Depresyon ve kaygı bozukluğu yayılıyor

0,,19137157_303,0013 Nisan 2016

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası’nın verilerine göre, dünya genelinde her on kişiden biri depresyon veya kaygı bozukluğundan muzdarip. Örgüt, son 25 yılda bu sayının neredeyse iki katına çıktığına dikkat çekti.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Dünya Bankası’nın 2013 yılı istatistiklerine dayanarak hazırladığı güncel bir rapora göre, dünya genelinde depresyon ve kaygı (anksiyete) bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklardan muzdarip olanların sayısı giderek artıyor.

Kuruluşlar, dünya genelinde neredeyse her on kişiden birinin depresyon ve kaygı bozukluğu yaşadığına dikkat çekerek, bunun 615 milyon kişiye tekabül ettiğini açıkladı. Güncel istatistiklere göre, 1990 yılından bu yana bu rahatsızlığa sahip olanların sayısı neredeyse yüzde 50 oranında arttı.

“Tedavi imkanları oluşturulmalı”

Dünya Sağlık Örgütü ve Dünya Bankası, “Lancet Psychiatry” adlı dergide, Dünya Sağlık Örgütü’nün bu konudaki araştırmasını yayınladı. Araştırmaya göre, bu rahatsızlıkların tedavisine ayrılan her bir dolar dört dolar olarak geri dönüyor, zira tedavide başarı sağlandığında kişilerin verimliliği artıyor ve çalışanların rapor alma oranı da azalıyor.

Dünya Sağlık Örgütü Genel Direktörü Margaret Chan, ekonomik açıdan da bu rahatsızlıklarla mücadelenin artırılmasını talep ederek, herkesin, yaşadığı yerden bağımsız olarak, tedavi imkânına sahip olması gerektiğini söyledi. Chan, bunun sadece bir sağlık meselesi olmadığını, özellikle yoksul ülkeler için kalkınma ile de ilgili bir konu olduğunu belirtti.

Örgütün verilerine göre, depresyon ve kaygı bozuklukları nedeniyle oluşan ekonomik zararın tutarı halihazırda bir milyar dolar. Örgüt, zararın kaza, rapor alarak işe gelmeme ve verimliliğin düşmesi gibi nedenlerden oluştuğunu açıkladı.

Kaynak: Deutsche Welle Türkçe

Bahar yorgunluğuna yenilmeyin

0,,18309559_303,0011 Nisan 2016

Güneş açar açmaz çoğumuz kendini dışarıya atar. Bisiklete binilir, yürüyüş yapılır, kaldırım kafelerinde oturulur. Birden yorgunluk hissederiz. Bahar yorgunluğunun nedenlerini uzmanlara sorduk.

Bahar geldi. Çiçekler açıyor, ağaçlar yeşilleniyor, hayvanlar kış uykusundan uyanıyor ve insanlar da dışarıda daha fazla zaman geçiriyor.

Çevre tabibi Frank Bertram, “Isı yükseldiği ve uzayan gündüz organizmayı uyardığı için insan ilkbaharda daha aktif olur, her iki faktör de metabolizmayı hızlandırır”, diyor. İlkbaharda vücudun hormon dengesi de değişir. Bünye, mutluluk hormonu da denen serotonin üretimini arttırır. Mevsimin değişmesiyle birlikte insan bünyesi kış ayarından yüksek ısıya alışma dönemine geçer. İşte bu ‘ayar değişikliği’ ilkbahar yorgunluğunun da nedenidir.

0,,18752819_303,00

İlkbahar ayarına geçiş

Alman Meteoroloji Kurumu Tıp ve Meteorolojik Araştırmalar Merkezi direktörü Andreas Matzarakis çevrenin insan üzerinde farklı etkilerde bulunduğunu ve çevrenin cilt, solunum, beslenme ve vejetatif sinir sistemi üzerinden organizmaya etki yaptığını anlatıyor.

“İlkbahar yorgunluğu bu faktörlerin kombinezonudur” diyen Matzarakis sözlerini şöyle sürdürüyor: “Cilt güneş ışığı ve artan ısının etkisine girer. İlkbahar polenleri solunumu değiştirir, hava değişikliği de baş ağrısına yol açar. Günlerin uzaması, ışığın artması ve ısının yükselmesi gibi değişikliklere vücut hemen adapte olamaz. İlkbahar yorgunluğu dediğimiz bitkinlik belirtileri bunun bir sonucudur. Kış mevsiminin soğuk geçip geçmediğine ve ne kadar sürdüğüne bağlı olarak organizmanın değişen iklim şartlarına ayak uydurabilmesi iki hafta alır.

0,,17532685_303,00

İnsan organizması sadece ilkbahardan etkilenmez. Diğer mevsimler de vücut için zorlayıcı olabilir. Meteoroloji uzmanı Matzarakis 20 ile 30 derece arasındaki ısının organizmayı olumlu etkilediğini, ancak ısının vücut ısısına yaklaşmasıyla organizmaya yük olmaya başladığını, vücudun ısıyı dışarı atmakta zorlandığını, söylüyor. Bu durumun, aşırı bitkinlikten ciddi hastalıklara ve ölüme kadar farklı sonuçlar doğurabileceğini de sözlerine ekliyor.

0,,18283670_303,00

Tam tersi de oluyor

Yazı izleyen sonbahar mevsimi de tıpkı ilkbaharda olduğu gibi organizmaya etki yapar. Matzarakis, “Vücut bu kez de sıcaktan soğuğa geçiş alıştırmalarına başlar. Organizma sıcaktan soğuğa ve soğuktan sıcağa geçiş yeteneğine sahip olmasına rağmen havaların soğuması da yorgunluk yaratabilir”, diyor.

Havalar soğuduğunda, hayvanların kış uykusuyla kıyaslanamayacak olsa da, insan vücudunun kış ayarına geçtiğini belirten Matzarakis, günlerin kısalıp, gecelerin uzamasının uyku hormonu melatonini arttırdığını sözlerine ekliyor.

Mevsimlerin değişmesi organizmayı artık eskisi kadar etkilemiyor. Çünkü insan yılın yüzde 90’ına kadar varan bölümünü kapalı yerlerde geçiriyor. Dolayısıyla mevsimlerin organizma üzerindeki etkisi giderek azalıyor.

Kaynak: DW

Üç güneşli gezegen keşfedildi

570237a556593446f4ce12994 Nisan 2016

ABD’deki Harvard-Smithsonian Astrofizik Enstitüsü’nde görevli bilim insanları, üç güneşli yeni bir gezegen keşfetti.

Bilim dergisi The Astronomical Journal’da yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, yaklaşık 680 ışıkyılı uzakta (1 ışıkyılı = yaklaşık 10 trilyon kilometre) bulunan ve ‘KELT-4Ab’ adı verilen gezegenin büyüklüğü neredeyse Jüpiter kadar. (Dünya’dan 1400 kat büyük). İlk olarak 1973’lerde gözlemlenen KELT-4 sistemiyle ilgili son veriler, ABD’nin Arizona eyaleti ile Güney Afrika’daki KELT yer teleskoplarıyla elde edildi.

En yakın yıldızın etrafında 3 günde dönüyor

Araştırmayı önemli kılan, üç yıldızlı güneş sistemlerine oldukça ender rastlanılması. Aşırı sıcak yüzeyiyle bir gaz devi olan KELT-4Ab, şimdiye kadar gözlemlenen dördüncü üç güneşli gezegen. KELT-4Ab’nin gökyüzünde KELT-4A, B ve C yıldızları parlıyor. Gezegen, kendisine en yakın yıldız KELT-4A’nın etrafındaki yörüngesini 3 günde kat ediyor. Daha uzaktaki KELT-4B ve C yıldızları ise birbirine yakın olan ikili bir sistemi oluşturuyor. Bu iki yıldız, gezegenin etrafındaki tek yörüngelerini 4 bin yılda tamamlıyor.

Araştırmayı yürüten ekibin lideri Jason Eastman, “İkili yıldızlar KELT-4B ve C’nin, gezegeni KELT-A yıldızına yaklaştırdığını, ittiğini düşünüyoruz. Eğer orada, yüzeyde olsaydınız, kalın bir atmosferin yanı sıra, Güneş’in Dünya üzerindeki görünüşünden 40 kat daha büyük bir yıldızı görürdünüz. Diğer iki yıldızı ise Ay kadar parlak ve uzakta görürdünüz” dedi.

Gaia teleskobu incelemeye devam edecek

Avrupa Uzay Ajansı (ESA)’nın Gaia teleskobu, 2018’de tamamlanacak şimdiki görevinin ardından KELT-4Ab’yi gözlemlemeye başlayacak. Bilim insanları, elde edecekleri veriler ışığında nadir rastlanan çok güneşli gezegenleri ve sistemleri daha iyi anlayabileceklerini düşünüyor.

Son yıllarda birden çok güneşi olan gezegen araştırmaları dikkat çekiyor. California’daki Palomar Gözlemevi’ni kullanan NASA astronomları, geçtiğimiz yıl, Dünya’dan 136 ışık yılı uzakta, dört güneşi olan ’30 Ari b’ gezegenini keşfetmişlerdi.

CNN→

Işınlanma HoloLens ile mümkün mü?

tumblr_lea7juHmlS1qg03leo1_128028 Mart 2016

Microsoft, 3000 Dolarlık sanal gerçeklik kaskı HoloLens’i geçtiğimiz yıl duyurmuştu. Henüz geliştirme aşamasında olan ve sadece geliştiricilere yönelik bir ürün olan HoloLens ile son derece ilginç bir çalışmaya imza atıldı.

Hologram mesajlaş günümüz teknolojisinde kısmen de olsa görüntülenebiliyor. Ancak Microsoft HoloLens ile çok daha fazlası mümkün. Gerçek zamanlı yani canlı olarak üç boyutlu görüntüleri aktarmak mümkün.

Microsoft tarafından üretilen HoloLens sanal gerçeklik teknolojisi, geçtiğimiz aylarda büyüleyici görüntülerle karşımıza çıkmıştı fakat bugüne kada günlük hayatta bunların ne işe yarayacağı merak konusuydu.

 Microsoft HoloLens ne işe yarıyor, nasıl kullanılıyor?

Microsoft, bu soruların bir kısmını aslında yayınlanan son videoyla yanıtladı. HoloLens teknolojili “holoport” yani bir nevi hologramlı ışınlanma sistemi de tanıtılmış oldu. Bu şekilde, HoloLens kullanan kişiler, gerçek zamanlı olarak yani tam o anda başka bir mekanda gözükebilir. Bu da üç boyutlu olarak gerçekleşiyor ve şaşırtıcı durumlara yol açıyor.

Tanıtım videosunda görüldüğü gibi, hologramlı ışınlanma sistemi bir nevi hayaletleri andırıyor ve ışınlanan kişi yarı saydam olarak gözüküyor. Ayrıca muhtemelen herkesin aklına da Star Wars filmindeki Obi Wan Kenobi ve Luke Skywalker’ın konuştuğu sahne de gelmiştir.

Her ne kadar hologram ışınlanma sistemi için resmi bir çıkış tarihi duyurulmasa da, zaman içinde bu belli olacaktır. Buna rağmen, Microsoft 30 Mart’tan sonra 3000 Dolar ücret karşılığında HoloLens’leri kullanıcılara ulaştırmaya başlayacak.

Cepkolik→

Şeker alışkanlığından kurtulmak için 9 öneri

Refreshing summer drink with Strawberry in jug and glasses on the vintage wooden table

26 Mart 2016

Şeker, yani basit karbonhidratın fazla tüketimi; damarları tahrip ederek kalp hastalıklarından karaciğer yağlanmasına, kansere yakalanma riskinin artmasından unutkanlık hatta erken bunamaya, tekrarlayan düşük kan şekeri ataklarından bağışıklık sisteminin zayıflamasına kadar pek çok sağlık sorunlarına neden olabiliyor.

Acıbadem Kadıköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Neşe Ceylan şeker alışkanlığından kurtulmak için 9 etkili önerilerde bulundu…

1. Güne kahvaltısız başlamayın

Gün boyu kan şekerinin normal sınırlarda kalmasını sağlamak ve şeker ihtiyacını en aza indirmek için sabahları kahvaltı etmeniz çok önemli. Tüm gece boyunca kan şekeri düşük seyrediyor ve kahvaltı ile normal değerlere çıkıyor. Bu nedenle özellikle peynir ve yumurta içeren proteinden zengin bir kahvaltı, vücudunuzun gece boyunca düşük giden kan şekerinin düzenlenmesi ve şeker açlığının bastırılması için olmazsa olmaz bir öğünü oluşturuyor.

2. Öğle yemeğini atlamayın

Sık sık ve azar azar yemek kan şekeri düzeyini normal sınırlarda tutmak ve şekere saldırmamak için çok önemli. Öğünler arasını çok açmak kan şekerini düşürdüğü için şekerli gıdalara yönelmeye neden oluyor. Özellikle atlanan öğle yemeği ikindi de tatlılara, çikolataya yönelmeye sebep oluyor. 2,5- 3 saatte bir şeyler atıştırmak kan şekerini dengeleyerek, şeker yeme isteğinin azalmasını sağlıyor.

Meyvelerin suları yüksek oranda şeker içeriyor. Bu yüzden posalı olduğu için meyvenin kendisini tercih edin. Fakat ara öğünlerde özellikle meyveleri tek başına tüketmeyin, çünkü meyvenin içindeki şeker, kan şekerinizin aniden yükselip düşmesine neden olarak yine aç hissetmenize sebep oluyor. Bu yüzden protein kaynağı olan yoğurt veya süt ile ya da badem, fındık ile ceviz gibi yağlı tohumlarla birlikte tüketmeniz kan şekerinizin dengesini sağlamanıza yardımcı oluyor.

Yapılan çalışmalar gösteriyor ki sütlü veya beyaz çikolata yerine yüzde 70-80 kakao içeren bitter çikolata şeker ihtiyacınızın ciddi oranda azalmasına yardımcı oluyor. Hazır veya paket dondurma yerine süt, buz, muz veya başka meyvelerin mikserden geçirilmesi veya light dondurmalar da iyi birer alternatifler. Bal, reçel ile marmelat gibi gıdaların yerine taze veya kuru meyveleri tercih edin. Hurma da şeker ihtiyacınızı en aza indirecek sağlıklı bir alternatif.

5. Yemeklerinize baharat ekleyin

Tarçın, kişniş, hindistan cevizi, karanfil ve kakule gibi baharatlar gıdalarınızı doğal yolla tatlandırıyor ve şeker açlığınızı gideriyor. Özellikle gece yatmadan 1-2 saat önce içeceğiniz 1 bardak tarçınlı süt gece boyu kan şekerinizi dengeliyor.

6. Şeker terminolojisine hakim olun

Agave, mısır şurubu, glikoz şurubu, yüksek fruktozlu mısır şurubu, sükroz, dekstroz, bal, şeker kamışı, meyve suyu konsantreleri de basit şeker grubuna giriyor. Bu yüzden gıdaları tüketirken içeriğine dikkat edin.

7. Etiketi okuyun

 

Light ürünlerin içindekiler listesi ne kadar uzunsa, o kadar şeker bulunma ihtimali var demektir. Bu yüzden light ürün diye adlandırılan gıdaları alırken etiketlerindeki şeker gramına da mutlaka bakın.1 çay kaşığı, yani 4-5 gramdan az şeker içeren ürünleri tercih edin.

8. Tatlandırıcı kullanımına dikkat!

Tatlandırıcılar, özellikle şeker açlığında basit şeker kullanmamak adına sıkça tercih ediliyor. Ancak kullanılan miktar önemli. Her gün tatlı ihtiyacını bastırmak adına tatlandırıcılı tatlılar veya diğer hazır gıdalar şekere daha fazla istek uyandırabiliyor.

Düzensiz uyku, vücudunstres hormonlarının artmasına ve salınan insülinin etkili olarak kullanılmamasına yol açıyor. Kaliteli uyku düzeni, vücudun yağ depolamasını, kilo alımını, özellikle gece atıştırma krizlerini de önleyerek prediyabetin de önlenmesinde önemli bir rol oynuyor.

 

Abant-Golcuk-Yedigoller-Gezisi-30

24 Mart 2016

Kış sona erdi ve havalar nihayet ısınmaya başladı. Başka bir deyişle, büyük şehrin karmaşasından birkaç günlüğüne de olsa kaçmanın vakti geldi çattı. Peki keyifli ve rahatlatıcı bir hafta sonu kaçamağı için nereye gitmeli?

İşte Hotels.com’un hazırladığı mini şehir kaçamağı rehberi…

Abant – Yürüyüş meraklıları için cennet

 

İstanbul’a birkaç saatlik mesafedeki Abant, gelmiş geçmiş en popüler hafta sonu rotalarından biri. Çünkü burada hem doğa içinde uzun yürüyüşler veya piknikler yapmak hem de yamaç paraşütü gibi heyacanlı aktivitelere katılmak mümkün. Tavsiyemiz, önce Abant’ın birbirinden güzel otellerinden birine yerleşmeniz, ardındansa spor kıyafetlerinizi giyip Abant Gölü’nü ve Yedigöller Parkı’nı ziyaret edip, sessizliğin ve huzurun sesini dinlemeniz. Unutmadan söyleyelim; Türkiye’nin en romantik noktalarından biri olan Abant, çiftler için de ideal.

Ağva – Yeşilin 50 tonuna hayran olmak için

İstanbul’a o kadar yakın ki, Ağva’yı şehrin arka bahçesi olarak nitelendirebiliriz. Ancak mesafe bu denli az olsa da, bu minik ve sevimli destinasyonda kuşların şarkılarını huzur içinde dinlemek mümkün. Göksu ve Yeşilçay ırmakları arasında konumlanan Ağva’da oksijen dolu havayı ciğerlerinize çekebilir, ruhunuzu dinlendiren tekne gezilerine katılabilir ya da ulu bir çınarın altında oturup, doğa ananın güzelliklerine şahitlik edebilirsiniz. Elbette hiçbir hafta sonu kaçamağı, güzel bir yemek olmadan tamamlanmaz. Bu yüzden tavsiyemiz, Ağva’nın meşhur balık restoranlarından birini mutlaka ziyaret etmeniz.

Edirne – Tarih dolu bir aile gezisi

Hem antik bir Roma kenti hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun ikinci başkenti… Edirne, sahip olduğu ve bugüne dek korumayı başardığı tarihi birikimiyle, minik bir aile gezisi için ideal. Türkiye, Bulgaristan ve Yunanistan’ın kesişim noktasında yer alan kentin en önemli zenginliğiyse, dünyaca ünlü Mimar Sinan’ın imzasını taşıyan ve 16. yüzyılda inşa edilen Selimiye Camisi. Diğer yandan Edirne, her yıl çok sayıda turistin ziyaret ettiği, şanına yaraşır bir uluslararası etkinliğe de ev sahipliği yapıyor: Elbette meşhur Kırkpınar Yağlı Güreş Şenliği’nden bahsediyoruz. 

Bursa – Kebap aşkı ve daha fazlası

Uludağ eteklerinde kurulu bu şehir, ‘Yeşil Bursa’ olarak bilinmesinin yanı sıra elbette lezzetiyle parmak ısırtan İskender kebaba da ev sahipliği yapıyor. Şehrin meşhur kebapçılarında aldığınız kalorileri yakmak istediğinizdeyse, tarihi yapıları ziyaret etmenizi öneririz. Selçuklulardan kalan Ulu Cami ve Muradiye Hüdavendigar Camisi, Yeşil Cami Emir Sultan Camisi ve elbette tarihi pazar. Dönüş yolundaysa çinileriyle dünya çapında üne kavuşan İznik’e uğrayıp eviniz için minik bir hatıra almayı unutmayın. 

Yalova – Vücudunuzu şımartmak için

Soğuk ve zorlu kış aylarının ardından, yalnızca ruhunuzun ve beyninizin değil bedeninizin de rahatlamaya ihtiyacı var. Termal kaynakları, şifa veren kaplıcaları ve doğal güzellikleriyle, Yalova ise bu iş için biçilmiş kaftan. Şehir hayatının yorucu etkisinden uzaklaşabilmek için, öncelikle yeşilliklerle çevrili Armutlu’daki kaplıcaları ziyaret etmelisiniz. Sudüşen ve Erikli şelalelerini görmeyi ve huzurlu Dipsiz Gölü’nü gezmeyi de unutmayın.

Uzun ömrün sırrı nedir?

0,,18512916_403,0021 Mart 2016

Dünyanın en yaşlı insanları uzun ömürlü olmak isteyenlere bazı nasihatlerde bulunuyor. Tavsiyeler arasında çalışmaktan, sarımsak yemeye kadar bir dizi ilginç alışkanlık var.

Guinness Rekorlar Kitabı, 112 yaşındaki Yahudi soykırımından sağ kurtulmayı başaran Israel Kristal’i dünyanın en yaşlı erkeği seçti. 1944 ylında Polonya’daki bir kentten Auschwitz toplama kampına gönderilen Kristal, hayatta kalmayı başarmış ve 1950 yılında İsrail’e göç etmiş. ‘Dünyanın en yaşlı erkeği’ bugün İsrail’in Hayfa kentinde yaşamını sürdürüyor. Peki, nasıl oluyor da insanlar bu denli uzun ömürlü olmayı başarıyor? İşte en yaşlıların tavsiyeleri:

1. İş:

1986 yılında 120 yaşında hayatını kaybeden çitfçi Izumi Shigechiyo 98 yaşında dahi tarlada çalışmaya devam etmiş. Japon çiftçi, 105 yaşında emekliye ayrılmış. Onun tavsiyesi “Erken kalkmak ve yatmadan önce bir tahıl likörü içmek.”

2. Disiplin:

2011 yılında 108 yaşında hayatını kaybeden Johannes Heesters ‘sahnede ölmek’ kavramını hayata geçirebilenlerden. Aktör, 106 yaşına kadar oyunlarda rol almış. Onun tavsiyesi, “Disiplin, sağlıklı bir yaşam, olumlu düşünmek ve kendini mutlu bir insan olarak görmek.”

Senioren

3. İman:

Fransız rahibe Eugénie Blanchard 2010 yılında, 114 yaşındayken Guadeloupe Adası’nda hayata gözlerini yumdu. Yeğeni, rahibenin bu denli uzun ömürlü olmasını “Bekaretini tanrıya adamış olması” ile ilişkilendiriyor.

4. Nemlendirici:

2015 yılında 116 yaşındayken yaşama veda eden Amerikalo Gertrude Weaver’in tavsiyesi ise ciltle ilgili. Weaver’in sırrı, “büyük miktarda nemlendirici kullanmak, herkese karşı nazik olmak, komşularını sevmek ve kendi pişirdiğini yemek.”

Olivenöl in einer Flasche, Oliven

5. Sarımsak, zeytin yağı:

1997 yılında tam 122 yaşındayken hayatını kaybeden Fransız Jeanne Louise Calment’in uzun yaşam tavsiyeleri ise Akdeniz mutfağından: Bol bol sarımsak ve zeytinyağ yemek, porto şarabı içmek.

Deutschland Bonn Tanzworkshop mit Josephine Endicott

6. Dans etmek:

2007 yılında 115 yaşında Puerto Rico Adası’nda hayatını kaybeden Mercado Del Toro’nun uzun ömürlü olmak isteyenlere tavsiyesi ise dans etmek. Ayrıca Del Toro 90 yaşında sigara içmeyi bırakmış.

7. Aşk:

2009 yılında 113 yaşında hayata veda eden İngiliz Henry Allingham’ın uzun ömür tavsiyeleri biraz tartışmalı: “Sigara, viski ve vahşi kadınlar”.

Liebe im Alter

8. Bekarlık sultanlıktır:

2007 yılında yaşama gözlerini yuman Ukraynalı Grigori Nestor uzun ömürlü olmak isteyenlere bekar kalmalarını tavsiye ediyor. Hiç evlenmeyen ve kendi sözleriyle “aile hayatının sinir bozucu sorunları” ile uğraşmak zorunda kalmayan Nestor, 116 yaşına kadar yaşamayı başarmış.

Kaynak: DW

hiking-fun

20 Mart 2016

Baharın gelmesiyle birlikte doğa tüm güzelliklerini bir bir sergilemeye başladı. İşte şimdi bir yandan doğadaki bu uyanışa tanık olmak, diğer yandan yaza daha sağlıklı ve fit girebilmek için bu güzelliğin içinde uzun yürüyüşler yapmanın tam zamanı!

Sizin için Türkiye’nin en iyi 10 yürüyüş rotasını seçtik. Size kalan ise sadece çantanızı hazırlamak ve yollara düşmek...

63343_5961344_dscf4550jpg

Mavinin yeşile karıştığı rota: Likya yolu

Muğla - Fethiye ile Antalya - Konyaaltı arasında uzanan 509 kilometrelik rota, dünyanın en uzun 10 trekking parkurundan biri. Türkiye’nin uluslararası işaret sistemiyle belirlenen ilk uzun yürüyüş rotası Likya Yolu’nun bır kısmı halen kullanılmakta olan eski göç yollarından oluşuyor. 18 Likya kenti ve yeşille mavinin birbirine karıştığı doğal güzellikler içinden geçiyor. Take Yarımadası’nı kendilerine yurt edinen Anadolu’nun en eski halklarından biri olan Likyalılar’ın izini süren yürüyüş rotası, tarihi mekânların yanı sıra Ölüdeniz, Kabak Koyu, Yediburunlar, Patara, Kalkan, Kaş, Demre, Finike, Adrasan, Çıralı gibi ülkemizin en önemli turizm bölgelerine uğruyor. Rotanın en avantajlı özelliği, yılın 11 ayı yürüyüş olanağı sunması.

802cd005-9ee0-4c15-bb31-553f205bc69e

Görsel şölen: Kapadokya

Tabiat ananın özenle yarattığı doğa mucizesi Kapadokya, ülkemizin en çok ziyaret edilen turizm merkezlerinden biri. Milyonlarca yıl önce Erciyes ve Hasan Dağı volkanlarından fışkıran lav ve küllerin soğuması sonucu ilginç yeryüzü şekillerinin meydana geldiği Kapadokya bölgesi, derin tüf vadileri, peri bacaları ve insanlığa mesken olmuş kaya yerleşimleriyle biliniyor. Sürekli bir devinim ve değişim içerisindeki coğrafyasının oluşturduğu vadiler, Kapadokya yürüyüş parkurlarının omurgasını oluşturuyor. Panoramik ayrıntıların tek tek sahneye çıkıp görsel bir şölene dönüştüğü söz konusu vadiler, günübirlik rotalar sunuyor konuklarına. Nevşehir, Kayseri ve Aksaray il sınırlarına yayılan Kapadokya bölgesinde Ihlara, Soğanlı, Güvercin, Aşıklar, Kızılçukur, Gül, Bal, Zemi, Keşişler, Devrent, Avla vb vadilerde keyifli yürüyüşler yapabilirsiniz.

18454fe2-4107-4c0e-9268-ca7b66ac2dfd

9 sıcak noktadan biri: Yenice Ormanları

Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan ve eski konaklarıyla ünlü Safranbolu’ya sadece 40 kilometre mesafedeki Yenice Ormanları, Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından Avrupa’nın 100, Türkiye’nin ise dokuz sıcak noktasından biri olarak belirlendi. Yemyeşil vadilerin, yalçın zirvelerin, suyun ve nemin yarattığı zengin bitki çeşitliliğinin yansıması olan anıt ağaçlar, bu doğa harikasının en değerli hazineleri olarak dikkat çekiyor. Yenice Ormanları Doğa Yürüyüş Parkurları’ projesi Ekim 2009’da ayında uygulamaya geçirildi. 210 kilometre boyunca işaretlenen yol üzerindeki 21 parkur, günübirlik, kısa ve uzun olmak üzere üç kategoride toplandı. Parkurlar genellikle orman yolları ve patikalardan oluşuyor.

Erikli-yaylası-19

Kusursuz bir doğa: Teşvikiye/Erikli Yaylası

Yalova’nın Çınarcık ilçesinin Teşvikiye Köyü yakınlarında bulunan Erikli Yaylası parkuru farklı doğal güzellikleri aynı gezide bulabileceğiniz seçenekler sunması bakımından ilgi çekicidir. Dipsiz gölden başlayan parkur orman içerisinden önce Erikli şelalesine ulaşır. Sonra Erikli yaylasına doğru uzanan parkur yine orman içerisinden Teşvikiye köyünün girişine kadar uzanır. Yaklaşık 12 km. uzunluğunda olan bu parkur, yürüyüş için orta zorluktadır. Erikli yaylası, yol üzerindeki ünlü şelaleleri ve su kaynakları, muhteşem doğa manzarası, keşfedilmeyi bekleyen, sadece o bölgenin yerli halkı tarafından bilinen doğal şelaleleri ile her dakikasından keyif alıp dinlenebileceğiniz harika bir parkur olma özelliği taşıyor. Ayrıca çok fazla kalabalığa karışmadan, doğada tek başına bir kamp deneyimi yaşamak isteyenler için de çok uygun seçenekler sunuyor.

fdfb3c64-ae8e-45da-9ddc-debf364602a9

Bülbülleri dinleyin: Hitit Yolu

Hitit Yolu parkurları, Çorum’daki Hattuşaş, Alacahöyük, Şapinuva gibi binlerce yıllık kentleri birbirine bağlıyor. Valiliğin girişimiyle, 2010’da 23 parkurun haritaları, GPS koordinatları çıkarılmış ve çevre özelliklerini içeren bir kitap yayımlanmış. Bu kitapta uzunlukları 2 - 18 kilometre arasında değişen 11 günübirlik, uzunlukları 23 - 87 kilometre arasında değişen altı uzun yürüyüş, uzunlukları 32 - 103 kilometre arasında değişen altı bisiklet parkuru yer alıyor. Bu parkurlardan, baharda bülbül şakımalarını dinleyebileceğiniz dokuz kilometrelik Karakaya - Alacahöyük etabını ve Köroğlu Dağları’nı seyredeceğiniz 11 kilometrelik İskilip Elmalı Vadisi etabını özellikle tavsiye ederiz.

785a2325-45bc-4e9e-a9bd-1af0d803e9be

Uçsuz bucaksız güzellik: Kazdağları

Mitolojik efsaneleri kadar, derin kanyonları, uçsuz bucaksız çam ormanları, rengârenk giysili tahtacı Türkmenler’in yaşadığı köyleriyle de sıra dışı bir tabiat alanı Kazdağları Milli Parkı... Balıkesir’in Edremit ilçesinde. 21 bin hektarlık alanda 77’si sadece Türkiye’de 29’u dünyada sadece bu alanda yetişen bitki bulunuyor. Ciple geçilebilen dağyolu, Sarıkız’ın zirvesine kadar uzanıyor. Milli park sınırlarında belirli başlı iki parkur olmakla birlikte, işaretlenmemiş alanlardan tercihe göre yeni parkurlar çıkarmak mümkün. Sahaya, Milli Parklar’ın sertifikalandırdığı alan kılavuzları olmadan yürüyüşçü alınmıyor.

Belgrad-Ormani-Resimleri

Baharda rengârenk: Belgrad Ormanı

Herkes zor parkurlarda yürüyüp, koşamayabilir. İnsaflı parkurlara da gereksinim var. Bunlardan biri de İstanbul’daki Belgrad Ormanı. Ormanın içinden geçen bu parkurda her yaş gurubu yürüyebilir, koşabilir, hatta ıslık çalarak avare avare dolaşabilir. Parkurun uzunluğu 6.200 metre. Yol üstünde sizi yönlendiren uyarılar var. Yol doğal kiremit tozu ve irmiğinden oluşan özel bir karışımla kaplanmış. Onun için belli bir esnekliğe sahip. Bu da kas zedelenmelerini engelliyor. Parkur baharda yemyeşil, sonbaharda ise rengârenk. Ormanda 75 çeşit kuş türü var. Onların ötüşleri yürüyüşçülere eşlik ediyor.

b84e2227-d2bd-407c-99e0-56c6c8e62c89

Antik kentlere yürüyüş: Bafa Gölü ve Latmos

Aydın ve Muğla sınırları içindeki Bafa Gölü, Beşparmak (Latmos) Dağları’nın dibinde yer alıyor. Çeşitli uygarlıklara ev sahipliği yapmış göl mistik duyguları harekete geçiren olağanüstü bir ıssızlığa ve güzelliğe sahip. Yürürken attığınız her adım sonunda ulaşacağınız bir yapı veya çizim sizi zaman tünelinde gizemli bir yolculuğa götürecek. Gölün etrafındaki Kapıkırı Köyü antik dönemde yörenin merkezi Hereklia kentinin kalıntıları üzerine kurulmuş. Hem göl etrafında hem de çevre köylerdeki eski yerleşimlere yürüyüşler yapabilirsiniz. Bağarcık Köyü, Beşparmak Dağları’nın doğu yamacında. Köyün hemen yanında bulunan Çörlen Kalesi’ni gezmeye gittiğinizde ilk kale taşlarının uyumunu fark edersiniz. Taşların bazıları sanki birkaç gün önce döşenmiş kadar sağlam duruyor. Kapıkırı Köyü sakinlerinin kullandığı antik patika, Myus ve Alinda antik kentleri arasında uzanıyor. Latmos Dağı eteklerinde de çok sayıda yürüyüş parkuru var.

0b340cce-ae4e-4cc7-8c21-d3af264064cb

Eşsiz şelalelere sahip: Aladağlar

Aladağlar’ın, insanı kendine çeken ve aşık eden büyülü bir coğrafyası var. Gittikçe daha çok gitmek istiyorsunuz. Derin vadileri, eşsiz zirveleri, dik ve sarp buzul kayalıkları, mağaraları, görkemli kanyonları, yüksek platoları, doğal manzarası, ormanları, şelaleleriyle bir doğa cenneti. Aladağlar’da buzul ve karstik topoğrafyanın etkili olduğu yüksek rakımlı Yedigöller, ayrıca görsel bir güzellik sergiliyor. Kaya pınarları, debisi ve düşüş yüksekliği bakımından Türkiye’nin en büyük ve ilgi çekici takım şelaleleri görenleri hayran bırakıyor. Aladağlar Milli Parkı, Kayseri, Niğde ve Adana illeri dahilinde kalan 54 bin hektarlık bir alanı kapsıyor. Rakım 730’dan başlayarak 3.756 metreye kadar çıkıyor.

yuvacik-659x438

Kentin yanı başında: Yuvacık Menekşe Yaylası

İstanbul kıyısında günübirlik mesafedeki Menekşe Yaylası, İzmit Yuvacık’a bağlı, Samanlı Dağları’nda yer alan güzel bir yürüyüş rotası. Servetiye Köyü’nün yaylası olan Menekşe’ye yürüyüş Aytepe’den başlıyor. Parkur başlangıcından yarım saat sonra Soğuk Su mevkiine varırsınız. Dere üzerindeki ahşap köprüden geçip patikayı izleyerek yükselir ve vadiye hakim tepede bulursunuz kendinizi. Şahin Tepesi de denilen kayalıklar soluklanmak ve fotoğraf çekmek için ideal bir nokta. Ardından orman içi patika ve araç yolundan tabelaları takip ederek yaklaşık 1.5 saatlik kolay bir yürüyüşün sonunda Papaz Çayırı’na ardından Menekşe Yaylası’na ulaşırsınız. Tipik yayla evleri, baharda açan rengârenk çiçekler ve can şenlendiren dağ çilekleri rotayı daha da keyifli hale getirir.

Kaynak: Hürriyet

Kahve içmek karaciğeri alkolün etkisinden koruyor

restaurant-person-woman-coffee (1)19 Mart 2016

Yapılan araştırmalara göre her gün iki bardak kahve içmek, alkole bağlı oluşan siroz riskini %43’e kadar azaltıyor.

Yeni yapılan bir araştırmada kahvenin karaciğere olan faydası ortaya kondu. Çalışmanın bulgularına göre; her gün iki bardak kahve içmek, alkole bağlı gelişen siroz riskini %43’e kadar azaltıyor.

Siroz hastalığı çok ilerlediği vakalarda, karaciğer kaybına yol açabiliyor. İstatistiklere göre 1980-2010 yılları arasında da, 675 bin ila 1 milyon kişinin sirozdan dolayı kaybetti.

nrm_1412966918-coffeemartini

Siroz hastalığı obezite ve kronik alkol kullanımı gibi birçok faktörden kaynaklanabilir. Örnek verdiğimiz bu iki durumda da, karaciğerdeki kollajen gibi lif benzeri bağ dokular uyarılarak sağlıklı hücreler yerine skar dokusu üretilebilir. Yakın gelecekte unvanı obezite tarafından elinden alınacak gibi görünse de, şu anda sirozun en yaygın sebebi de alkol kullanımıdır.

Daha önceki yapılan çalışmalarda kahve temelli kafeinin anormal karaciğer fonksiyonlarına ve hücreler arası lifli bağ dokunun artmasına karşı koruyucu etkileri olduğu gösterilse de, bu veri üzerinde geniş kapsamlı bir çalışma yürütülmemişti.

hangover2015

Daha önce yayımlanmış 9 araştırmanın verilerinden faydalanan ve kahve ile siroz riski arasındaki bağlantıyı gösteren yeni bir araştırma ise Alimentary Pharmacology and Therapeutics’de yayımlandı.

430.000’den fazla katılımcının olduğu ve 1.990 siroz hastalığının rapor edildiği 9 araştırmanın verileri üzerinden yürütülen yeni bir çalışmada, kahve tüketimi ile ters orantılı olarak siroz riskinin ciddi şekilde azaldığının bulgularına ulaşıldı.

Bulgulara göre; her gün bir bardak kahve tüketmek, siroz riskini %22 azaltıyor. Her gün 2 bardak kahve tüketmek ise siroz riskini %43’e kadar, 3 bardak tüketmek %57’ye kadar, 4 bardak tüketmek de %65’e kadar azaltıyor.

3-thoi-quen-sai-lam-lam-giam-sut-tri-nho-si-tu-mua-thi-3

Kahvenin siroz riskini nasıl azalttığı, sorusunun kesin cevabı için ise yeni yapılacak çalışmaları beklemek gerekecek. Fakat araştırmacılara göre kahvenin antioksidan ve iltihaplanma önleyici etkisi bunu sağlıyor olabilir. Bu iki etkinin karaciğerde hücre aralarındaki lifli bağ dokunun artmasına karşı koruyucu özelliği olduğunun bulgularına daha önce yapılmış çalışmalarda ulaşılmıştı.

Araştırma her ne kadar geniş kapsamlı görünse de, araştırmacıların belirttiğine göre; yalnızca alkol kaynaklı sirozla kahve tüketimi arasındaki bağlantının kurulabilmesi, hepatit, obezite ve diyabet kaynaklı sirozun kahve tüketimi ile ilişkisi değerlendirilememesi gibi birçok sınırı bulunuyor. A

coffee-booze-header

yrıca araştırmada bütün kahve çeşitlerinin (öğütülmüş, hazır, kaynatılmış ve filtre kahve gibi) aynı etkiyi yaratıp yaratmadığı konusunda da net bir bilgi bulunmuyor.

Dünya’nın gündemi bilgi güvenliği

dünyanın-gündemi15 Mart 2016

Dünya’nın gündemi bilgi güvenliğini korumaya yönelik çalışmalarla çalkalanıyor.

Bahsi geçen uygulama ve iletişim teknolojileri günlük yaşantımızda sıkça kullandığımız birer alışkanlığımız aslında. Bir çok işimizi onlar sayesinde yönetiyor, organize ediyor veya gerçekleştiriyoruz. İşlerimizi kurgulamada dahi bu teknoloji ve imkanlardan son derece yararlanıyoruz.

Bahsi geçen teknoloji ve imkanlar artık o kadar bizdenler ki, nereye gitsek onları götürüyor, kredi kartı, iletişim ve kimlik bilgileri gibi bir çok önemli bilgimizi de buralarda barındırıyoruz. Peki, birileri bizim bilgilerimizi saklıyor, daha sonra kullanılmak üzere bir anti silah hazırlıyorsa?

main

Bilgi Güvenliği konusu gündeme geliyor, kullanıcılara yönelik çalışmalar yapılıyor.

Tüm dünya siber suçlarla, veri hırsızlığına ve kayıplarına karşı mücadele ediyor. Tüm online ve önemli platformlar kullanıcı verilerini saklamıyor, yalnızca uygulama içi sohbet, cihaz ve diğer eklenti optimizasyonlarını veri tabanlarında barındırıyorlar. Dolayısıyla burada farklı bir arayüz devreye giriyor ve uygulama sunucuları ile uygulama arasına bir duvar örüyor. Birileri bu duvarı aşmaya çalışırsa, uygulamalarda bozulmalar meydana geliyor ve uygulama deaktif oluyor.

Buraya kadar herşey normal, ancak internet ortamında hiçbir şey imkansız değil ve hiç kimse hatasız değil. Dolayısıyla her zaman bir açık bulmak ve verileri sızdırmak mümkün olabiliyor. Son zamanlarda da tüm çalışmalar bu kayıpları yaşamamak yönündeki faaliyetleri getiriyor. Dünya’nın gündemi bilgi güvenliği konusunda tam hassasiyete bürünüyor. Bahsi geçen konu özellikle içinde bulunduğumuz çağ itibariyle de son derece önemli olarak karşımıza çıkıyor.

Kaynak: CNN