Category Archives: Yaşam

İşaret diliyle konuşabilen goril Koko öldü

2 bin İngilizce kelimeyi anlayabiliyordu ve IQ’su 86’ydı. İşaret diliyle insanlarla anlaşabilen dünyaca ünlü goril Koko 46 yaşında öldü. Koko, hayvan psikoloğu Dr. Francine Patterson ile yaptığı çalışmalar sonucu işaret dilini öğrenmişti. Patterson Koko’yu doğduğu San Francisco Hayvanat Bahçesi’nden 1972’de almış ve yürüttüğü çalışmalar hayvanlarla iletişimde büyük ses getirmişti.

––––––––––––––––––––––––––––––– 22. 06. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––––

oril Vakfı’ndan yapılan yazılı açıklamada, işaret dilinde uzmanlaşmış dünyaca ünlü goril Koko’nun dün 46 yaşında hayatını kaybettiği bildirildi.Açıklamada, gorillerin elçisi Koko’nun milyonlarca insanla irtibata geçerek kalplerine dokunduğu, sevildiği ve çok özleneceği ifadeleri yer aldı.

1971 yılında San Francisco Hayvanat Bahçesi’nde dünyaya gelen Koko, mental içgüdülere sahip çok yetenekli ve zeki olmasıyla tanınıyordu. Onun en yakın arkadaşı Francine “Penny” Patterson, ona işaret dilini öğretmişti. Koko  binden fazla işaret biliyordu.

Koko, kaldığı hayvanat bahçesinde Goril Vakfı kurucusu ve bakıcısı olan Francine Patterson’dan işaret dili eğitimi alarak, konuşmayı ve konuşulanları anlamayı başarmıştı.Koko, işaret dilinde 2 bin İngilizce kelime anlayabiliyor ve 1000 kelime kullanarak istediklerini anlatabiliyordu.

2001 yılında, eğitimli goril Koko ile bir araya gelen Robin Williams, Koko’yla geçirdiği saatleri ‘unutulmaz’ olarak tanımlamıştı

 

 

 

Ve Robin Williams, intihar ederek yaşamını sonlandırdığında, Patterson, ölüm haberini alan Koko’nun sessizleştiğini ve içine kapandığını açıklamıştı.

 

 

 

Koko’dan Düşündüren Mesaj: “İnsanlar Aptal, Dünyayı Kurtarın”

“Ben Koko. Ben çiçeğim, ben doğayım. İnsanları seviyorum, dünyayı seviyorum, ancak insanlar salak, salak! Çok üzülüyorum, ağlıyorum. Zaman azalıyor, dünyayı düzeltmeliyiz, ona yardım etmeliyiz. Çok çabuk olmalıyız, doğa sizi görüyor. Teşekkürler.”

Mansur Yavaş: Büyükerşen hemen görevi bırakmalıdır

CHP’nin 2014 yerel seçimlerinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında aday gösterdiği, Beypazarı eski Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Eskişehir mitinginde CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderme yaptı.

––––––––––––––––––––––––––––––– 12. 06. 2018 ––––––––––––––––––––––––––––––

HP’nin 2014 yerel seçimlerinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında aday gösterdiği, Beypazarı eski Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Eskişehir mitinginde CHP’li Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen’i eleştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderme yaptı.

 

Kişisel Twitter hesabından bir paylaşımda bulunan Yavaş, “Eskişehir’i, Ankara ve İstanbul gibi betonlaştıramayan Sn. Büyükerşen hemen görevi bırakmalıdır” dedi.

 

Büyükerşen de Yavaş’ın paylaşımına espirili bir dille cevap vererek, “Mansur Bey, fotoğraflar her şeyi anlatıyor. İnanıyorum ki 2019 Mart ayında başkentimizin Büyükşehir Belediyesi de betona değil doğaya ve insana yatırım yapan sosyal belediyecilik ile tanışacaktır” ifadelerini kullandı.

Fazıl Say’dan Muharrem İnce’ye mektup: Bizlere umut oluyorsunuz

Dünyaca ünlü sanatçımız Fazıl Say, Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ne 12 gün kala Muharrem İnce’ye yazdığı mektubu, sosyal medya hesabından paylaştı. Say, CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye yazdığı mektubu sosyal medyada paylaşarak, “Bizlere umut oluyorsunuz” dedi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 12. 06. 2018 ––––––––––––––––––––––––––––––

osyal medya hesabı üzerinden CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye seslenen ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say, “Bizlere umut oluyorsunuz; bunun bir numaralı sebebi eğitimle ilgili düşünceleriniz. Yaratıcı eğitim, özgür eğitim, gerçek hayalleri olan gençler, çocuklar. Mesele budur. Mesele tabuları aşmaktır” ifadesini kullandı.

Say, sosyal medya hesabı Instagram üzerinden, “Sayın İnce @vekilince yazdıklarımı lütfen okuyun” notuyla yazdığı bir görseli paylaşarak CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’ye önerilerde bulundu.

İşte, Say’ın ‘Sayın İnce, yazdıklarımı okuyun lütfen’ başlığıyla paylaştığı mektup:

“Sayın İnce;

Bizlere umut oluyorsunuz; bunun bir numaralı sebebi eğitimle ilgili düşünceleriniz. Yaratıcı eğitim, özgür eğitim, gerçek hayalleri olan gençler, çocuklar.. Mesele budur. Mesele tabuları aşmaktır. İnsanı insan kılmaktır, bu da, çocuklukta başlar. Bakın; Almanya, 2. Dünya Savaşı yenilgisinden sonra kurduğu ilk kurum nedir biliyor musunuz? ‘Darmstadt modern müzik merkezi’ Darmstadt küçükbir şehirdir, ‘modern müzik’ ise bir yüzyılın yarısına şekil veren sistem. Yaratıcılık. Sınırsız yaratıcılık. Sayın İnce; emin olun Türkiye’nin çoğu bilim insanı, sanat insanı arkanızdadır, size destek ve yardım vermeye hazırdır, bu destek parasal destek olmayabilir, olamaya da bilir, ama fikirsel destek, emek desteği, herkesin bildiği üzere çok daha büyüktür. Dünyaya açılan Türkiye, dünyayı anlamak isteyen Türkiye istiyorsunuz, haklısınız, eksiğimiz budur, bu diyalogdur, bu ‘başını kaldırıp etrafa bakma bilincidir’, dünyayla artık küs bir duruma varmamızın sebebi de budur, iç çekişmelerimizin sebebi de budur, kıskançlıklarımızın sebebi bile budur, hepsinin sebebi bu tıkanıklıktır. Dünyayı, insanı anlamalıyız, en azından öğrenmeye çalışmalıyız. Felsefeniz doğrudur…

‘BU ÜLKE BİR BÜTÜN OLSUN, DOĞUSUNU BATISINI YADIRGAMAYALIM ARTIK’

Türkiye’nin en ücra köşelerine bilim ve sanat enstitüleri, yaz festivalleri, sempozyumlar, workshop’lar koyabilirsiniz; buna hasret bir toplum. Hepimiz destek oluruz… Ağrı’da astrofizik enstitüsü, Van’da opera, Sinop’da çağdaş kimya enstitüsü, Bolu’da ‘dünya müzikleri festivali doğu ve batı’, Malatya’da çağdaş sanat bienali, Diyarbakır’da senfoni orkestrası, Bingöl’de fizik enstitüsü, Artvin’de kısa film festivali, Kütahya’da doğu-batı felsefesi günleri, Yozgat’da gençlik korosu, Denizli’de piyano festivali, Kars’da dünya etnik müzikleri festivali; emin olun bunların hiçbiri uzak değil; daha nicesi, yüzlercesi uzak değil; bu ülke bir bütün olsun, doğusunu batısını yadırgamayalım artık; uzak olmayalım, sorunumuz ‘manevi uzaklık’, siz bunu sağlayacaksınız, seçim ne olur bilmiyorum; ama bu yol iyi bir yoldur… Biz arkasındayız. Tüm dünya da destekler bunu… Dış politikanın özü de budur, ‘anlamak’ gerek, anlayan kavga etmez… Daha yazacağım…”

 

Beden dili uzmanı Bowden: Erdoğan ‘Siz gelin’, İnce ‘Ben size geliyorum’ diyor

İnsan davranışı ve beden dili uzmanı Mark Bowden, 24 Haziran seçimleri öncesi siyasi liderlerin beden dilini yorumladı. Bowden’a göre çok dik duran Erdoğan ‘Ben buradayım, siz gelin’ diyor. İnce’nin mimik ve jestlerini doğal bulan Bowden, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının ‘Ben size geliyorum’ mesajı verdiğini söyledi.

––––––––––––––––––––––––––––––– 11. 06. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

nsan davranışı ve beden dili uzmanı Mark Bowden, 24 Haziran seçimleri öncesi siyasi liderlerin beden dilini yorumladı. Bowden’a göre çok dik duran Erdoğan ‘Ben buradayım, siz gelin’ diyor. İnce’nin mimik ve jestlerini doğal bulan Bowden, CHP’nin cumhurbaşkanı adayının ‘Ben size geliyorum’ mesajı verdiğini söyledi.

Habertürk’ten Nalan Koçak‘a konuşan Bowden, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın beden dilini şöyle yorumladı:

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

RECEP TAYYİP ERDOĞAN: KONTROLLÜ, GÜVENLİ 

Çok simetrik, elleri hep açık ve büyük mimikler kullanıyor. Mikrofon tuttuğu zamanlarda simetri bozulabiliyor, siyasetçilere mikrofon tutmamalarını bu nedenle sık sık tavsiye ediyorum. Çünkü insan beyni asimetrik hareketleri algılamakta zorlanıyor. Elleri hep ‘gerçeklik alanı’ dediğimiz bölge içerisinde hareket ediyor, yani boynundan aşağı belinden yukarıda. Tüm bunlar güven inşa etmek açısından iyi. Aynı zamanda hem sakin hem iddialı. Otorite temsil eden kesme-dilimleme hareketini yapıyor. Sık sık kesinlik hareketini de yaptığını gördüm.

‘ONLAR YANLIŞ DÜŞÜNÜYOR, ONLARI HEDEF ALMALIYIZ’

Burada seçmene ‘Çok dikkatli düşünürüm ve akıllıca kararlar alırım’ mesajı veriyor. Erdoğan ayrıca işaret etme hareketini de kullanıyor. Genellikle parmağıyla dışarıyı işaret ediyor. Bu da düşmanlarını, başlarını, karşı çıkılmasını istediği grupları sembolize ediyor. ‘Onlar yanlış düşünüyor, onları hedef almalıyız’ diyor. İşaret hareketini seyirciye yapmamak önemli çünkü seçmenler bundan hiç hoşlanmaz. Erdoğan’ı izlediğimde ‘çok kontrollü, hiçbir şeyi şansa bırakmıyor’ izlenimi uyandırdı. Sanırım ekibi vücut dili konusunda hayli çalışmış.

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

İNCE YORUMU: O KADAR TUTKUYLA KONUŞUYOR Kİ…

Bowden, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce hakkında söyledikleri de şöyle:
Kesinlik hareketini sık sık yapıyor. Yani o da ‘Dikkatli düşünürüm, zekice kararlar alırım’ diyor. Elleri daha çok ‘tutku alanı’ dediğimiz bölgede hareket ediyor. Yani gerçeklik alanının yukarısında, bedenin üst kısmında; göğüs, omuz ve hatta kafa hizasında. Bazen o kadar tutkuyla konuşuyor ki elleri kafasının üzerine bile çıkıyor. Yani daha az sakin, daha enerjik. Elleri bir anda havadan belinin altına inebiliyor, Erdoğan’ınsa elleri o hizaya pek inmiyor. İnce’nin hareketleri bu anlamda daha büyük. Burada önemli bir denge var, enerjik konuştukça sakinliğinden taviz veriyor.

‘BEYİN BUNU ÇOK SEVER’

Fakat başka partilerden oy çekmeye çalışıyorsa ve bu kesimler enerji görmek istiyorsa işe yarayabilir. Avantajlı olduğu konulardan biri de sürekli elleriyle ve görsellerle betimleme yapması. Söylediği şeyleri insanların zihninde canlandırıyor. Beyin bunu çok sever. Bu nedenle halka mesajını aktarması çok kolay. Ayrıca sahneden halka doğru sık sık eğiliyor. Mesela Erdoğan daha çok dik duruyor, ‘Ben buradayım, siz gelin’ diyor. İnce’yse ‘Ben size geliyorum’ mesajı veriyor. Vücut dili üzerine fazla çalışılmamış, mimik ve jestleri doğal.

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

DEMİRTAŞ: ERDOĞAN’LA BENZEŞİYOR

Tutuklu bulunan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş için Bowden’ın gözlemleri şöyle:

“Onda benim en çok dikkatimi en çok çeken şey, vücut dilinin Erdoğan’la benzeşmesi oldu. Tabii ki siyasi mesajlar üzerinden bu analizimi yapmıyorum biliyorsunuz, sadece vücut hareketlerini inceledim. Beden dili üzerine çalışılmış. Hayli kontrollü, sakin ve iddialı. Elleri ‘gerçeklik alanı’ içerisinde hareket ediyor. Sık sık kesinlik hareketini yapıyor, akıllıca üzerine düşünülmüş kararlar aldığını vurguluyor.”

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

AKŞENER İÇİN: ‘HALKI BİR ARAYA GETİRİYORUM’ MESAJI

İYİ Parti Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Meral Akşener için Bowden’ın yorumu şöyle:
Bir davranışında sembolizm var. Kalabalığa eğiliyor ve tülbentleri topluyor. Açıkçası tülbentlerin derin anlamını bilmiyorum ama ‘Sizden aldım ve hepsini bir araya topladım’ diyor. Burada ‘Halkı bir araya getiriyorum ve onları bir arada tutuyorum’ mesajını veriyor. Romalılar benzer bir sembol kullanırdı, halktan asa, baston toplar, onları bir araya getirirlerdi, birleşik Roma İmparatorluğu’nu temsil etmek için. Akşener’in bu davranışı hayli olumlu. Fakat tülbentleri elinde çok uzun süre tuttuğu için avuç içlerini, açık el jestini göremiyoruz.

‘BİR ANNE FİGÜRÜ’

Onunla çalışsaydım mitingde bir süre sonra tülbentleri elinden alırdım. Ellerini sık sık yumruk haline getiriyor, sanki bir şeyleri bir arada tutmaya çalışıyormuş gibi. Hani evde herkesin, her işiyle uğraşan anneler olur ya, onlar gibi. Bir anne figürü… Bu yanı kendi kitlesinde işe yarayabilir ama geniş kitleleri nasıl etkiler bilemiyorum. Bazen Akşener de güçlü liderliğin işareti olan kesme-dilimleme hareketini yapıyor. Bazen o sert jestler tülbentler nedeniyle yumuşuyor. Bu da iyi bir şey olabilir.

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

KARAMOLLAOĞLU: ‘VURUN BANA, OTORİTEM VAR, HİÇBİR ŞEY OLMAZ’

Ellerini sık sık çok geniş açıyor, kesinlik hareketini yapıyor. Bazen elleriyle konuştuğu şeyleri tasvir ediyor. Güçlü bir lider profili çizmek istiyor. Konuşurken çenesini sık sık dışarı çıkararak ‘Vurun bana, otoritem var, hiçbir şey olmaz’ diyor. Söylediğiniz kadarıyla seçmen tabanı muhafazakârmış. Bu nedenle kitlesini bir arada tutmak için doğru şeyi yapıyor. Fakat başka kitlelerin ilgisini çeker mi? Emin değilim.

Modern demokrasilerde sakal ve bıyık çok işe yaramıyor. Bu tür liderlerin seçilme oranı istatistiklere göre çok düşük. Çünkü sakal yüzde çok şey saklıyor. Bu nedenle eğer sakallı bir lider bana gelirse hemen kesmesini rica ediyorum. Karamollaoğlu’nun bırakmasını anlıyorum çünkü daha geleneksel görünmek istiyor ya da yaşı nedeniyle bilge olduğunu göstermek istiyor olabilir.

Beden dili danışmanı Türk siyasetçileri yorumladı! Hangisi tutkulu hangisi sert?

BAHÇELİ YORUMU: EMİR VEREN, TELKİN EDEN BİR HAVA

Bowden’ın MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için yorumu da şöyle:
Tavırlarından sıkı bir milliyetçilik seziyorum, biliyorsunuz siyasi tarihini de inceliyoruz şimdiki liderleri analiz etmek için. Daha klasik dönem milliyetçileri gibi konuşuyor. Sert bir mizacı var. Konuşma hızı diğer adaylara göre daha düşük. Böyleyece emir veren, telkin eden bir havaya bürünüyor. Bazen sesinin sınırlarını zorluyor. Konuşurken birden heyecanlanıyor, sesi yükseliyor ve bazen çatlıyor.

‘SESİ ÇATLADIĞINDA EMİR VEREN HALİNİ KAYBEDİYOR’

Eğer onunla çalışıyor olsaydım kesinlikle kendisine sesinin çatlamasına mani olmasını, daha kontrollü olmasını önerirdim. Çünkü sesi çatladığında o emir veren halini kaybediyor. Klasik bir milliyetçi lider gibi bazen sakince konuşuyor, birden tonunu yükseltiyor. Fakat kendine hâkim olmak için bir tekniği yok. Kesme hareketi çok sert, bu da güçlü lider imajı veriyor. Fakat o hareketleri de biraz asimetrik.

CHP’den sokak hayvanları için kanun teklifi

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, sahipsiz sokak hayvanlarına zarar verenlere yönelik 4 aydan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası verilmesi için kanun teklifi verdi. Tanal, sahipli veya sahipsiz hayvanlar arasındaki eşitsizliğin giderilmesini talep ediyor.

––––––––––––––––––––––––––––––– 06. 06. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

HP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, sahipsiz sokak hayvanlarına zarar verenlere yönelik 4 aydan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası verilmesi için kanun teklifi verdi. Tanal, sahipli veya sahipsiz hayvanlar arasındaki eşitsizliğin giderilmesini talep ediyor.

Hükümetin dönem dönem gündeme getirdiği ancak bir türlü ilerleme sağlanamayan sokak hayvanlarına şiddet konusunda CHP’den yeni bir adım geldi. CHP’li Tanal’ın verdiği kanun teklifinde sokak hayvanlarına yönelik şiddete 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.

Tanal’ın değiştirilmesini istediği 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda ‘Mala zarar verme’ başlıklı 151. maddede sahipli hayvanlara zarar verenlere cezai işlem uygulanacağı yazıyor ancak sahipsiz sokak hayvanlarına zarar verene cezai işleme dair herhangi bir ifade yer almıyor.

Sahipsiz sokak hayvanlarına zarar verenlere de ceza verilmesini isteyen Tanal, şu ifadeleri kullandı:

“Kanuna göre sahiplenilmiş hayvanlara zarar verildiğinde bir cezası var. Fakat sokakta sahipsiz birçok hayvan var ve onların sahipsiz olmaları kendi suçları değil. Asıl, sahipsiz olan sokak hayvanları konusunda bir hassasiyet oluşması gerekiyor. Sahipsiz hayvanların sahipli hayvanlardan bir farkı yoktur ve onlara da zarar vermek cezai işlemle sonuçlanmalıdır. Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğar ve aynı var olma hakkına sahiptirler. Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Hiçbir hayvana kötü davranılma acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bunlar Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesinde yer alır. Bizim de kanunlarımızda da hayvanlarda hak eşitliği sağlanmalıdır. Bu ülkenin taşına toprağına adalet sinene kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi söylemiştik. Sokak hayvanları için de adalet istiyoruz. Sahipli ve sahipsiz sokak hayvanları arasındaki eşitsizlik giderilmeli. Bu eşitsizlik onları daha da sahipsiz yapıyor.”

Meclis’te görüşülecek olan kanun teklifinden nasıl bir sonuç çıkacağı hayvanseverler tarafından merak ediliyor.

105 yaşındaki blog yazarı: Bilgisayar gençleştiriyor

İnternet sadece gençlerin hayatını değiştirmiyor. 99 yaşında bilgisayar sahibi olan İsveçli Dagny Carlsson’ın da hayatını değiştirmiş. Şu an 105 yaşında tutkulu bir blog yazarı olan Carlsson’ın farklı nesillerden birçok hayranı da var.

––––––––––––––––––––––––––––––– 18. 05. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

nternet sadece gençlerin hayatını değiştirmiyor. 99 yaşında bilgisayar sahibi olan İsveçli Dagny Carlsson’ın da hayatını değiştirmiş. Şu an 105 yaşında tutkulu bir blog yazarı olan Carlsson’ın farklı nesillerden birçok hayranı da var.

 

Bir süredir uzaun yaşam ile ilgili açıklamaları ile ülke basınında kendisine yer bulan Carlsson gençlik formülünün bilgisayar kullanmak olduğunu belirtti.

99 yaşında bilgisayar sahibi olan İsveçli Dagny Carlsson’ın da hayatını değiştirmiş. Zira Carlsson akranına genç ve zinde kalmaları için aynı şeyi yapmalarını öneriyor.

Tutkulu bir blog yazarı olan Carlsson’ın farklı nesillerden birçok hayranı da var. Yaklaşık 6 yıldır bilgisayar kullanan ve popüler bir blog’a sahip olan Carlsson, bu aktivitenin kendisini gençleştirdiği iddiasında.

100 yaşını geçtikten sonra katıldığı cenazelerin sayısının hatırlayamayacağı kadar fazla olduğunu belirten Carlsson, pozitif enerjisi ile ülkenin en sevilen simgelerinden biri olarak da dikkat çekiyor.

Deutsche Welle Türkçe

Isparta gülünü dünyaya tanıttı

Türkiye’nin gül bahçesi olarak nitelendirilen Isparta, 11- 15 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek Gül Fuarı ve Uluslararası Gül Festivali’ne hazır olduğunu görsel şovla gösterdi. Yerli ve yabancı birçok turist önce gül topladı ardından gül bahçelerine kurulan tezgâhlarda halı dokudu. Yöresel kıyafetli halk oyunları ekipleri güllerin içinde oynarken gelin ve damat kıyafetli öğrencilerden oluşan 17 çift güllerin içinde dans etti.

––––––––––––––––––––––––––––––– 09. 05. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

ünyanın en kaliteli güllerinin üretildiği Isparta’da gül fuarı ve uluslararası gül festivali 11 Mayıs’ta başlıyor. Festivalin en önemli ayakları arasında gösterilen Ardıçlı köyündeki gül bahçeleri dolmaya başladı. Yerli ve yabancı konuklar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte gül topladı, gül bahçesinde sabah kahvaltısı yaptı, ardından Isparta Belediyesi’nin kurduğu dev çadırlarda kendi elleriyle topladıkları güllerden gül reçeli yapıp, gülün suyunu çıkardı.

GÜL BAHÇESİNDE HALI DOKUDULAR

Gül bahçesi içerisine kurulan halı tezgahları gül toplamaya gelen birçok turistin ilgini çekti. Gül bahçesinde halı dokuyan turistler bu güzel kareyi bahçelerin kenarına kurulan kulelerden fotoğraf çekerek ölümsüzleştirdi.

GELİN VE DAMATLAR ŞAŞIRTTI

Güllerin içindeki şölen birbirinden güzel etkinliklerle devam etti. Isparta Belediyesi’nin gül festivaline Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencileri de katılım gösterdi. Gelin ve damat kıyafeti giyen 17 çift, gül bahçelerinde güzel görüntüler oluşturdu. Gül bahçesinde dans eden çiftler daha sonra gül yapraklarını havaya fırlatarak hatıra fotoğrafı çektirdi. Öğrenciler burada özellikle mayıs ve haziran ayında düğün yapacak çiftlere “Gül bahçesinde fotoğraf çekilmelisiniz” mesajı verdi.

HALK OYUNLARI EKİBİ OYNADI

Isparta Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nün halk oyunları ekibi de gül bahçesi içerisinde yöresel kıyafetlerle gösteride bulundu. Diğer yandan Isparta Belediyesi, Osmanlı dönemine ait birçok kostümü de festivale katılanların fotoğraf çektirmesi amacıyla gül bahçelerine getirtti. Kostümleri kuşanan turistler hem gül topladı hem fotoğraf çektirdi.

‘ÖLMEDEN ÖNCE BUNU MUTLAKA YAPIN’

Festival Koordinatörü Isparta Belediye Başkan Yardımcısı Recep Erdem, gül fuarı ve festivalinin dünyada büyük ses getireceğini söyledi. Şimdiden birçok tur operatörünün gül bahçesi gezisi için temas kurduğunu aktaran Erdem, “Dünyada ölmeden önce yapılması gereken şeyler arasında gül toplamak da var. Biz herkesi Keçiborlu’nun Ardıçlı köyündeki gül bahçelerine yani güllerin dünyasına davet ediyoruz. Anneler Günü’nde annenize bir hediye vermek isterseniz onu gül bahçesine getirin” dedi.

Isparta Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü İrfan Veli Kayacan, Ardıçlı köyündeki festivale katılmak isteyenler için her gün belediye önünden şehir içi ulaşım ücretiyle her saat başı otobüs kaldırılacağını söyledi.

Keçiborlu Ardıçlı Köyü Muhtarı Yakup Yolcu, köylerinde böyle bir etkinlik düzenleniyor olmasından ötürü büyük mutluluk duyduğunu ifade etti.(DHA)

Karl Marx 200 yaşında: Dünyayı sarsan düşünürün hayatı ve eserleri

Marx 5 Mayıs 1818’de yılında doğan Karl Marx dünyayı en çok etkileyen düşünürler arasında yerini aldı. İşte bugün bile görüşleri üniversitelerde tartışılan Marx’ın kısa yaşam öyküsü…

––––––––––––––––––––––––––––––– 05. 05. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

arx 5 Mayıs 1818’de Almanya’nın batısında, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Avukat olan babasının yolundan giden Marx, Bonn kentinde hukuk eğitimi aldı. 1841 yılında ise Jena Üniversitesi’nde felsefe doktorası yaptı. Eğitimi sırasında Alman filozof Georg Hegel’in düşüncelerinden etkilendi.

1836’da nişanlandığı Jenny von Westphalen ile 1843’de evlendi. 1844-1857 yılları arasında Marx çiftinin yedi çocuğu olsa da bunlardan yalnızca üçü uzun süre hayatta kalabildi. Marx bir süre Köln’de gazete editörü olarak çalıştıktan sonra 1843’te eşi Jenny ile birlikte Paris’e taşındı.

İlk günden itibaren kentteki işçiler ve sol düşünürlerle sıkı ilişkiler geliştirdi. Orada hayatı boyunca arkadaşı olacak olan devrimci Friedrich Engels ile tanıştı. Fransa’dan sınır dışı edildikten sonra iki yıl boyunca Brüksel’de kaldı ve bu süreçte Engels ile dostlukları pekişti.

1845’te yayınladığı Feuerbach Üzerine Tezler’de yer alan ve bir filozof olarak dünyaya bakışını gösteren şu sözleri, bugün de Londra’daki mezar taşının üzerinde yer alıyor:

“Filozoflar şimdiye kadar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumladılar, oysa aslolan dünyayı değiştirmektir.”

Marx ve Engels 1848’de yayınladıkları Komünist Manifesto ile insanlık tarihinin sınıf mücadeleleri tarihi olduğunu ve bu mücadelenin işçi sınıfının zaferiyle sonuçlanacağını söyledi.

Aynı yıl Avrupa’yı sarsan toplumsal hareketler, iktidarları tehdit eden bir boyuta ulaştı. Avrupa’da daha iyi hayat şartları ve siyasi reform talebiyle başlayan toplumsal hareketler çoğu ülkede başarısızlıkla sonuçlandı ve bastırıldı. Fakat aynı zamanda Avrupa toplumlarında önemli izler de bıraktı.

‘İşçi köle kaldığı sürece hiçbir ulus özgür olamaz’

Marx 1850 yılında bu yenilgiler hakkında “Yenilgiye uğrayanlar, geleneksel devrim-öncesi uzantılar, henüz şiddetli sınıf karşıtlıkları haline gelecek kadar keskinleşmemiş olan toplumsal ilişkilerin sonuçları oldu” demiş ve eklemişti:

“Proletarya kendi mezarını burjuva cumhuriyetinin beşiği yaparak burjuva cumhuriyetini, salt biçimiyle, açık amacı sermayenin egemenliğini ve emeğin köleliğini sonsuzlaştırmak olan devlet olarak hemen ortaya çıkmaya zorladı.”

“İşçi köle kaldığı sürece, ne Macar, ne Polonyalı, ne İtalyan özgür olacaktır!”

Marx, Avrupa’daki 1848 devrimlerinin ardından devrimci hareketi finanse etme suçlamasıyla gözaltına alınarak Brüksel’den de sürgün edildi.

1849’da Londra’ya taşınan Marx, hayatının geri kalanını burada geçirdi. Burada ailece yoksulluk çekseler de Engels onlara destek oldu.

Marx, Londra’daki yıllarını kapitalizm ve endüstrileşmeyi inceleyerek geçirdi, ekonomi ve politika hakkında makaleler yazdı. Sermaye, toprak mülkiyeti, ücretli emek, devlet, dış ticaret, dünya pazarı hakkında teoriler geliştirdi.

Kapitalizmin çelişkilerini inceledi

Kapitalizmin varlığını sürdürmek için işçileri sömürmek zorunda olduğunu savunan Marx, bu sistemde üretim araçlarını ellerinde tutan sermaye sahiplerinin her zaman zenginleşirken işçilerinse yoksullaşacağını yazdı.

Marx, kapitalist üretim biçimlerinin işçileri birer makine çarkı gibi gördüğünü, işçilerin hem sömürüldüğünü hem de üretimlerinin karşılığını alamadığını, bu nedenle işçilerin ürettikleri ürünlere ve üretim sürecine yabancılaştığını öne sürdü.

Kapitalizmin kendi içinde taşıdığı çelişkiler nedeniyle krizlerin kaçınılmaz olduğunu yazan Marx, bu nedenle ölümünden sonraki onyıllarda yaşanan her ekonomik krizde tekrardan gündeme geldi. Marx’a göre şirketlerin kârlılığının düşme eğilimi krizlerin nedenlerinden biriydi.

Marx kapitalizme karşı komünizmi öneriyordu. Burjuvazinin işçiler tarafından devrilmesinin ardından işçi sınıfının “diktatörlüğü” kurulması gerektiğini söyleyen Marx, işçilerin demokratik yönetimi olacak bu sistemde üretimin kâr amacıyla değil ihtiyaca göre yapılmasını öneriyordu:

“Herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre.”

Marx komünizmin, insanların “sabahları avlanıp, öğleden sonraları balık tutup, akşamları hayvan besleyip, akşam yemeğinden sonra felsefe yapabileceği” bir düzen olması gerektiğini söylüyordu. Komünist toplum üretimi düzenleyeceği için insanlar avcı, balıkçı, çoban ya da felsefeci olmasa da bunları yapma imkanına sahip olacaktı. İlerleyen teknoloji sayesinde insanlar daha az çalışarak daha çok şey üretebilecekti.

Marx, proleter diktatörlükten komünizme geçişin nasıl olabileceğine dair hazır bir reçete sunmasa da, komünizme geçişle birlikte sınıfların ve dolayısıyla devletin ortadan kalkacağını, üretimi sağlayacak işçileri yönetecek kişilerin de seçilmiş, geri çağrılabilir ve ortalama ücret alan işçilerden oluşacağını söylüyordu.

Birinci Enternasyonel’in kuruluşu

Avrupa’da büyüyen işçi sınıfı, Birinci Enternasyonel olarak da bilinen Uluslararası Emekçiler Birliği’ni kurarken Karl Marx da oradaydı.

Londra’da Enternasyonel’in açılışında yaptığı konuşmaya “İşçiler! 1848’den 1864’e kadar olan dönem boyunca işçi yığınlarının sefaletinin azalmadığı büyük bir gerçektir, ama bu dönem sınai gelişme ve ticari büyüme bakımından gene de eşsizdir” diye başlayan Marx, 1843-1864 arasındaki 20 yılda ekonominin üç kat büyümesine rağmen yoksulluğun azalmadığını vurguluyordu.

Marx konuşmasında o dönemde halkın yetersiz beslenme koşullarında yaşamak zorunda bırakılmasını eleştiriyor, işçi sınıfının burjuvaziye kabul ettirdiği 10 saat çalışma yasasını övüyor ve işçilerin kurduğu kooperatiflerin yaygınlaşmasını öneriyordu.

Marx işçilerin, egemenlerin dünya çapındaki sömürü planlarını engelleyecek gücü olduğunu da bir örnekle açıklıyordu:

“Batı Avrupa’yı Atlantik’in öte yakasındaki köleliği sürdürmek ve yaygınlaştırmak üzere rezil bir haçlı seferine paldır-küldür girmekten koruyan egemen sınıfların dirayetleri değil, İngiltere’nin çalışan sınıflarının bu canice çılgınlığa karşı yiğitçe direnmeleri olmuştur.”

Marx en kapsamlı kitabı olan Kapital’i de Londra’da yazdı. Kitabın ilk cildi 1867’de yayınlandı. Marx bu kitabı hazırlarken yalnızca işçi sınıfının durumunu incelemedi, aynı zamanda şirketlerin vergi kayıtları ve işçilerin sağlık raporları gibi belgeleri de kullandı. Bu raporlarda 30 saat aralıksız çalıştığı için ölen işçiler de vardı. Marx’ın kullandığı 1875 tarihli bir raporda Manchester bölgesindeki üst sınıfların ortalama yaşam beklentisinin 38, işçi sınıfının ortalama yaşam beklentisinin ise 17 yıl olduğu yazıyordu.

Siyasal Düşünce Tarihi Bölüm 10: Marxizm

Marx’ın incelediği bir diğer olay da, kendisi Londra’dayken gerçekleşen Paris Komünü’ydü. 1871’de Fransa Prusya savaşı sırasında İkinci Fransız İmparatorluğu’nun çöküşü sonucu Paris’te halk iktidarı ele geçirmiş, burada kurulan komün 72 gün sonra Fransız ordusu tarafından işgal edilmişti.

“Paris Komünü, İmparatorluk’un doğrudan antiteziydi, ‘Sosyal Cumhuriyet’ çağrısıydı” diyen Marx, Paris Komünü’nün özel mülkiyeti kaldırmayı, o güne kadar kendi üretimlerine el koyan burjuva sınıfının varlıklarına el koymayı hedeflediğini, komünde ilk defa işçilerin kendilerini yönettiğini yazmıştı:

“İşçilerin Paris’i, Komün’üyle birlikte, yeni toplumun müjdecileri olarak sonsuza kadar anılacak. Paris şehitleri, işçi sınıfının yüce kalbine kazındı.”

Son yılları ve sağlık sorunları

Alkol ve tütün kullanan, gece geç saatlere kadar çalışıp kötü beslenen Marx, hayatının son yıllarını sağlık sorunlarıyla geçirdi.

University of London Tarih Profesörü Gregory Claeys, BBC History dergisine yazdığı makalede Marx’ın hemoroit, romatizma, deri enfeksiyonu, karaciğer rahatsızlığı ve uykusuzluk hastalıklarından muzdarip olduğunu söylüyordu.

Eşinin 1881’deki ölümünün ardından Marx’ın sağlığı daha da kötüleşti. 14 Mart 1883’te yaşamını kaybeden Marx, Londra’daki Highgate Mezarlığı’na gömüldü.

Prof. Claeys, “Marx, kendisine yöneltilen tüm eleştirilere rağmen yeteneklerinden şüphe duymuyordu. Fakat bu sıra dışı özgüvenin bir de olumsuz etkisi vardı: Bir konuda yazmadan önce o konuda tüm yönleriyle uzmanlaşmak” diyor ve ekliyor:

“Marx yıllarını yeni diller öğrenerek ve sayısız notlar alarak geçirdi. Yaşı ilerlediğinde sağlık sorunları nedeniyle uzun süre yazı yazamaz olmuştu. Bütün bunlar nedeniyle küresel ününü hayattayken elde edemedi. 1883’te öldüğünü çok az kişi fark etmişti.”

Komünist Manifesto’nun girişindeki “Avrupa’da bir hayalet dolaşıyor: Komünizm hayaleti” cümlesindeki hayaletin, kısa süren Paris Komünü sonrasında vücut bulması ise 1917’de Rusya’da gerçekleşti.

Özel mülkiyete karşı çıkan Marx bu devrimi göremedi ancak 20. yüzyılda gerçekleşen pek çok devrime ilham verdi. Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra dünyada sosyalizmin etkisi azalsa da, “tarihin sonu” ilan edilse de, 2008’deki ekonomik krizin ardından Karl Marx’ın fikirleri tekrardan ana akım yayınlarda yer almaya, tartışılmaya başladı.

Gelir adaletsizliğinin artması, dünyanın en zengin sekiz kişisinin elindeki servetin dünyadaki en yoksul 3,5 milyar kişinin servetine denk hâle gelmesi Karl Marx’ın teorilerini güncel tartışmaların merkezinde tutuyor.

Bu yüzden doğumundan 200, ölümünden 135 yıl sonra, Karl Marx’ın hayaleti dünyada dolaşmaya devam ediyor.

BBC

BBC footer

Samsun tramvayında Suriyeli çocuğa ayakkabılarını veren Iraklı gençten insanlık dersi

Samsun’da tramvayda Suriyeli çocuğa ayakkabısını veren o genç konuştu: “Hava soğuk ve yağmur yağıyordu. Kendimi tutamadım, ayakkabılarımı çıkardım ve verdim.”

––––––––––––––––––––––––––––––– 03. 05. 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

amsun’da tramvayda çorapla dolaşan Suriyeli bir çocuğa ayağındaki ayakkabıları çıkarıp giydiren gencin kimliği belirlendi. Ayakkabılarını Suriyeli çocuğa veren gencin Atakum ilçesi Mimar Sinan durağından tramvaya biniş anı ile Canik ilçesi Samsunspor istasyonunda tramvaydan inerek yalın ayak yoluna devam etmesi SAMULAŞ’ın güvenlik kameralarına yansıdı.

4 YILDIR TÜRKİYE’DE

Samsun Büyükşehir Belediyesi’nin araştırması sonucunda gencin Irak uyruklu 21 yaşındaki Muhammed Besim Hamid Alsamarrai olduğu belirlendi.

Samsun’da Suriyeli bir çocuğa ayakkabılarını veren Iraklı Muhammed Besim Hamid Alsamarrai
4 yıldır Türkiye’de yaşayan, 3 yıldır Samsun’da sanayide ve inşaatlarda çalışan Alsamarrai’nin ayakkabılarını verdiği çocuk ise bulunmaya çalışılıyor.

‘HAVA SOĞUK VE YAĞMUR YAĞIYORDU’

Tramvayda yaşananları anlatan Alsamarrai,”Mimar Sinan durağından tramvaya bindim ve oturdum. Bir çocuk gördüm 7-8 yaşlarında. Baktım ayaklarında ayakkabısı yok. Hava soğuk ve yağmur yağıyordu. Kendimi tutamadım, ayakkabılarımı çıkarttım ve verdim” dedi.

Alsamarrai, tramvayda fark ettiği çoraplı çocuğun yanına gitti, ayağındaki ayakkabıları çıkarıp çocuğa giydirdi, bağcıklarını bağladı.

Alsamarrai, tramvayda fark ettiği çoraplı çocuğun yanına gitti, ayağındaki ayakkabıları çıkarıp çocuğa giydirdi, bağcıklarını bağladı.

‘AYAKKABISIZ ÇOCUK OLUR MU?’

Çocuğun durumuna çok üzüldüğünü belirten Alsamarrai, şöyle devam etti:

‘ZOR İKNA ETTİM’

”Küçük çocuk ayakkabısız yürür mü? Yanaştım yanına ‘Ayakkabın yok mu’ dedim, ‘Yok’ dedi. Ben de ‘O zaman benim ayakkabılarımı alacaksın’ dedim. Zor ikna ettim, çünkü istemedi. Ben hayatımda böyle bir şey görmedim ve görmek istemiyorum. Benim evim yakındı. Sonra ben Samsunspor durağında indim.”

Tramvayda ayakkabasız çocuğa kendi ayakkabısını veren Iraklı gencin yolda çorapla yürümesi, güvenlik kameralarına yansıdı.

Tramvayda ayakkabasız çocuğa kendi ayakkabısını veren Iraklı gencin yolda çorapla yürümesi, güvenlik kameralarına yansıdı.

Iraklı genç, Türkiye’ye 2014 yılında geldiğini, toplam 5 kardeş olduklarını, sanayi sitesinde mobilya imalathanesinde çalıştığını belirtti.

(DHA)

Bugün Dünya Rehber Köpekler Günü: ‘Lütfen dokunmayın, sahibim görmüyor’

Bugün Dünya Rehber Köpekler Günü. Türkiye’de ise rehber köpeği olan üç görme engelli var. Rehber Köpekler Derneği, Türkiye’de daha çok görme engellinin rehber köpek edinmesini amaçlıyor.

––––––––––––––––––––––––––– 25. 04 . 2018 –––––––––––––––––––––––––––––

ugün Dünya Rehber Köpekler Günü. Türkiye’de ise rehber köpeği olan üç görme engelli var. Rehber Köpekler Derneği, Türkiye’de daha çok görme engellinin rehber köpek edinmesini amaçlıyor.

 

BBC Türkçe’den Özge Özdemir’in haberine göre, Türkiye’de rehber köpeği olan üç görme engelli var. Rehber köpek ve hareketlilik eğitmeni Kübra Demirkaya, yeterli sayıda köpeğin eğitilebilmesi için gönüllü bakıcı ailelerin çok önemli bir rolü olduğunu söylüyor.

Rehber Köpekler Derneği’nin kurucu başkanı Nurdeniz Tunçer, rehber köpeği Kara ile tekrar özgürlüğüne kavuştuğunu anlatıyor.

 

 

Sıkı bir eğitim

İngiltere’nin eski Türkiye büyükelçisi Richard Moore’un eşi Maggie Moore’un Türkiye’ye rehber köpeğiyle gelmesi derneğin kurulmasına vesile olmuş.

Rehber Köpekler Derneği’ne genellikle bağışlarla gelen yavru köpekler, 8 haftalıkken annelerinden alınıyor.

Bu yavrular, 1 yaşına kadar evde eğitim almak üzere gönüllü bakıcı ailelere teslim ediliyor.

Evdeki sürecin ardından 5 ay boyunca eğitmenle sokakta eğitim görüyorlar.

Rehber olmaya hazır olan köpekler bu eğitimin ardından kendilerine uygun görme engelliler ile eşleşiyor.

Gönüllü bakıcı ailenin önemi

Rehber Köpekler Derneği’nin iki köpek eğitmeni var ve her eğitmen bir yılda 10 köpek eğitebiliyor.

Rehber köpek ve hareketlilik eğitmeni Kübra Demirkaya, yeterli sayıda köpeğin eğitilebilmesi için gönüllü bakıcı ailelerin çok önemli bir rolü olduğunu söylüyor.

“Bizim için en önemli şey sakinlik, yolda yürürken başka bir köpek gördüğünde sakin kalması gerekiyor ki görme engellinin hayatını riske atmasın” diyen Demirkaya rehber köpek olması için yavruları seçerken daha sakin, daha itaatkar ve hırçınlığa meyilli olmayan köpeklerin seçildiğini aktarıyor.

BBC Türkçe’ye konuşan gönüllü bakıcı ailelerden Orçun Köktuna, rehber köpek adayı Barney ile hayatlarının değiştiğini anlatıyor.

Rehber köpeklerin süreç boyunca bütün masrafları ise dernek tarafından karşılanıyor.

Siz de köpek bağışlamak ya da gönüllü bakıcı aile olma isterseniz derneğin internet sayfasını ziyaret edebilirsiniz: https://rehberkopeklerdernegi.org/