Ünlü edebiyatçıların tuhaf takıntıları

Ünlü edebiyatçıların tuhaf takıntıları

Ocak 4, 2020 Kapalı Yazar: Yeryüzü Tanığı

Ünlü edebiyatçıların tuhaf takıntıları

Çoğu kez dergilerdeki biyografilerde karşılaştığımız küçük ayrıntılar yazarların garip halleri… Dünya çapında herkesin tanıdığı yazarların tuhaf takıntıları ve özellikleri bize olumsuz gibi görünse de bu ayrıntılar, o yazar ve şairler ile kitap sayfalarında daha iyi iletişim kurabilmemize yardımcı olabiliyor.

Belki de bu olumlu etkilerle dünya çapında üne kavuşan, büyük yazarlara dönüşen insanların takıntılarını ve tuhaf özelliklerini sizlere listeledik!

İşte ünlü yazarların hayatı boyunca sahip oldukları ilginç özellikleri.

 

Balzac

Listenin şüphesiz en garip ismi Balzac! Kahveye olan merakını, yaşamı boyunca 50 bin fincan kahve içmiş olduğunun tahmin edildiğini aktararak kanıtlayabiliriz. Balzac‘ın bir başka alışkanlığı ise, her gün mutlaka belirli miktarda yazı yazması… Misal, her gün için belli sayıda sayfa yazmaya karar veriyormuş ve o sayıda yazmadan kalkmıyormuş masadan. Hatta amaçladığı sayfa sayısına ulaşamadığında, o sayıya ulaşabilmek için, kalan sayfaları kopya ederek dolduruyormuş.

Anton Çehov

Anton Çehov Nabokov gibi kelebek peşine düşmek, Flannery O’Connor gibi tavuskuşu yetiştirmek, Ted Hughes gibi arı beslemek aklınıza ne gelirse artık. Gerçek bir Bohemyalının bir kuyruksürene sahip olması gerekir. Çehov kendininkine “Svoloç” adını takmıştı ve hayvanı bir mektupta “sıçan ve timsah, kaplan ve maymun karışımı” olarak tarif etmişti. Çehov kuyruksüreni yaklaşık bir yıl besledikten sonra seyahate çıkacağı gerekçesiyle daha önce şiddetle “hayvan mezarlığı” olarak eleştirdiği Moskova hayvanat bahçesine bağışladı. Hayvan burada iki yıl daha yaşadı. Bugün gözetim altındaki bir kuyruksürenin ömrü ortalama 20 yıl.

Hüseyin Rahmi Gürpınar

Hüseyin Rahmi Gürpınar ise eldivenleri olmadan çıkmazmış sokağa. 50 yıl, dört mevsim eldivenle dolaşmış. Bunun nedeni ise, Gürpınar’ın hastalık korkusuymuş. Yazarın bir başka garip yönü de, tığ ile örgü örmekmiş. Avrupa‘dan örgü modelleri getiriyor ve ördüğü takkeleri evde giyiyormuş.


D. H. Lawrence

D. H. Lawrence dut ağaçlarına anadan doğma tırmanmayı ilham verici buluyordu. Yazarın dutu sözgelimi akçaağaçtan neden daha çekici bulduğu ise belli değil. Saha araştırmasına elverişli bir alan bu. Ya da bir Lawrence fanatiğine ilk buluşma için önerilebilecek mükemmel bir fikir de olabilir. Veya yeterince kıllı biri Lawrence’ın çok sayıdaki ikametgahından birinin yanındaki dut türlerini tespit edip tarihi yeniden canlandırma karşılığında bilet kesebilir. Bu arada Lawrence uzun süreyle Meksika’da kaldığı dönemlerde tırmanmak için saguaro kaktüsünü tercih etmiş olmalı.

Friedrich von Schiller

Friedrich von Schiller meyvesineği toplardı. Daha doğrusu gençliğinin meyve bahçelerine ilişkin hatıralarından ilham almak için masasının altına çürük elmalar yerleştirirdi. Doğru sözcük konusunda tereddüt ettiğinde elmayı çabucak koklar ve aradığı sözcüğü buluverirdi. Bu alışkanlığı kendisinden daha genç dostu Goethe’yi şaşkınlığa uğratmıştı. Oysa Goethe’nin masasında Schiller’e ait olduğuna inandığı bir kafatası tutma alışkanlığı daha da tartışmalı. Schiller’in gerçek kafatasının nerede olduğu ise bir muamma olmaya devam ediyor.

Marianne Moore

Marianne Moore’un muhtemelen otomobillerle ilgili bir takıntısı yoktu ancak hiç kimsenin sözcükleri bir şair kadar iyi bilemeyeceğini düşünen Ford, ondan yeni modelleri için ilham verici isimler bulmasını istemişti. Şirket, ne yazık ki şairin “Mongoose (Kuyruksüren) Civique” (ömrü 20 yıl mı olacaktı?), “Resilient Bullet”, “Ford Silver Sword”, “Varsity Stroke”, “Pastelogram”, “Andante con Moto” ya da “Utopian Turtletop” gibi önerilerine yüz vermedi. Arabaya sonunda “Edsel” adı konuldu.

Cahit Sıtkı Tarancı

Bazı insanlar sürekli bir beğenilme, onaylanma telaşı içindedir. Beğenilmediğini düşünüp hep bir eksiklik duygusuyla yaşar. İşte Cahit Sıtkı Tarancı da -tıpkı Ahmet Haşim ve Reşat Nuri gibi- çirkin olduğunu düşünerek içine kapanmış yazarlarımızdandı. Şiirlerinin yalnızlık, karamsarlık ve ölüm kokması bundandı. Oysa çirkin bir adam değildi Tarancı. Her daim bakımlı ve şıktı. Ah be Tarancı! “Yaş otuz beş yolun yarısı eder, Dante gibi ortasındayız ömrün” diye yazan biri ne kadar çirkin olabilir ya da çirkin olsa ne yazar!

Nikolai Gogol

Nikolai Gogol’ün tutkusu operaydı ve tabii ki tuhaf bir takıntı değildi bu. Ancak Şostakoviç, Gogol’ün hikayesinden ilk kez yazarın ölümünden yaklaşık 80 yıl sonra sahnelenecek bir opera üretmişti. 1931’de Sovyet yetkililer tarafından farklı bir mezarlığa taşınmak üzere mezarı açıldığında Gogol’ün tabutunda yüzükoyun yattığı görüldü. Eğer müziğe tepki vermediyse, canlı canlı gömülmüştü ünlü yazar.

Immanuel Kant

Immanuel Kant, sabahları yataktan kalkabilmek için bir yardımcıya ihtiyaç duyuyordu, çünkü battaniyelere adamakıllı sarınmadan uyuyamıyordu. Bu operasyon, her sabah tam 05:00’te başlıyordu, ta ki yardımcısı aşırı içki içme alışkanlığı edinmesi nedeniyle kovulana kadar. Bu örnekte Kant’ı anlayışla karşılamak zor. Bugün online alışveriş sitesi Café Press’ten Kant Battaniyeleri satın alabiliyorsunuz.

Charles Dickens

Charles Dickens’ın iki kuzgunu, iki St. Bernard’ı, iki Newfoundland’ı, bir spanyeli, bir mastiff’i, bir Pomeranian’ı, bir kedisi, bir kanaryası ve bir de midillisi vardı. Adları sırasıyla Grip I, Grip II, Sultan, Linda, Don, Bumble, Timber, Turk, Mrs. Bouncer, Williamina, Dick ve Newman Noggs’du. Dickens, Grip I’i yediği kurşun boyası nedeniyle öldükten sonra tahnit ettirip çerçevelettirdi. Halen Philadelphia Free Library’de olan kuşun Charles Dickens’ın Amerikalı çağdaşı Edgar Allen Poe’ya en ünlü şiiri “Kuzgun”u (The Raven) kaleme alırken ilham verdiği Barnaby Rudge vasıtasıyla düşünülüyor.

Katherine Anne

Porter Katherine Anne Porter son yıllarında 90 yaşına gelmişti dairesinde meksika çamından yapılmış, canlı renklere boyalı bir tabut bulunduruyordu. Tabutun yanında dikilip ölçülerinin bedenine uygunluğu konusunda yorum yaparak konukları irkiltmekten keyif alıyordu Porter.

Ölümle öteden beri tuhaf bir içli dışlılığı vardı. 20’lerinde iki kez ölümün kıyısından dönmüştü. Porter, sonunda bu tabutla gömülmedi söz konusu tabut halen Maryland Library’nin Katherine Anne Porter Odası’ndaki bir vitrinde sergileniyor.

Jeremy Bentham

Filozof Jeremy Bentham kemiklerinin ayrıntılı bir incelemeden geçirildikten sonra güzel siyah takımlarından birinin içine doldurulması ve elinde yaşlı köpeği olduğu halde her zamanki sandalyesine oturtulup University College London’da halka açık olarak sergilenmesini vasiyet etmişti.

Bentham hâlâ orada dursa da başı bir balmumu kopyasıyla değiştirilmiş durumda, çünkü orjinali kendisini korumaya yönelik tüm girişimlere inatla karşı durdu.

Tevfik Fikret

Tevfik Fikret‘in dört mevsim buzlu su içer ve sokağa şemsiyesiz çıkmazmış. Şemsiyeyi, göz göze gelmek, karşılaşmak istemediği kişilerden kaçmak için kullanırmış. Tolstoy‘u çok sevdiğinden, onun gömleklerine benzer gömlekler giyermiş. Arkadaşlarından hep sağ tarafında yürümelerini isterdi, sebebi sorulduğunda, kalbinin üzerini gösterip, ‘orada Nazime var’ (eşi) dermiş.

Görüldüğü gibi birçoğu yazarın, yazma eyleminde kendisini daha iyi hissetmesini sağlayan bu ayrıntılar, okur için oldukça garip durabiliyor. Bu listeyi daha rahat ve verimli yazabilmek için eşlerinden boşanan ya da küçük bir kasabaya taşınan Paulo Coelho gibi yazarlarla uzatmak mümkün.

Görüldüğü gibi, bazıları takıntı halini alan bu alışkanlıklar, yazarların eserlerini de oldukça etkilemiştir. Okumalarımızda, müelliflerin hayat hikâyeleri hakkında bilgi sahibi olarak masa başına oturmak, sanırım daha iyi bir sonuç almamız için yardımcı olacaktır.