Beklentileri fazla tutan Japon turistlerin kültür şoku hastalığı: Paris Sendromu

Beklentileri fazla tutan Japon turistlerin kültür şoku hastalığı: Paris Sendromu

Ocak 1, 2020 Kapalı Yazar: Yeryüzü Tanığı

Beklentileri fazla tutan Japon turistlerin kültür şoku hastalığı: Paris Sendromu

Aşkın ve ışıkların şehri Paris’in sizi bir değişik hallere sokabileceğini biliyor muydunuz? Hollywood filmlerinin, ressamların hatta reklamların çok çok abarttığı Paris’e gidince yaşanan hayal kırıklığının fiziksel sonuçları var. Paris sokaklarında Sartre’yi Chanel’i ararken birden ateş basar ya da mideniz bulanırsa anlayın ki ”Paris Sendromu” oldunuz.

İnsanları psikolojilerini etkileyen pek çok farklı durum bulunuyor. Psikoloji hem çevreden hem de genetikten etkilenebiliyor. Bazı psikolojik rahatsızlıklar oldukça ürkütücü olsa da, bazıları ise bir o kadar ilginç. Çok güzel bir sanat eseri karşısında bayılmanıza ya da kusmanıza neden olan ”Stendhal Sendromu” da ilginç psikolojik rahatsızlıklardan biri.

Ancak en az ”Stendhal Sendromu” kadar ilginç bir başka rahatsızlık daha bulunuyor; Paris Sendromu. Stendhal Sendromu’nun bir türevi olarak görülen ve özellikle Japon turistlerin yakalandığı Paris Sendromu nedir, gelin birlikte bakalım.

“Aşıklar Şehri” olarak adlandırılan Paris, romantik görüntülerle birçok filme konu olan kentlerden biri. Ayrıca Paris, mimari yapısı ve büyülü atmosferiyle Avrupa’nın en çok turist çeken şehirlerinden de biri. Neredeyse dünyanın her yerinde birçok insanın hayali Paris’e gitmek. Ama gerçekler fotoğraflarda göründüğü gibi değil elbette.

Paris’e giden bazı turistler yüksek beklentilerine karşılık bulamadıklarında Paris Sendromu’na kapılıyorlar. Dünyada sadece Fransa başkentinde kayıtlara geçmiş bu fenomen aslında en çok Japon turistlerin başına geliyor. Anlatılanlara göre kültür şokunun çok daha ciddi bir boyutta yaşanan bir türü demek oldukça mümkün.

 

Paris Sendromu, şehrin romantik beklentilerine cevap vermediği zaman hayal kırıklığına uğrayan ve yalnızca Japon turistler tarafından yaşanan psikolojik bir durumdur. Bu uzak ülkeden gelen turistler aniden baş dönmesi, terleme, kalp atışı hızlanması, psikoz, halüsinasyon, kendine yabancılaşma, gerçekten kopma ve eziyet hissine kapılıyor.

Gerçekten ilgi çekici ve kafa karıştırıcı bir durumu, peki bu yaşananların gerçek bir dayanağı var mı?

Hastalık ilk olarak 1986 yılında yine bir Japon tarafından tanımlanmış. Japon Proseför Hiroaki Ota tarafından tanımlanan rahatsızlığın belirtileri arasında; halüsinasyonlar, kaygı, duygu değişikliği yer alıyor.

Sendromun özellikle Japonları etkilemesinin sebebi de kültür ve dil farkından kaynaklanıyor

Japonlar dünyanın birçok ülkesine göre çok daha farklı bir kültüre sahipler. Daha basit bir şekilde, şiddetli bir kültür şoku olarak tanımlabilecek rahatsızlığın nedeni ise, turistlerin Paris’e gelmeden önce şehri çok “masalsı” hayal etmeleri. Paris Sendromu yaşayan kişiler Paris’e geldiklerinde ise aslında hiç hayal ettikleri gibi olmadığını fark ediyorlar bu da kültür şoku yaşamalarına neden oluyor

Paris’e gelen Japon turistleri büyük bir kalabalık, kaos, kapkaççılar, uzun kuruklar ve fahiş fiyatlar karşılıyor. Japon turistler ise romantik kafelerde keyif yapma, Paris sokaklarında kaybolma ve güzel fotoğraflar çekilme umuduyla geldikleri için hayal kırıklığına uğruyorlar.

Sendromun tedavisi Paris’i hemen terk etmek …

Her yıl 15-20 Japon turist bu sendromdan etkileniyor. Öyle ki, Japon büyük elçiliğinin Paris Sendromu’na yakalanan vatandaşları için 7/24 destek hattı bulunuyor. Sendromun tedavisi ise oldukça basit, hemen Paris’i terk etmek ve bir daha ziyaret etmemek…

“Paris Sendromu” daha önce çok kez tartışıldı ve Fransa’da çalışan Japon psikiyatrist Prof. Hiroaki Ota’nın liderliğinde, 2004 yılında Fransız psikiyatri Nervure dergisinde bir araştırma konusu bile oldu. 1988-2004 yılları arasında süren çalışmade doktor, “bu fenomenden etkilenen 63 Japon hastanın bölümümüzde hâlâ akut durumdayken hastaneye kaldırıldığını” şeklinde geri bildirimde bulundu.

Çalışmanın araştırmacıları, bu olağandışı senaryonun ardında olabilecek faktörleri de yazdılar.

En olası ihtimal, uzun mesafeli uçuşların kişileri fazla yorması, jet lag meydana getirmesi ve iş gezilerindeki aşırı iş yükü, ziyaretçiler arasında strese sebep oluyordu.

Ayrıca yeni ve bilinmeyen bir ortama girilmesi de olası bir stres faktörü olarak ifade etildi. Diğer çalışmalarda ve genel algıda belirtildiği gibi, yeni çevreyle ilgili yaşanan bir hayal kırıklığı ve antipati ile de ilişkili olduğu söyleniyor.

Yağmurlu bir günde Paris, Amélie filminden çok daha çirkin, Paris’te bir Amerikalı filminden çok daha hayal kırıcıdır.

Bunun üzerine dil engeli ve kültürlerin çakışması ziyaretçilerin izole ve şaşkın hissetmesine neden olabilir.
İngiltere Essex Üniversitesi’nde çalışan ve uluslararası öğrenciler arasında derinlemesine kültür şoku araştırmaları yapan psikolog Dr. Nicolas Geeraert şöyle açıklıyor;

“Paris Sendromu ile ilgili olarak, uzun mesafelerde seyahat eden bazı kişilerin seyahatin kendisi ve kültürel, sosyal ve fiziki çevredeki değişimle özellikle iyi şekilde baş edemediği oldukça açıktır; fakat böyle bir olayın, daha önce keşfedilmemiş gizli bir zihinsel rahatsızlığın tetikleyicisi veya başlangıcı olabileceği akla bile gelmez.”

Fakat Dr. Geeraert şu sözleri de ekliyor;

“Burada önemli bir nüans var, seyahatin herhangi bir zihinsel bozukluğa neden olacağından şüphelerim var, bunun yerine, seyahatin Paris Sendromundan muzdarip olduğu bildirilen az sayıdaki birey için bardağı taşıran son damla olabileceğini düşünüyorum.”

Yani Paris Sendromundan muzdarip olmuş kişilerin aslında gergin, yorgun ve kültür şokunun içinde olmuş olan kişiler olduğu öne sürülüyor.