Doğa ve macera peşinde…

Dört mevsimin ayrı güzellikte yaşandığı Bolu; el değmemiş doğasıyla tabiat tutkunları, maceraseverler ve fotoğraf sevdalıları için âdeta bir cennet. Kent, hafta sonunda büyük şehirlerin keşmekeşinden kaçıp doğayla buluşmak isteyen sportmen gezginlere pek çok alternatif sunuyor.

 

––––––––––––––––––––––––––– 27 . 08 . 2017 –––––––––––––––––––––––––––––

eniz, güneş, kum turizmi bitti. İnsanlar artık farklı deneyimler arıyor.” Bu sözleri son yıllarda çok duyduk. Her ne kadar böyle tarif edilen klasik tatil anlayışı bitmiş olmasa da, farklı deneyimler yaşamak isteyenlerin sayısı da artıyor.

İşte bugün size alternatif birçok deneyim edinebileceğiniz Bolu’yu, Dünya Gazetesin’den Selçuk Altun’un izlenimleri ile aktaralım…

Öncelikle Bolu, özel bir yerde konumlanmış; iklimlerin kesiştiği bir noktada yer alıyor. Bu sayede hem coğrafyası hem de canlı türleri inanılmaz bir zenginlik gösteriyor. Şehrin konumunu özel kılan bir diğer yanıysa metropollerinin tam ortasında olması. Ankara ile İstanbul’un hengâmesinden kaçmak isteyenler için ilk akla gelecek yerlerden. Yaklaşık olarak İstanbul’a 262, Ankara’ya 191 km. Bolu, benim için şehirlerarası yolculuklarda mola verdiğim ormanla kaplı bir şehir olmaktan öte bir yer değildi. Bunun dışında Kartalkaya’yı ve Yedigöller’i sayabilirdim hakkında bildiklerim olarak… Ama, Bolu Belediyesi’nin davetlisi olarak katıldığım basın gezisinde hiç bilmediğim onlarca yanını keşfettim. Bu şehir, yarım saat mola verip, geçip gidilecek bir yer değil. Gezide yapmış olduğumuz Köroğlu Dağı zirve tırmanışından Seben Gölü’ndeki kano keyfine kadar sizin de deneyimleyebileceğiniz birçok etkinlikten bahsedeceğim. Bir gün, bir gecelik bir molada bu kadar deneyim yaşamak gerçekten her yerde olabilecek bir şey değil.

Köroğlu Dağı’nın zirvesine doğru

Önce, merkeze yakın Kındıra Köyü’ne varıp Köroğlu Dağı’nın zirve yürüyüşü için “off -road” araçlarına bindik ve zirvenin yolunu tuttuk. Bolu Belediyesi’nden Muzaff er Yıldırım’ın alan kılavuzluğunda yapılan gezide, Bolu Off -Road kulübü üyeleri arazi araçlarıyla biz gazetecileri alarak, Bolu’nun göz kamaştıran yaylalarında heyecanlı bir sürüşe ortak etti. Arazi araçlarıyla köyden yola çıkıp sırasıyla Düvendik, Yuvaköy, Sarıalan ve Kındıra yaylalarında gezerek temiz havanın ve yemyeşil doğanın tadını çıkardık. Yaylalardan sonraki durağımız ise Köroğlu Şelalesi oldu. Yaklaşık 2 km.’lik yürüyüşün ardından şelalenin buz gibi sularına en azından ayaklarımızı sokarak serinleme fırsatı bulduk. Bu şelaleye Köroğlu’nun adının verilmesinin nedeni burada su içtiğinin düşünülmesiymiş. Arazi araçlarına geri dönerken, rehberimizin uyarılarıyla basıp geçtiğimiz otların altında nefis bir lezzet olduğunu öğrendik. Dağ çilekleri ve ahududuların tadını anlatmak gerçekten hiç kolay değil!

Köroğlu Dağı zirvesine doğru yeniden yola çıkıp yaklaşık 2 bin 100 metreye kadar off -road araçlarıyla tırmandıktan sonra, geriye kalan 400 metreyi yürüyerek kat etmek için yola koyulduk. Yürüyüşümüze çok keskin bir kekik kokusu ve uzaklardan gelen çan sesleri eşlik etti. Dik yamaçları ve kayalıkları tırmanarak hedefe ulaştık. Zirve 2 bin 499 metre ile Bolu’nun en yüksek noktası. Buraya çıktıktan sonra uzaktan gelen çan seslerinin kaynağını da görmüş olduk. Hemen aşağıda yaklaşık 3 bin hayvandan oluşan bir koyun sürüsü otluyordu. Kekik kokusu onların da başını döndürmüş olacak ki kafalarını kaldırmadan ağustos ayında serin serin esen rüzgârın eşliğinde büyük bir iştahla yayılıyorlardı. Köroğlu Zirvesi’ndeki Türk bayrağı önünde Köroğlu’nu andıktan ve bu anı ölümsüzleştirdikten sonraysa dönüşe geçtik.

Bir sonraki rotamız güneşin batışını izleyeceğimiz Kınıkçı Kanyonu’ydu. Kanyon inanılmaz bir doğa harikası, burada gökyüzünü kızıla boyayan güneşin batışını kesinlikle izlemelisiniz. Kanyon, kilometrelerce uzunluktaki derinliğiyle sonsuzluk hissini de yaşatıyor. Ve akşam konaklayacağımız Seben’e yöneldik. Yemekten sonra Solaklar Kayaevleri’nin tarihi fonunda meteor yağmurunu da izledik. İlginçtir, onca aktiviteye rağmen, bol oksijen nedeniyle olacak, çok zinde kalktık ve Seben Gölü’nün yolunu tuttuk. Burada da gün boyunca kanoda kürek çekme, yüzme gibi birçok etkinlik bizi bekliyordu. Sonrası mı? Dönüş yolu ve metropol İstanbul. Ama bu doğayla başbaşa yolculuğun ruhumunuza kattığı ferahlıkla…

Su sporları için adres: Seben

Seben Gölü, Abant Gölü’nden yedi kat daha büyük; tertemiz suları ve etrafını saran yemyeşil çam ormanlarıyla su sporlarının tüm ihtiyacını karşılayabilecek kapasitede… Seben Gölü’nde bugün yüzmeden kano ve sörfe pek çok su sporu yapılabiliyor. Tabii balıkçılık da. Sörfçüler, Seben Gölü’nün aldığı rüzgârdan oldukça memnun kalırken, yüzme meraklılarıysa tertemiz suyun keyfini çıkarıyor. Gölde, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’nda görevli öğretim üyeleri tarafından su sporları eğitimleri veriliyor. Seben’de bir kano takımı kurulması, ulusal ve uluslararası şampiyonalarda başarılar elde edilmesi hedefl eniyor.

383 yaylalı şehirde adrenalin…

Bolu, yüzde 65’i ormanlık alandan oluşan bir şehir. Bu dağlık ve ormanlık alanlarda tam 383 yayla bulunuyor… Eskiden sadece hayvan otlatmak için çıkılan yaylalar, artık pek çok gezgini de ağırlıyor. Bol oksijen ile sağlık, mutluluk, huzur, sakinlik, doğallık… Onlarca güzellik sunuyor bu yaylalar…

Ve en ilginci; her bir yayla, kendine özel… Bazıları ailecek gidilebilecek, dostlarla keyifl i vakit geçirilebilecek imkân veren sosyal alanlar gibi. Bazıları ise el değmemiş, sessizliğin hüküm sürdüğü, teknolojinin adım atmadığı yerler. Hatta henüz elektriğin girmediği yaylalar bile var. Diğer taraftan şu anda 2 bin 100 kilometre uzunluğundaki doğal yürüyüş yolları ile Türkiye’nin en uzun parkurlarından bazılarına sahip olan Bolu, bu sene sonuna kadar 3 bin kilometrelik parkura ulaşmayı da hedefl iyor. Bolu’da genelinde uzunlukları 6 ile 9 kilometre ve zorluk derecesi 1 ile 6 arasında değişen; birkaç saatlik bir yürüyüşten 10-12 saatlik yürüyüşe kadar çeşitli alternatifl eri içeren 165 yürüyüş yolu yer alıyor. Rotalardaki 18 bisiklet yolu, 5 tırmanma kayası ve 14 kamp noktası da eşsiz doğal güzelliklerin arasında adrenalin isteyenlere farklı alternatifl er sunuyor.

Bolu’da peri bacası ve kaya evleri de varmış?

Peribacaları denilince aklımıza hemen Kapadokya geliyor. Açıkçası Bolu’da peri bacası görebileceğimi hiç düşünmezdim, lâkin var! Çeltikdere Köyü civarındaki Roma döneminden kalma kilise ve peri bacaları mutlaka görülmesi gereken yerlerden… Kaya evleri (üstte) de ihmâl edilmemeli. Resmen keşfedilmeyi bekleyen bir hazine gibi tarihin izlerini taşıyan bu mağara evlere uğramadan şehri terk etmeyin. Seben’de birbirine yakın aralıklarla, kayalara oyularak yapılmış çok sayıda evden oluşan yerleşim yerleri mevcut. Friglerden kalma bu evler 3-4 katlı. Kaya evlerinin erken Hıristiyanlık döneminden Orta Bizans dönemine kadar kullanılmış olabileceği düşünülüyor.

Çivisiz evler tarih yolculuğuna çıkarıyor

Yaylaları dolaşırken buradaki evlerin mimarisi farklılığıyla hemen dikkatinizi çekiyor. Bu evler, Türk sivil mimarisinin en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. Evlerin büyük çoğunluğu iyi durumda günümüze ulaşmış ve halen kullanılıyor. Köylülerin “yatak” dedikleri kütük evler, ayrıca görülmeye değer. Hiç çivi kullanmadan, çam ağaçlarından çatkılı, kenetleme ve birbirine geçme şeklinde yapılan bu evler, yerden yüksekçe yapılmış merdivenleri, geniş ocakları ve kendine özgü eşyaları ile gezenleri yüzyıllar öncesine götürüyor. Bu tür mimarinin kökeni Orta Asya’ya kadar iniyor. Çivisiz evleri Seben yolu üzerinde bulunan yaylalarda çok sayıda görebilirsiniz.

Altı görkemli kanyon, keyifli rotalar…

Bolu’nun kanyon zengini bir şehir olduğu yeni öğrendiğim noktalardan biri. Kanyonlar, doğanın şehre cömertçe bahşettiği birer tabiat harikası. Bolu’da bulunan 6 kanyonun her biri diğerinden çok farklı ve görkemli. Bu kanyonlar, doğanın vahşi güzelliğini yansıtsa da trekking için de son derece güvenli ve keyifl i rotalar… Bolu’nun şu an için en gözde kanyonları Kınıkçı ve Civildere. Yaklaşık 25 kilometre uzunluğundaki Kınıkçı Kanyonu, coğrafi açıdan görülmeye değer doğal güzellikleri ve patika yolları barındırıyor. Öyle ki kilometrelerce derinliğe sahip olan kanyonun ucundan attığınız taşın suya düştüğünde çıkardığı sesi duyamıyorsunuz.

Ortak değerler Bolu’da buluşuyor

Doğal güzelliklerinin yanı sıra su sporları ve alternatif turizm seçenekleriyle ön plana çıkan Bolu’da belediye kültür turizmi için de çalışmalar yapıyor. Şehir, Türk dünyasının ortak değerlerini de yaşatma hedefinde… Tüm Türk cumhuriyetlerinde bir Köroğlu destanı bulunmakla birlikte, Osmanlı Muhimme Defterleri’ne dayanarak, Köroğlu’nun 16. yüzyılda Bolu’da yaşadığı, esas isminin Ruşen Ali olduğu kabul edilmiş. Türk Dünyası’nın ortak kahramanı Köroğlu’na sahip çıkan belediye, her sene “Marka Şehir Bolu ve Uluslararası Köroğlu Festivali”ni düzenliyor. Festivalin amacı, Türk dünyasının kahramanını Bolu’dan tüm dünyaya tanıtmak… Geçen hafta sonu beşinci kez düzenlenen Festival, on dört ülkeden katılımla, renkli görüntülere sahne oldu. Şehirde Köroğlu’nun yaşadığına inanılan ev de itinayla korunuyor. Diğer yandan, yüzyıllardır “Bahar Bayramı” olarak anılan Nevruz da, Türkiye’de ismiyle anılan tek tepe olan, Seben’deki “Nevruz Tepesi”nde bir şölen ve kardeşlik duygularıyla kutlanıyor. Kutlamalarda Nevruz ateşinin yakılmasının ardından geleneklerimizden biri olarak, çekiç ile örste demir dövülüyor.