, Caner Cindoruk, Berfu Öngören, Turgay Yıldız, Fatih Türkmenoğlu, Ozbi, Uğur Bilgin, Derya Karadaş, Burak Topaloğlu, Onur Atilla, Ahmet Varlı, Levent Üzümcü, Ali Barışık, Yeşim Çapanoğlu, Okan Patırer, Hülya Gülşen, Melik Saraçoğlu, Çağrı Sinci, Gökçenur Ç., Yeşim Coşkun gibi isimlerin yer aldığı ünlüler, projeye sosyal medyadan #ÇOKKARŞILAŞÇOKYAŞA sloganıyla destek verdi.

Başka Dünyaların Ustaları Projesi, hayata dezavantajlı başlangıç yapan bireylere destek verme düşüncesiyle aynı amaç uğrunda çalışan bir grup sanatçı, uzman, eğitmen, aktivist, gönüllü ve ebeveynin katılımıyla da şekillenerek Ocak 2017’de hayata geçti. Proje kapsamında 40 otizm tanılı birey, uzmanlar gözetiminde, alanında başarılı sanatçılarla beraber 4 farklı alanda atölye çalışmalarına katılacak ve 5 aylık periyodun ardından gerçekleştirilecek performanslarda yer alacak.

Uzun yıllar otizmli bireylerle çalışmış deneyimli eğitmenlerin görev aldığı atölyelerin Sanat Yönetmenliği’ni ise Yonca İnal yürütüyor. Müzik, tiyatro, fotoğraf ve seramik başlıklarında 4 farklı atölyeden oluşan ve Kadıköy Belediyesi Tasarım Atölyesi’nde gerçekleşiyor olan eğitimler 5 ay sürecek.

Yaşdaş buddy’lerin desteğiyle

Atölye çalışmalarında, çeşitli disiplinlerden gelen uzman ve sanatçıların yanı sıra gönüllü buddyler de 40 otizm tanılı bireye eşlik ediyor. Tüm atölyelere katılan çocuk ve gençlerden oluşan buddyler, otizm konusunda bilgilendirilmiş tiyatro oyunculuğu öğrencileri. Bu yaşdaş öğrenciler, otizmli bireylere destek olmak üzere tüm çalışmalar sırasında onlarla beraber oluyor ve arkadaşlık ediyor.

Atölye çalışmaları klasik öğreten-öğrenen ilişkisinden ziyade daha esnek ve interaktif yürütülüyor. Bu çalışmalardaki temel yaklaşım, otizmli bireylerin bilgi, beceri ve yatkınlıklarını tanıyarak, bu yolda özenle hareket edebilmek. Bu doğrultuda atölyelerin başındaki uzman ve sanatçılar, katılımcı çocukları tanıdıkça gündemleri gözden geçirerek revize edecek ve gerekirse ihtiyaç doğrultusunda yeniden şekillendirecek.

Projenin mali destekçisi ise dünyanın birçok ülkesinde bir numara olan Japon klima devi General Klima. Sosyal sorumluluk bilinci ile farklı gelişen çocuklar için oluşturulan Başka Dünyaların Ustaları projesinin ilk periyodunun sonuçları, Haziran 2017’de gerçekleşecek bir performansla da sergilenecek.

Dilini Bilmediğiniz Ülkede kolayca iletişim kurmaya yarayan gezgin tişörtleri

Gittikleri ülkelerde konuşulan dili bilmedikleri için sıkıntı yaşayan üç gezgin, sonunda simgelerle anlaşmaya yarayan tişörtler tasarlamaya başladı. Gezgin tişörtü sayesinde başka bir ülkede dilini bilmeseniz dahi insanlar ile anlaşabilirsiniz. En azından derdinizi anlatabilirsiniz.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 01. 04. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

ilini bilmediğiniz bir ülkeye daha önce seyahat ettiyseniz dil sorunun ne derece olduğunu biliyor, hatırlıyorsunuzdur. Gittiğiniz her ülkede İngilizce bilen insanlar olmayabilir, ve ya sadece inatlarından bazı ülkelerdeki insanlar sizinle İngilizce konuşmayabilir. Ya da en basiti siz de İngilizce bilmiyor olabilirsiniz.

George, Steven ve Florian gezmeyi çok seven ve fırsat buldukça dünyanın her ucuna seyahat eden arkadaşlar. IconSpeak markası, üç gezginin yollarda yaşadıkları sıkıntıları çözme planları yaptığı sırada ortaya çıkan bir marka.

İçlerinden birinin Afgansitan’da sıcak yemek aradığını bile anlatamayıp haftalarca doğru düzgün yemek yiyememesinden sonra, çizerek anlatmanın hızlı bir şeklini düşünmeye başlıyorlar. Son olarak bir diğerinin Vietnam’da motorunu bozup yolda kalmasından sonra, üç gezgin kafa kafaya veriyor ve ortaya üzerine uluslararası 40 simgenin basılı olduğu IconSpeak tişörtleri çıkıyor.

“Konuşarak ya da çizerek anlatmaya çalışmak, el işaretleriyle göstermek gibi seçeneklerin işe her zaman yaramadığını fark ettik.” diye anlatıyor üçlü. Oldukça akıllı bir çözüm bulan gezginler, “Herkesin işine yarayacak simgelerin bir arada ve üzerinizde olması büyük kolaylık sağlayabiliyor.” diyor.

IconSpeak ekibinin düzenleyip, üretimine başladığı bu yaratıcı fikir ile en basit, temel ihtiyaçlarınızı oradaki insanlara aktarabilir, yardım alabilirsiniz. Tişörtün üzerinde; telefon, acil durum, ulaşım, yiyecek, içecek, konaklama, zaman gibi temel semboller bulunuyor aşağıda detaylı bir şekilde inceleyebilirsiniz.

1. Gece, kış,soğuk, konaklama sembolleri

2. Aşk/sevgi, yemek, sıcak/acılı Sembolleri

3. Zaman, resmi belge, uçak sembolleri

4. Alkollü İçecek, doğa, sevgi/aşk sembolleri

5. Yemek, acı/acılı sembolleri

6. Araba, feribot/gemi, deniz sembolleri

7. Su/içecek, iyi, kötü sembolleri

8. Konaklama/otel sembolleri

6 aydan küçük bebekler için topuklu ayakkabı üreten şirkete tepki

ABD’de 6 aydan küçük bebekler için topuklu ayakkabı üreten bir şirket tüketicilerin ve kampanya gruplarının tepkisini çekti.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 30. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

BD’de bebekler için “beşik ayakkabıları” adını verdiği topuklu ayakkabılar üreten bir şirket, ebeveynlerin tepkisini çekti. Pee Wee Pumps isimli şirket bebekler için ürettiği yumuşak ayakkabı modellerine “havalı” ve “diva” gibi isimler veriyor. Ayakkabı firmasının internet sitesinde tanıttığı ayakkabı modelleri sosyal medyada tepkiye yol açtı.

Bebek ayakkabılarının katlanabilir topukları ve sivri uçları var. Markanın modelleri 6 aydan küçük bebekler için üretiliyor.
Firmanın Facebook sayfasında minyatür bir motosiklete oturtulmuş bir bebek fotoğrafının altında “Bu küçük Diva PeeWeePumps ayakkabılarıyla havalı poz veriyor” ifadeleri yer alıyor.

Siteyi kullananlar bebeklerin bu şekilde sergilenmesinin “yanlış ve iğrenç” olduğu eleştirisini getirdi.

Melissa Balinski isimli bir kullanıcı “Bu doğru değil” dedi. Jen isimli başka bir yorumcu “Bebek ürünlerinin tanıtımını bu şekilde yapmak hastalıklı” mesajını paylaştı.

Şirket bebek giyiminde ‘yüksek moda talebini karşılamayı hedefliyor’
Pee Wee Pumps şirketinin tanıtım görsellerinde kolye takan, pullu elbiseler ve tütüler giyen bebeklerin fotoğrafları da bulunuyor.  Merkezi ABD’nin Pensilvanya Eyaleti’nin Greensburg kentinde bulunan firmanın kurucusu Michele Holbrook internet sitesindeki açıklamasında ürünlerin “yürümek için değil, bebek giyiminde giderek yayılan ve popüler olan yüksek moda talebini karşılamak için üretildiğini” söyledi.

Modelleri arasında kırmızı saten ya da leopar desenli pabuçlar bulunan firmanın Facebook sayfasında kullanıcılar çeşitli yorumlar paylaşıyor. Barrow isimli bir kullanıcı “Kesinlikle bu markayı almam” derken Flory isimli bir kullanıcı “Bu korkunç” yorumunu yaptı.

Bazı kullanıcılar ise bebeklerin bu ayakkabılarla çok şirin göründüğü görüşünü savunuyor.
Pee Wee Pumps internet sitesinde modeller “Cakalı”, “Vahşi Çocuk” ve “Diva” gibi isimlerle tanıtılıyor.

Ayakkabı firması bu ay İngiltere’de çocuk giyiminin cinsiyetçi klişelerden arındırılması için kampanya yürüten Let Clothes Be Clothes (Bırakın giysiler giysi olsun) grubunun sert eleştirilerinin hedefi olmuştu. Grup bebeklerin fotoğraflarını yayınlayarak “Dikkatli olun fotoğraflar şok edici” mesajını paylaşmıştı.

Grubun paylaşımı üzerine bazı kullanıcılar bebekleri topuklu ayakkabılar içinde gösteren bu fotoğrafların yasaklanması gerektiği görüşünü savundu.

BBC

Arslanköy’den İspanya’ya uzanan başarı öyküsü

Arslanköy’den İspanya’ya uzanan başarı öyküsü

Mersin’de Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nun kurucusu yönetmen, yazar ve oyuncu, 3 çocuk annesi ilkokul mezunu 60 yaşındaki Ümmiye Koçak, Real Madrid’in dünyaca ünlü yıldızı Cristiano Ronaldo ile kamera karşısına geçerek şöhretin zirvesine oturdu.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 25. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

eçtiğimiz günlerde yayınlanmaya başlayan Türk Telekom’un ‘Sen yeter ki hayal et’ sloganı ile çekilen reklam filminde Ümmiye Koçak, rol gereği yönetmen koltuğuna oturdu. Filmin yayınlanması ile birlikte şöhretin zirvesine tırmanan Koçak, eşi ve çocukları ile birlikte halen merkez Toroslar İlçesi’ne bağlı Arpaçsakar Mahallesi’nde mütevazı yaşamını sürdürüyor. Evde çocukları ile ilgilenen, zaman zaman bahçeye giderek, limon, portakal ve badem toplayan Koçak, aylar önce gelen bir telefonla projenin içinde yer aldığını söyledi.

‘İLK REKLAM ÇEKİMİM’

Rol aldığı ve şöhretini zirveye taşıyan filmi hakkında bilgi veren Koçak, “Bir telefon geldi, bir reklam filmi projesi olduğunu söylediler. Ne filmi olduğunu sorduğumda, onlar da bana ‘Telekom için’ dediler. Ben de kabul edeceğimi söyledim. Tekliften sonra gittim, görüştük. Bir anda kendimi kocaman bir ailenin içinde buldum. Çok güzel bir proje oldu. Birlikte Madrid’e gittik ama ben orada şunu öğrendim, televizyonda izlediğimiz küçücük görüntünün çok kolay olduğunu sanırdım. Hiç de öyle değilmiş. 100 kişiden fazla insan orada görev yapan vardı. Hepsinin de ayrı ayrı görevi vardı. Ben bunların hepsini de bilmiyorum. Onlar bana nerede ne, nasıl yapılır öğrettiler. Bu benim de ilk reklam çekimimdi” dedi.

‘BEN ANAYIM O EVLAT’

Yönetmen koltuğunda Ronaldo ile aralarında geçenleri de anlatan Koçak, “Onunla aramızda güzel şeyler geçti, ama ne o benim dediğimi ne de ben onun dediğini anladım. Sadece gülüştük ve sıkı sıkı sarıldık, ana-oğlu olduk. Eğer yeni bir teklif gelirse yeniden seve seve oynarım. Neden oynamayayım ki, çünkü çok hoşuma gitti. Çünkü bu isteğim bir şeydi, güzel bir şeydi. Çünkü biz buyuz, özümüz de budur. Biz Türk toplumu olarak, köylüsü şehirlisi insanız. Bunu da kucaklıyoruz. Herkesi kucaklıyoruz zaten ben de onu yaptım. Ben anayım o da evlattı” diye konuştu.

‘TİYATROYU DEVAM ETTİRMEK İSTİYORUM’

Bundan sonra hayata geçireceği projelere değinen Koçak şöyle devam etti:

“Bundan sonra çektiğimiz Yün Bebek filminin bir televizyon kanalında yayınlanmasını istiyorum. Bu filmi köyde 3 metre karda kadınlarla birlikte çektik. Çünkü daha çok kitleye ulaşmasını istiyorum. Ayrıca Yün Bebek filminin 2’ncisini de çekmek istiyorum. Bundan sonra tek isteğim, tiyatro ile daha çok kitleye ulaşmaktır. Çünkü belediyelerin bizi bir proje kapsamında davet etmelerini istiyoruz. Bunu bütün belediyeler yapabilir. Çünkü bunu biz oynuyoruz. Buradaki amacımız daha çok kitleye ulaşmaktır. Bütün belediyelere sesleniyorum, bizi davet edin. Ben bu tiyatroyu devam ettirmek istiyorum.”

‘ROL MODEL OLMAK HAYALİMDİ’

Özellikle eğitim kurumlarından sürekli davet aldığını vurgulayan Koçak bu konuda şöyle dedi:

“Üniversitelerden çok davet alıyorum. Gençlere yaşadıklarımı anlatıyorum. Rol model olmak benim hayalimdi, gençler bir şeyler öğrensinler. Yeni yazdığım bir oyunum var. O da diğer oyunlarım gibi eğitimle ilgili. Bu kez kadınlar, annelerle ilgili değil, fakat toplum olarak her konuda bilinçlenmeliyiz diye gittim. Bu da çiftçilikle, köy yaşantısı ile bir oyun. Bu oyunumun da çok ses getireceğini düşünüyorum. Çünkü bu konun da üstüne üstüne gidilmesi lazım. Biz çiftçiyiz ama hayvancılık olsun, bir meyve, sebze yetiştirirken maalesef komşumuza soruyoruz. Bunları yapmamalıyız, ürünlerimizi iyi yetiştirmeliyiz. Her konuda olduğu gibi çiftçiliği de bilinçli yapmalıyız. Oyunu onun için yazdım, çok beğenileceğini düşünüyorum.”

‘ŞÖHRET HAYALLERİN PEŞİNDE KOŞMANIN ÜRÜNÜ’

Yıllar sonra gelen şöhretini çok çalışmaya borçlu olduğunu dile getiren Koçak, Sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu yaştan sonra gelen şöhret, çalışmaya, mücadeleye, bıkmadan, usanmadan, hedefe ulaşmak, hayallerime koşmanın ürünüdür. Çalışınca karşılığını alıyorsun. Ben de çok çalıştım, başardım. Herkese tavsiye ederim. Herkes önce kendini tanısın, sonra başkalarına tanıtabilsin. Kendini tanımazsa başkasına kendini anlatamaz. Hayal kursun, ne istediğini bilsin, ağır ağır adımlarla ilerlesin. Koşarak elde edilen başarı kesinlikle kalıcı olmaz. Annem hep der ki, ‘Acele eden ecele gider.’ Çünkü ağır ağır git ki kalıcı ol. Ben bunu yaptım şimdi de meyvesini aldım. Bu gerçekten çok güzel bir mutluluktur.”

ÜMMİYE KOÇAK KİMDİR?

1957 yılında Adana’da Çelemli Köyü’nde doğan Ümmiye Koçak, okumayı çok istemesine rağmen 10 kardeş oldukları için ilkokuldan sonra okula gönderilmedi. Ümmiye Koçak, ilkokulu bitirdikten sonra okuduğu kitaplarla kendisini geliştirdi. İlk okuduğu kitap Maksim Gorki’nin ‘Ana’ adlı kitabı oldu. Evlendikten sonra Mersin’in Arslanköy’üne taşınan Koçak, köy kadınlarının yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için, 2001 yılında Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurdu. Topluluğun sahneye ilk koyduğu oyun Remzi Özçelik’in ‘Taş Bademleri’ adlı oyunu oldu. Grup, daha sonra kendi hikayelerinden oluşan bir oyun derleyerek ‘Kadının Feryadı’ adlı oyunu sahneye taşıdı. Koçak, “Hasret Çiçekleri” adlı oyunuyla 2006 yılında Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’nde sahne aldı. Koçak, daha sonra tarlalarda çalışarak kazandığı paraları biriktirerek kadına karşı şiddet sorununu anlatan ‘Yün Bebek’ filminin senaryosunu yazıp yönetti. 49’ncu Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde galası yapılan filmi Koçak’a New York Avrasya Film Festivali’nde ‘Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı’ ödülünü kazandırdı. Koçak, bugüne kadar 15 tiyatro oyunu yazdı. Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu ile yaklaşık 10 bin kez sahneye çıkan Koçak’ın oyunlarını Türkiye’nin dört bir yanında 30 bine yakın kişi izledi.

Kedi Muro İçin Adalet Bekleniyor: Kürekle İşkenceye ‘Kovuşturmaya Yer Yok’ Kararı

Sevda Titiz Başata ve Ahmet Başata çiftiyle olan kedi “Muro”, bir yıl önce yaşadıkları mahalledeki komşuları tarafından kürekle dövülerek işkenceye maruz kaldı. Savcılık, kamera kayıtları olmasına rağmen delil yetersizliği nedeniyle “Kovuşturmaya yer yok” kararı verdi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 24. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

aha önce, Başata çiftinin bahçelerinde beslediği kedilerden şikayetini dile getiren 60 yaşındaki N.S., çiftin 5 yaşındaki kedisi “Muro” yu kürekle öldüresiye dövdü. Geçtiğimiz sene Kasım ayında Ankara’nın Yenimahalle İlçesi’nde yaşanan olayı görenler tarafından yakınlardaki bir veteriner kliniğine götürülen kedinin tedavi sonrası veteriner kliniği tarafından oluşturulan raporunda hayvanın bel, dirsek ve boyun kısımlarında ezik yaralarının olduğu, sağ arka bacağındaki derin kesik nedeniyle de bacağın ampute edilmek zorunda kalındığı yazıldı.

BirGün’den Mustafa Mert Bildircin’in haberine göre, raporda, olayın bir trafik kazası ya da hayvan saldırısı olmadığı, hayvanın sert bir cisimle, hayati tehlike oluşturabilecek boyutta darp edildiği de eklendi. Konuyla ilgili BirGün’e konuşan Başata çifti olay sonrasında şikayetçi olduklarını beliterek, savcılık tarafından delil yetersizliği nedeniyle takipsizlik kararı verildiğini ve karara itiraz ettiklerini söyledi.

Hayvanseverlerin karara yönelik tepkileri sürüyor, change. org sitesinde ‘Kürekle dövülen Muro kedi için adalet’ adında bir kampanya başlatıldı.

“Kedileri sopayla dövüyordu”

Olayın yaşandığı gün, kedisinin çığlıklarını duyduğunu, ancak kedisinin bahçedeki diğer kedilerle kavga ettiğini düşündüğü için üzerine düşmediğini söyleyen Sevda Başata, “Yaklaşık 10 dakika sonra N.S’yi elinde kürekle bahçeden dönerken gördüm. İçim rahat etmedi, bahçeye çıktım. Fakat kedimi göremedim. Maruz kaldığı şeyden sonra kedim kendisini başka bir komşumun açık olan camından içeri atmış, onlar da hemen veterinere götürmüşler” sözlerini aktardı.

‘Kamera kayıtları da var’

Konuşmak için N.S’nin yanına gittiklerini aktaran Sevda Başata, N.S’nin, “Ben bir haftadır evde yoktum şimdi geldim” diyerek kendisini savunduğunu söyledi. Buna rağmen kadını o gün olaydan 10 dakika önce bahçede gördüğünü ifade eden Başata, “Kamera kayıtları da var. Kamera kayıtlarında, saat 9.52’de bahçesinden küreği alıp, evin arkasına geçtiği görülüyor. 10 dakika sonra da geri dönerken görüntüleri var” şeklinde konuştu. N.S’nin daha önce de, bahçesine giren kedilere sopayla vurduğunun mahalle sakinleri tarafından görüldüğünü aktaran Başata, “Komşular da bu kadının kedilere zarar verdiğini biliyor ama korkudan şahit olmak istemiyorlar” dedi.

“Veterinere raporun değiştirilmesi yönünde baskı yaptılar”

Yaşananların ardından kadının eşinin evlerine gelerek, “Kapatalım bu konuyu, komşuyuz şurada” şeklinde konuştuğunu söyleyen Başata, “Ertesi gün, N.S’nin eşi, kedinin tedavi olduğu kliniğe giderek, veterinere raporu araba çarpması şeklinde değiştirmesi yönünde baskı yaptığını öğrendik” dedi.

Muro’nun sahibi Sevda Titiz Başata’nın sosyal medya hesabından konuyla ilgili paylaşımı şöyle

 

 

 

Şevket Çoruh’tan ‘Hayır’ videosu!

Ünlü oyuncu Şevket Çoruh, sosyal medya hesabından #HayırlıOlsun etiketiyle bir video paylaştı. Çoruh, yaptığı bu paylaşım sonrası sosyal medyada gündem oldu.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 23. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

yuncu Şevket Çoruh, #HayırlıOlsun etiketiyle sosyal medya hesabından bir video paylaştı. “Bu filmde herhangi oyuncu, yardımcı oyuncu, ‘cast kullanılmamıştır. Filmde göreceğiniz kişler halkın kendisidir” sözleriyle başlayan video, “Kötü bir rüyaymış gördüklerimiz, uyandım. Hayır olsun de” diye bitiyor.

İrfan Değirmenci’nin referandumda hayır oyu kullanacağını açıklamasının ardından Kanal D’den kovulmasıyla, aynı kanalda bir dizide oynayan Şevket Çoruh “Ben de HAYIR diyorum. Beni de kovun” demişti. Çoruh şimdi de sosyal medya hesabından #Hayırlıolsun etiketiyle bir video paylaştı.

Vatandaşın ev tercihleri belli oldu

Vatandaşın hayalindeki ev belli oldu. 1000 kişiyle yapılan bir araştırmaya göre vatandaş İstanbul’da pembe panjurlu ev yerine merkezi yerlere yakın olan bir ev istiyor. En gözde semt ise açık ara Kadıköy.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 23. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

ayallerimizdeki ev ortaya çıktı.. 1.000 Emlakjet.com ziyaretçisi tarafından yanıtlanan “hayalinizdeki ev” anketinin sonuçları, pembe panjur mitine bir son veriyor. “Hayalinizdeki ev” anketinin sonuçlarına göre katılımcılar merkezi bir yerde, 3 oda, 120 metrekare, kum beji renginde, geniş mutfaklı, Kadıköy’de, işine ya da okuluna yakın, deniz manzaralı” bir ev hayal ediyor

YÜZDE 47: MERKEZİ BİR YERDE OLSUN

Anketi yanıtlayanların yüzde 47’si “senin hayalindeki ev nasıl bir yer?” sorusuna “merkezi bir yerde” diye yanıt verirken, yüzde 22’si “odaları büyük olsun”, yüzde 18’i “manzaralı”, yüzde 13’ü ise “bahçeli veya teraslı” diyor.
Hayallerdeki evin büyüklüğü yüzde 44 ile 120 metrekare olarak ön plana çıkarken, yüzde 31’i 150 metrekarelik bir ev istiyor. Yüzde 16 “bize 100 metrekare yeter” derken, yüzde 9 ise “keşke kocaman olsa” diyor. Oda sayısı konusunda yüzde 54’le çoğunluk 3 odalı bir ev hayal ederken, yüzde 27 2 odada kalıyor, yüzde 13 evinde tam 5 oda istiyor, yüzde 6 ise 7 odalı kocaman bir ev hayal ediyor.

‘HAYALİMİZDEKİ RENK KUM BEJİ’

Hayallerdeki evin rengi, meşhur pembe panjurlar yerine yüzde 58 ile “kum beji” olarak belirtilirken, yüzde 22 ile turkuaz ve yüzde 18 ile fıstık yeşili dikkat çekiyor, yüzde 2 ise kahverengiyi tercih ediyor. Hayalindeki evde olmazsa olmaz ünite sorusuna yüzde 43 “geniş mutfak” derken, yüzde 27 balkon, yüzde 18 bahçe, yüzde 12 ise teras sevdalısı.

Hayalinizdeki ev İstanbul’da olsa nerede olurdu sorusuna yüzde 42 Kadıköy derken, Beşiktaş yüzde 29 ile ikinci, Üsküdar yüzde 18 ile üçüncü, Sarıyer ise yüzde 11 ile dördüncü sıraya oturuyor. Hayalinizdeki ev nereye yakın olsun sorusunu yüzde 52 “işime/okuluma yakın olsun” diye yanıtlarken, yüzde 18 sahile, yüzde 19 çarşıya ya da alışveriş merkezine yakın, yüzde 11 ise toplu taşımaya yakın olmak istiyor. Çoğunluğun hayalindeki ev elbette yüzde 56 ile deniz manzaralı olarak belirtiliyor. Yüzde 19 orman manzarasına, yüzde 18 şehir manzarasına ve yüzde 7 ise mutlaka boğaz manzarasına sahip olmak istediğini belirtiyor. sözcü

Norveçliler mutlulukta birinci

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından beş yıl önce ilan edilen 20 Mart Dünya Mutluluk Günü’nde her yıl ülkelerin mutluluk raporu da yayınlanıyor. Birleşmiş Milletler’in 2017 Mutluluk Raporuna göre dünyanın en mutlu insanları Norveçliler. Türkler ise 69’uncu sırada.

 

––––––––––––––––––––––––––––––––– 20. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

irleşmiş Milletler (BM) tarafından beş yıl önce ilan edilen 20 Mart Dünya Mutluluk Günü’nde her yıl ülkelerin mutluluk raporu da yayınlanıyor. BM‘nin bu yıl New York’ta açıkladığı raporu Norveçlilerin mutlu olmak konusunda Danimarkalıları geçtiğini gösteriyor.

Geçtiğimiz yıl dördüncü sırada olan Norveç, BM Sürdürülebilir Kalkınma Ağı’nın hazırladığı 2017 Mutluluk Raporunda birinci sırada yer aldı. Onu Danimarka, İzlanda ve İsviçre takip ediyor. Beş yıldır yayınlanan raporda bir kez İsviçre birinci olurken, Danimarka üç kez bu unvana sahip oldu.

Almanya, Amerika Birleşik Devletleri’nin gerisinde 16’ncı sırada kaldı. Türkiye mutluluk sıralamasında 69’uncu sırada, Filistin Özerk Yönetimi topraklarındaki bölgeler 103’üncü, Bulgaristan ise 105’inci. Kendini az mutlu hissedenlerin ise Afrika ülkelerinde yaşadığı ortaya çıkıyor.

Son 30 ülkede ağırlıklı olarak Afrika ülkelerinin hayatından memnun olmadığı görülüyor. Sıralamanın son beş ülkesinde de sırasıyla Ruanda, Suriye, Tanzanya, Burundi ve Orta Afrika Cumhuriyeti yer alıyor.
Rapor kapsamında 155 ülkede yapılan araştırmada insanların sağlık, kazanç, özgürlük, dürüstlük, iyi yönetim gibi

konularda kişisel algı, yaşamdan beklentiler, sosyal çevreden aldığı destek konusundaki hissi görüşleri dikkate alınıyor.

İnsanların bağış yapma konusundaki cömertliğini de araştıran rapor kaygı, üzüntü ve öfke gibi olumsuz faktörleri de değerlendiriyor. Araştırmacılar insanların mutluluğunun toplumsal konumu ve sosyal çevresinden güçlü şekilde etkilendiği sonucuna varıyor.

DW

Kadınlar sanal ortamda da şiddet mağduru

Kadınlara yönelik nefret söylemi internetin yaygınlaşmasıyla daha görünür bir hale geldi. Ancak mücadelede hala tam olarak bir ilerleme kaydedilemedi.

––––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 03. 2017 –––––––––––––––––––––––––––––––––

 

nsanların ırkları, etnik kökenleri, tabiiyetleri, inançları, bedensel engelleri ve cinsel yönelimleri sebebiyle toplumdaki nefretin odağı haline gelmesi özellikle internetin yaygınlaşmasıyla yeni bir boyut kazandı. Adı geçen grupların kesişme noktasında ise kadınlar yer alıyor. Ancak kadınlara yönelik nefret söylemi çoğunlukla cezasız kalıyor.

‘Online cinsiyetçilik’ yani sanal ortamda kadınlara yönelik nefret söylemi sanal şiddet türlerinden biri olarak kabul ediliyor. Cinsiyetçi küfürler ve hakaretlere maruz kalan kadınlar bu yolla küçük düşürülüyor ve kendilerini ifade etmeleri engelleniyor.

Kadın oldukları için şiddete uğruyorlar

Karolin Schwarz politik olarak aktif, olaylara sessiz kalmayan ve interneti aktif olarak kullanan genç kadınlardan biri. Almanya’da yaşayan Schwarz 2016 yılında Lutz Helm isimli bir arkadaşı ile birlikte Hoaxmap adlı internet sitesini hayata geçirdi. Site medyada yer alan ve mültecilere yönelik gerçeği yansıtmayan yalan haberleri bir araya getirip teşhir eden bir internet platformu. Ancak Schwarz site yayına başladığından beri cinsiyetçi küfürler içeren mailler alıyor. “Yabancılara yönelik nefret içeren söylemleriyle başladıkları maillerini cinsel şiddet içeren tehditleriyle sonlandırıyorlar” diyen Schwarz erkek çalışma arkadaşlarının bu tip nefret içeren mailler almadığını ekliyor. Nefret içeren mesajlar mail yoluyla, Twitter ya da Facebook üzerinden gönderiliyor.

ARD’de çalışan gazeteci Anja Reschke ve Sol Parti milletvekili Sevim Dağdelen de benzer şekilde nefret içeren mailler aldıklarını ifade ediyor. Kadınları küçük düşürmeyi hedefleyen bu maillerdeki cinsel şiddet tehdidi içeren cinsiyetçi küfürler bir açıdan kadınların vücut dokunulmazlığını da hiçe sayıyor.

Bu şekilde nefret söyleminin odak noktası haline gelen kadınların ortak noktası ise kamusal alanda fikirlerini açıklamaktan çekinmeyen kendine güvenen kadınlar olmaları.

İletişim Bilimleri alanında çalışmalar yürüten Ricarda Drüeke göçmenlere yönelik nefret söylemi kullanan insanlarla, kadınlara yönelik nefret söylemi kullanan insanlar arasındaki paralelliklere dikkat çekiyor. Göç gibi toplumsal cinsiyet eşitliğinin de bazı erkeklerde şiddetli bir belirsizlik duygusu yaratığını belirten Drüeke nefret içeren yorumlarda orta sınıfın işine ve sosyal güvencelerine ilişkin korkularını görmenin mümkün olduğunu ifade ediyor. Göçmenler ya da kadınların iş yaşamına katılımı ağırlıklı olarak orta sınıf tarafından bir tehdit olarak algılanıyor. Özellikle orta sınıfa mensup erkekler göçmenlerin ya da kadınların iş yaşamına katılımının erkeklerin iş piyasasındaki konumlarını ve buna bağlı olarak sahip oldukları sosyal güvenceleri zayıflayacağını düşünüyorlar. Drüeke göre “İnsanlar kadınlara yönelik nefret içeren söylemi cinsiyetçi küfürler, hakaretler yoluyla kullandıklarında sadece tek bir kadına saldırmıyorlar. Bu yolla bir grup olarak kadınları küçük düşürmek ve onları sindirmek istiyorlar.”

Kadına yönelik nefret söylemiyle mücadele

Kadınlara yönelik nefret söylemi cinsiyetçi hakaret, kötüleme, iftira, argoda yaygın kullanılan cinsel şiddet içeren tehditler şeklinde ortaya çıkabiliyor.

Federal Emniyet Teşkilatı’nın Mart 2016’da yayınladığı son verilere göre, 2015 yılında cinsellik temelli sövme, hakaret ve iftira suçlarının sayısı toplam 2.706 olarak kayda geçti. 2014’de ise bu sayı 3004’tü.

Federal Emniyet Teşkilatı’nın Önleyici Kolluk Önlemleri Bölümü’nün direktörü Andreas Mayer kadınlara yönelik nefret söyleminin farkında olduklarını ve konu hakkında son altı yıldır önemli çalışmalar yaptıklarını ancak buna rağmen önemli bir başarı sağlayamadıklarını kaydediyor.

Bunun bir nedeni de çoğu kadının kendilerini yönelik nefret söylemini şikayet etmemesi. Mayer, kadına yönelik nefret söylemi ile mücadelede şikayetin önemini vurguluyor. Hakarete, iftiraya uğrayan ve tehdit edilen mağdurların çoğunluğunun kadın olduğununa dikkat çeken Mayer böyle bir durumda acil olarak polise başvurulmasını öneriyor.

Ancak şikayette bulunan kadınlar polislerin konuya gereken ilgiyi göstermemesinden şikayetçi. Karolin Schwarz adresini öğrenen bir kişinin kendisine yönelik nefret içeren tehditlerini polise bildirdiğini ancak polisin kendisiyle ilgilenmediğini dile getiriyor. Federal Emniyet Teşkilatı Önleyici Kolluk Önlemleri Bölümü direktörü Andreas Mayer de polislerin bu konuda yeterince duyarlı olmamasını eleştiriyor. “Normal suç birimleri kadınlara yönelik şiddet söylemini tam olarak kavrayamıyor” diyen Mayer, mağdurlara yazılı bir şekilde ve mümkünse delille birlikte cinsel suçlarla ilgili birimlere başvurmasını öneriyor. Mayer, ancak bu şekilde polislerin olayı küçümsemesinin önüne geçilebileceğini kaydediyor.

Mayer, hakimlerin hakaretin türü ve ağırlığına göre somut olay çerçevesinde karar verebileceğini ifade etse de Alman Ceza Kanunu’nda genel olarak kadınlara yönelik nefret söylemine ilişkin özel bir düzenleme bulunmuyor. Öyle ya da böyle bu durum suçun sınırının nerede olduğuna ilişkin bir fikir veriyor. Çünkü hakaretler sadece bir kişiye aktif olarak ve doğrudan yöneltilmişse cezalandırılabiliyor. Bu sebeple, mesela “Umarım tecavüze uğrarsın” gibi anlamlara gelen küfürler ya da kadınlara yönelik genel cinsiyetçi söylemler kanun kapsamında özel bir suç teşkil etmiyor.

Deutsche Welle