Ünlü yazarların favori giriş cümleleri

Ünlü yazarların favori giriş cümleleri

Ocak 3, 2020 Kapalı Yazar: Yeryüzü Tanığı

Ünlü yazarların favori giriş cümleleri

Bir kitabın okuyucuyu ilk cümleden itibaren etkilemesi gibisi yoktur. Okuyucunun okuduğu ilk cümle, kitabın giriş cümlesi, o kitabın satmasını, kapanış cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu kazanmasını sağlar. Yazarlar puslu zamanların büyülü namelerini bize söylerken, içimize dokunan kelimeler beğendikleri bir yere geçip oturmaktaydı. Serçelerin şarkısı, ulusların yıkılışı, medeniyetin hançerleri, melankoliye meyilli kahraman veya anti-kahramanlar bize kulaklarımızı dört açmamızı söylüyorlardı. Bulundukları yerlerden…

İşte aşağıda sizin için derlediğimiz Ünlü yazarların favori giriş cümleleri…


Leo Tolstoy – Anna Karenina

“Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.”

Chuck Palahniuk -Tıkanma

“Eğer bunu okumaya niyetliyseniz vazgeçin. Birkaç sayfa okuduktan sonra, burada olmak istemeyeceksiniz. Bu yüzden unutun gitsin. Gidin buradan. Hala tek parçayken hemen kaçın.”
 Virginia Woolf – Bayan Dalloway

“Mrs. Dalloway çiçekleri kendi alacaktı.”
 Franz Kafka – Dönüşüm

“Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.”

Ray Bradbury – Fahrenheit 451

“Yakmak bir zevkti. Bazı şeylerin yitmesini, kararmasını ve değişmesini görmek özel bir zevk veriyordu. Avuçlarında, dev piton yılanını andıran bakır çinko alaşımı hortumla dünyaya zehirli gazyağı püskürtürken, kanının beyninde zonkladığını hissediyordu… Elleri, tarihin paçavralarını ve kömürleşmiş kalıntılarını yok etmek için ateş ve alevin tüm senfonilerini olağanüstü bir şekilde yöneten bir orkestra şefinin elleriydi. Duygusuz kafasında 451 numaralı sembolik başlığı, gözlerinde bundan sonra neler olacak düşüncesiyle turuncu alevler vardı.”

Herman Melville – Moby Dick

“Ishmael deyin bana. Birkaç yıl önce -kaç yıl önce olduğu önemli değil paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada-, karada da beni ayrıca bağlayan bir şey olmadığı için, bir engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu.”

Megan Abbott (Dare Me, The End of Everything) 

Personville şehrine Personville zehri dendiğini ilk kez Butte’da, Koca Şilep barında, Hickey Dewey adlı kızıl saçlı bir bitirimden işitmiştim.–Dashiel Hammett, Kızıl Hasat (Red Harvest), Sinan Fişek çevirisi.

Charles Ardai (Editör, Hard Case Crime; Fifty-to-One’ın yazarı)

Terry Lennox ilk kez gözüme takıldığında Dancers’ın terasının dışında bir Rolls-Royce Silver Wraith’in içinde sarhoş haldeydi. –Raymond Chandler, “The Long Goodbye”

Peter Blauner [Karanlıkta Kaybolanlar (Slipping Into Darkness), Slow Motion Riot)]

Dünya böyledir; bir hiç olanların hiç olmaya boyun eğenlerin dünyada yeri yoktur. –V. S. Naipaul, Nehrin Dönemeci (A Bend in the River), Aslı Biçen çevirisi

Lawrence Block [A Drop of the Hard Stuff, Kutsal Bar Kapandığında (When the Sacred Ginmill Closes)]
Arabanın takla atması durunca, Parker ön camı tekmeledi ve büzüşmüş kaputa doğru emekledi, önce Glock’unu çekti. –Richard Stark, Backflash;

Astımlı adam sonunda yangın merdiveninden indiğinde Parker ensesine darbeyi indirdi ve silahını elinden aldı. –Richard Stark, The Mourner;

Kadın çığlık atmaya başlayınca Parker uyandı ve yataktan aşağıya yuvarlandı. –Richard Stark, The Outfit; Bandajlar açıldığında Parker aynadaki yabancıya baktı. –Richard Stark, the Man with the Getaway Face;

Kapı vurulmaya başladığında Parker ölüm ilanları sayfasına geçiyordu. –Richard Stark, The Jugger Bu açılış cümlelerinin hepsi de Donald E. Westlake’in Richard Stark adıyla yazdığı “Parker” romanlarına ait.


Ethan Canin (America America, The Palace Thief)

Bir başka kıyıda, bir başka sahil evinde yazılıyor bu. Cin ve viski oturduğum masanın üzerinde ısırılmış halkalar oluşturmuş. –John Cheever, A Vision of the World


Ron Carlson (Oakpine, The Signal)

Benim seçimim Francis Macomber’ın Kısa ve Mutlu Hayatı’nın (The Short Happy Life of Francis Macomber) ünlü giriş cümlesi. Şöyle: Öğle vaktiydi ve herkes hiçbir şey olmamış gibi yemek çadırının çift katlı yeşil tentesi altında oturuyordu.

Max Allan Collins [Cehennem Yolu (Road to Perdition), Ask Not]

Aşağıda, 1950’lerin aralarında Atlantic’in de bulunduğu birçok yayında fazlaca yüklenilen, alaya alınan bestseller yazarı Mickey Spillane’in bir paragrafı yer alıyor. Yalnız Bir Gece’den (One Lonely Night): Henüz hiç kimse köprüyü geçmemişti, hele ki böyle bir gecede. Yağmur bulutu yeterince yoğundu, handiyse sisli bir görüntü yaratıyor, beni hışırdayarak geçen arabaların buğulu camlarının gerisine kilitlenmiş soluk beyaz oval biçimler olarak beliren yüzlerden ayıran bir metalik gri perde oluşturuyordu. Manhattan’ın görkemli gece görüntüsü bile uzakta yanıp sönen birkaç tembel sarı lekeye dönüşmüştü.

Lydia Davis [(The Collected Stories of Lydia Davis; çevirmen, Marcel Proust’un Swann’ların Tarafı (Swann’s Way)]

James Joyce’un Ulysses’inin ilk cümlesi: “Sarman, babaç Buck Mulligan, üzerine bir aynayla ustura haçvari konulmuş tıraş sabunu köpüğü dolu tasıyla merdiven başında belirdi.” (Nevzat Erkmen çevirisi) Diğeri ise Shakespeare’in 73. Sone’sinin ilk satırı.

Bak, göreceksin bende başladığını güzün,
Ayaza karşı titrer dallardaki yapraklar,
Sararır, tek tük kalır, düşerler bütün bütün;
Kuş sesleri kesilmiş, yıkık boş tapınaklar.

(Talat Sait Halman çevirisi) İlk örnekteki ses ve imgeler, ikinci örnekte ise ikinci mısranın ilginç düzeni.

 

Franz Kafka – Dava

Josef K. iftiraya uğramış olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmadığı halde bir sabah tutuklandı.

Bütün romanın yöntemi bu cümlede özetleniyor. Masum bir adama zulmedildiğine tanık olduğunuzu düşünüyorsunuz ama bölümü okuduğunuzda Josef K.’nın hayatında her türden kusurlu şeyi yaptığını görüyorsunuz. Sonra geriye dönüp ilk cümleyi tekrar okuduğunuzda anlatıcının ilk saikinin (Joseph K.’nın bakış açısı ile paralel olan) başkasını suçlamak olması anlamlı hale geliyor. (Ahmet Cemal çevirisi)

Roxane Gay (Ayiti)

Michael Chabon’un “Kavalier ve Clay’in Akıl Almaz Maceraları”ndan (The Amazing Adventures of Kavalier and Clay) örnek olarak:

Sam Clay sonraki yıllarda gazeteciler ya da çizgi roman konferanslarının artık karta kaçmaya başlamış hayranlardan oluşan dinleyicilerine nutuk atma fırsatı bulduğu her seferinde, eli kolu bağlı halde Brooklyn, New York olarak bilinen hava geçirmez bir kazana tıkılmış olarak geçirdiği çocukluğunda Harry Houdini’li rüyaların kendisine musallat olduğunu beyan etmekten keyif alıyordu, kendisinin ve Joe Kavalier’in en büyük eserine istinaden.

Andrew Sean Greer [The Impossible Lives of Greta Wells, Max Tivoli’nin İtirafları (The Confessions of Max Tivoli)]

“O baltayla nereye gidiyor Baba?” diye sordu annesine, birlikte kahvaltı masasını kurarlarken. –E. B. White, Charlotte’un Sevgi Ağı (Charlotte’s Web) Cümle, kahramanı domuz olan bir çocuk kitabının açılış cümlesinden beklenmeyecek biçimde bir anda bu öykünün odağındaki korkuyu, ölümü ortaya koyuyor.

Paul Harding (Tinkers)

Thomas Mann’ın Büyülü Dağ’ının açılış cümlesi: Sıradan bir genç adam Hamburg’daki memleketinden Graubünden Kantonu’ndaki Davos-Platz’a gitmekteydi.

En büyük romanlardan birinin başlangıcı için nasıl da mütevazı ve bildirimsel bir cümle. Bu bilinçli bir seçim ve önsözde ifade edildiği gibi, hikâyelerin “uzun uzun, tam ve ayrıntılı olarak” anlatılması gerektiği idealini bir hikâyenin oyalayıcılık açısından kısa ya da sıkıcılık açısından uzun olmasının anlatım için gereken zaman ve mekana sıkı sıkıya bağlılığı nedeniyle mi?  En başından somutlaştırıyor. Thomas bir keresinde kardeşi Hermann’ı “salt sonuç” peşinde koşması nedeniyle paylamıştı. Böyle bir açılış cümlesi ve ardından gelen 700 sayfa, okuru hikâyenin öz ve haz bakımından tatminkâr olacağına nasıl ikna edebilir?

Jason Starr (The Pack, Cold Caller)

Abraham Trahearne’i nihayet yakaladığımda Sonoma, Kaliforniya’nın hemen dışında virane bir barda Ateşparçası Roberts diye bir alkolik taşkafayla bira içiyor, güzel bir ilkbahar öğle sonrasının ruhunu yudumluyordu. –James Crumley, The Last Good Kiss Laura Lippmann (The Girl in the Green Raincoat, What the Dead Know) Yasaların açıklanabilir bir yanı yoktur. Ya da insanın ve zamanın şekillendirdiği değişimlerin. –James Crumley, The Wrong Case

Herkes The Last Good Kiss’in Abraham Trahearne ve alkolik taşkafayla ilgili muhteşem girişini seçiyor. Cümlenin bir yalınlığı, bir doğrudanlığı var.

Anthony Marra (A Constellation of Vital Phenomena)

Böyle bir şeyi ilk kez görüyorum: Adamın gözlerinin önünde yuvarlak tellere geçirilmiş iki küçük cam disk asılı duruyor. J.M. Coetzee, Barbarları Beklerken (Waiting for the Barbarians), Can Yayınları, Dost Körpe çevirisi

Ayana Mathis (The Twelve Tribes of Hattie)
işte iki giriş cümlesi.

Savaş öncesi pamuk fabrikasının iskelet taş karkas duvarlarından, çürümekte olan tahta döşemelerinden ve dayanıklı el yapımı kirişlerinden toz geliyordu. —

Jean Toomer, Cane’den, Blood-Burning Moon adlı kısa öyküsü Ve Kasabada iki dilsiz vardı, her zaman birlikte görürdünüz onları. —

Carson McCullers, Yalnız Bir Avcıdır Yürek (The Heart Is A Lonely Hunter), Mehmet. H. Doğan çevirisi.

S.J. Rozan (Ghost Hero, The Shanghai Moon)

Benim favori açılış cümlem, John Gregory Dunne’un -miş gibi yapmanın nasıl sürdürülemeyeceğiyle ilgili kasvetli, karanlık öyküsü True Confessions’dan.

Öyle görünüyor ki artık hiçbir atlıkarınca dönmüyor.

Jonathan Santofler (The Murder Notebook, The Death Artist)

Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. (Fatih Özgüven çevirisi) Bu giriş cümlesi kuşkusuz Nabokov’un 20’nci yüzyılın en büyük romanlarından biri olan Lolita’sından ve ardından gelen anlatının bütününü kavrayan bir cümle.

Justin Torres (We the Animals)
Zarfının üzerinde “Beş Gün Sonra İade Edin” yazılı olan bir mektup aldığım ilk anı hatırlıyorum, mektubu beş gün elimde tuttuktan sonra göndericiye iade etmemin istendiğini düşünmüştüm. Joe Brainard tüm kitabı her biri kendi başına birer minyatür hikâye olan ve her biri kitabın ismi I Remember’ın iki sözcüğüyle başlayan başlangıç cümlelerinden oluşturmuş.

İlk yudumdan öyle bir dilsel lezzet alıyorsunuz ki davetkâr, ritmik, dengeli ve çekici hemen bir başkasını bekliyorsunuz, onu yudumladığınızda ise bir diğerini. Şişeyi tükettiğinizde insan ruhunun sarhoşu oluyorsunuz. (theatlantic.com’dan çeviren Tanju Günseren)